Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-17-2008, 03:09 PM   #15 (permalink)
Asur-Banipal
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

İNSAN DOĞASI

İnsan doğasının yetersizliği yüzünden hiçbir şeyi duru ve yalın halde
tutamıyoruz. Kullandığımız her şeyin özü bozulmuştur madenlerin
bile. Altını işimize yarar hale getirmek için başka bir madde ile
karıştırıp bozmak zorunda kalıyoruz.

Ne Ariston'a, Pyrrhon'a ve Stoacılara göre hayatın amacı olan erdem,
ne de Kyrene okuluyla Aristippas'ın sözettikleri haz katıksız olarak
elde edilmiştir.

Kavuşabildiğimiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle,
üzüntülerle karışıktır.

Medio de fonte leporum

Surgit amari aliquid, quod in ipsis floribus angat (Lucretius)

Zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki,

Çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar.

Son sınırına varan bir hazda inlemeye, sızlanmaya benzer bir durum
vardır. İnsan can çekişir gibi olur. O kadar ki bu haz son kertesine
geldiği zaman onu en acı sözcüklerle anlatırız: Bitmek, yanmak,
bayılmak, ölmek, «morbidezza» gibi. Tatlı ile acı arasında, bir öz
birliği olduğuna bundan daha iyi kanıt olamaz.

Derin bir sevinçte, eğlentiden çok ciddilik vardır.

Ipsa Felicitas, se nisi temperat, premit (Seneka)

Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur.

Mutluluk bizi ezer.

Eski bir Yunan atasözü de öyle der anlamı aşağı yukarı şudur:

Tanrıların bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz
değildir, onları bir dert pahasına satın alırız.

İşte eğlence, keyifle sıkıntı, birbirinden çok ayrı oldukları halde, gizli
birtakım ilintilerle, kendiliklerinden birleşebiliyorlar.

Sokrates der ki: «Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak
istemiş, bunu başaramayınca, bari şunları kuyruklarından birbirine
bağlayalım, demiştir.»

Metrodorus, yazgının bir çeşit zevkle karışık olduğunu söylermiş,
bilmem o da aynı şeyi mi söylemek istiyordu; fakat bana öyle geliyor
ki insan kendini hüzne bile bile, isteye isteye, seve seve bırakır. İnsan
mahsus da kederli görünebilir; onu demek istemiyorum. Üzgün
zamanımızda bile gülümseyen, hoşumuza giden, ince ve tatlı bir
şeyler duyar gibi oluruz. Acaba bazı ruhlar için hüzün bir zevk, bir
gıda değil midir?

Est quaedam flere voluptas (Ovidius)

Ağlamak da bir zevktir.

Seneka'da Attalus diye biri der ki: Yitirdiğimiz dostların anısı, çok
eski bir şarabın acılığı gibi, mayhoş elmalar gibi hoşumuza gider.»

Minister vetuli, puer, Falerni,

Ingere mi calices amariores, (Catullus)

Kadehime eski Falernum şarabı döken çocuk, Daha acısından getir
bana.

Doğada şöyle bir karışma da görülür: Ressamlardan öğreniyoruz ki
ağlarken ve gülerken yüzümüzde beliren çizgiler ve hareketler
aynıymış. Gerçekten, resim henüz bitmeden bakacak olursanız çehre
ağlayacak mı, gülecek mi bilemezsiniz. Daha garibi var: Gülme son
sınırına varınca gözyaşlarıyla karışır.

İnsanı dilediği bütün keyiflere kavuşmuş düşünelim. Diyelim ki
bütün bedeni, aralıksız, şehvetin son sınırındaki hazza benzer bir haz
içindedir. Öyle sanıyorum ki insan bu hazzın ateşiyle erir; bu kadar
katıksız, bu kadar sürekli, bu kadar geniş bir şehvete dayanamaz.
Böyle bir duruma düşecek olursak, çürük tahtaya basıyormuş gibi
korkarak kaçmak, içgüdümüzle bu durumdan kurtulmak isteriz.
Kendi kendime günahlarımı açarken görüyorum ki, en iyi huylarımda
bile kötüye çalan bir yan var. Korkarım ki Platon (benim şahsen en
temiz yürekle hayran olduğum, doğrulukta herkesten üstün tuttuğum
Platon) en sağlam bildiği doğruluğu iyi yoklasaydı, ki herhalde
yoklamıştır, bu doğrulukta insanın karışık yapısından gelen bir
bozukluk bulurdu. Fakat bu bozukluk çok derinlerde gizlidir; onu
ancak kendimiz görebiliriz. İnsan her bakımdan ve her yönden yamalı,
alaca bulacadır.

Adaletin yasalarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır. Platon
diyor ki, yasaların bütün ezici ve üzücü taraflarını anlatmaya kalkanlar
yedi başlı ejderhanın başlarını kesmeye yelteniyorlar. Tacitus şöyle
der:

«Omme magnum exemplum habet aliquid ex iniguo, quod contra
singulos utilitate publica rependitur.»

Örnek olsun diye verilen her cezada kamunun yararına ve bireyin
zararına bir adaletsizlik vardır.

Günlük hayatımızda ve insanlarla olan alışverişlerimizde fazla parlak
ve keskin bir zeka göstermek de doğru değildir. Derin bir anlayış bizi
fazla inceliğe ve fazla meraka götürür. Zekamızın olaylara ve dünya
işlerine daha elverişli bir hale getirebilmek için biraz ağırlaştırmak,
körleştirmek, onu bu karanlık ve bayağı hayata uydurmak için
karartmak ve bulandırmak gereklidir. Nitekim gevşek ve sıradan
zekalar işleri daha kolaylıkla, daha başarıyla çevirirler. Yüksek ve ince
felsefi düşünceler iş görmeye elverişli değildir. Keskin bir düşünce
inceliği, kabına sığmayan bir zeka çevikliği, işlerimize engel olur.
Dünya işlerini daha hoyratça, daha gelişi güzel yürütmeli ve her
zaman talihe büyük bir pay bırakmalıdır. İşleri derin, inceden inceye
düşünüp aydınlatmaya gerek yoktur. Birbirine zıt birçok parlak
düşünceler ve biçimler içinde insan kendini kaybeder:

Volutantibus res inter se pugnantes obtorpuerunt animi.
(Titus-Livius)

Zıt düşünceleri çevire çevire zihinleri sersemleşmişti.

Her işin bütün koşullarını ve sonuçlarını arayıp hesaplayan adam
karar vermekte güçlük çeker; orta bir kafa da işleri görür, büyük
küçük bütün girişimlere yeter. Dikkat ederseniz en iyi işçiler nasıl iş
gördüklerini söylemekten aciz kimselerdir. Buna karşılık, yaptıklarını
çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi iş çıktığı pek görülmez. Her iş
üzerinde bol bol, güzel güzel konuşmasını çok iyi bilen birini tanırım
ki, kendisine yılda yüz binlerce gelir getiren bir serveti acınacak bir
şekilde elinden kaçırdı. (Kitap 2, bölüm 20)

Bilim iyi olmasına iyi bir ilaçtır ama hiçbir ilaç saklandığı kabın
pisliğiyle değişip bozulmayacak kadar zorlu değildir. (Kitap 1, bölüm
20)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla