Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-20-2008, 11:17 AM   #5 (permalink)
Asur-Banipal
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

ALFRED WEBER’ E GÖRE SOKRATES ( III )



Dersleri zaten tamamıyle pratik bir amaç gütmektedir. Etrafına ahlâkı yaymak; o, işte sadece bununla uğraşmaktadır. Fakat sofistlerin ahlâkı, bireyi ve bireyin refahını gözettiği halde, onun en yüksek derecede toplumsal ve insaniyetçi olan ahlâkı, genel iyiliği, vatanı, devleti göz önünde bulundurur. O, eğer zihinlere ışık vermek, onları doğru düşünceye ve gerçekten bilmeye yönelmek istiyorsa, bu, onları bilgin yapmak için değil, fakat insan, vatandaş yapmak içindir . Bilim, tıpkı birey gibi, onun için bir araçtan başka bir şey değildir, kendisine doğru gidilmesi lâzım gelen gaye, iyilik ve adalet kavramı üzerine kurulan ve en iyi, en doğru, en akıllı olanlar tarafından yönetilen mükemmel toplumdur . Fakat bilim ancak bir araç ise, iyi yaşamanın, iyi vatandaş ve devlet adamı olmanın zorunlu aracıdır. Bilmekle istemek arasında sıkı bir bağlılık olduğu, insanın iyi düşündüğü, bildiği ve anladığı ölçüde iyi hareket ettiği, ahlâkî değerimizin bilgilerimizle orantılı olduğu, Sokrates felsefesinin hattâ en temel prensibidir, ve bu prensipten, onu başka felsefelerden ayırdeden öteki tezler tabiî olarak çıkmaktadır: erdem öğrenilir; birdir, yani her şeyde erdemli olmadan bir noktada erdemli olmaya, her yerde kusurlu olmadan bir noktada kusurlu olmaya imkân yoktur, nihayet, bir kimse bildiği için değil, fakat bilmediği için kötüdür, kötülük, bilgisizliğin sonucudur.

Bundan başka, Sokrates' in ahlâkı, Pythagoras' ın idealizmiyle îonia okullarının sansüalist ve materyalist eğiliminden ayrılamaz olan eudemonizmin (mutluluk ahlâkı) ortasında yer alır. Sokrates hiç de çilecilik taraftarı (ascete) değildir, ideali arar, fakat onun duyulur bir şekilde görünmesini ve ahlâkî güzelin (to kalon kagathon) fizik güzellikte aksetmesini ister; tabiata baş eğdirmeye, onu zekânın emri altına koymaya, ona mutlak efendi olarak hükmetmeye çalışır, fakat onu boğmayı uzaktan bile düşünmez , Her şeyden önce Yunanlı ve Atinalı olan Sokrates, dış güzellikleri o kadar çok duymaktadır ki, kendisinin de itiraf ettiği gibi, maddenin sürüklemelerine karşı durmaksızın savaşmak zorundadır.
Protagoras biçiminde bir "libre penseur" olmamakla beraber, din alanında, mitolojiyi ve anlattığı efsaneleri reddetmek hususunda sofistlerle aynı fikirdedir. Hattâ spiritüalist inancı hurafelerden kurtulmuş değildir. Tabiatüstü' ne (le surnaturel), ulusları koruyucu ve bireylere esin verici cinler {daimonia) gibi yüksek varlıklara inanır. Fakat Tanrısal bilgeliğin evrensel olduğunda kuvvetle ısrar ederek, Atinalıların özgücülüğüne dokunmakta ve stoacılığın ve hıristiyanlığın ileri süreceği insanlık ve evrensel dayanışma fikrine yol açmaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse, etikin yaratıcısı, yeni zamandaki örneği Immanuel Kant' tan teorisyen olarak çok aşağıdır. Bu bakımdan şöhreti, şahsındaki nüfuz ve ölümündeki kahramanlık sayesinde, kendinden önce gelen birinci sınıf filozofların zararına olarak, lüzumundan fazla yükseltilmiştir. Fizyolog 'lardan ve hemen bütün büyük düşünürlerden farklı olarak, hiçbir şey yazmayıp yalnız tehlikeli ve "dinsiz" bir düşünceye karşı değil, matematik bilimlere karşı bile bizi hayrete düşüren bir küçümseme gösteriyor; ve her halde Ksenophon' un ona atfettiği belli başlı birkaç doktrinle geleneksel tarihin ona ayırdığı yer arasında nisbetsizlik vardır. Bununla birlikte, o, yine de dünyadan geçişi en devamlı ve en verimli izler bırakan yol göstericilerden biridir. Onun ölmez eseri, vicdana, ödeve, bir kelime ile ideale lâyık olduğu şerefli yeri vermek, kişisel çıkardan başka ahlâkî kanun, basarıdan başka iyinin ölçüsü olmadığı açıkça ilân edilen bir devirde, ideali uygulamak, gerçekleştirmek, adetâ yaşamak olmuştur. İmdi ödevin mutlak olduğunu söylemek bağımsız ahlâkı yaratmaktan daha fazla bir şeydi, bu, sonuç olarak, ahlâk temeli üzerinde ****fiziği yenilemekti; çünkü, Sokrates' e ve Kant' a rağmen, insan düşüncesi önce verdiği hükmü çiğnemeden, pratik alanında mutlakı kabul edip teoride onu inkâr edemez.
Ve gerçekten, tilmizlerden bir kısmı, ve özellikle Aristippos ve Antisthenes eski okullann ****fizik düşünceleri yerine ahlâkçı Sokrates' i devam ettirdikleri halde, Eukleides ve Platon gibi başkalannın, Sokrates felsefesinin en yüksek iyi' sini Elealılar' ın mutlakıyle, ahlâkın gaye' sıni ****fizikçilerin ilk nedeni ile birleştirdiklerini ve böylece, töreler felsefesiyle tabiat felsefesi arasında sofistiğin koparmış olduğu bağı yeniden kurmuş olduklarını görüyoruz.. (Bitti)

Alfred Weber (Strasbourg Üniversitesi Profesörü)
Çev. H.Vehbi Eralp (İstanbul Üniversitesi Profesörü)
Sosyal Yayınları
İstanbul – 1998

__________________
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler:
MaXJoHNRoYaN (07-20-2008)