DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Felsefi Konular
Anasayfa Kayıt ol

Felsefi Konular Felsefi Konular burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-20-2008, 11:27 AM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart Sokratesin Hayata Bakış Acısı

SOKRATES’ İN HAYATA BAKIŞI

Bu kuramsal olan görüşlerin yanı başında Sokrat, bir taraftan da pratik ahlâkın direktiflerini vermiştir. Sofistler için felsefe okutmak, onurlu ve kârlı bir işti. Oysaki, Sokrat için bu iş, Tanrısal bir emri, ödevi yerine getirmekti. Bunun içindir ki, o, tüm hayatını Atinalıların öğretim ve eğitimine harcadı. O, bu havarîliği yaparken, safsatacılar gibi kendisine parlak mevkiler ve onurlar sağlamayı düşünmüyordu; fakat aksi olarak Eflatun' un dediği gibi (Apologie) kendi ailesine ait işleri ve hatta servetini de ihmal ediyordu. Onun en çok ve bir tek güvendiği şey, sözünün etkisi, hayatının örneği, seçkin erdemi ve uygar cesaretiydi. Kazanmış olduğu büyük erdemin ünü, onun bazı saygısızca ve kaba muamelelerini mazur gösteriyordu. O, tüm Atinalılara: "Bir baba, bir büyük kardeş" muamelesi yapıyordu.

O, örneğin, Glokon ve Charmid'i, aldıkları ilhamlar dolayısıyla aydınlatır. Dargın kardeşleri barıştırır. Aile büyüklerinden mustarip olanlara cesaret ve umut verir; fakir ve zavallılara acır; zengin öğrencilerini ve dostlarını, fakirlerin yardımına koşturur. Bekârların ev bark, yani aile kurmalarını ister; ve temin eder. Özetle o, nerede bir iyilik yapmak olanaklıysa oraya koşar ve usanmadan öğüt verir, yol gösterir, açıkça köleleri ve kadınları mahkûm eden gelenekleri yıkan bir ilkesi yoksa da, onlara saygı duymayı salık verir; kadında annelik ve zevcelik gibi iki erdemin beğenilmesine çalışır. Çocuklara ebeveynlerine karşı şükranda bulunmalarını öğretir.

Nitekim, kendi oğlu olan Lamprokles' e çocukluğunda kendisine göstermiş olduğu şefkat ve özentiyi ileri sürerek annesi Xantip' in huysuzluklarına tahammül etmesini emretmiştir. Ve aile hayatında kadını, erkekle eşit görmüş; onlar arasında ancak ortak bir eserin yaratılışında ayrı ayrı uzmanlıklardan başka fark görmemiştir. Erkek dışarıda, kadın içeride çalışacak, kölelere iyilik ve tatlılıkla muamele edilecektir. Sokrat, insanın, kölelerine ne denli ihtimamda bulunursa, o kadar fedakâr hizmetçilere sahip olabileceğini anlatır. O, köle bilmediklerini, kölelerin ise, becerileri (hüner; ve çalışmaları sayesinde temin ettikleri refahı anımsatarak işi, işlemeyi ve kölelerin değerlerini yüceltir.

Ona göre, zulmü çekmek, zulüm işlemeye; kanunla ceza görmek, kanunun emirlerinden kaçmaya tercih edilmelidir. Bu ahlâk, bir taraftan yararcı, bir taraftan da bir çeşit çilecilik (auietisme) esaslarına bağlıdır. Elemsiz ve hoş bir hayat için yararı ve bunun dayandığı erdemi şart koşar. Onun erdemi, her şeyden nefsi yoksun bırakmakla değil, ılımlılıkla her şeyi tatmak suretiyle sağlanmış olunur. Yani, kendi kendine hâkim olmak erdemdir. Bu ahlâkta arzuların değil, aklın egemenliği görülür. Ona göre, arzu, hayır sanılan herhangi bir şeye karşı direnilmeyen bir isteme yönelişidir. Arzuyu aydınlatmak, mutlulukla hazzı, yararlıyı ve lâtifi karıştırmamak için kendini bilmek, yani gerçekten ne istediğini bilmek de gerektir. Görülüyor ki, insel hayatın sonu, onda pratik ile kuramın uzlaşmasından ibarettir.

ıÜüSOKRATES’İN TANRIBİLİMİ

Sokrat' ın Tanrıbilimi: Sofistler hemen her gerçeği, bilincin kanunlarını, adalet ve ödev ilkelerini, iyi ile kötünün farkını inkâr etmişler, ahlâkın temelleriyle tüm dinsel inançları yıkmaya çalışmışlardı; nitekim Protagoras, "Tanrıların varlık ya da yoklukları hakkında hiç bir şey söyleyemem" demişti. O, her şeyin doğadan rastlantı (tesadüf) ya da insan iradesiyle meydana geldiğini savunmuştu. Kanunları olduğu kadar da tanrıları insanların oluşturduğuna, adalet ve kanunun kuvvetliler tarafından zayıflara yükletilen ağırlıklardan başka bir şey olmadığına inanıyordu. Ömrü boyunca bilim ve ahlâkı olduğu kadar da siteyi yıkılmaktan kurtarmak için sofistlerle savaşmış olan Sokrat ise, önce ödev ve Tanrı düşüncesini kaldırmayı, bunları birbirine bağlayarak ve birini diğeriyle aydınlatarak hem sofistlerin itirazlarını hem de paganizmayı yıkmayı denedi; insan hakkındaki derin düşüncelerini yüksek bir âleme yöneltti ve kendi tarzında olmak koşuluyle kendisi de eşyanın ilkelerini aramaya koyuldu. Fakat bu ilke, onun için kendinden öncekilerin zannettikleri gibi soyut ve kör bir şekil değildi; onun ilkesi, kayraydı (providence), bilgelik ve yetkinliğin tüm yüklemleriyle nitelenmiş bir varlıktı. Âdeta o, kitaplı dinlilerin tanrısını ilk kez keşfetmiş gibiydi; yani o, ahlaksal bir tanrının varlığını sezmişti. Vakıa bu tanrı uzaktan uzağa Echyle ve Pindar'ın şiirlerinde parlamış ve Fisagor'un simgelerinde gizli olan karanlık bir düşünceydi; fakat Sokrat, bu düşünceyi en sade ve en aydın esaslarıyla anlatmıştı. O, kendinden öncekiler gibi, eşyanın kaynağı ve evrenin Kompozisyonu sorununu araştırmışsa da, onların yaptıkları soyut ve varsayımsal (hipotetik) açıklamalardan hoşlanmamış; evreni bir ahlaksal nedenin ürünü saymıştı. O. olayların zorunlu olarak meydana gelmiş olduklarından hiç söz etmedi; onların iyi oldukları için oluştuklarını kabul etti. Eşya üzerinde yaptığı gözlemler, kendisine her şeyden üstün, her yerde ve daima daha iyiyi araştıran zihinli bir iradenin var olduğu düşüncesini ilham etti; felsefe tarihine ilk kez. daha sonraları Ciceron ve Fenelon' un belâgatle geliştirmiş oldukları ünlü amaçlı nedenler (causes finales) kanıtını getirdi. Sokrat, doğada yalnız bir tek zihnin izlerini görmekle kalmadı. aynı zamanda doğada tözü (cevher) itibariyle iyi olan insanlar için lütuf ve şefkatle nitelenmiş olan bir gücün (puissance) varlığını tanıdı. O. bu gücün evrende sürekli ve yanılmaz eyleminin her an hazır olduğuna inanmıştı. Ona göre, bu gücün gözleri daima insan üzerine çevrilmiştir; o, insanların duygularını ve gizlerini bilir, kendi iradesini olduğu kadar da onların geleceğini kâhinlerin sesiyle, falcıların işaretleriyle ve iç bildiriklerle ve ayrıcalıklı kimselerin kendi yüreklerinin derinliklerinde işittikleri esrarlı seslerle ilham eder. Bu konuyu daha açık terimleriyle açıklamakta yarar vardır: Sokrat, ahlâk ve dini, sofistlerin dinsizliğine karşı savunmuştur; kendisi, bazı ikinci derecedeki tanrılara inanmış görünmesine karşın, tektanrıcıdır. Ona göre, bedende egemen olan zihni, nasıl ki eserleriyle görebiliyorsak, o görülmeyen yüce birliği de eserleriyle keşfedebiliriz. Eflatun' un, Phedon’ da Sokrat' a verdirmiş olduğu söylev, Xenophon' un Memorables' ında, Ötydem' e ve Aristodem' e yaptırmış olduğu sohbet, onun bu düşüncesini tanıtlar. O da ilk filozoflar gibi, fizik ve kozmogoniyle uğraştı; fakat ne bunlar, ne de Anaxagoras' ın düşünceleri kendisini kandırabildi. O, tüm evreni, tinsel ve ahlaksal bir bilgeliğin ve iyilik isteyen bir iradenin eseri sandı; o, eskiler gibi, "olaylar, zorunlu oldukları için meydana gelir" düşüncesinden değil, iyi olduğu için oluşurlar diye düşünür. İnsan bedeninin mutlu uygunluğu, nedenlerin sonuçlarla olan ahenkli bağlılığı bunu tanıtlar. Tamamıyla erekçi (finaliste) olan bu eserden yazarını keşfetmek, eski bir terimle, eserden, müessire istidlal suretiyle Tanrı' nın tanıtlanmasında, ona göre, insanla hayvan arasındaki fark, insan bedeninin pek ince yaratılışı yeter bir kanıttır:

ıÜüSOKRATES’ İN TANRIYA FARKLI BAKIŞI

"Tanrı, babalara çoğalmak arzusunu vermemiş midir? Annelere de beslemek duygusu, arzu ve şefkatini vermemiş midir? Tüm hayvanlarda hayat aşkı ve ölüm korkusu yok mudur.' varlığını Korumak isteyen bir işçinin
özenmesini tanımamak olanaksızdır". Böylece ona göre, içgüdüler, doğuştan birtakım yönelişlerdir ki, insan ve hayvanda tanrılığın bir çeşit eylemi halindedir. Tanrısal kayranın bu belirtisi, insanda daha büyük iyilikleri oluşturur.
"Tanrı, özentilerini yalnız bedenimizin şekline uygulamamıştır; asıl önemli olan şey, bize en yetkin bir ruh vermiş olmasıdır. Tanrının
varlığını algılayan hangi hayvan vardır? Tanrılığa tapınan insandan başka bir şey var mıdır? Zihin gücüyle, yani düşünülmüş edimlerle bile, açlığı, susuzluğu, sıcağı, soğuğu bir tarafa atan, hastalara şifa veren, güçlerini artıran, bilgilerine ilâveler yapan hangi varlık vardır? İşittiğini, gördüğünü, öğrendiğini anımsayan ne vardır? İnsanlar, diğer hayvanların arasında tanrılar gibi yaşarlar. Bir öküz vücuduna ve fakat insan zekâsına sahip olan yaratık, iradesiyle işleyemez; fakat ona eller veriniz, buna mukabil kendisini zekâdan yoksun kılınız; bu takdirde onu daha fazla sınırlamış olmayız''.

Sokrat, bizde var olan zihnin, tümel zihinden bir parça olduğuna inanır. Zira, zihin birdir; kapsayıcı (şâmil) ve geneldir, sonrasızdır ve o, mutlak yaptıran (efficicnt) bir nedendir. Oysaki varlıklar, şekil ve niteliklerini koruyamazlar. Sürekli ve genel bir değişme vardır ki, mutlak surette yetkine doğru gitmektedir. Bu yetkinleşme hareketi bir yarardır, iyiliktir ve çıkardır; bundan en fazla yararlanan insandır. Bu. Tanrısal kayradan ibaret olan amaçlı nedendir; yani, Tanrı, her şeyi iyi için yaratmıştır. Eğer Tanrı, yaptıran bir neden ise, iyi için yaratma iradesi, bir amaçlı nedendir ki, Tanrısal kayra, bunun bir ifadesi ve örneği olmuş olur.

Anlaşılıyor ki Sokrat, doğada yalnız bir zihin izi görmez, insanlar için şefkat ve iyilikle dolu, iyiyi isteyen bir gücün varlığını da görür. Onun bu âlemdeki sabit ve yanılmayan sürekli varlığını da savunur. O varlığın gözleri, insanlar üzerine açılmıştır; o, insan düşüncelerinin ve duygularının gizlerini (sır) de bilir. Bu itibarla Sokrat, tüm evrene hizmet eden tümel bir kayraya olduğu kadar da bireylerin talihini ilgileyen tikel kayraya da inanıyor:

"Alemi düzenler ve korur"; "Yüzyıllar arasında gençlik ve ateşini korur"; "Emirleri yanılmayan bir etkiye sahiptir; ve düşünce kadar hızlıdır"; "Tüm gözlere çarpan güneş, insanların kendisine doğrudan doğruya bakmasına izin vermez; ona gözlerini dikmeye yeltenenler, gözlerini kaybederler; Tanrı da böyledir"; "Gökten inen yıldırım, rastladığı her şeyi kırar; fakat ne indiği zaman, ne çarptığı ne de çekilip gittiği zaman kendini görebiliriz; Tanrı da böyledir ‘’; "Dostum, bedeninde hapsedilmiş olup, onu istediği gibi yöneten bir ruha sahip olduğunu öğren. Evrene yerleşmiş olan zihnin de her şeyi kendi keyfince düzenlemesi gerektir. Senin gözlerin bir çok aşamaları kavrayabildiği halde. Tanrı' nın ki neden tüm evreni birden kavrayamasın? Senin ruhun bir an içinde burada. Mısır' da ve Sicilya' da olup biten şeylerle uğraşabilir; Tanrı' nın zihni ise, neden bir bakışta kavramaya yeteneksiz olsun?".

Sokrat' ın Tanrısı, evrenin dışında olan mutlak bir varlık değildir. O, birliğini evrenle birlikle tamamlayan, evrenle bir bütünü oluşturabilen bir güçtür. O, âdeta hem cisim, hem de ruh suretinde tecelli eder. Ebedî ve sonsuz olan bu Tanrı, birdir. Onun en büyük sıfatı, değişmemezliktir (immuabilite). İslim felsefesinde olduğu gibi, Layetagayyer, hay ü kayyumdur. Böyle olmasaydı, baki, ebed, hıfz ve nizam güçlerine sahip olamazdı. Sokrat' a göre, Tanrı tapılmaya lâyıktır. Onun buna ihtiyacı yoktur; yalnız insanlar, onun lütfettiği ihsanlara ve nimetlere karşı sevinçlerini ve şükranlarını sunmak için tapmak ve itaat etmek zorundadırlar. "En dinli adam, en gerçek tapınmayı bilen adamdır". Ancak bu suretle bizi kötülüklerden ve tehlikelerden kurtaran, doğru yolu gösteren Tanrısal bir ilhama nail olabiliriz. O vakitler, "Sokrat'ın şeytanı" diye alay edilen bu içsel ilhamı, Sokrat, pek çok kez kendi içinde hissetmiş ve bunun her insanda tecelli edebileceğine inanmıştı. O, bu suretle bir taraftan ülkücülüğe giderken, esirme (vecit) ve dalınca olan eğilimi dolayısıyla de mistisizme ve çileciliğe (ascetisme) kapılmıştır. Aklın ermediği her noktada Tanrı' ya inanmaktan başka çare bulamayan Sokrat, insan ruhunun da bu tümel ve Tanrısal ruhla özdeşliğini kabul ettikten sonra, ruhun ebedî olması sonucuna ulaşır. Bu konuyu biraz aşağıda açıklayacağız.

Alıntıdır...
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hayata Farklı Bir Bakış Açısı Papadilma Hikayeler ve Efsaneler 0 06-10-2008 04:42 PM
Tarihe farklı bakış açısı bence okyun(kendim yazdım) Papadilma Makaleler 0 06-06-2008 01:08 AM
Belkin,den Laptop güvenliğine yeni bir bakış açısı cıwann Bilim ve Teknoloji 2 05-14-2008 11:43 AM
Rüyaya Farklı bir bakış açısı Serhad Rüya Tabirleri 0 05-06-2008 01:07 PM
Hayata Yon Veren Kanunlar Bedirxan Genel Kültür 0 05-03-2008 06:01 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:09 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved