Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-17-2008, 03:19 PM   #52 (permalink)
Asur-Banipal
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

HASTALIK

Benim hastalığım, hastalıkların en kötüsü, en azılısı, en ağrılısı, en
belalısı, en süreklisidir.( Kum hastalığı.)

Şimdiye kadar beş altı uzun ve belalı sancı geçirdim. Bilmem ben mi
yaman bir adamım, yoksa ölüm korkusundan ve doktorların aklımıza
soktukları tehlikeler, neden ve sonuçlardan düşüncesini kurtarmış bir
insan için bu acı, kolay dayanılır bir acı mıdır?

Bence ağrının etkisi aklı başında bir insanı çileden çıkarıp deliye
döndürecek kadar şiddetli, dehşetli olmuyor. Kum sancısından benim
şu yararım oldu ki, bir türlü kendime kabul ettirmediğim ölümü artık
yadırgamayacağım! Çünkü sancılar, beni ne kadar sıkıştırır, tedirgin
ederse, ölüm korkusundan o ölçüde kurtuluyordum. Hayata, yalnız
hayatta olduğum için bağlanmaya zaten alışmıştım: Hastalığım bu
bağı da çözecek. Allah vere de hastalığın şiddeti gücümü aşıp bana
ölümü sevdirip arzulatmasa; çünkü bu da ölümden korkmak kadar
kötü bir şeydir:

Summum nec metuas diem, ec optes. (Martiells)

Ne ölümden kork, ne de ölümü iste.

Bunlardan ikisi de kaçınılacak durumlardır ama birincisinden
kaçınmak çok daha kolaydır. Evet, ama, acılara dayanırken hiç
istifimizi bozmamayı, mağrur ve sakin bir tavır takınmayı bir ahlak
kuralı yapmak da bana anlamsız bir gösteriş gibi geliyor. Neden, bir
şeyin aslına, doğrusuna bakan felsefe, burada görünüş üzerinde
duruyor? Bu oyunu aktörlere, söz ustalarına bıraksın. Dış
hareketlerimize bu kadar önem veren onlardır. İnsanın yüreği
sağlamsa, acıları yenmek için ağlayıp sızlanmaktan çekinmesin;
irademizi aşmayan bu sızlanmaları irademizi aşan iç çekişleri,
hıçkırıklar, çarpıntılar, sararmalar gibi görsün. Yürekte korku,
sözlerde umutsuzluk yoksa, daha ne istiyor? Düşüncemiz
kıvranmıyorsa, bedenimiz kıvranmış ne çıkar? Felsefe bizi başkası
için değil, kendimiz için, güçlü görünmek için değil, güçlü olmak için
yetiştirir. Düşüncemizi yönetsin yeter! Onun işi budur. Ruhumuza
öyle bir güç versin ki, kum sancılarında kendini kaybetmesin,
korkakça boyun eğmesin, karşı koysun; bitkin, ezilmiş bir hale
gelmesin, bir savaş taşkınlığı ve azgınlığı göstersin; bir dereceye kadar
çevresindekilerle konuşmak ve daha başka şeyler yapmak gücü olsun.
Bu kadar çetin hallerde, insandan hiç istifini bozmamasını istemek
zalimliktir. Biz savaşı kazanalım da, varsın gösterişimiz bozuk olsun.
Vücut kıvranmakla rahatlıyorsa, bırakın kıvransın; hareket iyi
geliyorsa istediği gibi yuvarlanıp tepinsin. Var gücüyle bağırınca ağrı
biraz olsun geçer yahut diner gibi olursa, hiç çekinmeden bağırsın.
Ona, ille de bağıracaksın demeyelim, ama bağırmasına da
karışmayalım. Epikuros, olgun bir insanın, acı çekerken bağırmasını
hoş görmekle kalmıyor, bunu öğütlüyor bile.

«Pugiles etiam quum feriunt in jactandis coestibus ingemiscunt quia
profundenda voce omne corpus intenditur venique plaga vehementior.»
(Cicero)

Güreşçiler rakiplerine vururken, zırhlı yumruklarını savururken inler
gibi bağırırlar; çünkü bağırmak sinirleri gerer ve vuruş daha kuvvetli
olur.

Bunları söylemekten amacım, kum sancılarında yaygara koparanları
hoş görmektir; çünkü ben kendim şimdiye kadar bu sancıları biraz
daha durgun geçirdim, bağırıp çağırmadım; yalnızca inledim. Ama, bu
edepli halde kalmak için hiç de kendimi zorlamadım, çünkü böyle bir
üstünlüğe değer verenlerden değilim. (Kitap 3, bölüm 32)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla