DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür
Anasayfa Kayıt ol

Genel Kültür Genel Kültür konuları burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-03-2008, 05:40 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 312
Üye No: 13
Tecrübe Puanı: 50000
Rep Puanı : 51531
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute


Standart Mezopotamya Halklarının DİNlerİ

Mezopotamya Halklarının DİNlerİ
Mezopotamya halklarının tarihsel gelişim şartları Mısırlılarınki ile pek çok gönden benzeşmekte idi ve gelişimi de önemli derecede paralel olmuştur. İkili nehrin eski dininin öğrenilmesine eski Babil ve Asur yerleşkelerinin ve saraylarının kazılarında açığa çıkarılan balçık levhalar, metinler maddi eserler ve bunlar arasındaki tanrıların ve ruhların tasvirleri büyük rol oynamıştır.

Sümer Dönemİ, En Eskİ Komünal Topluluk Dİnİ

İkili nehrin yüksek medeniyetinin en eski eserleri M.Ö. dördüncü binyıla kadar gider. Bu medeniyet etnik mensubiyetleri aydınlatılamayan Sümerlere, Mezopotamya�nın Samiler öncesi ahalisine aittir.Eski Sümer komünal topluluğu ( zirai bölgelerle kuşatılmış özerk küçük yerleşim birimi ) kendi komünal topluluğu tapıncına sahip olan ilk arazicil birlikler olmaktadır.Her komünal topluluk kendi mahalli koruyucu tansırına sahipti. Patesi (Ensi), Patesi hem reis hem rahipti. Bu anlayış M.Ö. üçüncü bin yılın başlangıcına kadar aynı kendine özgülükle devam etti. Bu komünal topluluklar daha da erken dönemde küçük soy yada arazicil gruplardan oluşuyorlardı. Bazı örneklerde kamünal toplulukların (yada kabilelerin) patron ( sahip-koruyucu ) örneklerinin nasıl oluştuğunu açıkça görmek mümkündür. Eski kent Logaş�da Ningirusu ( yani Girusu hakimi ) koruyucu tanrı sayılıyordu. Girusu Logaş�ın yapısına giren küçük yerleşim birimidir. Logaş�ın yapısına giren diğer yerleşim biriminin koruyucu tanrıçası ise Bau�dur. Bu yerleşim birimleri birleştiği zaman ise tanrıça Bau�nun Ningirusu�nun karısı olduğu tasavvuru ortaya çıkmıştır.

Ülkenİn Bİrleşmesİ ve Genel Devlet Tanrıları
Artık Sümer döneminde (M.Ö. dördüncü ve üçüncü bin yıllar) koruyucu tanrılara dair tasavvurların bu tarz kaynaşma yolları ile bir araya gelmesi sonucunda ulusal ilahlar oluştu ve bunlar arasında özellikle yüce üçüz tanrılar öne çıktı. Anu, göğün timsalleşmesi idi ve Sümerce�de Gök anlamına geliyordu. Enlil adının etimolojisi ise tartışmalıdır. Onun Sümerce Lil�e (rüzgar, nefes, gölge, ruh) kadar gittiği varsayılmaktadır. Enlil metinlerinde �su baskını hükümdarı� , �dağ, rüzgar�, �Ülkenin hükümdarı� gibi sıfatlar olmaktadır.Bu ilahın dağdan esen rüzgarın yağış getirmesi, su baskınlarına yol açması ile bağlantısı olması mümkündür. Özellikle deniz kenarındaki komünal topluluklarınca ihtiram gösterilen tanrı Ea anlaşılan balıkçıların koruyucusu idi. Onu insan-balık türünde tasvir ederlerdi. İnsanları diğer tanrılardan koruyan ve aynı zamanda kültür kahramanı sayılıyordu. Ülkenin politik birleşme döneminde üç tanrının adı ulusal yüce ilahlar olarak ihtiram görmekteydi. Onlara atfedilen sıfatlar Anu ( kavranılmaz, anlaşılmaz, uzak ) , Enlil (kudretli, hakim olabilen) ve Ea (bilge ve aziz) dir.

Bunlar ve mahalli ilahlar arasında rahipler bağlantı kurmaya başladılar. Sami halklarının Akkadların, Ammoreylerin istilasına kadar komünal toplulukların eski koruyucu ilahlarından tanrıların panteonunun şekillenmesi süreci genellikle bu şekilde yürümüştür. Mesela Ningirusu Enlil�in oğlu olarak, Hallab�ın koruyucusu tanrıça innina (daha sonraları Sin�in kızı) Anu�nun eşi ilan edilmişti. En erken dönemde tanrıların tasvirlerinin büyük kısmı itibari ile insansılaşmaları dikkate değerdir. Mısır�dan farklı olarak, Mezopotamya, zoomorf tanrıları hemen hemen bilmemiştir. İstisnası insanbalık olarak tasvir edilen Ea�dır. Gene Musur örneğinin tersine, Mezopotamya hayvanlara tapıncı da bilmemiştir. Genel olarak burada totemizmin izleri çok az fark edilmektedir.

Öküz, yılan gibi kutsal hayvanların olduğu gerçektir. Bu arada kutsal öküzler sık sık insan kafalı olarak tasvir edilmiştir. Mısır�da ise o zaman tam tesine tanrılar çoğu kez bir hayvan kafalı insan türünde tasvir ediliyorlardı.

Samiler Dönemİ. Babİl�İn Yükselmesİ. Marduk
İlk başlangıçtaki Sümer Tanrı örneklerini ardılları olan Sami tabakasından ayıklamak çok zordur. Samiler döneminde (M.Ö. Üçüncü Bin Yıl ortaları) eski Sümer ilahları önemli ölçüde kendi isimleri altında korunmuşlardır. Ancak Sami isimleri ile bir takım yeni tanrılar ortaya çıkmıştır. Bazen bu Sami isimleri eski Sümer tanrılarına da verilmiştir. Bunlardan bazıları her iki ismini de korumuştur. Mesela Tanrıça İninu�nun, İştar olarak adlandırılmaya başlanması gibi. (Akkadlarda Eşter, Asurlarda İster, Batı Samilerinde Aştart, Astarta) güneşle bağlantı tanrısı Larsı Utu�da sadece Şamaş-Güneş adını almıştır. (Yahudilerde Şemeş, Araplarda Şems, Ammorylerde ve Asurlarda Samsu, Samas) Sami halklarından bazıları (Finikeliler, Güney Arapları) bu güneş ilahını kadın olarak görürlerdi. Onla tanrı Ningirusu�nun adını Ninurtu diye değiştirdiler. (Daha önce �Ninib�e ihtiram gösteriyorlardı.) Sami panteonunun bu ve diğer ilahları, kökenleri bakımından münferit komünal toplulukların koruyucuları idiler. Nannarr, eski Sin dirura kentinin koruyucusu; Ninurtu, (Ninib, eski Ningirusu) Lasaşa kentinin koruyucusu; Abu, Borsippa kentinin koruyucusu; Nergal ise (ölümün yer altı ilahı) başlangıçta Kutu kentinin mahalli patronu idi.

Babil kentinin yükselmesinden yani M.Ö.ikinci bin yıldan beri, Babil�in koruyucu tanrısı Marduk birinci sıraya geçmektedir. Onu tanrı yığınının başına koymaktadırlar. Babil tapınaklarının rahipleri Marduk�un diğer tanrılar üzerindeki birinciliği üzerine mitler düzmekteydiler ve aynı zamanda bu yolla tek tanrı öğretisi gibi bir şey yaratmaya çabalamaktaydılar. Genel olarak sadece tek tanrı Marduk vardır. Geriye kalan diğer tüm tanrılar, onun diğer çeşitli tezahürleridirler. İnurta-Marduk güçleri, Nergal-Marduk çarpışmaları, Enlil-Marduk iktidarı vb. . Monoteizme karşı bu heveste, politik merkezileşme yansımaktadır. Babil hükümdarları tüm ikili nehri kendilerine tabi kılar kılmaz, Önasya�nın en güçlü hükümdarları oldular. Ancak mahalli tapınçların, rahiplerinin rekabetinden olsa gerek, monoteizme geçiş denemesi başarılı olamadı ve onlar eski tanrılara da ihtiram göstermeye devam ettiler.

Hükümdarların Tanrılaşması
Eski Doğu�nun diğer devletlerinde de olduğu gibi, ikili nehirde de iktidar taşıyıcıları kendilerini dini tapınmanın nesnesi haline getirdiler. Sümer patesileri aynı zamanda tanrıların rahipleri idiler. İkili nehri birleştiren hükümdarlar, Sargon�dan başlayarak göksel tanrılara özel yakınlık iddiası güdüyorlardı. Onların, tanrıların sevgilileri, adamı oldukları ve onların adına hüküm sürdükleri kabul ediliyordu. Hükümdarlar genellikle ilahi sıfat taşıdıklarından kabartmalarda tanrılarla yüzyüze tasvir ediliyorlardı. Neramsin Stelasında (Kabartmalar dikey anıtsal işaret) hükümdar Hammurabi, Stela da elinde kanun maddeleri olan tanrı Şamaş�ın karşısında durmakta ve onun elinden kanunları almaktadır.

Hükümdarlara tapınç Babil ve diğer rahiplere imtiyazlı durumlarının sağlamlaşmasını sağladığından dolayı, onlar tarafından destekleniyordu. Onlar Musurlu rahiplerin zaman zaman yaptıkları gibi hükümdarlarla rekabete girişmiyorlardı.


Halkçıl Tarımcıl Tapınçlar. Ölen, Yenİden Dİrİlen Tanrılar
Devletin koruyucu tanrılarına resmi tapıncın ve hükümdarlara tapıncın yanı sıra şüphesiz esi derin ve saf halk tapınçları da korunmuştur. her şeyden önce de bitklerin ve bereketin ilahlarına tarımcıl tapınç. Sümer kentlerinden birinin koruyucu tanrıçası olan İştar�a ve aynı isim altında bilinen ancak sonraları onunla kaynaştığı anlaşılan bereket tanrıçasına, kadın ilaha ihtiram gösteriliyordu. Diğer benzerleri olan bereketin kadın ilahları gibi İştar da aşk tanrıçası çizgilerini açığa vurmaktadır. İştar�ın erkek tamamlayıcısı tanrı Dumizi (Temmuz adı altında daha çok bilinmektedir) bitkilerin timsalleşmesi idi. Dumuzi�ye mitolojik olara su ilahı Apsu�nun oğlu gözü ile bakılmıştır. Onun adının bütünü Dumu-zi-Apsu, Apsu�nun gerçek oğlu anlamına gelmektedir.Ölen Dumuzi�ye kadınların uyguladığı ağlama geleneği vardı.Ölen sevgili Dumuzi�ye İştar�ın ağlayışının metni korunmuştur. Yaz ayı (Haziran-Temmuz) Dumuzi�ye adanmıştır. Tüm bunlardan görünmektedir ki Dumuzi tarımcıl ilahtır ve yeniden dirilmesi tarımsal sürecin timsalleşmesidir. (Osiris ve İsida üzerine Mısır tapınç mitinin paralelidir.) Onun yok olması, yer altı dünyasına inip gitmesi ve yeryüzüne yeniden dönüşü hakkındaki elimize bölük pörçük ulaşmış olan mitin de vurguladığı budur. Babil rahiplerinin, Dumuzi�nin ölümü ve dirilişine tapıncı, kendilerinin Marduk�una aktarma çabalamaları dikkate değerdir. Metinlerinden birinde özellikle Marduk yer altı hükümdarlığının giriş kapısında ölmekte, tanrıça karısı ise onu hayata döndürmektedir.

Dumuzi�ye Samiler �Efendi� adını verdiler. Adani (Grek ve Latin biçimleriyle Adonis) tapıncı sonraları tüm Ön Asya�da genişleyerek yayılmıştır.

Rahİplİk ve Tapınç Teşkİlatı
En eski dönemde komünal toplulukların birleşmesi ve ilk denletlerin oluşması ile bağlantılı olarak artık ayrıcalaşmış rahipler tabakası oluşmuştu. Önemli zenginliklere sahip olan tapınakların hizmetçileri rahipler, çok etkin bir sosyal tababa haline gelmişlerdir. Onlar genellikle asilzade sülalelerden gelmedirler. Rahiplik ünvanı ırsi idi. Rahipliğin bir çok dinde karşılaşılan törensel taleplerinden biri adayın bir fiziki kusurunun bulunmaması idi.

Erkek rahiplerin yanı sıra rahibeler de vardı. Onların çoğu aşk tanrıçası İştar�a tapınçla bağlantılı idi ve tapınak fahişeliği (İerodalı) yapıyorlar kendilerini orgiastik tapınçlara veriyorlardı. Diğer yandan aynı İştar�a kadın elbisesi giydiren kadın oyunları oynayan erkek rahipler ( hadım ağaları) hizmet ediyorlardı.

Rahipler aynı zamanda bilginlerdi. Sulamalı tarım ekonomisi teşkilatlanma pratiği için gerekli olan bilgileri onlar tekellerine almışlardı. Nehirlerin sezonsal akıntılarını incelemek için gök cisimlerinin hareketlerinin sistematik olarka gözlenmesi gerekiyordu. Bu sebeple Babil�de Mısır�ınkinden geri kalmayan astronomi bilimi çok erken gelişmiştir. Gözlemler tapınak kulelerinin tepesinden rahiplerce sürdürülüyordu.

Bilginin göğe yükselmesi, gök cisimlerinin ardından sürekli gözlem gerekliliği, keza bu gözlemlerin rahiplerin elinde yoğunlaşması, tüm bunlar Mezopotamya haklkarının mitolojisine ve dinine esaslı surette yansımıştır. Tanrılar ve Tanrıçalar, mahalli koruyucular gök cisimleri ile çağrışmaya başlamışlardır.�Tanrı� anlayışının kendisinin Babil çivi yazısında yıldız anlamına gelen işaretlerle (ideogramla) tasvir edilmesi boşuna değildir ve bu işaret determinant niteliğinde her tanrı yada tanrıçanın adına eşlik etmiştir. Bu yolla rahipler göksel cisimleri ve diğer olayları tarılar arasında dağıttılar ve böylece Tanrıların Astrolojileşmesi başladı.

Ezelden beri güneşle bağdaştırılan tarı Larsi UTU�ya Şamaş adı altında tüm ülkede ihtiram gösterilmeye başlandı. Tanrı Ura-Sin ay ile, diğer yüce tanrılar gezegenlerle özdeşleştirilmişti. Nabu-Merkür, İştar-Venüs, Nergal-Mars, Marduk-Jüpiter, İnurta-Satürn göksel cisimleri, özellikle gezegenleri tanrı adları ile adlandırma geleneğinin Babil�den Greklere, onlardan da Romalılara geçtiğini ve tanrıların Romaca (Latince) isimlerinin bu gezegen isimlerinde günümüze kadar korunduğunu yeri gelmişken söylemek gerekir. Senenin ayları da tanrılara adanmıştır. Babil dininin bu yıldızsal yönelişi takvimin yaratılışını da etkilemiştir. Zaman sıralama sisteminin 12�leşmesi, sonraları Avrupalılarca miras alınmıştır.

Babil rahipleri zaman parçalarının sayısal ilişkilerine ve boşluğun bölümlenmesine kutsal anlam atfetmişlerdir. Kutsal sayıların ortaya çıkışı bununla bağlantılıdır. 3-7-12-60 (5x12) vb. Bu sayılar kutsal adledilmiş ve sonradan da Avrupalılarca ve diğer halklarca da benimsenmiştir.

Mİtolojİ
Babil�de en eski dönemde evren doğum mitleri vardı. Korunmuş, yedi balçık serisine kazınmış olan mitolojik metin özellikle ilginçtir. O başlangıç sözlerine bakarak belirlenmiş ad taşımaktadır. �Enuma Eliş� (harfiyen- ne zaman yukarı) Mitte dünyanın başlangıcı, tanrılar ve onların dünyayı düzenleme uğruna mücadelesi anlatılmaktadır.

Tiamet dipsiz uçurumun ve dört ayaklı kanatlı ucube türünde tasvir edilmiş olan tuzlu suyun, ilk okyanusun kadıncıl timsalidir. Mummu onlara tabi olan ruhtur. Lammu ve Lahamu anlaşılan tanrıların en eski mitolojik çiftidir. Mitte daha ileride dünyaya gelen tanrıların kaos güçleriyle mücadelesi anlatılmaktadır. Bu mücadelede en ilginç hikaye Tiamat�ın tanrılara kızarak, doğmakta olan dünya düzenine karşı korkunç ordu sürülerini kaldırdığı kısımdır.

Tanrılar korkudan ucubeye karşı durmaya cesaret edemiyorlar, hepsinin karışındaki kendi birinciliğini tanrıların kabul etmeleri şartı ile sadece bir tek Marduk savaşa cesaret ederek tanrıları korumayı üstleniyor. Amansız bir mücadeleden sonra gerçekten de galip geliyor ve ucube tanrı Tiamat�ı öldürüyor. Onun vücudunu ayırıp parçalarından göğü ve yeri yaratıyor. Bundan böyle Marduk, tanrılar arasında birincidir. Babilli rahiplerce yaratılmış olan bu mit, onların tanrısı Marduk�un diğer tabi olan kentlerin tanrıları üzerindeki önceliğini haklı çıkartmaya yönelik idi.

Diğer mitolojik metinlerde Adapa adındaki ilk insanın yaratılması (onu tanrı Ea yaratmıştır) ve bu ilk insanın ölümsüzlüğü kaybetmesi üzerine, yani ölümün kökeni üzerine konuşulmaktadır. (Ea Adapa�yı ölümsüz kılmak istemiştir. Ancak o kendi hatası yüzünden onu edinememiştir.)

Bize kadar gelen hikayelerin en eskilerinden Gılgamış hakkındaki ünlü hikaye bazı ilginç mitolojik gerekçeler ihtiva etmektedir. Bu hikayenin özüne değinmeden, sadece hikayeye ve hikayenin kahramanı Gılgamış�ın dünyanın öbür ucundaki �suların ve ölümün arkasındaki� atası Utnapiştim ile karşılaşmasına dikkat edelim. Sonuncusu (Gılgamış�ın atası) Gılgamış�a tüm yeryüzünü boğan tanrıların gönderdiği korkunç tufandan Ea�nın öğüdüne göre gemi inşa ederek ailesi ve hayvanları ile sadece onun kurtulduğunu anlatmaktadır. Bu mitolojik gerekçe ve onun ayrıntıları kuvvetli ihtimalle Yahudilerin Babillilerden aktardığı tufana dair meşhur kutsal kitap rivayetlerini kaçınılmazca hatırlatıyor.

ŞeytanİleŞtİrme ve Büyü Sözlerİ
İkili nehir halklarının dinlerinde göksel tanrı ve kültür kahramanları üzerinde tasavvurların yanı sıra, büyük kısmı itibariyle kötü ve boğucu çok sayıdaki alçak ruhlara dair olağanüstü eski inançlar da büyük rol oynamışlardır. Yerin, havanın ve suyun, ruhsal hastalıkların ve insanı şaşkına çeviren her türlü felaketin tanrıları Anunaki ve İgigi�dir. Onlarla mücadele için rahipler bir sürü büyü sözleri icat etmişlerdir. Büyü sözlerinde onların isimleri ve uzmanlıkları sıralanmaktadır. Aşakka insanın başını, Namtaru boğazını, kötü Utukku ensesini, Alu göğsünü harap etmiştir.

Kötü ruhlardan korunmak için çok sayıdaki büyülü formüllerinden başka, muskalar ve esirgeyiciler yaygınca kullanılmıştır. Kötü ruha karşı mesela esirgeyici niteliğinde onu gördüğü zaman ruh korkudan kaçsın diye olabildiğince tiksindirici türde onun kendi tasviri kullanılmıştır.

Büyü ve Mantİka (Fal Açma)
Tamamen apayrı türlerde sırf büyü ayinleri yapılıyordu. Büyü sözleri-sihirler yazılı metinleri ile birlikte onların pek çoğu bize kadar ulaşmıştır. Onların arasında tedavi edici ve ön korumacı, bozgun verici ve savaş büyüsü ayinleri bilinmektedir.

Babillerde mantika sistemi (çeşitli fal açmalar) olağanüstü gelişkin idi. Rahipler arasında ayrı özel uzman falcılar (boru) var idi. Onlara sadece özel şahıslar değil, hükümdarlar da kehanette bulunmaları için başvurmaktaydılar. Borular rüyaları yorumluyorlar, hayvanlara bakarak, kuşların uçuşuna bakarak, sudaki yağ tabakasına bakarak fallar açıyorlardı. Ancak Babil�deki en karakteristik mantika usulü kurban edilen hayvanların iç organlarına bakarak özellikle de karaciğerlerine bakarak fal açma yöntemi idi. Bu sonuncusunun (gepatos kopiya adı verilen) teknik yöntemi büyük ustalık derecesinde işlenmişti. Karaciğerin her parçasının adı vardı. İnsan karaciğerinin fal belirtileri ile grafik emarları kil modelleri bulunuyordu. Sonraları bu teknik muhtemelen Hettolardan ve Etruslardan Romalılarca alınıp benimsenmiştir.

Ahİret Dünyasına Daİr Tasavvurlar
Babil dininde ahiret dünyası üzerine tasavvurlar tamamen bulanıktır. Egemen inançlara göre ölenin ruhu hiçbir umudu olmadan karamsar hayat sürdürdüğü yere, yer altı dünyasına gitmektedir. Babil dini, ahiret dünyasındaki mükafat ve ceza fikriyatını bilmiyordu. Hatta Mısır dininden farklı olarak mezarda ruhların kaderinin eşitsizliğine dair tasavvurlar işlenmemişti. Mezopotamya halklarının tüm dini dünyevi hayata yönelik idi. O insana öbür dünyada mükafat yada teselli vaat etmemektedir. Bu son derece karakteristiktir. Ahirete dair vaat edilen mükafat yada cezaların varlığı sınıflı toplumlar geliştikçe oluşan sınıfsal çelişkilerin keskinleşmesi ile belirmeye başlar.

ASURLAR DÖNEMİ
Asur imparatorluğu döneminde (M.Ö. 8. � 7. yüzyıl) Mezopotamya�nın dini sistemi az değişmiştir. Onlar sadece boyun eğdirdikleri Babil ahalisindeki yüksek kültürü, yazıyı, keza dini alıp benimsemişlerdir. Asur döneminde de yine aynı Sümer-Babil tanrıları ve tanrıçaları egemen olmuştur.Kudretli Babil Rahipliği pozisyonunu korumuştur. Asur�lu fatihler onlardaki bilgeliği, birikmiş bilgiyi öğrenmişler, dini metinleri mitleri ve büyü sözlerini kaydetmişlerdir. Sümer-Babil dini-mitolojik metininlerinin önemli bir kısmı bize tamamen Asur yazımı olarak ulaşmıştır.Onlar ünlü �Aşşurbanibal�in kütüphanesi�nde� korunmuştur. Ancak tanrıların panteonuna, Asurluların kendi kabile ve ulusal ilahları da eklenmiştir. Onların kabile tanrısı Aşur (Assur) (tipik savaşçı tanrı) devletin resmi koruyucusuna dönüşmüş ise de eski tanrılara tapıncın korunmasına zerre kadar engel olmadığı da bir gerçektir. Aşur�a tapıncın yayılmasına Asır rahiplerinin hiçbir zaman Babil�inkiler kadar çok kudret kullanmamaları sebep olmuştur. Aşur�un esas hizmetçisi, bu tanrının özel koruyuculuğu altında olan hükümdar sayılmıştır. Asur�a tapınç sırf devletçil idi. Asurlular arasında boran felaket tanrısı Ramman�a tapınç da oldukça popülerdir.

Asurlular bir takım Babil ilahlarına, kendi halklarının karakterlerine uygun düşen savaşçıl karakter çizgileri vermeye çalışmışlardır. Bereket ve aşkın tanrıçası İştar onlarda tehditkar kadın savaşçıya dönüşmüştür.

