Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-20-2008, 11:42 PM   #1 (permalink)
Sümeyye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 57
Üye No: 83
Tecrübe Puanı: 2
Rep Puanı : 24
Rep Derecesi
Sümeyye is on a distinguished road


Standart Kürt müzik dünyasında kapitalist eğilimler -II-

HAKAN AKAY

1970’li ve 80’li yıllarda Kürtçe müzik ürünlerinin günümüzdeki gibi ne prodüksiyonunu ne de dağıtımını yapan müzik firmaları vardı. Kürt dilinin üzerindeki yoğun yasak ve cezalandırmaların etkisinden dolayı, sanatçıların müzik kasetleri gizli bir biçimde, elden ele yapılan kopyalamalar yoluyla ulaşıyordu dinleyicilere. Yani günümüzdeki modern ve moda bir deyimle “korsan” olarak.

Kürt dilinin bile henüz ‘korsanca’ konuşulabildiği bir sosyal ortamda, müzikal ürünlerin de ‘korsanca’ yayılmasının dışında başka bir seçenek de yoktu zaten. Ve doğrusu bu dönemdeki korsanca dağıtımın ne sanatçının kendisine, ne de sanatına bir zararı vardı. Tersine, özellikle Kürt sanatının yaşayabilmesinin ve yayılabilmesinin tek yoluydu.

Bu dönemde üretilen müzikal eserlerin tek özelliği, Kurmancî ya da Dimilkî oluşları değildi kuşkusuz. Kürt dilinin ve kültürünün yasaklı olmasından dolayı ilk akla gelen özellik, “Kürt diliyle yapılan müzikler” olsa da, aslında kullanılan dilden daha çok, müzik eserleriyle verilmek istenen mesajdı. Kürtler, sadece Kürtçe sözlü müzik yapmıyor, aynı zamanda farklı bir yaşamın, farklı bir felsefenin mücadelesini de veriyorlardı. Alternatif bir ütopya, alternatif bir ideoloji arayışındaydılar dönemin sanatçıları.

Hatta tıpkı 19. yüzyıl başlarındaki batı dünyasının Romantiklerinin sanatsal çıkışının benzeri gibi bir çıkıştı, Kürt müziğinde yaşanan. Firmasız, dağıtımcısız, prodüktörsüz ve aranjörsüz olan dönemin Kürt sanatçıları, bu farklılıklarını en zor koşullarda koruyup geliştirdiler. Ancak 90’lı yılların başından itibaren durum değişmeye başladı. Elden ele kopyalayıp dağıtma biçimindeki yarı illegal, yarı korsan karışımı dağıtım şekli, yerini profesyonel anlamda kurulmuş ticari firmalara bıraktı ve bir zamanların yasaklısı olan Kürtçe müzik ürünlerinin gerek prodüksiyonunu, gerekse de dağıtımını yapan ona firma kurulmaya başladı peş peşe. İlk başta olumlu bir durum olarak gözüken bu gelişme iyice incelendiğinde, aynı zamanda Kürt müziğindeki tahribatın ve müzikal kirliliğin de yaratıldığı ve had safhaya ulaştırıldığı bir zemin olduğu rahatlıkla görülecektir. Sanatsal kaygısı, alternatif bir yaşam arayışı ve buna paralel bir felsefesi olan sanatçılar, ya kendilerini tamamen firmaların inisiyatifine bırakıp, zamanla piyasa kültürü içinde başkalaştılar, ya da çok azının başardığı gibi kendilerini bu kültürün uzağında tutarak geri çekildiler.

Arabesk kültürünün finanse edilip, yayılmasına olanak sunanlar yine müzik firmalarıdır. Müzik firmaları olmadan, İstanbul’daki arabesk müzik aranjöründen üç bin kilometre uzaklıkta yaşayan bir sanatçı, ne kendi imkanlarıyla ona ulaşabilir, ne de böylesi bir çalışmanın finansesini sağlayabilir. Arabesk bir çalışmayı çok satıyoruz argümentiyle finanse edip, tüm imkanlarını kullanarak pazara sunan bir mantıktan, daha az satıyor diye gerçek anlamda sanatsal kaygısı olan bir konzepti desteklemesi de beklenemez.

“Çok satılıyor diye” argümenti zaten başlı başına kapitalist tüketim mentalitesinin bir değer yargısıdır. Farkında olarak, ya da olmayarak birçok müzik firması çok mütevaziymiş gibi gözüken argümentleriyle, gerçekte ise kapitalist tüketim kültürünün taşıyıcılığını ve savunuculuğunu yapmaktadır. Eğer bu toplumda sadece çokluk her zaman doğru bir argümentse, o zaman “AKP, 75 Kürt milletvekiline sahip olduğu için, Kürt halkının da gerçek temsilcisidir” gibi Erdoğan’ın sakat bir önermesi haklı çıkar. Ya da, “nasılsa DTP barajı aşamayacak, veya iktidara gelemeyecek, o zaman niye oyumu vereyim ki?” benzer başka bir savunma mekanizması gibi.

Geçmişte Kürt diliyle yazılmış, çizilmiş çok az şey var diye, bunun karşılığı, plansız ve kontrolsüz bir üretim olamaz. Üretim adına, aynı elden piyasaya çıkarılan o kadar çok albüm var ki, insanın aradaki farkları bulması mümkün değil. Hatta bu o kadar çok aceleyle yapılıyor ki, artık albümlerde ritim kaçıran ve hem de yarım ton detone okuyan birilerine rastlıyorsunuz. Yapılan, sadece aceleyle bir yerlere yetiştirilmesi gereken bir şey değil. Bu, yeni gelişen bir kültürdür. Hiç bir şeyi sindirmeden, olduğu gibi acele acele tüketme kültürüdür.
Sümeyye isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla