DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Felsefi Konular
Anasayfa Kayıt ol

Felsefi Konular Felsefi Konular burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-03-2008, 06:29 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 312
Üye No: 13
Tecrübe Puanı: 50000
Rep Puanı : 51531
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute


Standart Bilgi

(Os. Mâlumât, İlim, İrfân, Mârifet, Vukuf; Fr.
Connaissance, Al. Erkenntnis Kenntnis; İng. Cognition, Kngwledge; İt.
Cognizione, Conoscimento, Conoscenza) İnsanın, toplumsal emeğiyle
meydana çıkardığı nesnel dünyanın yasalı ilişkilerinin,
düşüncesinde yeniden üretimi.

1. Etimoloji: Genellikle bilinen ve bilme edimi anlamlarında
kullanılan bilgi terimi, dilimizde bilmek kökünden türetilmiştir.
Batı Türkçesinde de aynı anlamda bili deyimi kullanılır.
Hint-Avrupa dil grubuna bağlı Avrupa dilleri onu bu grubun bilme
anlamını dilegetiren gen kökünden türetmişlerdir. Bu kök, ilkin,
bilgi anlamında Yunancaya gnôris ve Latinceye notio sözcüklerini
vermiştir. Daha sonra Latincede bilmek anlamında cognosco ve bilgi
anlamında cognitio deyimleri türemiştir. Eski Fransızlar bilinen
anlamında aynı kökten türeyen cointe deyimini kullanırlardı.
Cermenler bu kökü bilgi anlamında kenntnis ve kunde deyimleriyle
türetmişlerdir. İspanyollar da conocimiento derler.

2. Felsefe tarihi: İnsanla çevresi arasında kurulan ilişki,
eşanlamda bilgi, ilk düşüncelerden bu yana çeşitli açılardan
değerlendirilmiştir. Kimileri bu ilişkinin asla kurulamayacağını,
kimileri kısmen kurulabileceğini, kimileri ancak Tanrısal düzeyde
kurulabileceğini, kimileri de bağıntılı olarak her an kurulmakta
olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bilgi'nin kaynağı, özü ve
sınırı üstündeki araştırmalar çeşitli öğretiler
doğurmuştur. Usçuluk, görgücülük, deneyselcilik, sezgicilik,
eleştiricilik, kuşkuculuk, bilinemezcilik, olguculuk,
uygulayıcılık, inakçılık, inancılık, olasıcılık,
anlıkçılık, iradecilik, doğuştancılık, bilgicilik vb. bilginin
insan için olanaklı olup olmadığı yolunda savlar ilerisürmüş
öğretilerdir. Antikçağ Yunan düşüncesinde bilgiciler ve
şüpheciler bilginin olanaksız bulunduğu kanısındaydılar.
Sokrates de fizik bilginin kesin olmadığını, kesin bilginin ancak
törebilimsel alanda gerçekleşebileceğini ilersürmüştü.
Bilinemezcilik genel adı altında toplanan Kant idealizmi, Comte
pozitivizmi, Spencer evrimciliği, Heidegger ve Sartre
egzistansiyalizmi, Camus saçmacılığı aynı kanıyı sürdürüp
çağımıza kadar getirmişlerdir. Bunlara karşı bilginin olanaklı
bulunduğunu ilerisüren öğretiler, bilginin nasıl elde edileceği
konusunda iki büyük kampa ayrılırlar. Usçular genel adı altında
toplananlar bilginin doğuşundan beri insan usunda varolduğunu,
duyumcular genel adı altında toplananlar bilginin ancak
duyularımızla elde edilebileceğini savunurlar. Bilginin insandan
bağımsızlığını ve kendini kendisiyle belirlediğini ilerisüren,
Platon ve Hegel'in nesnel düşüncecilikleri (idealizmleri) gibi
öğretiler de vardır. İngiliz düşünürü Spencer'in üç türlü
bilgi bulunduğu yolundaki savı bir bilgi sınıflamasına
yolaçmıştır. Spencer'e göre bu üç türlü bilgiden biri halksal
bilgi (Os. Avâmi bilgi, Fr. Connaissance vulgaire)'dir ki dağınık
ve günlük bilgilerdir, ikincisi bilimsel bilgi (Os. ilmi bilgi, Fr.
Connaissance scientifique)'dir ki bu dağınık bilgilerin kendilerine
özgü bilim dallarında birleştirilip yasalara bağlanışından elde
edilmiş bilgilerdir, üçüncüsü felsefesel bilgi (Os. Felsefi
bilgi, Fr. Connaissance philosophique)'dir ki bilimsel bilgileri
evrensel bir yasada birleştirmiş olan bilgidir. Sanat kuramcıları
Spencer'in bu savına dördüncü bir bilgi sınıfı olarak heyecansal
bilgi (Os. Heyecâni bilgi, Fr. Connaissance émotionnelle)'yi
katmışlardır ki bu deyimle sanatsal kavrayışı dilegetirirler.

3. Ruhbilim: Ruhbilimsel açıdan bilgi, ruhsal bir işlev olarak
nitelenir ve duygulutuk'la etkinlik'e karşıt tutulur. Duyular ya da
anlıkça bilinip tanınmış olandır. Türk Dil Kurumunca yayımlanan
Ruhbilim Terimleri Sözlüğü'nde Fr. information (haber alma)
karşılığı olarak da önerilmiş ve öğrenme, araştırma ya da
gözlem yoluyla edinilen gerçekler deyişiyle tanımlanmıştır.
Ayrıca davranış ruhbiliminde bir uyaranın ipucu gärevini yapan
yönü de bilgi deyimiyle dilegetirilmektedir. Bundan başka ruhbilim
dilinde sınıflandırılmaya elverişli nesneler topluluğunun
niceliksel yönü bu deyimle adlandırılır.

4. Mantık: Mantık açısından bilgi, önermelerin ve
yargıların gerçekliğe uygunluğunu dilegetirir. Örneğin "bir
dörtken, dört kenarlıdır" önermesi ve yargısı bilgi'dir,
çünkü gerçeğe uygundur; buna karşı "bir dörtken, üç
kenarlıdır" önermesi bilgidışıdır, çünkü gerçeğe uygun
değildir.

5. Diyalektik: Diyalektik ve tarihsel materyalizmin kurucusu Karl
Marx şöyle der: "Doğa hiç bir makine, lokomotif, demiryolu,
elektrikli telgraf, kendi kendine işgören katır vb. yapmaz. Bunlar
insan çalışmasının ürünleridir. Bu çalışmayla doğal
maddeler, insanın doğaya egemen olması ya da doğa üstündeki
çalışması için gerekli araçlara dönüştürülmüşlerdir.
Bunlar insan eliyle yaratılmış olup insan zihninin araçlarıdır,
eşdeyişle bilginin maddeleşmiş gücüdürler. Sermayenin
gelişmesi, genel toplumsal bilginin ne ölçüde bir üretim gücü
olduğunu ve böylece toplumsal yaşam süreci koşullarının ne
ölçüde genel zekanın denetimi altına alındığını ve ona uygun
olarak kurulduğunu göstermektedir. Bu gelişme, aynı zamanda,
üretimin toplumsal koşullarının sadece bilgi biçiminde değil,
toplumsal yaşam sürecinin doğrudan araçları olarak da ne ölçüde
üretildiklerini göstermektedir" (Grundrisse der Kritik der
Politischen Ökonomie, 1857, s. 594). Marx, bu sözleriyle, insan
gücünün ve toplumsal çalışmasının bilgi'de yoğunlaşıp
billûrlaştığını dilegetirmektedir. Daha açık bir deyişle bilgi
doğada hazır değildir, doğada nesneler ve olaylar vardır ama bilgi
yoktur, bilgiyi yaratan ve üreten doğa üstündeki çalışması ve
bu çalışmaya düşüncesinin katkısıyla bizzat insanın
kendisidir. Metafizik, idealist ve Tanrıbilimsel varsayımlar bir
yana, bilimselliğe pek yaklaşmış olan Marx-öncesi duyumculuğu
bilgi'yi bireysel deney'in ürünü olarak tanımlıyordu. Ne var ki bu
bireysel deneyin algılarını düzenlerken kullanmak zorunda
bulunduğu kavram ve ulamları nerede bulduğu açıklanamıyordu.
Çünkü bu kavram ve ularnlar, bireysel deneyin değil, toplumsal
deney'in binlerce yıl işleye işleye oluşturup hazırladığı
ürünlerdi. İnsan pratiğinin toplumsal karakteri belirtilmeden hiç
bir bilgi açıklanamaz. İnsanın toplumsal çalışmasıyla elde
ettiği bilgi, doğanın bilinçte yansıtılmasıdır. Oysa bu,
aynanın doğayı yansıtması gibi basit bir fiziksel yansıtma
değil, birtakım karmaşık işlevleri gerektiren bilimsel bir
yansıtmadır. Bilgi, nesnenin kendisinden başlar. Duyularla
algılanır. İnsan bilincinde çeşitli soyutlamalara ve bireşimlere
uğrar. Kavramlaşır, ulamlaşır, yasalaşır. Sonra yeniden doğaya,
nesneye döner ve kendini pratikle denetler, doğrular. İnsan
bilincinde kavramlaşan, ulamlaşan, yasalaşan yansı yeniden doğaya
dönerek pratikle doğrulanmadıkça bilgi olmaz. Bilgi, somuttan
gelir, soyuttan geçer ve yeniden somutta gerçekleşir. Duyulur
veriler sınırlıdır, örneğin ışığın saniyede üç yüz bin
kilometre hızla koştuğunu bildirmezler. Bunu biz düşüncemizde
tasarımlarız. Ama bu, bilginin ancak soyut düşüncemizde ve
tasarımlarımızda olduğu anlamına gelmez. Çünkü soyut
düşüncemizin tasarımlarını hem duyularla algıladığımız
nesnelerden esinlemiş, hem de yaptığımız aletlerle bu
tasarımımızı nesnel dünyaya aktararak pratikle
doğrulamışızdır. Bu doğrulamayı gerçekleştirememiş olsaydık,
ışığın tasarladığımız hızı bir bilgi değil bir boşsöz
olurdu. Nitekim nesnel dünyada insanın tasarımını aşan
gerçeklikler de vardır. Örneğin mezonlar gibi kimi elemanter
zerrelerin varlık süreleri saniyenin yüz milyonda biri kadar tahmin
edilmektedir ki hiç bir insan bu niceliği tasarımlayamaz. İnsanın
pratik eylemi olan bilimler bu duyudışı ve tasarımdışı
olgulardan eylemsel sonuçlar çıkarırlar ve onları pratikte
kullanırlar. Bilgi, her zaman tam'lığın doğrultusunda ilerleyen
eksik ve tamamlanmamış bir süreçtir, her zaman da böyle
kalacaktır. Ama bu da, hiç bir zaman tam (kesin, bitmiş, saltık)
bilgiye erişilemeyecektir anlamına gelmez. Çünkü her eksik bilgi
tamlığını, başka bir deyişle her göreli bilgi saltıklığını
içermektedir. Tamlık eksikliğin, saltıklık göreliliğin
içindedir. Örneğin ışık konusunda dalga kuramı, yirrninci
yüzyılın başlarında ışığın aynı zamanda zerreli oluşunun
anlışılması üzerine, yetersizliğinden ötürü bırakıldı. Ne
var ki bu göreli ve eksik bilgi, bırakılıncaya kadar işe yaramış
ve birçok bilimsel gerçeklerin meydana çıkarılmasını
sağlamıştı. Çünkü kendi saltıklığını da içermekteydi.
Bunun gibi, evrenin ilk yapısını araştıran ilk düşünceler bunu
sırasıyla su, hava, ateş vb. maddelerinde görmüşlerdi. Zamanla
birbirlerine yerlerini bırakan bütün bu göreli bilgiler evrenin
maddesel bir yapısı bulunduğu saltık bilgisini taşırnaktaydılar.
Saltık bilgi, göreli bilgilerin; eşdeyişle tam bilgi, eksik
bilgilerin bu süregiden içeriğidir. Göreli bilgiyle saltık bilgi,
birbirleriyle bağımlıdır ve biri olmadan öbürü de olarnaz. Doğa
sonsuz olduğu içindir ki bilgi süreci de sonsuzdur. Daha açık bir
deyişle bilgi, hiç bir zaman ve hiç bir yerde bitmeyecek ve
metafizikçilerin hayal ettikleri gibi hiç bir zaman ve hiç bir yerde
bir son bilgi'ye varılamayacaktır. Diyalektik ve tarihsel
materyalizmin kurucularından Engels şöyle der: "Bilginin sona
ermesi, sonsuzun sona ermesi demek olur ki olanaksızdır", sayıların
dizisini sonuna kadar saymak nasıl olanaksızsa doğanın bilgisini
tüketmek de öylece olanaksızdır. Özetlersek, bilgi, ne idealist
usçuların sandıkları gibi tek başına usla, ne de materyalist
duyumcuların sandıkları gibi tek başına duyumla elde edilebilir.
İlkin o, insan pratik (toplumsal üretici maddi eylem, Marx'in
deyişiyle praxis)'iyle üretilir. Bu üretme iki aşeamada
gerçekleşir: Her ikisi de pratikte temellenmiş olarak birinci aşama
duyumsal aşama, ikinci aşama mantıksal aşamadır. Bilgi üretiminin
denetimi de gene pratiğe dönüp bilgiyi doğrulamakla yapılır.
Bilgi süreci böylelikle tamamlanır. Marksçı bilgi kuramının
geliştirip açıklamış bulunan Lenin şöyle der: "Canlı
algılamadan soyut düşünceye ve buradan da pratiğe: İşte
gerçeği tanımanın, bilgi edinmenin diyalektik yolu budur". Pratik,
bilginin hem çıkış noktası, hem de doğruluğunun ölçütüdür.
Gene Lenin der ki: "Yaşamın, eşdeyişle pratiğin bilgi kuramının
temeli olduğu görüşü bizi kaçınılmaz olarak materyalizme
götürür". İşte diyalektik ve tarihsel Markiszm, bu yüzden,
kaçınılmaz olarak materyalisttir.


Alinti
Bedirxan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:39 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved