Üyelik tarihi: Jun 2008 |
Nerden: Mardin |
|
Mesajlar: 1.470
|
|
Üye No: 599
|
Tecrübe Puanı: 518
| Rep Puanı : 51562
| |
|
| |
|
ıÜüSOKRETES’ İN TÜME VARIM YÖNTEMİ
Sokrat, uzun uzadıya fizikçileri inceledikten sonra anlamıştır ki, eşyayı doğrudan doğruya incelemekle gerçeğe ulaşılmaz. "Eşyanın gerçeklerini seyredebilmek için kavramlara sığınmak gerektir"; bu itibarla, eşyayı değil, eşyanın gerçeklerini gözlemek lâzımdır (Eflatun, Phedon).
Şu halde her şeyin en gerçek esasını anlatan bir tanımla kavramlar olmadıkça bilim yapılamaz. Bir şeyi tanımlamak için ise, onu tüm evreleriyle incelemeli, görünüşten ibaret olanlarla karşıt olanları uzlaştırmak; geçiciyi,sürekliyi... ayırt etmelidir. İşte tümevarım bu iş için gereklidir.
Esasen Sokrat' tan önce bilinçli ve tam düşünceye dayanan bir tümevarım yoktu. Aristo bunu: "Sokrat bize, tümevarımlı söylevler tanımı getirdi" sözleriyle pekiştirir ve onu tümevarımı kamul duyunun (sens commun) tümevarımıdır; yani, genel olarak kabul edilmiş düşüncelerden başlar; ve bunun hiç yanılmayan bir yöntem olduğunu ileri sürer. Aynı zamanda diyalektiğin, eşyayı cinsleri ayırmaktan, yani deneyin özel durumlarını bazı genel kavramlara dönüştürmekten ibaret olduğunu kabul eder.
Xenophan' ın Memorables' ında bu zihin faliyetini somut olarak gösteren çeşitli örnekler vardır ki, bunlardan bir ikisini nakletme yararsız olmayacaktır. Sokrat' ın tartışmalarına dair anılarla dolu adalet, bilgelik, iyi, güzel, cesaret, krallık ve istibdatın ne olduğunu arayan konuşmalar hep aynı sistemdeki düşünce tarzının örnekleridir: Sokrat, adaletin ne olduğunu aramak için Ötidem' le giriştiği bir tartışmada önce, herkesçe bilinen şu yalın tanımı ileri sürer: "Adalet, yalan söylememek, aldatmamak, başkalarını zarara sokmamak için kendi cinsinden olanları köle haline getirmemektir". Sonra, bu tanımla büsbütün karşı birtakım sonuçlar çıkarır. Bu sonuçlar, yalan söylemenin, aldatmanın, zarar verme ve kölelige düşürmenin de bir adalet ödevi olduğunu gösterir. Örneğin, herhangi bir generalin, düşman bir ulusu aldatarak zaferi kazanması, ahlâksızlık değildir. Özellikle yenilgiye uğrayanın topraklarını zaptetmek ve halkını tutsak etmek de böyledir. Şu halde başlangıç olarak kabul edilen tanımı değiştirmek gerektir. Yani, bu tanımı yalnız dostlarla olan ilişkiye uygulamalıdır. Oysaki bu suretle yanlış bir sonuca varılabilir: "— Zira, cesareti kırılmış bir orduya cesaret vermek için komutanın söylediği yalanı hangi tarafa koyabiliriz — Adalet tarafına sanırım. — Pekâlâ, şimdi umutsuzluk içinde bulunan bir dostun kendini öldürmemesi için silahlarını çalacak olursam? — Jüpiter' e yemin ederim ki, bu da adalet cihetine! — Demek ki, bazı hallerde arkadaşlarımıza hile yapmak, onlardan bir şey çalmak veya onlara şiddet göstermek gerektir. Şu halde adaletin gerçek tanımı nedir?".
Sokrat, tanımını, biçimsel olarak verir; fakat sarsılmaz kanıtlarla:
"Yasal bir neden olmaksızın dostlarının haklarına saldırmayan, adaletlidir".
Önemli bir tümevarım örneği olan şu ikinci örnek de güzeldir: Politika ile uğraşmak isteyen Clokon adındaki bir .gençle Sokrat, bu iş hakkında şöyle konuşur: "— Saygı görmek istersen Cumhuriyete hizmet etmek zorunda olduğun aşikâr değil midir? Ona yapmak istediğin ilk hizmetin ne olduğunu bana söyler misin' Onu yüceltmeye çalışmak istemez misin? - İsterim. — Onu zenginleştirmenin aracısı, ona büyük gelir kaynakları hazırlamak değil midir? — Kuşkusuz! — Şu halde bugün devletin gelir kaynakları nelerdir? Ve bunun miktarını söyler misin? — Jüpiter' e ant içerim ki. ben onu hiç düşünmemiştim. — Hiç olmazsa şehrin masrafı nedir onu söyle. Ben bu işle de o kadar uğraşmadım.Öyleyse, bari bizim sitenin ve düşmanlarımızın kara ve denizlerdeki kuvvetlerini anlat! Bunlar hakkında da bir hazırlık yapmadan
sana bir şey söylemeyeceğim, Sokrat! — Şu halde savaş hakkındaki görüşmelerimizi bırakalım: fakat ben görüyorum ki. sen ülkenin
savunmasıyla uğraşıyorsun!.." vb.
Bir işte olduğu kadar da diğer işlerde yeter derecede hazırlık ve bilgisi olmadığını gören Glokan' a Sokrat, yurdun tüm maden ve buğdaylarından başlayarak devletin tüm gelir ve çıkar kaynaklarını sayar. Hatta bir evin bile tüm ihtiyaçları bilinmedikçe yönetilemeyeceğin, eve hakim olunamayacağını anlatır. "Devlet de böyledir" der; bundan sonra Sokrat, ünlü gülümsemesiyle tartışmasına son verir:
"— Mademki bu kadar çok aileyle uğraşmak zordur, şu halde niçin hiç olmazsa bunlardan birinde, yani amcanın evinde bunu denemek istemedin? — Evet, söylediklerimi dinlemiş olsalardı, amcamın ailesine pek yararlı olacaktım! — Vah vah!.. Demek ki amcanı kandıramadın! Oysaki sen, tüm Atinalılara ve onların içinde bulunan amcana kendini dinletmek istiyordun!..".
Bu. çok sade fakat yetkin bir tümevarımdır. Fakat Sokrat' ın tümevarımları daima böyle sade ve yalın değildir; bazen pek ince ve karışık bir şekil de alır. Zira o, bazen birbirine karşıt örnekler verir; bunlardan birini diğerine oranla daha doğru olarak yavaş yavaş düzeltmek suretiyle kavramın tüm seçkin niteliklerini ortaya çıkarmaya çalışır. Özetle, onda, ciddî bir bilim yönteminin deneyi vardır; ve bu yol, bugün de düşüncelerin kesinlik ve açıklık kazanabilmesi için yararlı olan en
sağlam ve verimli yoldur.
__________________
|