Üyelik tarihi: May 2008 |
|
|
Mesajlar: 89
|
|
Üye No: 10
|
Tecrübe Puanı: 50000
| Rep Puanı : 10
| Rep Derecesi
 |
|
| |
|
İnsan, Doğa ve Aşk
"Mutlu Aşk'ın yazılı tarihi yoktur". “Aşk, kişiye varoluşunun uçlarını anımsatır ve ölüm
güdüsünü devreye sokar”
Aragon, hiçbir aşkın mutluluk getirmediğini, getiremeyeceğini ifade etmeye çalışmıştı.
Schopenhauer’a göre ise Kırık bir kalbin tesellisini kim ve nasıl verebilir?
Böyle anlarda kendimizi, aşılması olanaksızmış gibi gelen bir durumun ortasında buluruz. Aşk acısının fiziksel acılardan daha ağır geldiğini konuşmalarımızda sürekli dile getiririz. Nasıl bir teselli bizim bu durumdan çıkmamızı sağlayabilir?
Filozofların aşk konusuna kayıtsız kalmalarına şaşıran Schopenhauer şöyle devam eder:
‘‘İnsan yaşamında bu denli önemli rolü olan bir meselenin şimdiye kadar filozoflar tarafından neredeyse tümüyle görmezden gelinmesi ve en işlenmemiş, en ham haliyle önümüzde durması bizi şaşırtmalı.’’
Gerçekten de, Batı uygarlığında da, Doğu'da da, mutsuz aşkların tarihi yazılmıştır. Mutsuz aşkın tarihi, kaldı ki, Aşk’ın tek taraflılığına değil, karşılıklılığının gerçekleşmesinin egellenmesine dayanır hep.
Tarihsel ve güncel anlamda aşkın yüzlerce binlerce tanımı yapılsa da, bilinmeyen,
ilk aşkın Mezopotamya’nın Zagrosunda yaşandığıdır. İlk destanın söylendiği, ilk şiirin yazıldığı, Tanrı ve Tanrıçaların beğenip seçip ilk ayaklarını bastıkları, aile hayatına karışıp çoluk çocuk sahibi oldukları,ilk türkülerin söylendiği yer olan Mezopotamya ne yazık ki bu gün her şey aslına uygun değilse de hala İnsan, doğa ve aşk arasında ki tarihsel bağın hiç kopmamış olması sevindiricidir. Çocukluğumda sık sık dinlediğim çeşitli efsane ve öyküler var. Bunlardan bir kaç örnek vermem gerekirse, efsanelerden ilginç bulduğum Hz. Suleyman’ın aşkı için hayvanlarla olan dil birliği nedeni ile kuşlarla girdiği polemikti.
Büyük bir aşkla sevdiği güzeler güzeli Belkız ile aşkının büyüklüğünü ifade etme gereği olarak, kendisine dile benden ne dilersen demiş. Belkız ise kendisine kuş tüyünden bir konak yapmasını istemiş.Hz Suleyman da bu istek karşında günlerce kara kara düşünse de bir çare bulamamış. Tek çaresi kuşlara seslenmek olmuş. Kuşlar da Hz Suleyman’ın çağrısına kulak vererek, gelmeye başlamışlar. Hz Suleyman, kuşlara tüylerini dökmelerini, buna çok ihtiyacı olduğunu, eşini kıramayacağını konağı yapmak istediğini anlatmış. İlk gelenlerden Yarasa hiç bir itirazda bulunmadan tüylerini döküp,telaş ve aceleyle çekip gitmiş. Bu durumu dehşetle izleyen Baykuş, öne çıkarak – kabalığımı bağışlayın Allahın sevgili kulu Hz Suleyman
- Buyur anlat, demiş Hz Suleyman
Korkuyla karışık ürkeklik ile söze giren baykuş
-Sonsuz mutluluğuna katkı istemeni anlıyoruz. Ne varki; bize vereceğin zararı anlatmak zorundayım.
- Anlatılmaz güzelikler sunmak istiyorum kendisine, zambaklar içinde otlayan bir ceylandır o.
Sorunun ciddiyetini anlatamadığını sanan baykuş devam eder, sözlerine
- Seni anlıyorum, aşıksın ve güçlüsün ama bir gün gücünü kaybedebileceğini hiç düşünmedin mi ?, esen ruzgarın ve fırtananın konağı savuracağını,çekilen bunca eziyetin boşa gideceğini?
- Utangaç gözlerle rakseden bir kadın o, tepeden tırnağa bir güzel o,
Bu defa kesinlikle dinlenmediğini düşündükten sonra, daha bir tepkili davranır.
- Peki bizi de mi hiç düşünmedin. Sıcakta kavrulup, kışın donacağımızı
Hz suleyman, sakin tavrını bozmadan
- Bazen, bir güzelliğin yaşaması için başka güzeliklerden vazgeçilebilinir veya işe yarar bazı şeyler ,kötü sonuçlar da verebilir. Hem bu konağı yapmazsam gül solar, aşk kurur.
Duydukları karşısında şaşkınlığa düşen baykuş, umutsuzca söylenir.
- Sıkıntınızı anlıyorum efendim, ama;
Sabrını taşıran baykuşa karşı Heybetlenerek ayağa kalkan Hz Suleyman
-Yeter artık sus ve haklısın, ayrıca haklı olduğun kadarda kızgınım sana. Çek git karşımdan, bundan sonra senin de gözlerine bakmaktan hoşlanmasın insanlar, uğursuzluğun olsun konduğun çatılar. Yarasaya gelince de onun da aceleciliği olsun kabahati der...
Veya
" sevdiği adamı genç yaşta yitirmiş olağanüstü güzellikte, bütün erkeklerin etrafında pervâne gibi döndüğü bir kadının öyküsü ise hiçbir talibine dönüp bakmayacaktır . "Arslan yatan yere ben köpek bağlayamam” diyen o kadın misali...
Çokta anlamlı bulamadığım sevgililer gününün nereden ve ne şekilde kültürümüze yerleştiğine dair fikir sahibi olmak için de küçük bir araştırmaya giriştim .....
Milattan sonra ilk yüzyıllardan beri her yıl şubat ayının ondördünde kutlanan Sevgililer Günü'nün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze kadar gelmiş çeşitli efsane ve hikayeler var.
Bazı kaynaklara göre; bu özel günün kutlanma sebebi, Hristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Valentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Valentine'nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmış. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine'nin İmparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Valentine'i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496'da Papa Gelasius Aziz Valentine'i onurlandırmak için Şubat 14'ü Aziz Valentine Günü olarak belirlemiştir.
Yıllar geçtikçe yavaş yavaş 14 Şubat, sevgililerin, aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800'lü yıllardan sonra Amerika'da Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana, bizim de kültürümüzde en abartılı şekliyle yerini almıştır.
Beni Saadet Erdem
|