Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-09-2008, 12:38 PM   #1 (permalink)
*rojda*
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nerden: TaяîYé WéLaT...
Mesajlar: 1.472
Üye No: 51
Tecrübe Puanı: 1018
Rep Puanı : 101561
Rep Derecesi
*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute


Arrow Kürt özgürlük cotkarları ve rêncberleri...

Sanat kurumlarımızda yeniden yapılanma çalışmaları hangi ihtiyaçtan doğdu, nasıl başladı ve ne tür sonuçları oldu?

Bir;
Değişen dünyanın değişen koşullarının zorunluluğu.

İki;
Sanat kurumlarımızın, kuruluş aşamasındaki örgütlenme tarzı.
İki binli yıllara gelindiğinde, artık bu iki gerçeği görmemek, her şeyi olduğu gibi sürdürmek mümkün değildi. Bundan ısrar, diyalektik gelişime karşı durmak olacaktı. Yetmişli yıllarda ortaya çıkan Kürt özgürlük hareketi, iki binli yıllara gelindiğinde bir bütün olarak toplumun her alanında büyük altüst oluşlar yaratmış, toplumun bir bütün olarak kendi yaşamını yeniden kurması için varolan potansiyeli işlemiş, bütün koşulları olgunlaştırmıştı. Bu altüst oluşla ilgili şu soyutlamayı yapabiliriz. Kürt özgürlük cotkarları özgürlüğün tarlasını sürmüş, özgürlüğün tohumlarını ekmiş, bakmış, büyütmüş ve ekilen bu özgürlük tarlasında özgürlüğün başakları boy vermişti. Kimi zaman kara sabanla, kimi zaman da modern makinelerle özgürlüğün cotkarları tarafından ekilen özgürlüğün bu tarlası, saban veya modern ekim makineleriyle biçilemezdi. Orak ve modern biçme makinelerine ihtiyaç vardı. Başakların boy verdiği özgürlüğün tarlası, özgürlüğün rençberleri tarafından bu yeni araçlarla biçilmeliydi. Çok ağır bedeller ödeyen halkın emeğine karşılık, özgürlük bir armağan olarak sunulmalıydı. Bu durum yakıcı bir gerçeklik olarak kendini ortaya koydu ve bu gerçeklik bu gün de hala ağırlığından hiçbir şey yitirmeden, bizimle kol kola yürümektedir. Bunun için aynı araç ve yönetmelerle, aynı insan karakteri ve zihniyetiyle amaç ve hedeflere ulaşmak bir hayal olacaktı. Bu hayalden gerçeğe dönüş yapmak da, apayrı bir gerçeklikti. Bu gerçekliği kurmak, kurulan bu gerçeklik üzerinden hedeflenen özgürlüğe ulaşmak için, yeni yol ve yöntemleri üreterek buna göre yürümek, buna göre yürüyüş tarzını yeniden estetize etmek hem bir ihtiyaç, hem de diyalektik bir zorunluluktu. Kürt özgürlük hareketi bir bütün olarak, bu diyalektikten hareketle siyasetten, sanata; sanattan da diplomasiye, bir bütün olarak hayatın her alanında diyalektiğin bu zorunluluğunu gerçekleştirmek için, her alanda kendini yeniden kurmaya başladı. Sanat kurumları da hem bu diyalektiğin zorunluluğundan, hem de kuruluş aşamalarında sanat kurumu olmalarına rağmen bir siyaset kurumu gibi örgütlenmiş olmalarının da yaratmış olduğu sıkıntılardan hareketle, kendini yeniden yapılandırma çalışmalarını başlamış oldu.

Bu çalışmalarda olması gereken hızlılıkta sonuçların ortaya çıkmamasının en büyük nedeni, yeniden yapılanma çalışmalarının bizdeki algılanma tarzıdır. Yeniden yapılanma çalışmalarının bizdeki algılanışı ya geçmişten tümden vazgeçme, ya da olduğu gibi geçmişe dönme olarak sirayet etmiştir. Oysa, yeniden yapılanma ne tümden geçmişten kopmadır, ne de olduğu gibi geçmişe dönüp ona saplanıp kalmadır. Bu her iki algının da yaratacağı sonuç, hedeften sapma ve amaçtan düşme olacaktır. Birincisi, yani geçmişi tümden yok sayma özgürlükler adına; bir bataklığa saplanır gibi geçmişe saplanıp kalma da, sapma adına savunulur. Geçmiş birikim ve değerleri yok sayarak kendini yeniden kurmayı, yeniden oluşturmayı ilkesiz ve disiplinsiz bir tarzda ele alan anlayışların beslendiği en büyük kaynak, neo-liberal düşüncelerdir. Bunun sanattaki yansıması da popülist ve post modernistçedir. Bu anlayış sahiplerinin karakteristik özelikleri ise Boris Yeltsincedir. Geçmişe olduğu gibi dönme ve oraya saplanıp kalma anlayışlarının beslendiği en büyük kaynak ise ‘gizli iktidar' olma düşünceleridir. Bu her iki anlayışın çoğu zaman birbirilerini besliyor olmaları, değişen şartlar ve koşulların ışığında sistem kurmada zorlanıyoruz. Zorlanmanın da ötesinde, değişim ve dönüşümü henüz bir kültür haline dönüştüremiyoruz. Oysa ki değişime bu kadar inan bir halk ve onun öncü kurumları olarak değişim-dönüşüm ve bunun yaratacağı gelişimi kültürel bir üretim tapınağına dönüştürmek en olmazsa olmazlarımız arasında olmalıdır.

Kemal Orgun
__________________
*rojda* isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla