Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-20-2008, 11:17 AM   #6 (permalink)
Asur-Banipal
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

ALAIN DE BOTTON’ UN ANLATIMIYLA SOKRATES


İ.Ö 469 yılında Atina’da doğdu. Babası Sophroniskos’ un heykeltıraş, annesi Phainarete’ nin de ebe olduğu söylenir. Sokrates gençliğinde filozof Arkhelaos’ un öğrencisi oldu, sonra da düşüncelerinin hiçbirini yazıya geçirmeden felsefe yapmaya başladı. Verdiği felsefe derslerinden para talep etmediği için yoksul düştü ama mal mülk edinme kaygısı zaten hiç yoktu. Bütün yıl aynı giysiyi üstünden çıkarmıyor, neredeyse her zaman çıplak ayak dolaşıyordu (ayakkabıcıları sinir etmek için dünyaya geldiğini söyleyenler bile vardı). Öldüğünde evli ve üç erkek çocuk babasıydı. Karısı Ksanthippe’ nin huysuzluğu dillere destandı (niçin böyle bir kadınla evlendiği sorulduğunda filozof, at terbiyecilerinin en huysuz atlarla çalışması gerektiğini söylerdi). Zamanının çoğunu evin dışında, Atina’ nın halka açık alanlarında arkadaşlarıyla söyleşerek geçirirdi. Arkadaşları onun bilge kişiliğine ve mizah yeteneğine hayrandılar. Ama herhalde çok az kişi dış görünüşüne hayran olabilirdi. Kısa boylu, sakallı ve keldi; acayip, sanki yuvarlanırmış gibi bir yürüyüşü vardı. Onu tanıyanlar yüzünü çok çeşitli şeylere benzetiyorlardı: Bir akrebe, bir satire ya da bir soytarıya. Burnu yassı, dudakları kalındı; pörtlek, şiş gözlerini, çalı gibi karmakarışık kaşları gölgeliyordu.
Yine de, en garip özelliği şuydu: Farklı sınıflardan, farklı yaş ve meslek gruplarından Atinalıların yanına yaklaşıp, kendisini biraz garip bulacaklarını, hatta sinirlenebileceklerini düşünmeden onlara damdan düşer gibi niçin herkes tarafından doğru kabul edilen şeylere inandıklarını ve hayatın anlamının onlara göre ne olduğunu soruyor, sorusuna açık ve net yanıtlar vermelerini istiyordu. Bu davranış karşısında şaşkınlığa düşen generallerden biri şöyle diyor:

<<İnsan ne zaman Sokrates ile karşılaşsa, onunla sohbet etmeye başlasa, hep aynı şey oluyor. Önce siz bambaşka bir konudan söz etmeye başlıyorsunuz, sonra Sokrates sizi yönlendirerek istediği yere çekiyor, en sonunda da sizi tuzağa düşürüp şimdiki yaşam biçiminiz ve geçmiş yaşamınız ile ilgili ayrıntılı bilgiler edinmeden, yaşamınızı her açıdan didik didik incelemeden sizi bırakmıyor.>>

Bu alışkanlığı bağlamında iklimden ve kent planlamasından da yardım gördüğü söylenebilir. Atina yılın altı ayı sıcaktı; dolayısıyla insanlarla, ev ortamı dışında, resmi bir tanıştırma olmaksızın sohbetler yapabilme olanağı fazlaydı. Kuzey bölgelerinde, loş, duman altı kulübelerin balçıkla sıvanmış duvarları arasına sıkışıp kalan etkinlikler için, burada cömert Atina semalarından başka bir şeye gereksinim duyulmuyordu. Agora’ da, Boyalı Avlu’ da ya da Zeus Eloterios avlusunda, sütunlar arasında gezinmek ve akşama doğru, öğle vaktinin hayhuyundan da gecenin huzursuzluğundan da uzak o özel saatlerde, yabancılarla konuşmak adettendi.

Kent büyük olduğu için çok da şenlikliydi. Atina’ da ve Atina Limanı’ nda yaklaşık 240.000 kişi yaşıyordu. Kentin bir ucundan öteki ucuna, yani Pire’den Ege kapısına yürümek bir saatten fazla zaman almıyordu. Burada yaşayanlar, tıpkı bir okuldaki öğrenciler ya da bir düğündeki davetliler gibi kendilerini birbirlerine çok yakın hissediyorlardı. Yani, sokağın ortasında yabancılarla sohbete başlayanlar yalnızca deliler ve ayyaşlar değildi.

Eğer varolan düzeni sorgulamaktan kaçınıyorsak, bunun nedeni -içinde yaşadığımız kentin iklimi ve büyüklüğü bir yana-toplum tarafından kabul gören her şeyin doğru olduğunu düşünmemizdir aslında. Çıplak ayaklı filozof ise, toplum tarafından benimsenen her şeyin anlamlı olup olmadığına ilişkin bir sürü soru sormuştu.

FELSEFENİN TESELLİSİ
Alain de Botton
Çev. Banu Tellioğlu Altuğ
Sel Yayıncılık
İstanbul - 2004


ıÜüSOKRATES’ İN İLERİ SÜRDÜĞÜ FELSEFİ GÖRÜŞLERİN ÖZELLİKLERİ NELERDİ ?

Felsefe tarihin en ünlü düşünürü olduğu ve adı efsanelere karışıp günlük dilde bile yaygın hale geldiği halde, Sokrates, yazılı tek satır bırakmamıştır. Onun görüşlerini, öğrencisi Platon' un ve Ksenophon' un yazılarından öğreniyoruz. M.Ö. 469-399 yıllarında Atina' da yaşayan filozof, kendisinden önceki düşünürler gibi, dış gerçekle ve tabiatla değil, insanla ve ahlak problemleriyle ilgilenmişti. Sokrates' in felsefi araştırmaları ahlaki hayata, erdemlere (faziletlere) yöneliyor, bunları araştırıyor ve felsefe tarihinde ilk olarak ve kesin bir şekilde, insan aklı kendi kendisine dönerek kendisini inceliyordu. Filozof için gerçek değer taşıyan bilgi, insanın kendi kendisi hakkındaki bilgiydi.

Sokrates' in «kendini bil!» sözünün anlamı budur. İnsanın ve ahlâkî hayatın (erdemlerin) ne olduğunu açıklarken, hiç bir şey bilmediğini söyleyerek işe başlıyordu Sokrates. Her şeyden şüphe ediyor; her şeyi eleştiriyor ve irdeliyordu. Bu açıklamalar, Sokrates' in, sofistlere benzediğini göstermektedir. Gerçekten de, tabiatı değil insanoğlunu araştırma konusu yapması ve büyük bir şüphecilikle davranması Sokrates' i, sofistlere yaklaştırmaktadır. Bununla birlikte, Sokrates, insan düşüncesinin herkes için geçerli doğrulara varabileceğine inandığı için sofistlerden kesin olarak ayrılıyordu. Filozofa göre, iyilik, kötülük, erdem, gibi ahlâkî gerçekler, toplumlara ya da insanlara göre değişen şeyler değildi. Bunlar, düşüncenin metotlu bir şekilde yürümesiyle, bilgisi sağlam bir şekilde elde edilebilecek olan evrensel gerçeklerdi. Filozofun ödevi, şüphe, inkâr, eleştirme ve araştırma yoluyla, «iyilik», «kötülük», «erdem», «adalet» gibi kavramların tam bir bilgisine ulaşmak, bunların kesin tanımlarını (tariflerini) ortaya koymaktı. Aslında, bu bilgiler, insanların ruhunda gizli olarak bulunuyordu. Önemli olan, bu bilgileri uyandırmak, ortaya çıkmalarına yardım etmekti. Bundan ötürü Sokrates, kendi metoduna «maieutike» (doğurtma sanatı) adını vermişti. Bunu sağlamak için de, herhangi bir konu üzerinde bir kimseyle karşılıklı olarak konuşmaya girişiyordu. Bu karşılıklı konuşma, yani diyalog başladığı zaman, Sokrates konu hakkında hiç bir şey bilmediğini söyleyerek işe girişiyor ve sorular soruyordu. Karşısındaki kimse, üzerinde tartışılan konu (meselâ «adaletin ne olduğu») hakkında bildiklerini ileri sürünce, Sokrates «alaycı» bir tavırla, onun sağlam bilgiler ileri süremediğini gösteriyordu. Oysa, ahlâkî gerçekler hakkında sağlam ve herkes için geçerli bilgiler edinmek gerekliydi. Çünkü Sokrates'e göre, ahlâklı yani erdemli olmak demek bilgili olmak demekti. Ayrıca erdemli kimse, mutlu bir hayat süren kimseydi. Demek ki, filozof, bugün bize ilk bakışta bir hayli garip gelen bir görüşü savunmaktadır. Bu görüş, erdemli ya da ahlâklı olmakla, mutlu bir hayat sürmenin aynı şey olduğunu ileri süren görüştür. «Eudaimonist» (mutlulukçu) diye adlandırılan bu ahlâk görüşü, bütün ilk çağ düşüncesinin kabullenmiş olduğu bir düşüncedir. Sokrates, ileri sürdüğü ilkeler ve kullandığı metot ile, ahlâk felsefesinde ilk bilimsel inceleme çığırını açmıştı. Bununla birlikte, geliştirilmiş ve ayrıntılı bir ahlâk felsefesi ortaya koymamıştı. Ne var ki, ahlâk felsefesindeki bu akılcı (rasyonalist) tutumu ve felsefeyi bir çeşit kendi kendine dönmüş ve bilinçlenmiş düşünce olarak ortaya koyması, felsefe tarihinde ölümsüz ve belki de en önemli yeri almasını sağlamıştır.

Sokrates, çağdaşları ve özellikle gençlik üzerinde büyük etki göstermişti. Bunun başlıca nedeni, düşüncelerine uygun olarak tam bir bilge hayatı sürmesi; «hakikati» aramaktan başka bir tutkuya kapılmamış olmasıydı. Düşüncesi ile davranışları arasında sağlam bir uyuşma ve bütünlük bulunması da, Sokrates'i, günümüzün düşüncesine ve felsefesine yaklaştıran çok önemli bir özelliktir. Filozof, içinde yaşadığı toplumun inançlarını, törelerini, peşin hükümlerini, sahte yanlarını derinlemesine eleştirip ortaya koyduğu ve akıldan başka bir yol gösterici tanımadığı için ölüme mahkûm edilmişti. Sokrates, hapishaneden kaçmayı kendine yediremeyerek ölümü kabul etti.

İyiyi ve doğruyu ara****** insanoğlunun yaşantısını daha mutlu kılmaya çalışan gerçek filozof tipinin temsilcisi olduğunu hayatı ve ölümüyle apaçık şekilde gösteren ilk düşünür Sokrates'tir.

Kaynak: FELSEFE EL KİTABI
Selahattin Hilav
Gerçek Yayınevi – 100 Soruda Dizisi
İstanbul - 1975

__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler:
MaXJoHNRoYaN (07-20-2008)