Dünya tarihini değiştiren Kürdistan yerleşkesi
Dünya tarihini değiştiren Kürdistan yerleşkesi
Urfa yakınlarında bulunan Göbeklitepe belki de tarihin başladığı yer. T şeklindeki taş dikitler ve ortadaki iki büyük taş anıt M.Ö. 9500 yılına ait. Üzerlerinde tilkiler, aslanlar, kuşlar, yılanlar ve akreplerin resmedildiği bu anıtlar en eski Mezopotamya şehrinden tam 5 bin 500 yıl daha eski. Göbeklitepe’nin hemen altındaki düzlük ise tarihte buğdayın ilk yetiştirildiği yer.
Göbeklitepe’de 1993 yılından bu yana kazılar yürütülüyor. Alman arkeolog Klaus Schmidt Göbeklitepe’de en uzun süre çalışan bilim insanlarından biri. Schmidt, Göbeklitepe’yi bir “süpernova” olarak nitelendiriyor.
Göbeklitepe’nin önemi insanların bundan 11 bin yıl önce tarım devriminden önce henüz avcı toplulukları zamanında yerleşik yaşama geçildiğini göstermesi. O dönemde Urfa tümüyle şamfıstığı, meşe ormanları ve yemyeşil çayırlarla kaplıydı. Ortalık ceylan sürüleriyle doluydu. Uzaktaki yüksek volkanlar en ince obsidyeni, yani bıçağın, hançerin ve ince uçların hammadesini sağlıyordu.
İşte 11 bin yıl önce bu bölgede yaşayan kabile toplumu, benzerini ancak firavunlar devrinde görebileceğimiz bir dağ mabedi inşa etti. Mabedin en yüksek dikiti tam 12 metre boyunda. Yerleşkenin içindeki taş ocağında ise 9 metre uzunluğunda ve tam haliyle 50 ton çektiği düşünülen bir kaya kütlesi bulunuyor.
GÖBEKLİTEPE TARİHİ BİLGİLERİ ALTÜST ETTİ
Yerleşkede odalı evler bulunuyor. Evlerin yatma ve yemek odaları ayrı. Odalar kapısız. Bulgulara göre salonlarda ceylan eti yeniyor ve deriler üzerinde yatılıyordu. Odalarda ilkçağ insanın uyuduğu ilkel divanlar da mevcut. Kadınlar çocuklarıyla beraber büyük bir yatakta, erkek ise kenarda daha küçük bir yatakta uyuyordu.
Daha önce insanın ilk yerleşik hayata geçtiği yer olarak Filistin düşünülürdü. Buradaki kalıntılar M.Ö. 7 bin yılına ait. Göbeklitepe’deki kalıntılar ise M.Ö. 9.500 yılından kalma.
ÖLÜLER YATAKLARININ YANINA GÖMÜLÜYOR
Yerleşkedeki bir diğer ilginç bulgu ise ölülere yapılan ritüeller. Bilim insanlarına göre yerleşkedeki yataklar aynı zamanda mezar görevi de görüyordu. Ancak bu mezara konmadan önce uzun bir tören yapılırdı. Bu yerleşkede ölenler, vücutların çürümesi ve akbabalar tarafından yenmesi için önce açık bir alana bırakılırdı. Daha sonra kalan kemikler değişik renklere - toprak sarısı, vermiyon, malakit, azürit - boyanarak yatakların altına gömülürdü. Kafatasına ise özel bir ilgi gösteriliyordu. Ölenin yakınları kafayı gövdeden ayırdıktan sonra üzerini balçıkla kaplayarak kaybettikleri kişinin yüzünü modellemeye çalışırlardı. Göz çukuruna da midye kabuğu veya değerli bir taş konurdu.
Göbeklitepe’ye benzer bir şekilde 1992 yılında Atatürk Barajı'nın suları altında kalan Nevali Çori'de, konut benzeri yapıların ve havalandırma delikleri olan ambarların yanı sıra karmaşık yapılı mozaik tabanları olan bir tapınak bulunuyordu. Yaklaşık 10 bin 500 yıl önce yapılmış olan tapınak, üzerlerinde insan kabartmalarının yer aldığı destekler, bir mihrap, taştan oyulmuş, yılanlardan saç örgüleri olan bir büst, ayrıca insan-hayvan arası figürlerden kopan parçalardan oluşuyordu.
Kazıbilimciler, Göbekli Tepe'deyse, bugüne kadar çapları 15 metreye varan daire biçimli üç alan ortaya çıkardılar. Kazı yerinde bulunan 16 destek ve kireçtaşı plakası üzerinde aslan, yılan, öküz, koç, tilki ve turna kabartmaları ya da bunların taşa kazınmış figürleri yer alıyor. Tapınağı, ayrıca doğal boyutlarında, taştan oyulmuş yabandomuzu, kaplumbağa ve akbaba heykelleri süslüyor. Ayrıca Nevali Çori'de bulunan bir insan heykelinin aynısı Göbekli Tepe'de de çıkarılmış. Kazıbilimciler, şu ana değin çıkarılan kalıntılardan, bu yerleşim alanının yaşının en az 11 000 olduğunu hesaplamışlar. Yerleşim alanının daha da eski dönemlere ait olması yüksek bir olasılık; çünkü henüz alt tabakalara ulaşılamadı.
ANF NEWS AGENCY
__________________
|