Babİl Dİnİ Mirası
Babil rahiplerinin özellikle astronomi, zaman hesaplaması, meteoroloji sahalarındaki gerçekten geniş bilgileri ile bağlantılı olarak, Babil dininin kendisi uzun süre sağlamca tutmuş olabilir. Bu bilgilerle birlikte Babil dini-mitolojik sistemi de ülkenin sınırları dışında yayılmıştır. O Yahudilerin, Neopla Foniklerin, İlk Hristiyanların dini tasavvurlarını etkilemiştir. Ortaçağ başlangıcı antik dönemde, Babil rahipleri emsali görülmemiş derin bir bilgeliğin koruyucuları sayılmışlardır. Özellikle Babil şeytanileştirmeleri çok zehirli tohumlar bırakmıştır. Kötü ruhlara dair engizisyonculara �Cadıların� vahşi tasavvurları esinini veren bütün ortaçağ Avrupa fanatik-fantastik tasvirler ağırlıklı olarak bu kaynağa kadar gitmektedir.

Felsefi ŞÜPHECİLİĞİN VE ÖZGÜR DÜŞÜNCENİN RÜŞEYMİ
Sümer-Babil toplumundaki dini ideolojinin mutlak tahakkümüne karşılık, sınıfsal çelişkilerin kesinleşmesi, özgür düşüncenin rüşeymini ve gelecekte dinin eleştirilmesi ve reddinin embriyonunu eğitimli insanlarda uyandırmıştır. Zengin Babil literatüründe dini geleneğe eleştirel bakan bir takım parıltıları bulmak mümkündür. Felsefi metinlerin birinde, �suçsuz çilekeş�e dair, onun yazarı ilahın hiçbir suçu olmayan kişiyi cezalandırdığı ve hiçbir dini törenin ona yardım etmediği, düzenin adaletsizliği sorununu ortaya koymaktadır. Diğer aynı şekilde kötümser �Efendinin köleye diyaloğu� isimli eserde de bu dünyada her neye olursa olsun, bu arada ilahi yardıma hayatın devamlılığına, ahiretteki mükafata umutların beyhudeliğine dair konuşulmaktadır.

Küçük Asya HalklarININ, SURİYE VE FİNİKE�NİN DİNLERİ
-HETTLERİN DİNİ-
Küçük Asya�ya ezeden beri Yafet Kafkas dillerine akraba dillerde konuşan kabileler yerleşmişlerdi. Orada Hürritler, Hatla ve diğerleri yaşamakta idiler. Onlar ikili nehir halklarının uzun süreli kültürel etkisi altında kalmışlardır. M.Ö. ikinci bin yıldan beri Küçük Asya�ya Hindo Avrupa kabileleri (Nesitler, Luviyliler ve diğerleri) sızmaya başlarlar. İlk güçlü Küçük Asya devletlerinin oluşumu o zamanlara tekabül eder. Mitanni (Ahalisinin Hurrit olduğu yer) ve Hett hükümdarlıkları. (Hindo Avrupalı nesitlerin üstünlük sağladıkları yer.) Ahalisi çeşitli dillerde de konuşsa, o dönemin tüm Küçük Asya kültürlerine bazen geniş anlamda Hett adı verilmektedir. Onun tarihini üç döneme bölmek mümkündür:

Proto Hett : Hindo Avrupa öncesi yaklaşık olarak M.Ö. 18. yy�a kadar.
Asıl Hett : Yaklaşık olarak M.Ö. 17. 18. yüzyıllar Hett hükümdarları
zamanına hemen hemen denk düşen Hindo-Avrupa dönemi.
Yeni Hett : Çöküşten sonraki dönem.

Ancak kaynaklar dini inançlara göre açık ve netçe ayrıcalaştırmaya izin vermemektedir.

Hett kabilelerinin dininde başlangıçta mahalli (Kabilecil, komünal-toplulukçul, kentçil) tapınçların ağır bastığı anlaşılmaktadır. Hatta daha geç zamanlardaki Hett hükümdarlarının ikinci Ramses ile yaptığı antlaşmada �Hett ülkesinin binlerce tanrısına ve binlerce tanrıçasına� şeklinde bir gönderme vardır. Onlardan bazıları daha yaygın olarak kabul görmüştür. Daha Prohett döneminden beri güneş tanrıçası Arinna bilinmektedir. Ülkenin birleşmesinden sonra devletin baş tanrısı Tişuba�ya (Teşuba) �boran, felaket tanrısı, ve onun eşi Hebat�a (Arinna ile özdeşleşmiş olan) tapınç düzenlenmiştir. Tişuba�nın sıfatçıl sembolleri ikili balta (daha sonraları Kvit�e getirilmiş olan Zeus�un benimsediriği) ve iki başlı kartaldır. (sonraları Bizans�tan bir takım ülkelere ve bunlar arasında Rusya�ya da devlet arması olarak gelmiştir.) Diğer genel devlet tanrıları da var idi.

Helt hükümdarları ayrıca kutsal sayılmakta ve başrahip fonksiyonunu icra etmekteydiler. Kabartmalarda hükümdar tanrıların yanında tasvir edilmiştir.

Devlet tapıncı, her şeyden önce Yüce anaya (bereket tanrıçasına) ihtiram göstermenin teşkil ettiği eski halk tarımcıl dini de içine almıştır. Onun Hettlerde hangi adı aldığı bilinmemektedir. Ancak sonradan Küçük Asya yüce anasına Ma, Peey, Kibele isimleri verilmiştir. Onun (Babil ve Musur�da olduğu gibi) mitolojik partneri yada eşi sonrada Attis adı verdikleri bereketin genç tanrısı var idi. Bu tanrılara tapınç origastik idi ve bir yandan tapınak fahjişeliğini diğer yandan da rahibelerin kendilerini canavarca hadım etmelerini kapsamaktadır. Bu barbarca geleneği mitolojik olarak haklı çıkartmak amacı ile, genç ve pek güzel Attis�in ana-tanrıçanın aşk takibinden kaçabilmek için kendini hadım ettiği ve çam altında öldüğüne dair bir mit yaratılmıştır. (Çam Attis�in kutsal ağacı sayılmaktadır.) O sonra onu seven tanrıça tarafından diriltilmiştir. Attis�in ölüm ve dirilişinin kutlanması bahar zamanına (Mart) denk geliyordu. Sonraları bu merasim ilk Hristiyan topluluklarınca İsa�nın ölüm ve dirilişi merasimine çevrilmiştir.

Bitkilerin ve bereketin ilahı Telepinus�a dair mit de olağanüstü dikkate değerdir. Bu ölen ve dirilen tanrı üzerine bir mit çeşidi sayılmaktadır. Mite göre tanrı Telepinus (ölmedi ise de) bir yerlerde kayboldu. Onsuz tüm doğa kımıltısız kaldı. Ot kurudu, tarla bereketini kesti, sürü çoğalmayı kadınlar da doğurmayı bıraktı. Tanrılar kaybolan ilahın aranışını organize ederler. Sonunda Telepinus�a buldukları zaman (onu bir arı buluyor ve uykusundan uyandırıyor) tüm doğanın yeniden canlandığı anlaşılmaktadır. Kökeni bakımından halkçıl olan tarımcıl tapıncın gerçekten devletçil yapıldığına, kayadaki büyük kabartma, Türkçe�deki yazılı-kaya (eski Hett başkentinin yakınlarındaki) Yüce ananın sevgisini bereket tanrısı ile karşılaştığı sahnenin tasvir edildiği yer tanıklık etmektedir. Tehditler Tişub tanrıya eşlik etmekte aynı yerde bu sahneye bakan hükümdar bulunmaktadır.

-HALDLARIN DİNİ-
Van gölünün etrafında yer alan Urartu ülkesinin ahalisi (başka bir deyişle Nairi, Van Hükümdarlığı, Biayna) ezelden beri ikili nehir, küçük Asya ve Kafkasya ile kültürel ilişkilerle bağlantılı idi. Ahalinin dili (Yafet Ailesinden) olup Hurridce�ye yakındı. M.Ö. 9 ve 12. yüzyıllar arasında az küçtür eserleri bırakmamış olan devlet bulunuyordu. Onun ahalisi ( Urartular ve Haldlar) sonralar Kartbel (Gürcü) kısmen de Kafkasların Ermeni ahalisi ile kaynaşmıştır.

Haldların dini hakkında az şey bilinmektedir. (M.Ö. 9. yüzyıl) Bağımsız hükümdarlığın oluşması ile ulusal tanrıların devletçil tapıncı kurumlaşmıştır. Gökte oturan tanrı Hald onlardan başlıcası kabul edilmekteydi. Halkın adının da bu isimden kaynaklandığını araştırmacılar varsaymaktadırlar. Hald�ın eşi tanrıça Bagbartu (Uarubani) idi. Tehdit tanrı Teşub�a (Teşyub) ve diğer tanrılara da ihtiram gösteriliyodu. Bütün bu tanrılar her şeyden önce hükümdar tanrıları, hükümdarların koruyucuları sayılmakta idiler.

Devletin dini merkezi Hald�ın baş tapınağının bulunduğu yer olan Musasir kenti idi. Urartu hükümdarları bu tapınağa savaş ganimetleri gibi pek çok zengin adaklar sunarlardı. Tapınağın rahipleri genellikle hükümdarların akrabası yada yakını idi. Mabetler açık havada idiler.

SURİYE VE FİNİKE�NİN DİNİ
Suriye ve Finike�nin Sami ahalisi dil ve köken bakımından ikili nehrin Samileri ile bağlantılı ili. Ancak burada büyük devletler olmamıştır. Çoğunluğu Akdeniz sahillerinde yer alan serbest ticari kont devletleri ağır basmıştır. Ugarit, Bibil, Sudan, Tir ve diğerleri. Bu kentlerde diğer ülkeler ile ilişkilerini sürdüren bezirgan-kölei aristokrasi egemendi. Kentler arasında düşmanlık sürdürüyorlar ve zaman zaman güçlü komşu devletlere tabi oluyorlardı. Hettlere, Asur�a Mısır�a bütün bu şartlar Suriyelilerin ve Finikelilerin dininden yansımıştır.

Her kentte kadın ve erkek cinsinden mahalli koruyucu ilahlara ihtiram gösteriliyordu. Onların büyük kısmının kendi adları yoktur yada bu isimler tabulaştırılmış olduğundan bize kadar ulaşmamıştırlar. Cins isimler adı altında söz konusu edilmişlerdir. El-tanrı, Vaol (Baal)- Sahib, Baalat-sahibe, Adon-efendi, Melek (Molah) hükümdar. Tanrı adları bazen gene bireyselleşmişler. Mahalli farklılıklar kazanmışlardır. Tire�de Melkart�a (Kent hükümdarı), Bible�de Baalat-Gebal�a (Gebal�in yani Bibla�nın sahibesine), Berite�de (şimdiki Beyrut) Eşmun�a ihtiram gösteriyorlardı. Finike kolonisi Karfagene�de tanrıça Tangit ve Baal-Hammon başlıca ilahlar idiler.

Komşu ülkelerle ilişkiler yabancı tapınçları hatta tanrı isimlerini alıp benimsemelerine yol açıyordu. Astart�a (astart) Babil İştarı olarak ihtiram gösteriliyordu. Babil�den getirildiği apaçık olan Adoni tapıncı, Asurlu Adad�a (Ramman) Suriye�de Hadad adı altında ihtiram gösteriliyordu. Tapınç tapınaklarda odaklanıyor, büyük gösterişlilikle ayrıcalaşıyordu. Sürekli kurban sunmalardan tapınaklarda büyük hazineler meydana gelmişti. Tapınak rahipleri kudretli cemiyetleri sadece kendi kentlerinde temsil ettiklerinden, onlar merkezileşmiş devletlerde (Mısır Babil gibi) olduğu gibi , kendi mahalli tanrılşarını diğer tanrıların üzerine yükseltemiyorlardı. Rahipler merhametsizce kanlı kurbanlar talep etmekteydiler. Önemli anlarda (Savaş zamanı gibi) esirlerin arasından olmayan insanlar kurban sunulurdu. Bu kanlı cımasız gelenek hakkında sadece o zamanın yazarlarının tanıklığı ile değil , arkeolojik buluntularla da doğrulanmaktadır. Finike tanrısı Moloh�un adı, insanları için hayatını yutan merhametsiz, gözü dönmüş tanrı anlamında cins isim olmuştur. Moloh adının kendisinin, çocukları kurban sunma anlamında �Molk� kelimesinden geliyor olduğu fikri vardır. Belki de hiçbir diğer ülkede Finike kentlerinde olduğu gibi tanrılara tapınç böylesine gayri insani hunharlığa varmamştır.

Finikelilerde tanrılar bazen insan türünde, bazen de öküz yada başka hayvan tiplerinde veya sırf koni veya başlıca biçimdeki taş türünde tasvir edilmiştir. Sovyet araştırmacı B.A. Turayev, Finikeliler denizci halk olmalarına karşın, onların tapınçlarına denizle bağlantılı hemen hemen hiçbir şeyin yansımadığına dair dikkate değer olguya parmak basmıştır. Onların ilahları denizin deniz ticaretinin koruyucusu değillerdi. Onlar tamamen karasal, üstelik de çoğu kez hayvancı yaşam tarzı ile bağlantılı idi. Öküz tanrılar buradandır. Turayev buradan �Finikeli ve genel olarak Hanan ilahlarının çölden çıktığı� sonucuna varmaktadır. Şayet bu böyle ise bizim önümüzdeki bu tanrıların hürmetkarlarının, Samilerin ve Finikelilerin bir zamanlar ülkenin derinliklerinden geldiğine dair tanıklık gereksizdir.

1929�dan başlayarak eski Ugarit�in (Finike�nin kuzey kısmı şimdiki Ras-Şamra yakınları) çok sayıda yazılı eserlerinin keşgi, Finike dininde eski ve olağanüstü ilginç bir tabakayı, �Bereket, barış sunucu ve çok güzel� tanrıları da açığa çıkartmıştır. Şahar, Şalem, Sadid, Aleyn-Eliun, Adanus ve diğerleri bunlardandır. Bereket sunucu ilahlara tarımcı komünal-topluluk tapınçları, Sovyet tarihçisi N.M.Nikolsky taradfından ayrıntılıca incelenmiştir.












Kaynakça: S.A.Tokarev �Dünya Halklarının Dİnler Tarİhİ�
Bedirxan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:59 PM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved