Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-20-2008, 11:18 AM   #13 (permalink)
Asur-Banipal
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

SOKRATES’ İN DÜŞÜNCE YÖNTEMİ

Hayat ve kişiliğini açıkladığımız Sokrat' ın şimdi Yöntem' ini ve Bilgi problemine dair düşündüklerini görelim:

Sokrat, bilginin insanda doğuştan olduğunu öğretmenin ödevi, öğrencide esasen var olan bilgileri anımsatmaktan ibaret bulunduğunu kabul ediyordu. O, hem sofistler tarafından tamamıyle yıkılmış olan bilimi, hem de yine onun tarafından bozulmuş olan ahlâk ve dini kurtarmak istiyordu. Bunun için, bilimsel, dinsel ve ahlaksal kuşkuculuğa neden olan zihinsel etkenleri yıkmak ve yerine sağlam ve ciddî bir yöntem koymak gerekti. Delphe tapınağının kapısı üzerinde yazılı olan, "Kendini bil!" vecizesi, onun hem yöntemine, hem de felsefesine temel ödevini gördü. Bunu, Xenophon' un naklettiği şu konuşma pek güzel anlatır:
"— Eutydemose, sen hiç Delphe'e gittin mi? — Jüpiter'e and içerim ki, iki kez gittim! — Şu halde tapınak üzerinde bulunan "Kendini bil!" levhasını görmüşsündür? — Evet, gördüm. — Bu yazıya dikkat ettin mi? Ve ne olduğunu araştırdın mı? — Jüpiter'e and içerim ki, hayır! Zira, ben kendimi pek iyi bildiğimi sanıyorum. — Bir insanın, ne olduğunu anlayabilmesi için kendi adını bilmesi yeter mi? İnsanların kendilerini bildikleri zaman en çok mutlu, kendi hesaplarına aldandıkları vakit de çok bahtsız oldukları apaçık değil midir? Gerçeklen kendilerini bilenler, kendilerine en uygun geleni de bilirler; uygun olan veya olmayan şeyleri de ayırt edebilirler; bildiklerini yapmayı yeter bulur ve kendilerinde olmayan şeyleri kazanmaya çalışırlar, ve bilgilerinin üstünde kalan şeylere karşı da çekingen olurlar. Yanlışlardan ve yanılmalardan da kendilerini korurlar. Kendilerini bilmeyenler, kendi kuvvetleri hakkında aldanmış olanlar, diğer insanlara ve genel olan insel problemlere karşı aynı bilgisizlik içinde bulunurlar. Bunlar, kendi eksikliklerinin neler olduğunu ve nelerin kendilerine yarayacağını bilmezler. Fakat, bu şeyler hakkındaki yanılmaları yüzünden, iyilikleri kaçırır, kötülüklere doğru sürüklenirler..." (Metnorables, liv. IV, eh. II).

Görülüyor ki, Sokrat' da, kendini bilmek, belli bir bilimin konusu değil, tüm bir bilimdir; bilimin kendisidir. Kendini bilen insan, yalnız gerçeği bulmaya yarayan mantık kurallarını keşfetmekle kalmaz, aynı zamanda ahlaksal gidiş kurallarını, yani, iyi ve kötüyü de elde eder. Ona göre, kendini bilmek demek, bir taraftan, insanın kendi iç gözlemine dayanan bir ahlâk felsefesine başlamak demektir; bir taraftan da, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak felsefenin esaslı konusunu, daha eskilerin zannettikleri ve üzerinde uğraştıkları gibi, tüm varlığın niteliği ve tözü değil, fakat insanı oluşturması demektir.
Sokrat, ahlâkta değişmeyen ve genel olan kavramları araştırmak ve keşfetmek istiyordu. (Aristote. ****ph., liv. V, ch. I; Xenophan, Metnorables, liv. II, ch. I). Örneğin, hak ve haksızlık, acımak ve merhametsizlik, itidal ve cesaret... vb. gibi kavramların ne olduğunu araştırırken tümevarıma baş vuruyor; ve bu işte en yalın andırışlardan (analogie) yararlanarak zihni kandıran en sade ve esaslı bir noktaya dek ulaşmaya çalışıyordu; bu noktaya ulaşmak demek, tanımı (tarif) elde etmek demektir. Anlaşılıyor ki Eflatun, kendi idea' lar kuramı ile diyalektiğinde, üstadının yönteminden yararlanmıştır. Esasen Sokrat' ın diyalektik sözcüğünü ve hatta bunun niteliğini pekâlâ bildiği de anlaşılmaktadır (Memorables, liv. IV, eh. V). Xenophan' a göre Sokrat, düşünceleri değil cinsleri aramış olduğundan idea' Iar hakkında bir bilgisi yoktu. Fakat, idea' lar kuramı, kesin bir tanım kavramına dayanmak zorundadır. Nitekim, bunu Aristo da pek güzel fark etmiştir (Aristote, ****ph., liv. XIII, eh. IV. Edition Brandis).

Sokrat'a göre, kendini bilmek demek, aynı zamanda, insanın kendi bilgisizliğini anlaması, sonra ruhta gerçeği yaratmaya hizmet edecek ve kuralları toptan göze aldırabilen mantıksal kurallara önem vermek demektir. Sofistler, bilgide öznenin (sujet) rolünü görmüşlerdi. Fakat onlar, bu noktada tam bir kuşkuculuğa ulaşmışlardı. Sokrat ise, kendi bilgisizliğini itiraf etmekle yalnız bir alçak gönüllülük dersi vermemiş, aynı zamanda bilgeliğin birinci derecesi, yanılmanın özgür zekâsına sahip olmaktan ibaret olduğunu anlatmıştır. Bu itibarla, bu itiraf, yöntemli kuşkunun da bir anlatımıdır. Nitekim Eflatun, bunu şu karşılaştırmayla tanıtlar: "Hekimler, besinlerin yenmeden önce, bağırsakların tamamıyle temizlenmesini, aksi halde bunların bedene hiç bir yarar sağlamayacaklarını düşünürler. Aynı suretle, ruhlarını temizlemek isteyenlerin, birtakım imgesel bilgi iddialarından vazgeçerek muhtaç oldukları tüm bilgileri kabul etmeye hazır bir duruma gelmeleri gerektir" (Eflatun, Sophiste).

Sokrat, tehlikeli bir kuşkuculuğa düşmemek için öznede bilgiyi elde etmeye yarayan şeyi aradı. Ruhun niteliğini derinleştirmek suretiyle bilimin koşullarını keşfedebileceğini sandı. "Kendini bil!" ilkesinin, onun bilim ve yönteminde hareket noktası olması bundandır. Kendini bilmenin ilk sonucu, kendi bilgisizliğini keşif ve itiraf etmektir, demiştik; fakat bu itiraf gerçek bir bilim düşüncesinin varlığına ve buna ulaşmanın da mümkün olacağına aracılık eder. Esasen, gerçek, ruh için doğuştan olunca, öğrenmek bile kendini bilmek demek olur. Sokrat' a göre, gerçeğin bu doğuştancılığı, duyumsal bilgiden önce gelir.'. ve buna bilim şeklini veren akılsal bir fakültenin sezgileridir.
Bu doğuştan olan bilgiyi ortaya çıkarabilmek için, özel bir çalışma gerektir ki, bu çalışma tarzı, Sokrat'ın yöntemini oluşturur. Ona göre, felsefe, insan bilimidir ve insanın mutlu olabilmesi, insan biliminin bilgelikle karışmasıyla olanaklıdır. Çünkü, Sokrat, en önce, Anaxagoras' ın düşüncelerinden yararlanmıştı. Bu nedenden üstadı gibi o da, her şeyin ilk nedeni olarak zihni kabul ediyordu. Fakat Sokrat, zihnin üstünde diğer bir zihne, mutlak bir iyi (hayır) kavramına inanmıştı. Ona göre zihin, iyiye bağlı bir şeftir; zira, zihin, kendi kendine iki şeyden birini tercih etmek gücüne sahip değildir. O, her şeyde ve her yerde gördüğü bu iyi' yi, bilim, ahlâk, din ve politika hakkındaki düşüncelerine de yaymıştır. Bilimlerin en yüksek derecesine ahlâkı yerleştiren Sokrat, insel mutluluğu, bu iyilik hakkındaki bilginin derecesiyle orantılı saymıştır. Şu halde insan, erdeme bağlanabilmek için önce iyiyi ve güzelliği bilmek zorundadır. Bunun için de, alışılmış olan düşünce tarzlarından vazgeçerek iyi düşünmeyi bilmedikleri için bilim, kendilerinde bir olanak halinde kalmıştır. Bu nedenden önce: Düşünmek ve düşündürmek gerektir. Bu amaçla Sokrat, iki yöntem kullanmıştır: Bunlardan biri, büyük bir alçak gönüllülükle annesinin sanatını ima ederek adlandırdığı Doğurtma ya da Keşfettirme yöntemidir. Bu yöntemde, daima yalından katışığa, tikelden tümele; özelden genele, olaydan sonuca ve deneye giderek gerçek elde edilir; o, öğrencilerini birbiri ardınca ve zekice tertip edilmiş sorularla karşılaştırır. Onlardan alacağı yanıtları o suretle yönetir ki, nihayet, karşısındakiler çelişikliğe düşerler; bundan, tartışılan konu hakkındaki tanımların yetersizliği ortaya çıkar. Bu itibarla doğurtma yönteminin birbiriyle pek sıkı ilişkisi bulunan üç kuralı vardır:
1. Tümevarım; 2. Tanım; 3. Tasım.

Ona göre, felsefenin esası, eşyayı, kendi esaslarını anlatan genel varsayımlara dönüştürmektir. Bu iş için onun ilk baş vurduğu yol, tümevarımdır. O, bu yöntemle bir takım olgular, edimler ve örnekleri ileri sürerek gerçeğe, ancak ruhun eylemiyle ulaşılabileceğini, yani ruhun saf faaliyetiyle, bizzat kendimizde gerçeği yaratmak, gerçek koşullarının kendimizde olduğunu bilerek ona ulaşmak olanağı bulunduğunu öğretir
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin Asur-Banipal Kullanıcısına Teşekkür Edenler:
MaXJoHNRoYaN (07-20-2008)