![]() |
|
|
#6 (permalink) | ||||||||||
|
Otistik Çocuklar-Otizmle Yaşamak
Otizm,yaygın gelişimsel bozukluklar kategorisinde yer alan ömür boyu süren bir bozukluktur. Yaygın gelişimsel bozukluklar erken çocukluk döneminde başlayan sosyal beceri, dil gelişimi ve davranış alanında uygun gelişmeme ve kaybın olduğu bir grup bozukluktur. Genel olarak bu bozukluklar birçok alanı etkilerler ve süreğen işlev bozukluklarına yol açarlar. Otizm, genelde iki yaş civarında ortaya çıkıp yaşam boyu süren, bireyin sosyal ve iletişim becerilerini kazanmasını engelleyen bir gelişimsel bozukluktur. Otizm dünyada çocuklukta gözlenen ve en sık rastlanan gelişim bozuklukları arasında zihin engeli ve spastisiteden sonra üçüncü sırada yer almaktadır. Otizm ilk kez 1943 yılında, zihin engelli onbir çocuğun, diğer zihin engelli ya da şizofren olan çocuklarla benzer şekilde davranmadıklarını fark eden Amerikalı çocuk psikiatristi Leo Kanner tarafından tanımlanmıştır. Kanner; çevreye karşı duyarsızlığı, otizmin en temel semptomu olarak değerlendirmiş ve gözlemlediği onbir çocuğun yaşamlarının başlangıcından itibaren diğer insanlarla ilişkiye giremediklerini belirtmiştir. Kanner’ın otizm tanımı daha sonraki yıllarda çeşitli kişiler tarafından incelenerek, geliştirilmiştir. Günümüzde ‘Autism Society of America’nın (Amerika Otizm Derneği) araştırmalarına göre, otizmin toplumda görülme olasılığı 1/500 , National Auistic Society (Ulusal Otizm Derneği-İngiltere) ’e göre ise bu oran 1/110’ dur. Bu oranlarda görülen farklılığın nedeni, araştırma yapan kurumların tanı ölçütleri içine yaygın gelişimsel bozukluklarının tümünü ya da sadece otizmi ele alması ile ilgilidir. Otizm kız çocuklarına oranla erkek çocuklarında dört kat daha fazla görülebilmektedir. Otistik bireylerin genel olarak yüzde yetmişinde zeka geriliği vardır. Eskiden otizmin daha çok ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocuklarında görüldüğü söylenmekteydi. Aslında bunun yanıltıcı olduğu, mevcut durumun ekonomik durumu düşük ailelerin çocuklarını daha az doktora götürmelerine bağlı olduğu gösterilmiştir. Otizm tanısı konan çocukların bebeklik dönemlerinin aileleri tarafından tanımlanması istendiğinde büyük oranda iki grup davranış örüntüsü oluştuğu görülmüştür. Birincisi sürekli ağlayan, huysuz olarak adlandırılan bebeklerdir. İkincisi ise sürekli olarak ağlayan, huysuz olarak adlandırılan bebeklerdir. İkincisi ise, sakin, uslu, bütün gününü yatakta geçiren bebeklerdir. Lisan gelişiminde gecikmeler bu çocukların doktora başvuruşlarındaki temel gerekçesi olmaktadır. Otistik çocukların büyük bir kesiminde konuşma hiç gelişmezken, bir kesiminde gelişmekte ancak söyleneni tekrarlama, anlamsız tekrarlar, zamirleri ters kullanma ve ses tonunun tek düzeliği şeklindedir. En sık karşılaşılan tekrarlayıcı davranışlar ise kendi çevrelerinde dönme, sallanma, parmak uçlarında yürüme, el-kol çırpma, dönen eşyaya ilgi, kafa vurma, garip el hareketleridir. Kısıtlı ve diğer anlamsız gelen ilgi alanları söz konusudur. Bu temel belirtiler ayrıca onların hayatını kötü etkileyen aşırı hareketlilik, hırçınlık, uyku sorunu da eşlik etmektedir. Fiziksel özellikleri bakımından otistik çocukların, fiziksel gelişimleri yaşıtlarından farklı değildir. Yaygın uyku problemlerine rağmen hemen hepsi sağlıklı bebeklerdir. Fiziksel olarak birçok beceriyi yaşıtlarına uygun şekilde kazanmaya başlarlar. Otistik çocuklarda beslenme problemleri oldukça yaygındır. Birçoğu süt dışında tüm katı gıdaları rededer. Yeni bir nesneyi tanımada dokunma,tat alma ve koklama duyularını kullanırlar. Otistik bireylerde duygusal ve sosyal gelişmedeki kısıtlılık ve problemler, göz temasından kaçınma, seslenince bakmama, yüz ifadelerinde beklenilen duyguyu yakalayamama, taklite dayalı öğrenmenin azlığı (bay-bay, ce oyununu öğrenememe), arkadaş ilgisini geliştirememe, duygularını başkaları ile paylaşamama, başkasının gösterdiği duygulara karşılık verememe şeklinde görülmektedir. Otistik çocuklar çoğu zaman duymaz gibi davranırlar, sözcüklere ve seslere duyarsız davranırlar. Bazı durumlarda ise, aynı çocuk elektrik süpürgesi ve köpek havlaması gibi sıradan seslere aşırı tepki verir. Çocuk acıyı,soğuk veya sıcağa hiçbir tepki göstermez veya tam tersine aşırı tepki gösterir. Duruma uygun olmayan sebepsiz gülme ve ağlama gibi duygusal tepki gösterirler. Eve bir misafirin gelmesi, odasındaki bir eşyanın değiştirilmesi, otistik özellikteki çocuğun huzursuz olmasına, saatlerce ağlamasına öfke nöbetleri geçirmesine neden olabilir. Duygusal özellikleri bakımından, kucağa alınmaktan hoşlanmayan, çevreleriyle ilgisiz, göz teması kurmayan yapıdadırlar. Bu nedenle çoğu zaman işitme kaybı olduğu yanılgısına düşülebilir. Otistik çocuklarda, öfke nöbetleri olarak adlandırılan kendini yere atma, tekmeleme, tepinme, ısınma ve şiddetli ağlama gibi davranışlar sıklıkla görülmektedir. Evdeki duvar kağıtlarının yırtılması, eşyaları fırlatma, kırma gibi çevreye yönelen davranışlar olduğu gibi kendilerine zarar verici davranışlarda gösterebilmektedirler. Ayrıca kendisine ve çevreye zarar vermeyen ancak takıntılı bir biçimde sürdürdükleri kendi etrafında dönme, öne-arkaya sallanma, parmaklarıyla havada birtakım şekiller çizme gibi hareket örüntüleri sergileyebilmektedirler. Çevrelerindeki nesnelerin, kişilerin tamamı yerine, ayrıntılarına, küçük parçalarına dikkat ederler ve bunlarla çok ilgilenmektedirler. TV’ye ve müziğe karşı aşırı bir ilgi görülebilmektedir. Otistik çocukların çevrelerindeki tehlikelerin farkında olmamaları, anne-babalarını en çok endişelendiren özelliklerindendir. William Sendromu Oldukça seyrek 30.000 doğumda bir rastlanılan ve teşhis konulmakta hala zorlanılan bir rahatsızlıktır. Anne-babadan geçen kalıtımsal bir hastalık değildir. Çoğunlukla rastlanılan birkaç özellik tanı koymaya biraz yardım etmektedir. Örneğin; Burun kökleri basıktır, gözler birbirine yakın ve çekik, üst damak yüksek, burun ucu kalkık gibi. İlk yıllarda kalp rahatsızlıkları görülmektedir. Hastalığa yakalanan bebekler birkaç aylıkken uyuma zorlukları çekmektedirler. William sendromu kasları etkilediğinden bu çocuklar geç yürürler, el ve ayak hareketleri koordinasyonu ile denge zorlukları gösterirler. Vücut ısıları yüksektir, kanlarındaki kalsiyum oranının yüksekliği kusmalarına sebep olabilmektedir, bu yüzden diyet uygulanabilir. Bu durumlar beslenme problemleri yaratabilmektedir. İlk yıllarda rahatsız edici ağlamalar görülebilmektedir. William Sendromlu çocuklar dışa dönük ve sosyaldir, konuşmayı severler özellikle büyükleri ile diyalogdan zevk alırlar. Yardımcıdırlar, birlikte yapılan işleri severler, kibar, anlayışlıdırlar. Formaliteleri severler ve uyarlar, düzenli şeylerden hoşlanırlar, büyükleri taklit ederler, masumiyetlerinin yanında büyüklerinin kelimelerini kullanmaktan hoşlanırlar. Aktüeldirler, fakat öğrenmeleri yavaş olur. Motor koordinasyonunda zorlanırlar, bisiklet sürme,düğme açıp-kapama, makasla kesme ve kalem tutmayı vazife kabul edip yapmakta zorluk çekerler, ama pes etmezler. Öğrenme güçlükleri çok alt seviyde değildir. Aileye bağlı oldukça iyi kelime hazineleri vardır, okul çağında anlaşılır tane tane konuşmayı başarırlar. Grup etkinlikleri ile motor güçlükleri aşılabilmektedir. Sürekli oturarak uzun süreli etkinlerde zorluk çekmektedirler. Grup çalışmalarında başarıları yüksektir ancak uzun süren çalışmalardan da sıkılabilmektedirler. Yaşıtları ile arkadaş edinmede zorluk çekerler. Heyecanlıdırlar, kendileri ve diğerleri için endişelenirler. Tuvalet, yeme-içme, uyuma oldukça iyi düzeydedir. Yüksek tiz seslerden rahatsız olurlar. William Sendromlu çocukların her biri ayrı özellikler gösterdikleri için onlara uygun eğitim ortamı belirlemek zorlaşmaktadır. Bazı William Sendromlu çocuklar normal sınıflarda eğitim almakta ve bu çocuklar normal akranlarına uyum sağlayabilmektedir. Bazı William Sendromlu Çocuklar ise özel eğitim sınıflarında eğitim görmektedir. William Sendromlu çocuklarda okuma-yazma becerilerinde okuma becerilerinden yola çıkmak, bu çocuklar için yazma becerilerinden daha kolaydır. Sevdiği konularla ilgili resimlerle başlayıp konulara ait kelimeleri kullanmak, kelimeleri görerek algılamasını sağlamak William Sendromlu çocukları motive etmekte, severek çalıştıkça okuma becerileri kolaylaşmatadır. Yazma becerilerinde bu çocuklarda el-göz koordinasyonunda yetersizlikler gösterdikleri için yazma becerilerinde çok tekrarlar yapmak gerekmektedir. Aritmetik becerileri bu çocukların en fazla zorluk çektikleri alandır. Yetişkin William Sendromlu çocuklar kişiler bile rakamları doğru yazıp işlem yapmakta, hatta saat öğrenmekte bile zorlanırlar. William sendromlu çocukların kelime hazineleri geniştir, onları sevdikleri konuda konuşturmak önemlidir. Pek çok William Sendromlu çocuk müzik,ritm ve kafiye konusuna ilgi duyarlar ve çok severler. Bu durum şarkı şiir öğrenmeyi kolaylaştırır hatta tekerlemeleri çok kolay öğrenebilmektedirler. Belirli konularda hafızları çok üstündür, bellekleri kuvvetlidir, bu eğitimde kullanılabilir. Her türlü nakliye araçları, iş makineleri, pop yıldızları,haber programları,böcekler, doğa hareketleri ilgilerini çok çeker, bunlar bu çocukları motive etmekte kullanılabilir. Seyahat etmeyi çok severler. Okuldaki eğitimlerine paralel olarak bireysel ilgileri doğrultusunda bir meslek sahibi olabilirler. Alıntıdır... |
||||||||||
|
|
|
|
|
#7 (permalink) | ||||||||||
|
Üstün Ve Özel Yetenekli Çocuk Kimdir?
Üstün veya Özel Yetenekli Çocuk, özel akademik alanlarda veya zeka, yaratıcılık, sanat, ve liderlik kapasitesi yönüyle yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve bu tür yeteneklerini geliştirmek için okul tarafından sağlanamayan hizmet veya faaliyetlere gereksinim duyan çocuktur. (Bilsem Yönerge 2001) Üstün Yetenekli Çocukların Belirgin Özellikleri... Erken Gelişim Özellikleri: Erken yürüme Erken konuşma, gelişmiş dil Yüksek enerji ve hareket düzeyi Okuma ve bilgiye ilgi Gelişmiş bellek Özerklik Duyarlılık Genel özellikler: Merak Soru sorma Geniş ilgi alanı Yoğunlaşabilme Yüksek enerji düzeyi Güçlü bellek Hızlı öğrenebilme Gelişmiş dil becerisi Geniş bilgi tabanı Gözlem gücü Analiz gücü Akıl yürütebilme Problem çözebilme Düşünme becerilerini kullanabilme Soyut düşünebilme Akademik başarı Kitap okumaya düşkünlük Yoğun etkinlik Geniş hayal ve imgelem gücü Yaratıcılık Bağımsız çalışabilme Gelişmiş mizah duygusu Bir yetenek altında üstün performans İlgisiz gibi görünen şeyler arasında ilişki kurabilme Kendini ifade edebilme Duyuşsal Özellikler: Öğrenmekten zevk alma Kendine güven Yüksek motivasyon Yenilikten hoşlanma Kendisi ile ilgili farkındalık Sebat Kendini kontrol edebilme Empati/kendini başkasının yerine koyabilme Risk alabilme Maceraya atılabilme Keşfetmekten hoşlanma Yalnız kalmaktan hoşlanma Estetik duyarlılık Belirginsizliğe açıklık Güçlü sezgi Tekdüzelikten sıkılma Özgünlüğe yönelme Liderlik Dünya sorunlarına ilgi Duygusal tepkilerde aşırıya kaçma Yoğun ilişkiler kurabilme Sürekli gelişme arzusu Gelişmiş ahlaki değerler Haksızlığa katlanamama Doğaya ilgi Üstün Ve Özel Yetenekli Çocukların Alanlara Göre Yetenekleri... A-Müzik Alanındaki Yetenek Özellikleri 1- Ritim ve melodiye diğer çocuklardan fazla tepkide bulunur. 2- Müzikle çok ilgilidir. Plak, kaset dinler. Nerede müzik etkinliği varsa ona katılmak ister. 3- Müzik parçaları yapmaya büyük istek ve çaba gösterir. 4- Başkaları ile şarkı söylerken onlara uymaktan hoşlanır. 5- Yaşıtlarına, duygu ve düşüncelerini anlatmak için sık sık müziği araç olarak kullanır. 6- Çeşitli müzik aletleri ile ilgilenir, onları çalmayı dener. 7- Müzisyenler, şarkıcılar ve müzik parçaları ile ilgili koleksiyonlar yapar. 8- Dinlediği müzik parçasını kısa zamanda öğrenir, anlamlı ve uygun şekilde söyleyebilir. B-Resim Alanındaki Yetenek Özellikleri 1- Çeşitli konularda çizimler yapar. 2- Resimler, planlar, resimlere derinlik verir ve parçalar arasında uygun oranlar kullanır. 3- Resim çalışmalarını ciddiye alır ve resim yapmaktan haz duyar. 4- Diğer çocukların yaptığından değişik çizimler yapar. 5- Resim yapma, çizme ve boyama için çok zaman harcar. 6- Resmi kendi yaşantılarını ve duygularını ifade etmek için başarılı olarak kullanır. 7- Diğer insanların, sanat-resim çalışmalarına ilgi duyar. 8- Diğerlerinin eleştirilerinden hoşlanır ve içlerinden yeni şeyler öğrenir 9- Çamurdan, sabundan, plastirinden vb. yumuşak gereçlerle üç boyutlu şeyler yapmaya özel ilgi gösterir. C- Fen Alanındaki Yetenek Özellikleri: 1- Okur ve Fen Raporlarını yorumlayarak bir ilgi zemini oluşturur. 2- Fen Bilgisi konusunda otorite olan kaynakları tarar. 3- Fikir ve hipotezleri test etmeye yönelik deneyler yapar. 4- Fen ve teknik araçları kullanabilir ve bunlara vakıf olur. 5- Yerinde ve yeterli veri seçer. 6- Verilerden geçerli çıkarımlar yapar ve tahminlerde bulunur. 7- Problem çözmede kullanılan teknik ve süreçlerin altında yatan varsayımları tanır ve değerlendirir. 8- Fikirleri hem niceliksel hem de niteliksel ifade edebilir. 9- Fen Bilgisini toplumsal değişim için kullanır ve uygular. 10- Bilinen gerçek ve kavramlardan yeni ilişki ve fikirler oluşturur. 11- Bilimsel gözlem, veri toplama ve yorum yapma becerileri vardır. 12- Problemlere yönelik duyarlılığa, yeni fikirler geliştirme yeteneğine, değerlendirme yeteneğine sahiptir. 13- Devamlı meraklıdır. 14- Tutarsızlıkların tespitinde tetiktir. 15- Yüksek düzeyde mekanik düşünmeye sahiptir. 16- Uzay ilişkilerine ilgi duyar. 17- Planlama ve iletişim yeteneğine sahiptir. 18- Öğrenme ve bilgiye sürekli açlık duyar. 19- Çabuk öğrenir, kavrar, akılda saklar. 20- Genelleme ve soyutlama yaparak elindeki bilgiyi diğer alanlara aktarabilir. 21- Kararlı ve sabırlıdır. 22- Yaratıcıdır. 23- Düşünceleri ve nesneleri sistematik biçimde bir araya getirebilir. 24- Sorgulamalarında“ne”,“nasıl”,“neden” sorularının ötesine ulaşmaya çalışır 25- Kendine güvenir, kendi başına bir iş üstlenebilir. 26- Yaşıtlarına göre alışılmışın dışında nitelikli ürün ortaya koyar. 27- Birbirini takip eden konular ve olaylar dizisi karşısında bir sonraki adımı takip edebilir. 28- Bir alanda öğrendiği konu ile başka bir alanda öğrendiği konu arasında mantıklı ilişkiler kurabilir. 29- Olaylar arasındaki bağıntıları, neden-sonuç ilişkilerini ve benzerlikleri yaşıtlarından daha çabuk ayırt edebilir. 30- Öğrendiklerini yeni ve farklı alanlarda kullanabilir. 31- Çeşitli konularda mantıklı eleştiri getirebilir. 32- Bir kez öğrendiğini kolay kolay unutmaz. 33- Kimsenin aklına gelmeyecek sorular sorar. 34- Bir cümlede ya da sözde, doğrudan bildirilmeyen, kastedilen anlamları bulup çıkarabilir. 35- Sorun çözümünde karmaşık yöntemler kullanabilir. 36- Yetişkin denetimi olmaksızın bir proje, deney üzerinde çalışabilir. 37- Arkadaşlarının etkinliklerini örgütleyip planlayabilir. 38- Yeni deneyler yapmaya isteklidir. D- Matematik Alanındaki Yetenek Özellikleri: 1- Verilerin ele alınmasında, düzenlenmesinde göze çarpan yeteneğe sahiptir. 2- Zihinsel çevikliğe sahiptir. 3- Orijinal yorumlar yapar. 4- Fikirlerin iletilmesinde göze çarpan yeteneğe sahiptir. 5- Göze çarpan genelleme yeteneği vardır. 6- Yazılı iletişimden ziyade sözlü iletişimi tercih eder. 7- Aynı problem çözümüne yönelik değişik yöntemleri kullanır. 8- Olağan dışı Matematiksel işlemler yapar. 9- Gayret gerektiren olağan dışı problemler sorar. 10- Uygulamaya, analize, senteze ve değerlendirmeye odaklanır. 11- Problemi kısa sürede çözer. 12- Matematiği başka kategorilere entegre edebilir. 13- İlgisiz gibi görünen işlemler arasında ilgi kurar. 14- Yanlış ve doğruyu seçme güçleri fazladır. 15- Yaşıtlarının çözemediği zor problemleri çözebilir. E- Sosyal Alandaki Yetenek Özellikleri: 1- Yaşına göre kavramsal olarak ilerlemiştir. 2- İleri düzey, teknik bilgi birikimine yada çok özel bilgilere sahiptir. 3- Güç veya karmaşık işlerden hoşlanır. 4- Bağımsız projeler için yüksek standartlar belirler. 5- Sınıf arkadaşları tarafından yeni fikir ve bilgilerin kaynağı olarak görülür. 6- Sınıf arkadaşları tarafından bir grup stratejicisi yada organizatörü olarak görülür. 7- İnsan ilişkilerinde mizahı görür ve kendi kendine gülebilir. 8- Yaratıcı öyküler anlatır yada yazar. 9- Geniş bir alana yayılan ve/veya oldukça kapsamlı ilgileri olur. 10- Diğer insanların görmediği ilişkileri görebilir. 11- Bilgiyi kolayca ve süratle kazanır. 12- İlerlemiş yoğunlaşmış ve geniş konulara eğilen bir okuyucudur. 13- İnsanlara ve sosyal etkileşimin sonuçlarına karşı duyarlılık, samimi ilgi ve başkalarının fikir ve ahlaki değerlerini takdir eder. 14- Özellikle insan davranışlarının değerlendirilmesi açısından eleştirel yargı kapasitesi vardır. 15- Hayal gücü, zaman ve mekan bakımından farklılık gösteren sosyal durumlara kendini yönlendirme yeteneği vardır. 16- Zaman duygusu ve birbirini izleyen olayların başka olaylarla ilişkisini görme yeteneği vardır. 17- Sosyal problemlerde araştırma, uygulama, bir problemin sınırlarını algılama, verileri saklama,kanıtları sıralama, hipotez oluşturma, anlamlı sonuçlara varma ve yazılı yada sözel sunular için sonuçları etkin biçimde düzenleme yeteneği vardır. Yararlanılan kaynak: Creative Teaching of the Gifted Okul Öncesi Çağdaki Üstün Yetenekli Çocuklar * H. Elif DAĞLIOĞLU Öğretmen ve aileler için üstün yetenekliliğin en erken belirtilerinden bazıları şöyle sıralanabilir; -Bebeklikte olağan üstü hareketlilik -Uzun dikkat süresi -Anne-baba veya bakan kişiyi erken tanıma ve gülme -Ses, ağrı ve acıya karşı aşırı reaksiyon -Gelişimsel dönüm noktalarına (yürüme, konuşma v.b.) hızlı ilerleme -Olağanüstü hafıza -Hızlı öğrenme ve bundan hoşlanma -Erken ve kapsamlı dil gelişimi -Kitaplara karşı aşırı ilgi -Merak -Şakadan anlama yeteneği -Soyut muhakeme ve problem çözme becerileri -Canlı hayal gücü -Duyarlılık ve sevecenlik -Sürekli soru sorma -Arkadaşları ile oynarken lider olma (Renzulli 1986, Freeman 1986, Morelock 1992, Dağlıoğlu 1995, Metin 1999). Üstün Yetenekli Çocukların Öğretmen Ve Ailelerine Yönelik Birlikte Yapılabilecekleri Etkinlikler Üstün yetenekli çocukların yetenek, ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verme konusunda ailesine ve öğretmenlerine çok büyük görevler düşmektedir. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi onlar diğer yaşıtlarından daha fazla, ayrıntılı ve derinlemesine bilgi öğrenmek isterler. Bu sebeple aşağıda sıralanan örnekler gibi etkinlikler uygulamak, bu tip özellik taşıyan çocuğa sahip aileler ve öğretmenlerin çocuğa gereksinimleri doğrultusunda destek vermelerine olanak sağlayabilir. • Karşılaştırma ve zıtlık: Kitaptaki iki karakter, tanıdığı iki insan, iki televizyon şovu, iki köpek arasındaki benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu sormak. • Farklı yollarla gruplama yapmak: Sevdiği televizyon şovları, tanıdığı insanları, oyuncakları, içecekleri, günün saatleri, duyguları, kıyafetleri, farklı geometrik şekilleri gruplama konusunda farklı yollar bulmasına olanak vermek. • Bilgisayar kullanmak: Çocuklara bilgisayar kullanmayı öğretmek. Dinozorlar, facemaker (yüz yaratma) gibi bazı programlar bu çocuklar tarafından zevkle kullanılmaktadır. • Farklı oyuncaklar: Değişik manipülatif oyuncaklar sunmak ve bu materyallerle özgün tasarımlar üretmesine fırsat vermek. • Farklı düşünme becerileri: Basit mantıksal yap-bozlar ve labirentler sunarak kritik düşünme ve problem çözme becerilerini öğretmek. • Tahmin etme becerisini geliştirmek: Bir televizyon şovunda "sonra ne olacak?", kitapta, insanların yaşamı konusunda "ne düşünüyorsun?" veya "bu çocuk kızgın mı?", "sence ne düşünüyor?" gibi tahminlerde bulunmasını istemek. • "Eğer... olursa": "Dışarıda çimlerin üstüne bir parça ekmek bırakırsak" veya "büyük annene mektup göndermek istesen" veya "eğer insanlar uçabilseydi", "bütün arkadaşlarına kızsaydın ne olurdu?" tipinde sorular sormak. • Karışıp değişen hayvanlar: Birkaç tane hayvan seçmesini isteyip bazılarının özelliklerini değiş tokuş etmesini istedikten sonra ortaya çıkan yeni tür hayvanı çizmesini veya plastirinden modelini yapmasını veya onunla ilgili bir hikaye yazmasını istemek. • Bilim, doğa ve çevre ile ilgili kitaplar okumak: Bu çocuklar bilim, doğa ve çevre hakkındaki kitaplardan genellikle çok hoşlanırlar. • Teybe öykü, gözlem v.b kaydı yapmak: Çocuğa taşınabilir küçük bir teybin ve mikrofonun nasıl kullanıldığını anlatarak ya bir hikaye ya bir şarkı ya da ev veya okulun etrafında bir gezi yapıp daha sonra dinlediğinde neler gördüğünü hatırlayabilmesi için gördüklerini kaydetmesini istemek. Kaynakça I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi Yayın Dizisi : 2 (Üstün Yetenekli Çocuklar Bildiriler Kitabı - Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu, Doç. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Mustafa Ruhi Şiirin) * Yard. Doç. Dr., İzzet Baysal Üniversitesi Dağlıoğlu H. E. (1995). ilkokul 2.-5. Sınıflara Devam Eden Çocuklar Arasından Üstün Yetenekli Olanların Belirlenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara. Freeman J. (1986). The Psychology of Gifted Children. John Willey and Son Ltd., Great Britain. Renzulli J. S. (1986). The Treating Conception of Giftedness: a Developmental Model for Creative Productivity. Conception of Giftedness Press Syndicate of University of Cambridge. Morelock M. (1992). "Giftedness: The View from Within" Understanding OurGifted 4 (3), 1, 11-15. Metin N. (1999). Üstün Yetenekli Çocuklar. Öz Aşama Matbaacılık San. LTD. Şti. Ankara Anne-Baba İçin 10 Altın Kural 1. Çocuk olduklarını unutmayalım. Bütün diğer çocuklar neye ihtiyaç duyuyorsa, Üstün ve Özel Yetenekli Çocuklarda ona ihtiyaç duyarlar. (Sevgiye – disipline – kendine güvenilmesine – eğitime) Üstün ve Özel Yetenekli olmak karşılaşılan sorunlara mutlaka çözüm önerileri getiriceği anlamına gelmemelidir. Karşılaştığı bazı sorunlarda yol gösterici olunmalı, doğru yönlendirilmelidir. 2. Mutluluk için tutarlılık Aile içindeki ana-baba arasındaki tutarlılık, sağlıklı gelişim için en önemli etkendir. Çocuklar kendi dünyalarında hasas bir kişiliğe sahiptirler, evde en çok anne-baba arasındaki ilişkiler etkileyecektir. Anne ile baba uyumlu olmalıdırlar. Aile fertleri birbirine karşı dürüst olmaları gerekir. 3. Çocuklarınıza değerli bir ödül verebilirsiniz: Vakit Ayırın Üstün ve Özel Yetenekli Çocuklar kendilerini anlayışla karşılayan ebeveynlere ihtiyaç duyarlar. Çocuklar fikirlerini, düşüncelerini, projelerini paylaşacakları anne-babaya ihtiyaç duyarlar, alışılmışın dışında olanlara karşı meraklıdırlar. Toplumsal normlara göre çocuğunuzu yargılamayın, ona zaman ayırın, yol gösterici olun. 4. Çocuğunuza baskı yapmayınız Üstün ve Özel Yetenekli Çocuklar, meraklı, araştırmacı yönleri ile bilinirler, soru sorduklarında bastırma, ilgisiz kalma kesinlikle yapılmamalıdır. Çocuğun sorduğu sorularla ilgili olarak, nasihat edilmemeli, yasaklanmamalıdır. Sorgulayıcı olunmamalı, çocuğun sorularına karşılık uygun zamana cevabı araştıracağızı çocuğa söylemelisiniz. Çocuklar sorunun bütünüyle cevaplanmasını çoğu zaman istemeyebilirler, onlar için cevabın yol gösterici olması, ipucu vermesi yeterli olacaktır. Ebeveyler çocuklarının sorularına karşı yapabilecekleri en iyi yol doğru kaynağa yönlendirmeleridir. 5. Çocuğunuzu kendini geliştirmesi için teşvik edin Üstün ve Özel Yetenekli Çocukların, var olan yeteneklerini geliştirmek, zihinsel faaliyetlerini arttırabilmek için; Çocuğunuzun yeteneğine uygun kitaplar alınmalı, kütüphaneye götürülmeli, ihtiyaç duyduğu ansiklopedileri alınmalı, koleksiyonlarla ilgili yerlere götürülmeli, geziler yapılmalı, güzel sanatlarla ilgili sergilere götürülmeli bu faaliyetler belirli aralıklarla devam ettirilmelidir. Bilgisayar kullanması ve yeni bilgilere ulaşması için fırsat verilmelidir. Müzelere ve sanat galerilerine götürülerek merakları beslenmeli, tarihi mekanlara götürülerek öğrenme istekleri, arzuları arttırılmalıdır. 6. Destekleyici olun, hobilerini keşfetmek için fırsatlar yaratın Çocuklar kendi ilgi alanlarına benzer arkadaşlara ihtiyaç duyarlar. Birlikte oyun oynayıp, fikirlerini paylaşırlar. Arkadaşlıkların olması için imkan sağlanmalı, arkadaşlığın önemi çocuğa gösterilmelidir. Çocuklar cesaretlendirilmeli, hobileri için nasıl zaman ayıracakları öğretilmelidir. 7. Küçümseyici sorular, yanlış tutumdan kaçının Anne-babalar, hayal ürünü, sıradışı, hayali oyun arkadaşı, olağandışı zihinsel işlemler karşısında doğrudan yada dolaylı yoldan olumsuz tavırlardan kaçınmalıdır. Bu durumlarda çocuğunuza gülünmemeli, cesaretleri kırılmamalıdır. Bunun yerine mizah anlayışı ön plana çıkarılmalıdır. 8. Çocuğunuza aşırı yüklenmeyin Çoğu anne-baba çocuklarının boş zamanlarında bile sürekli ders, bir işle meşguliyet, ekstra faaliyetler olması gerektiğini düşünür. Çocuklar bu tutum devam ettiğinde kısa süre sonra bıkacaklardır. Bu durumu önlemek için çocuklara fırsat verilmeli kendileri için uygun olan alanları belirlemede yardımcı olumalıdır. Bazı ebeveynler çocuklarının mizahi kitaplar okuyarak, televizyon izleyerek zamanı boşa harcadıklarını düşünürler. Bu faaliyetler boşa zaman harcama olarak düşünülmemelidir. Bu tür faaliyetler, çocuğun kendisini okuduğu yada izldiği kişinin yerine koyarak sağduyulu olmasını sağlamaktadır. 9. Çocuğun bilgisine saygı duymak gerekir Bazen bizim bilgimizden daha iyi olsa bile, çocuğun bilgisine saygı duymak gerekir. Çocuğumuzun bize karşı art niyetinin olmadığını bilmemiz gerekiyor. Çocuğun kişiliğini hedef almadan genel talimatlar verilmelidir. 10. Üstün ve Özel Yetenkli Çocuklar İçin Eğitim Programı Hazırlanmalıdır Çocukların eğitimleri için olanaklar ölçüsünde eğitim için düzenlemeler yapılmalıdır. Özel eğitim programı hazırlanmalı, araştırma ön planda olmalıdır. Ayrıca toplumsallaşması ve toplum tarafından kabul edilmesi için faaliyetlerle desteklenmelidir. Ailelerin Üstün Çocukların Eğitiminde Dikkat Etmeleri Gereken Noktalar Prof. Dr. Ümit Davaslıgil Merak: Üstün çocukların önemli özelliklerinden biri meraktır. Bazen yetişkinler çocuklarının sorularını yanıtlamakta zorluğa uğrayabilirler. Böyle durumlar çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, başka çözüm yolları aramak uygun olabilir. Örneğin, kitaplardan, ansiklopedilerden, dost ve uzman kişilerden yararlanmak gibi. Aslında çok küçük yaşlardan itibaren bu tür soruların yanıtlanması, çocuklarda 'niçin' sorusunun yerleşmesine neden olacak ve yaşam boyunca sürekli daha iyiyi, gerçeği arama çabaları için zemin hazırlamış olacaktır. Yetişkinin Çocuğunun Tepkilerine Karşı Duyarlılığı: Yetişkinin, çocuğun tepkilerine karşı duyarsız olmamasının sayısız yararları vardır. Daha bebeklik döneminde çocuğun seslendirmelerine yetişkinin sözel tepkilerde bulunması, daha sonraları, çocuğun ilgisini yoğunlaştırdığı konularda ilgili açıklamalar getirip bilgiler vermesi, en ufak başarısını ödüllendirmesi, yasakların nedenini açıklayıp alternatif yollar bulmakta yardımcı olması, hem çocuğun kendine olan güven arttıracak hem de öğrenme atılımlarını destekleyecektir. Gelişim Yüzlerinin Gelişme Hızı: Çocuklardaki tüm gelişim yüzlerinin aynı hızda gelişmediği gerçeğini de akıllardan çıkarmamakta yarar vardır. Çoğu kez zihinsel gelişim, sosyal ve duygusal gelişimden daha ileri durumdadır. Böyle halli de, çocuğun sosyal gelişiminin zihinsel gelişimiyle aynı hızda ilerleme gösterdiği varsayılırsa, çocuğa, sosyal yönden fazla sorumluluklar yüklenebilir ve kendisinde çatışma ve gereksiz gerginlikler için zemin hazırlanmış olur. İlgi ve Yetenekler: Bu konuda yadsınamayacak bir başka nokta da, bu tür çocukların her alanda üstünlük göstermeyebilecekleri gerçeğidir. Çocukların har alanlarda çaba gösterme girişiminde olduklarını, yeteneklerinin hangi alan ya da alanlarda yoğunlaştığını saptamanın en kolay yolu, davranışlarını gözleyerek ipuçları yakalamaktır Çocuğun seçtiği kitapların türü, kendisiyle yapılan konuşma ve tartışmalar, onun istek ve ilgileri konusunda fikirler verebilir. Bu ilgi ve yetenekleri göze alınmadan bir çalışma programının hazırlanması, çocukta endişe ve gerginlik yaratabilir. Bunun sonucunda kendisinde yetersizlik duygularının olumsuz benlik kavramının oluşması ise kaçınılmaz olur. Sosyal Etkileşim: Yaşıtlarıyla sosyal etkileşime girmesi konusunda, ailenin çocuğuna yardımcı olmasının büyük yararları vardır. Üstün zekâ ya da yeteneğe sahip çocukların, zihinsel açıdan aynı düzeydeki yaşıtlarıyla iletişim kurma ve sosyal etkileşim içinde olma gibi gereksinimleri vardır. Eğer bu tür çocuklar bu gereksinimlerini tek bir arkadaş grubunda karşılayamıyorlarsa, o zaman farklı iki arkadaş grubuna sahip olmaları düşünülebilir. Bu gruplardan biri zihinsel düzeyde ortak noktaları olan, birbirlerini bu yönde teşvik eden ve birbirleriyle özdeşleşe bilen çocuklardan oluşabilir. Böylece çocuk, üstün zekâsından ötürü sıkılıp kendisini grup dışı bırakmak isteyen çevresindeki bireylerden arındırılmış olur. Öte yandan, üstün çocuğun, yaşına uygun düşecek grup etkinliklerine de katılması gerekir. Bu etkinlikler arasında izcilik, kamp kurma, spor, dans sayılabilir. Böylece kendi zekâ düzeyinin altında bulunan farklı bir arkadaş grubuyla kendisi arasın da, zihinsel etkinliklerin dışında, ortak noktalar doğabilir. Bunun sonucunda da bu tür arkadaşlarına tahammülü artabileceği gibi, kendisinin de onlar tarafından kabul görmesi, gereğinde onlara önderlik etmesi, düşüncelerinden yararlanmalarını sağlaması kolaylaşabilir. İşte aileye, çocuğuna böyle bir ortamı hazırlama açısından büyük görevler düşmektedir. Harekete Dayalı Beceriler: Zaman zaman üstün çocuklarla ilgili olarak karşılaşılabilecek bir başka sorun da harekete dayalı becerilerinin beklenen düzeyde olmamasıdır. Bu durum genellikle yetişkinlerin çocuktaki sadece zihinsel üstünlüğe takılıp, bazı becerilerinin gelişmesini teşvik etmekte başarısız olmalarındandır. Oysa uygun zamanlarda bu becerilerin gelişmesi için yeterli fırsat sağlanmazsa, daha sonra bunları geliştirmek imkânsızlaşır. Bunun sonucunda da çocuklar çeşitli spor oyunları denemekte isteksiz olabilirler, başarısız olmaktan korkabilirler ve beceriksizliklerinden dolayı utanabilirler. Böylece sosyal gelişmeleri için çok yararlı olabilecek etkinliklerin dışında kalabilirler. Her Alanda Üstünlük Beklentisi: Üstün çocuklarla ilgili olarak yetişkinler tarafından benimsenen bir yanlışlık da onların her alanda üstünlük göstereceklerini zannetmeleridir. Çoğu zaman "Niçin aritmetikte olduğu gibi sosyal derslerden de yüksek not almıyorsun?" ya da "Niçin kimyaya kompozisyona ayırdığın kadar zaman ayırmıyorsun? gibi soruların çocuklara yöneltildiğini duyarız. Aslında anne-babaların başlıca görevi, bağımsız davranabilen bireyler yetiştirmek olmalıdır. Eğer sürekli olarak hedefler yetişkinler tarafından dıştan korunursa, bu durumda çocuklara kendi amaçları için düşünme fırsatı tanınmamış olur. Çocuklara, ilgi alanlarını kendilerinin belirlemeleri için şans tanınırsa, kendilerini daha iyi tanıma fırsatı bulabilecekleri gibi, karar verme alışkanlığını da edinebilirler. Böylece dış çevrenin denetimini üstlenebilirler, kendilerine ve başkalarına karşı sorumluluk duygusu geliştirebilirler. Anne babaların sürekli olarak onlar için hedefler belirlemeleri, ne yapacaklarını söylemeleri ve standartlar oluşturmaları halinde ise dış denetimin esiri olmaları kaçınılmaz olur. Yaratıcılık: Bağımsızlığı engelleyici bu tür bir tutum, yaratıcılığın da baş düşmanıdır. Oysa bireye üstünlük niteliğini kazandıran en önemli özelliklerden biri yaratıcılıktır. Bu da ancak kendine güvenmesine, kendi kendini idare etmesine, karar verme alışkanlığını edinmesine, düşüncelerini açıkça söylemesine fırsat veren demokratik bir aile tutumu içinde gelişebilir. Unutulmamalıdır ki, uygarlıkta atılan her yeni adım, yaratıcılığın ürünüdür. Çalışma Alışkanlığı: Üstün çocukların bazı durumlarda potansiyelleri oranında başarı gösterememeleri, doğru çalışma alışkanlığına sahip olamamalarından kaynaklanır. Zamanının çoğunu boşa harcayıp, son anda bir şey üretme çabası içine giren çocuk, doğal olarak gizli gücünün meyvelerini tatma şansına sahip olamaz. Çocuğuna bu konuda iç disiplin kazandırmış ailelerde ise bu tür soruna rastlanmaz. Televizyon: Çocuğun kendisine pek yarar sağlamayacak programları pasif bir şekilde izlemesini engellemek için de ailenin önlem almasında yarar vardır. Aile bireyleriyle satranç oynamak ya da ilgi duyulan konularda tartışmaya girmek, müzelere ya da fabrika gibi, mesleklerin tanınmasında yardımcı olacak yerlere geziler yapmak, sanat etkinlikleri izlemek gibi faaliyetler, pasif izleme davranışına alternatif oluşturacak etkinlikler arasında sayılabilir. Böylece çocuk, hem zamanın değerlendirmiş hem de ilgi alanını genişletmiş olur. Kitaplara ilgi çekmek de bir başka önemli çözüm yoludur. Yetişkinler Tarafından Dinlenme Gereksinimi: Üstün çocukların, kendi düşüncelerini, değerlendirmelerini, vardıkları sonuçlarını ve gözlemlerini dinleyen anne -babaya, öteki çocuklardan daha fazla gereksinimleri vardır. Sürekli zihinleri çalışan bu çocuklar, gün boyunca birçok bilgi toplarlar. Bu bilgileri iyice özümleyebilmek için, onların analizini ve değerlendirmelerini yapma gereğini duyarlar işte çocuklar kendilerini dinleyen ve gereğinde yardımcı olabilen yetişkinlerle edindikleri bu bilgiler konusunda konuştukça, düşünceler arasında daha çok bağıntı kurabilirler, boşlukları görebilirler ve sonuca gidebilirler. Eğer anne-baba bu görevlerini yürütmekte zorluk çekerlerse, çocuklarının, aile içinden ya da dışından bu rolü üstlenecek bir bireyle temasa geçmelerini sağlamaları yararlı olur. Benimsenecek Değer Yargıları ve Yaşam Biçimi: Üstün çocuklar da normal çocuklar gibi çeşitli gelişim evrelerine deneyimsiz başlar, zaman zaman kendilerini güvensiz hissedebilir ve uyum sorunları gösterebilirler. Bu nedenle kendilerine rehberlik edecek ve güven verecek yetişkinlere gereksinim duyarlar. Anne-babaların, bu konuda yardımcı olmaları için, çocuklarına benimsetmek istedikleri değer yargılarını ve yaşam biçimini bizzat kendilerinin yaşayarak göstermeleri olumlu sonuçlar verebilir. Somut yaşayan bir modelle özdeşleşmek, sözcüklerin oluşturduğu soyut kavramlarla özdeşleşmekten daha kolaydır, ilke, "Söylediğimi yap" değil, "Yaptığımı yap" olmalıdır. (2) Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Üstün çocuğun topluma yararlı bir üretkenlik içinde olması, sadece kendi gizil gücünün değil, yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, gereksinmelerine duyarlı bir aile ortamının da ürünüdür. Yaşadıkça Eğitim, Ekim-Kasım-Aralık 1990, sayı 13 KAYNAKÇA 2. Freeman, Joan. The Psychology of Gifted Children. Perspective on Develop- ment and Education. John VVİley and Sons, Chichester, 1985. Page. Beverly A. Parents Guide to Understanding the Behavior of Gifted Children. Roeper Revievv. p. 39-42., May, 1983. Renzulli, J. S., 'The three-ring Conception of Giftedness: a developmental model for creative productivity!' Conception of Giftedness. Derleyen R. J. Sternberg and J. E. Davidson. Cambridge: Press Syndicate of tfye University of Cambridge, ss. 53-92., 1986 Üstün Yetenekli Çocukların Eğitimi ve Satranç Ahmet Emre Bilgili*-H. Sertaç Dalkıran** Satranç Ve Eğitim Bağımsız bir etkinlik olarak satranç, bireyin eğitiminde son derece ilgili ve yararlı bir duruma getirilebilir. Yeteneği ve zekâsı ne olursa olsun birey nezrinde yararı olduğu kabul edilir. Satranç bireye kazandırdıkları pozitif etkilerle, yetenek ve zekâ ayrımı yapmadan bireyin eğitiminde fonksiyonel bir rol oynayabilir. Bilindiği üzere matematik, hem sosyal bilimler hem de fen bilimleri eğitimi açısından büyük önem taşımaktadır ve matematik ile satranç arasında da ciddi bir ilişki söz konusudur. işte bu ilişki üzerine çalışan ve bu ilişkinin bütün yanlarını konu edinen ve bu alanda bağımsız bir çalışması bulunan Gik, önemli sonuçlara ulaşmıştır (Gik, 1983). Satrancın; çocukların zekâsını, hayal gücünü, şekil ve uzay bilgisini, analiz ve sentez yapma özelliklerini, planlama yeteneklerini, kavrama güçlerini, sözlü muhakemelerini, hafızalarını, problem çözme kapasitelerini, hızlı ve mantıklı düşünebilme karar alabilme süreçlerini olumlu etkilediği bilimsel deneylerle ispatlanmıştır. Bunun sonucu başta Rusya, ABD, Venezüella, Bulgaristan, İzlanda, Kanada ve ispanya gibi ülkeler olmak üzere 30 ülkenin okullarında ders olarak okutulması sağlanmıştır. Diğer ülkelerde de satranç, devletin ilgili birimleri tarafından gelişmesi için desteklenmektedir. ABD'nin satranç eğitimine verdiği önem, özellikle son yirmi yılda dikkati çekmektedir. Birçok eyaletinde satranç okul müfredatının bir parçasıdır ve çok sayıda satranç merkezleri bulunmaktadır. Özellikle Üniversite satrancında kayda değer gelişmeler yaşanmıştır. Başta Virginia Tech, Texas Browsville, South Dakota, Sounth Carolina, Maryland Baltimore Country, Oberline College, MIT, Harward, Colombia Buchnell, Tulane, Dallas Teksas ve Teksas A&M Commerce üniversiteleri olmak üzere daha birçok üniversitede öğrenciler satranç öğrenmektedir. 1969 yılında, 40. Dünya Satranç Kongresi açılışında konuşan Berlin Humbold Üniversitesi Felsefe Okulu Dekanı Dr. Hans Klaus 'Satranç, insan bünyesinin düşünme metotlarını geliştirmesine yardım eder. İlkokul yıllarından itibaren satranç öğrenmek ve oynamak faydalıdır. Resmi öğretim süreci yerine, bir şeyi oynayarak öğrenmek her çocuk için daha keyiflidir. Çocuklarımızın okul hayatında ilerlemeleri için onlara satranç öğretebiliriz' demiştir. Satranç bilen öğrencilerin Torrance yaratıcı düşünce testlerinde ve VVatson Glaser eleştirel düşünce testlerinde daima yüksek sonuçlar aldıkları görülmüştür. Dr. Calvin F. Degermond, satranç üzerine yaptığı uzun süreli araştırmalar sonucunda; satrancın zekâyı, estetiği, sporu, karar almayı, azim ve konsantrasyonu geliştirdiğini belirtmiştir. Satranç yaklaşık 50 yıldır Rus okullarında ders olarak okutulmaktadır. Çocukların problem çözme ve muhakeme yeteneklerine sağladığı katkı bir çok ülkede kanıtlanmıştır. 1973-1974 yıllarında o zamanki adıyla Zaire'de (Kongo Demokratik Cumhuriyeti) Dr. Albert Frank tarafından gerçekleştirilen araştırmaya 16-18 yaş grubundan toplam 92 öğrenci katılmıştır. Çalışma sonunda satranç eğitimi alan deney grubu, idari yetenek, matematik ve sözlü beceride kontrol grubuna oranla daha başarılı olduğu ortaya çıkmıştır. 1974-1976 yıllarında Belçika'da Assenede Belediye okulunda gerçekleştirilen çalışmalara 10 yaş grubundan toplam 40 çocuk katılmıştır. Deney ve kontrol grubu olarak ikiye ayrılan öğrencilere 5. ve 6. sınıfın sonlarında J. Piaget'in kavrama gelişimi testleri uygulanmış ve istatistiklerin neticesi satranç öğrencilerinin lehine çıkmıştır. Yine Çin Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Yee Wang Fung tarafından üniversitenin sayısal bölümlerinde okuyan öğrenciler üzerinde yaptığı deneylerinde, satranç eğitimi alan öğrencilerin matematik ve fen dersleri sonuçlarında ortalama % 15'lik bir artış sağladıklarını ortaya çıkarmıştır. 1979-1983 yılları arasında ABD'nin Pensilvanya eyaletinde gerçekleştirilen çalışmalarda, satranç eğitimi alan deney grubu, diğer kontrol gruplarının tümünü düşünsel gelişim programlarında geride bırakmıştır. Araştırmalarda Watson-Glaser ve Torrance test teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarının açıklanmasıyla Pensilvanya eyaletinde pilot okullarda satranç dersi uygulaması başlatılmıştır. 1979-1983 yılları arasında, bu kez Dr. Robert Ferguson ESEA kod IV-C isimli ve federal olarak desteklenen " Eleştirel ve Yaratıcı Düşüncenin Satranç Yoluyla Geliştirilmesi" konulu projeyi hazırlamıştır. Bradford bölgesi okullarından seçilen 7., 8. ve 9. sınıf öğrencilerinin katıldığı deneyin 32 hafta sonrasında yapılan Watson-Glaser eleştirel düşünce testleri sonucunda satranç grubu birinci olmuştur. 1979-1983 yılları arasında Venezuela'da "Düşünmeyi Öğrenme Projesi" isimli çalışma, satrancın zekâ seviyesini arttırıp arttırmadığını hedeflemiş, araştırmaya tümü 2. sınıf öğrencisi 4266 kız ve erkek çocuk katılmış, hemen hemen her sosyoekonomik düzeyden ailelerin çocukları bu projede yer almıştır. Araştırma sonucunda, satrancın metodolojik bir şekilde öğretilmesiyle küçük yaş gruplarındaki tüm öğrencilerin IQ 'sunu arttırdığı belirlenmiştir. Satrancın Öğrenciye Kazandırdıkları Satranç, öğrenciye bir yöntem dahilinde öğretildiği taktirde, ayırt etmeksizin bütün derslerine olumlu yararları bulunur. Bunun yanında kişiliğine ve sosyal hayatına da bir çok açıdan katkıları görülür. Bu katkıları analiz edebilmek için farklı açılardan bakabilmek gerekmektedir.Yani satrancı, 64 kareye ayrılmış bir tahta üzerinde ayrı fonksiyonları olan taşları belirli kurallar dahilinde bir hedef gözeterek karşılıklı oynatmalarından oluşan bir oyun olarak tanımlamak, onun derinliğini ortaya koymaz. Onun derinliği; bilim, sanat ve spor olmasında, uygarlık tarihi ile ilişkilendirilmesinde, tarihi kişiliklerde, entelektüel boyutunda, bireye ve topluma kazandırdıklarında yatar. Toplumun bir üyesi olarak bireye kazandırdıkları konusunda genel olarak şunları ifade edebiliriz: a) Zihinsel gelişime pozitif katkılar yapması b) Muhakeme gücünü artırması c) Analiz-sentez yapma becerisi d) Yaratıcılığı teşvik etme e) Strateji geliştirme f) Fotografik hafızanın gelişimine katkı sağlama g) Oyun sürecinde asla şiddet üretmemeye ilişkin bilinç h) Hayal gücünü, şekil ve uzay bilgisini, planlama yeteneklerini destekleme i) Problem çözme kapasitelerini artırma j) Hızlı ve mantıklı düşünebilme-karar alabilme süreçlerini geliştirme k) Neden sonuç ilişkisini kavrama l) Sakin ve soğukkanlı olmayı öğretme m) Rakibine saygılı olmayı temel alan bir centilmenlik n) Risk alma Kaynakça I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi Yayın Dizisi: 2 (Üstün Yetenekli Çocuklar Bildiriler Kitabı-Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu, Doç. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Mustafa Ruhi Şiirin) Alıntıdır / * Doç. Dr. Marmara Üniversitesi * * International Chess Arbiter |
||||||||||
|
|
|
|
|
#8 (permalink) | ||||||||||
|
İndigo Dosyası
Tanımlar arasında farklılıklar olsa da genel anlamda indigo çocuk; “bir dizi yeni ve olağandışı psikolojik nitelik sergileyen ve genelde daha önce belgelenmemiş bir davranış biçimi gösterip özel davranış şekilleriyle muamele gerektiren ve klasik eğitim düzenini yıkmayı amaçladıklarına inanılan çocuklar” olarak tanımlanıyor. 1970'li yılların sonunda doğmaya başladıkları için bugün indigo özellikler taşıyan birçok yetişkin aramızda bulunuyor. Peki İndigo çocukların en belirgin ortak özellikleri neler? Lee Carroll&Jan Tober tarafınadn kaleme alınan “İndigo Çocuklar-Yeni Çocuklar Geldiler!” kitabında bu çocukların ortak özellikleri şöyle sıralanıyor: 1-Onlar dünyaya bir asalet duygusuyla gelirler ve çoğunlukla da öyle davranırlar. 2- Burada olmayı hak ettiklerini hisseder ve başkalarının bu hissi paylaşmadıklarını görünce çok şaşırırlar. 3- Kendi değerlerini bilmek onlar için bir sorun değildir. Onlar, çoğunlukla “kim olduklarını” ana-babalarına söylerler. 4- Mutlak otorite (bir açıklama ya da seçim sunmayan otorite) karşısında zorluk yaşarlar. 5-Belli şeyleri kesinlikle yapmazlar; örneğin, kuyrukta beklemek onlara zor gelir. 6- Ritüel, yönelimli ve yaratıcılık gerektirmeyen sistemler karşısında düş kırıklığı yaşarlar. 7- Herhangi bir sisteme uyum sağlamazlar ve sistem yıkıcılar gibi görünürler. 8- Kendi türleriyle birlikte olmadıklarında anti-sosyal görünürler. Eğer çevrelerinde benzer bilinçte olan başkaları yoksa çoğunlukla, içlerine kapanır ve hiç kimsenin onları anlamadığı hissine kapanırlar. Okul sosyal olarak onlar için son derece zordur. 9- “Suçluluk duygusu verilerek” disipline sokulmaya karşılık vermeyeceklerdir. 10- İhtiyaçlarını bildirmekten çekinmezler. “İndigo” Kavramı Nasıl Doğdu? İndigo kavramı ilk olarak 1982’de, metafizikçi Nancy Ann Tappe’ nin, “Yaşamınızı Renk Yoluyla Anlama” adlı kitabında ortaya kondu ve çocukların davranış kalıpları ilk kez bu kitapta tanımlandı. Tappe, insan auralarının renklerini, onların muhtemel anlamlarını ve üzerimizdeki etkilerini araştırıyordu. Çalışmasında belirli insan davranışı türlerini ve özelliklerini renk grupları halinde sınıflandırdı ve sezgilerine dayanarak açıklayıcı bir sistem yarattı. Onun çalışmasındaki renk gruplarından biri de İndigo adı verilen çivit mavisi rengiydi. Daha sonra 1986 yılında danışman ve konuşmacı Lee Carroll ve Jan Tober ‘İndigo Child-The New Kids Have Arrived’ isimli kitaplarında bu çocukları anlattı. İndigo'nun geniş kitlelerce duyulması bu kitapla oldu. Bu kitaba göre de 1980'li yıllardan sonra dünyaya gelen çocukların birçoğu indigo niteliği taşıyor. Carroll ve Tober kitabı yazma nedenlerini ise şöyle açıklıyorlar: “Biz anne-babalardan yeni bir sorun türünü işitmeye başlamıştık. Zor ve garip yapıdaydılar. Onlar yetişkin ve çocuk rollerinde beklenmedik davranışlar gösteriyor ve kendi kuşağımızın deneyimlerine aykırı bir yer değiştirmeyi temsil ediyordu. Aynı şeyi uzmanlar da kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. Sorunlu anne-babalar artık ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Bu çocukları incelemeye aldık. Çünkü anlaşılmaya ihtiyaçları vardı. Anlaşıldıkları takdirde de geleceğin en etkili bireyleri olacaklardı.” İndigo çocuk hiperaktif çocuk değildir İndigo çocuklar başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde bir hastalık tanısı konulmasa da kabul ediliyor, biliniyor, araştırmalar yapılıyor. Birçok uzman da hiperaktiflikten farklı bir tanımı olduğunu belirtiyor. Bu tarz çocuklar için özel eğitim programları yapılıyor. indigo kavramı yeni bilinmesine rağmen bu tür özellik taşıyan çocukların sayısının hiç de az olmadığı tahmin ediliyor. Bu tip çocuklar aslında sorunlu varlıklar değil. Fakat doğru davranılmadığı takdirde sorunlu hale geliyor; çoğunlukla da DES (Dikkat eksikliği) ya da DEHS (Dikkat eksikliği-hiperaktif) tanısı konuluyor. Ama hiperaktif çocukların aksine indigo çocuklarda dikkat güçlüğüne ve öğrenme bozukluğuna rastlanmıyor. Onların yerinde duramama ve konsantre olamamalarının ardında duygusal bir acı olduğu kabul ediliyor. Çünkü hiperaktiflik ve dikkat eksikliği tanıları, onların kötü bir biçimde kendilerini farklı olarak algılamalarına yol açıyor, onların cesaretini kırıyor, depresyona götürüyor ve onları ruh halleri kısırdöngüsüne sokuyor. Bu nedenle kendilerine kötüymüşler gibi davranıldığında kendi değerlerinin düşürülmesinden dolayı öfkeleniyorlar ve bu öfkelerini dışarıya huysuzluk, saldırganlık ya da uyumsuzluk olarak yansıtıyorlar. Carroll ve Tober ‘hiperaktif’ etiketi yapıştırılan çocukların yüzde 90’ının da birer İndigo Çocuk olduğunu söylüyor. Yeniçağın çocukları olan İndigolar genellikle kendilerinin farkında olan, kendi değerlerini bilen, mutlak otorite karşısında zorluk yaşayan, belli şeyleri yapmayı kesinlikle reddeden (örneğin bu çocukları bir kuyrukta bekletemezsiniz), yaratıcı düşüncenin olmadığı yerlerde hayal kırıklığı yaşayan, okul düzenine uyum sağlayamayan, genellikle de başarısız olan, ancak bir psikoloğa götürüldüklerinde ve IQ testleri sonucu da neredeyse üstün zekâlı oldukları saptanan, 14–15. aylarda düzgün tümceler kurmaya başlayan, çoğunlukla anti sosyal davranışlar sergileyen, disipline sokulmaya kesinlikle karşı olan, yemek yemekle pek ilgileri olmayan, esnek vücutlu çocuklar olarak tanımlanıyor. Üstün zekâları çevrelerindeki her şeyi sorgulamayı, mantık süzgecinden geçirmeyi doğdukları andan itibaren prensip edinen indigoları tanımlarken sıkça vurgulanan konulardan biri de yirmi birinci yüzyılı indigo çocukların kurtaracağı. Bu çocuklar çok güçlü bir hafızaya sahipler. Sizin unuttuğunuz şeyleri hatırlayabiliyorlar, sizin anlamadığınız şeyleri anlayabiliyorlar. Onlar için gerçeklik çok önemli ve bu gerçeklik sizin gördüklerinizle, duyduklarınızla, hissettiklerinizle sınırlı değil, fiziksel duyumlarınızın çok daha ötesinde bir gerçekliktir. Bu yüzden kendi gerçekliklerinde yalanları kabul etmiyorlar. Yalanlara karşı koyuyorlar ve birçoğu isyan ediyor. Kendilerine sunulan yalanlarla savaştıkları için de toplumda gitgide problem olarak görülüyorlar. Baskıya ve anlamsız konuşmalara, mutlak otoriteye tepkileri oldukça sert ve yıpratıcı olur. Bu noktada kendilerine zarar vermek tehdidini kullanırlar. Kafalarını duvara veya yere vurmak ya da kendi saclarını çekmek bu yıkıcı tepkilerin birer göstergesi olabilir. Daha ileri boyutlarda aileye saldırmak, vurmak, ısırmak gibi tepkiler de gösterebilirler. Bütün bunlar bastırılmış bir indigonun dışa vurulmuş öfkesidir. İndigolar duygularını, indigo olmayanlara kıyasla, daha farklı bir biçimde işlemden geçirirler, çünkü özsaygıları çok yüksektir. Saygı duymayı severler ve karşılarındaki insanlardan da saygı beklerler. Her zaman açık ve dürüstlerdir. Bu savunmasızlık, zayıflık değil, onların en büyük gücüdür. Eğer onlara karşı açık ve dürüst değilseniz, onlar size karşı yine de açık ve dürüst olacaklar fakat saygı duymayacaklardır. İndigolar son derece sezgiseldirler. Her şeyi görebiliyorlar ve tek seferde algılayabiliyorlar. Doğrusal bir biçimde düşünmüyorlar aksine daha esnek ve daha canlı bir düşünce sistemine sahipler. Onlar sizin normal yollarla algıladığınız yapıyı tanımıyorlar, sizin mantığınızı göremiyor ve anlamıyorlar. Onların bu düşünce sistemi de yüksek bir zekâyı gerektiriyor. İndigolar bu yüksek zekâları sayesinde beyinlerinin etkin olmayan alanlarını da kullanıyorlar. Bu çocuklar diğer canlılara karşı şefkat duyarlar. Onlar acımasızlığa, haksızlığa, insanlık dışı eylemlere, aptallığa, duygusuzluğa ve duyarsızlığa tepki gösterirler. Onların istekleri olmasına rağmen, (kendilerini kaptırmadıkları sürece) maddiyatçı değildirler ve genelde cömerttirler. Yardıma ihtiyacınız varsa ve bunu açık bir dille söylerseniz size yardım ederler. Karşılarında istikrarlı insanlar gördüklerinde ise hemen değişirler. Paylaşımları farklılaşır. Daha paylaşımcı olurlar. İletişimleri istikrarlı ve alış veriş içeren bir hal alır, dost olurlar. Sizin net ve doğru olduğunuz ölçüde onlar da size öyle davranırlar. Bu anlamda sosyal ilişkileri çok güçlüdür. Birlikte olmayı severler, birlikte oynarlar. İndigo Tipleri Nancy Ann Tappe’ ye göre 4 farklı indigo tipi var: İNSANCIL: Kitlelerle çalışacak olan gruptur. Yarının doktorları, avukatları, öğretmenleri, tüccarları, işadamları ve siyasetçileridir. Herkesle son derece dostça konuşurlar. Çok güçlü fikir ve kanılara sahiptirler. Hiperaktiftirler, biraz sakar ve dağınıktırlar. Ayrıca, son derece sosyaldirler. KAVRAMCI: İnsanlardan çok projelerle ilgilenirler. Yarının mühendisleri, mimarları, tasarımcıları, astronotları, pilotları ve subayları olacaklardır. Sakar değillerdir. Atletik yapıdadırlar. Etrafındakileri yönetme eğilimi vardır ve en çok yönetmeye çalıştıkları kişi, erkekler için anneleri kızlar için de babalarıdır. Bu indigo tipi ergenlik çağında bağımlılıklara, özellikle de uyuşturucu haplara eğilim gösterir. Anne ve babanın onun davranışlarını yakından izlemesi gerekir. SANATÇI: Diğer indigolardan çok daha duyarlıdır ve genelde daha ufak tefektirler. Sanatla ilgilenirler ve yaratıcıdırlar. Yarının öğretmenleri ve sanatçılarıdırlar. Eğer tıp alanına girerlerse, cerrah ya da araştırmacı olabilirler. Güzel sanatlar alanına girdiklerinde, yaratıcının yaratıcısı olurlar. BOYUTLAR ARASI: Diğer indigolardan daha iri yapılıdırlar. Onlar dünyaya yeni felsefeleri getirecek olanlardır. Çok daha iri yarı olduklarından ve diğer üç tip gibi uyumlu olmadıklarından, zorbalık da yapabilirler. İndigo Çocuklara Nasıl Davranılmalı? İndigolar, davranışları, duruşları, tepkileri ve duygularıyla sıradan çocuklardan farklı. Bu farklılık da ister istemez onlara karşı farklı muameleyi gerektiriyor. Eğer onları çözümleyip bir indigo olduğunu anlayabilir ve doğru davranabilirseniz sorunsuz; hatta mükemmel bir çocuğunuz olduğunu düşünmemek elde değil. Fakat, onu anlayamıyorsanız ya da gerekli değişimi yaşayamadıysanız sonu doktorda biten ve muhtemelen hiperaktif teşhisi konulacak bir çocuğa sahipsiniz demektir. Bundan dolayı indigolara karşı duruşunuz önemli. İndigolar, neyin kabul edilemez olduğuna dair sınırların açıkça çizildiği ama bu sınırlar içinde araştırıp keşfetmenin teşvik edildiği bir ortamda daha başarılı olurlar. Bu, ana-babaların, öğretmenlerin ve bakıcıların kesin sınırlar oluşturabilmeleri ve o sınırları korumaları, ama aynı zamanda bu sınırları çocuğun duygusal/zihinsel gelişimi için gerektiği yerde değiştirecek kadar esnek olmaları gerektiği anlamına gelir ve indigolar hızlı gelişirler. Nancy Ann Tappe İndigo Çocukları yetiştirirken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar olduğunu belirtiyor ve önerilerde bulunuyor: • Sınırlar koyarken yaratıcı olun. Çocuğun gücünün sınırları zorlamasına izin verin, sınırların çocuğun gücünü zorlamasına değil. • Bu çocuklara, yetişkin sorumlulukları vermeden, yetişkinlermiş ya da yaşıtlarınızmış gibi davranın. Onları büyüklük taslamadan ve küçümsemeden dinleyin, saygı gösterin. • Eğer onları sevdiğinizi söyler, ama saygısızca davranırsanız, onlar size güvenmeyeceklerdir. Eğer onlara sevecen biçimde davranmazsanız, kendilerini sevdiğinize inanmayacaklardır. • İndigo çocuklarla ilişki ve etkileşime girmek hem bir görev hem de bir ayrıcalıktır. İndigo çocukların birbirleriyle ilişki ve etkileşimlerini gözlemlemek için zaman ayırın; bundan öğrenilecek çok şey vardır. Disiplin ve Ceza Cezalandırma bu çocuklarda işe yarayan bir yöntem değil. Cezalandırma korkuyu getirir, yargılamayı gerektirir, kızgın niyetler yaratır ve daha fazla çatışmayı davet eder. Disiplin, çocuklara mantıklı ve gerçekçi sonuçlar sağlayarak rehberlik eder. Onlara neyi yanlış yaptıklarını gösterir, sorunu sahiplenmelerini sağlar, yarattıkları sorunu çözmenin yollarını sunar ve bu arada onurlarını kırmaz. İndigoların çoğu emirlere iyi karşılık vermez. Sadece sözünü dinleten sert bir disiplinci olmaktansa, sevecen ve güvenilir bir sırdaş ve danışman olmak daha iyidir. Cezasız sevecen bir disiplinin kuralları şunlardır: • Çocuğu her zaman bilgilendirin ve işin içine katın. • Basit açıklamalarla potansiyel yanlış anlamayı önleyin. • Çocuğunuza tepkisel davranmayın. • Emirler vermekten kaçının. • Sözünüzü tutun. • Bir durumu ortaya çıktığı anda çözüme kavuşturun. • Çocuğunuza vurmayın ve kaba sözler söylemeyin. • Sevginizi açıkça gösterin. • Eğer ona bir ceza verecekseniz, bunu çocuğun boş olduğu bir zamanda yapın. • Cezayı uyguladıktan sonra, sorunu çözmek için enine boyuna konuşun. • Daha sonra mutlaka bir araya gelin ve her şeyin yoluna girip girmediğini anlamaya çalışın. Alıntıdır / Çiğdem Şanal |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|