Üyelik tarihi: Jun 2008 |
Nerden: Mardin |
|
Mesajlar: 1.470
|
|
Üye No: 599
|
Tecrübe Puanı: 518
| Rep Puanı : 51562
| |
|
| |
|
ALFRED WEBER’ E GÖRE SOKRATES ( II )
İnsanı, bilime gerçek konu olarak göstermekle, şüphesiz Sokrates ne bir antropolojiyi, ne de hattâ kelimenin yeni anlamıyle bir psikolojiyi kastetmiş değildir. Sözünü etmek istediği şey, ahlâkî fikirlerin merkezi olmak bakımından ruhtur. Fakat Aristoteles'e göre, Sokrates, yaratıcısı olduğu etikten başka bilim tanımıyorsa, onun gözünde etik, evrensel presiplere dayanan, hakikî, kesin, pozitif bir bilimdir. Gerçekten de görünüşte Sokrates, Protagoras' ın görüşünü ve her şeyin ölçüsü insan prensibini aşmıyor. Fakat büyük sofistin ahlâkı bir bilim değildi, çünkü o herkes için geçer olan prensipleri kabul etmiyordu. Protagoras' a göre her şeyin ölçüsü olan insan, özel, mümkün, değişen şeylerinde göz önüne alınan bireydir, yoksa, zihinlerin ortak esası, ahlâkî düşüncenin değişmez ve zorunlu unsuru olmak itibarıyla birey değil. Bütün insanların bu temel tabiatına o inanmıyor. Ahlakî fikirler, onun istediği gibi objektif ve mutlak müeyyideden yoksundurlar; iyi, adaletli, doğru, biricik itiraz kabul etmez bir surette hüküm veren bireysel takdire bağlıdır; şu halde ne kadar birey varsa o kadar ahlâk vardır, yani ahlak yoktur; böyle olunca toplum denmeye lâyık bir topluluğu ne üzerine kurmalı ? Sofistleri aldatan şey, insan fikirlerinin, hükümlerinin, duyguların
farklı olmasıdır. Bu farklılık ancak görünüşte ve sathîdir. Ahlâkî fikirler, kişinin
görenekleri altında saklı ve sanki uyumuş gibidirler; fakat herkesin içinde hakikî her toplumsal düzenin temeli olan iyi ve doğru olana karşı eğilimleri bulmak için, eğitim yoluyle, onu bu asalak kabuktan soymak yeter.
Şu halde Sokrates' in meziyeti hiç olmazsa ahlâkta, özelden geneli çıkarmaya, bireyselden toplumsala ve evrensele yükselmeye çalışmış olmak fikirlerin alacalı çokluğu altında, herkesin doğru ve değişmez fikrini, yalancı diyalektikçiler tarafından yolu şaşırtılan genel vicdanı yeniden bulmuş olmaktır. Entelektüel anarşi ortasında, düşünceye, sonuç çıkarmayı, tanım yapmayı öğretiyor veya kelimelere gerçek anlamlarını vererek, fikirlerin karışıklığına bir son vermeye çalışıyor. Örneğin Tanrı fikri tanımlanmadığı sürece, aynı derecede kuvvetle teizmi ve ateizmi savunmak kabildir; eğer Tanrıdan anlaşılan şey, âlemi idare eden bir ve bölünmez Tanrısal bilgelik (la Providence) ise, teizm; eğer Yunan hayalgücünün Olymposu doldurduğu bu insana benzer (anthropomorphes) varlıklar anlaşılıyorsa,, haklı çıkacaktır. Şu halde esas, kelimeler üzerinde anlaşmaktı, ve bunun içinde onlan kesin olarak tanımlamak gerekiyordu ki, Sokrates bunda son derece usta idi. Ksenophon diyor ki : iyinin ve kötünün, doğrunun ve eğrinin, akıllılığın ve deliliğin, cesaretin Ve korkaklığın, devletin ve vatandaşın ne olduğunu durmaksızın incelemeye ve belirlemeye uğraşırdı.Bu tanımları dinleyicilerine hazır yapılmış olarak vermezdi; sansüalist Protagoras' ın aksine, ahlâkî fikirlerin bütün ruhlann içinde bulunduğuna, herkesin zihninin hakikatla dolu olduğuna, öğretimin ona yabancı hiçbir şey vermediğinediğine ve orada tohum halinde olanı uyandırmak, aşılamak, geliştirmekten başka bir şey yapmadığına inandığından, ‘’ mânevi doğurtucu’’ olmakla yetiniyor ve dinleyicilerini, hakikî tanımları bizzat bulmaya sevketmekten zek alıyordu. Hiç kimse, hiçbir zaman, ondan daha iyi hoca olmadı. Annesininkine benzetmekten zevk duyduğu sanatını, genel meydanlarda, gezinti yerlerinde, atölyelerde, zeki bir yüz karşısında bulunduğu her yerde icra ederdi. Tesadüfün öğrencileri yaptığı kimselerin çoğu kez önemsiz bir soru ile yanına yanaşarak, önce bilgileri önünde eğilmekle işe başlıyor; sonra, yavaş yavaş, ustaca ortaya attığı birtakım sorularla, iyice bilmediklerini yahut hiç bilmediklerini itirafa onları mecbur ediyor ve sorularına devam ederek, . onları gerçekten öğrenmeye yöneltiyordu. Sokrates'in karşısındakilerin bilgince iddialarını hiçe indirmekte kullandığı ve’’Sokrates alayı’’(l'ironie socratique) denilen ünlü diyalektik hakkında, Platon' un diyalogları bir fikir vermektedir.(Devam edecek)
Alfred Weber (Strasbourg Üniversitesi Profesörü)
Çev. H.Vehbi Eralp (İstanbul Üniversitesi Profesörü)
Sosyal Yayınları
İstanbul – 1998
__________________
|