DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür
Anasayfa Kayıt ol

Genel Kültür Genel Kültür konuları burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-03-2008, 05:56 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 312
Üye No: 13
Tecrübe Puanı: 50000
Rep Puanı : 51531
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute


Standart RÜyalarimin GÜzellİĞİ YansimiŞ YaŞama Ya Da YaŞam, Sadece RÜyalarimin GÜzel Olan Bİr?

Yıllardan sonra bu şehre ilk gelişimdi. Aslında, gerçekte ilk gelişimdi. Rüyalarımda, hayallerimde sık sık ziyaret ederdim bu şehri zaten. Rüyalarımızın, hayallerimizin en güzel tarafı da bu değil midir? Yapmak istediklerimizi yapamadığımızda, görmek istediklerimizi göremediğimizde, zihinsel kurgularımızı devreye sokmamız yeterlidir. Ellerimizle dokunamayız belki kurgularımıza ya da sarılamayız düşlerimizdeki sevgilimize, ama sarıldığımızı düşünebiliriz.
&
Otobüsten indiğim zaman ilk fark ettiğim şey, otobüsten inince ilk fark edilecek herhangi bir şey olmadığıydı. Bu şehre ilk geldiğim zamanları hatırlıyorum da, ne kadar da başkaydı her şey ya da ben öyle algılamıştım.

Ama o zamandan bu zamana, değişen hiçbir şey olmadığını düşünüyorum şimdi. En azından otobüsten indiğim yer için. Çünkü şehrin diğer taraflarından habersizim henüz.

Neler hatırlıyorum bu şehre ilişkin? İşte diyorum, yirmili yaşlarımı bıraktığım şehir... işte hayatımın akışını değiştiren, ilk sevdamı bıraktığım şehir... işte kadınlığa adım atmamı sağlayan, ilk ürkek sevişmelerime şahit bu şehir... ve işte ben, sevgili şehrim ve işte ben!
Yirmili yaşlarımda değilim artık. Başka sevdalar da oldu senden sonra hayatımda; başka şehirlerde yaşadığım, başka sevişmelerim de… ve artık beni incitmene izin vermeyeceğim. Ne sen incitebilirsin artık beni, ne de içinde barındırdığın insanların.

Büyüdüm ben. Büyürken yitirdim birçok şeyimi, ama olsun. Senin karşına tekrar çıkma cesaretini gösterdim ya, bu bana yeter.
Cevap veremiyorsun bana değil mi? Cevap verecek, bir şeyler söyleyebilecek yüzün de yok aslında.

Ama yine de çekiniyorum aslında senden. Geldiğim otobüse binip, gerisin geri yaşadığım yerlere dönmek istiyorum. Ama yapamam bunu. Geleceğimi haber verdiğim, beni bekleyen insanlar var. Buna rağmen gidemiyorum bir türlü, ayrılamıyorum bu noktadan.
Geldiğim otobüsle gezsem bu şehri olmaz mı? Otobüsün içerisinde, sanki geldiğim şehrin rahatlığını bulacağım. Hiç çıkmasam oradan, yaşadığım yerlerin bana verdiği güvenle dolaşacağım şehrin sokaklarını ve böylece, zarar veremeyecek kimse bana…
&
Otobüse biniyorum tekrar. Muavin geliyor hemen yanıma. Sanki bir şeylerimi unutmuşum da, onu arıyormuşum gibi yapıyorum ben de. Bomboş otobüste ne aradığıma bir anlam verememişçesine, soruyor bana:

—Buyur abla, bir şey mi aradın? Geleli çok oldu, ama sen hala gitmemişsin. Yeni mi geliyorsun buraya? Eğer gideceğin yeri bilmiyorsan, kaptana söyler, bırakırım ben seni. Hani yabancılık çekme diye diyorum.

—Sağ ol, ben giderim. Biliyorum ben bu şehri. Kitabımı unutmuşum da, ona bakıyorum. Buraya bir yerlere bırakmıştım, ama şimdi bulamıyorum.

—Biz arabayı garaja çekeceğiz de abla, hani kaptan otobüsü bir kolaçan et demişti. Sen merak etme, eğer bulursam kitabını, yazaneye bırakırım ben. Bizim firmada bir şey kaybolmaz. Hüsamettin benim adım, Hüsam derler. Sorarsın yazaneye, akşam ya da yarın. Hüsam dersin, bana bir şey bırakacaktı.

—Teşekkür ederim, uğrarım ben sonra, diyorum ve otobüste daha fazla kalamayacağımı anlayarak, çaresizce iniyorum.

Muavin sesleniyor hemen arkamdan:

—Abla, bunu buldum koltukların altında, senin kitabın olmasın?
Olamaz Hüsam, olamaz diyorum içimden. Çünkü o otobüste, bana ait hiçbir şey yok aslında, tıpkı bu şehirde olduğu gibi.

Muavinin, benim kitabım olduğunu düşündüğü gazeteye dikkatle bakarmış gibi yapıyorum ve:
—Sağ ol Hüsam, benim değil o, ben bulamazsam kitabımı eğer, sonra uğrarım, diyorum.
&
Nereye gitmeliyim diye düşünüyorum, nereye gidebilirim ki? Ziyaret edeceğim insanları görmeme daha saatler var, saat daha çok erken.

Sabahları halen güzel bu şehrin, diye düşünüyorum. Şöyle derin bir nefes alıp, temiz havayı içime çekiyorum. Ama havayla beraber, bu şehre ilişkin başka hiçbir şeyin, ciğerlerime dolmasına izin vermemeye çalışıyorum. Çünkü o zaman, çünkü o zaman, tıpkı daha öncesinde olduğu gibi, nefes alamamaya başlayacağım. Bu şehrin, beni boğan taraflarını yeni vücudumdan silebilmişken, tekrar aynı şeyleri teneffüs etmemeye özen gösteriyorum.

Mesela terminalin köşesindeki şu çay ocağı. İlk orada görmüştüm seni ve son orada ayrılmıştım senden. Çayları, görünüş olarak cezp ediciyse de, hatırladığım kadarıyla tatları berbattı. Gerçi orada içtiğim ilk çayımda, bu berbatlığı algılayamamıştım. Çaydan çok seni içiyor gibiydim ve bardağın sıcaklığından çok, senin sıcaklığını algılıyor gibi. Daha çok, son içtiğim çayın tadı damağımda kalmış. Ama acaba bu zehir gibi tat, çaya ilişkin miydi, yoksa senden ayrılmanın ve seni bir daha göremeyecek olmanın tadı mıydı, bilemiyorum.

Gidip bir çay içsem diyorum, sabah sabah iyi gelirdi aslında. Ama çaylar, kendinden çok sen tadacaklar bana biliyorum. Geçmişteki tatlarla, şimdikileri karşılaştırmamı sağlayabilirler aslında. Ama ben buna bile hazır değilim ki... Demek ki, bu şehirle karşılaşmaya da o kadar hazır değilim aslında, çayını bile tekrar içmeye cesaret edemezken…
&
Nihayetinde bu şehir değil miydi, bana ait olanları elimden alan, beni yaşadıklarımdan dolayı suçlu hissettiren ve her şeyi yanlış yaptığımı zannetmemi sağlayan…

Yaşadığım yerleri tek tek dolaşsam diyorum, yaşadığım evleri. Kaldırabilir miyim ağırlığını? Ne de olsa, isteyerek ayrılmadım bu şehirden ve içindekilerden… Bu şehrin ve insanlarının beni istemediklerini anladıktan sonra, zorunlu olarak ayrılmamış mıydım sanki? Neden geldim ki buraya tekrar, ne bulacağımı ümit ediyorum?

Aradığım geçmişteki bensem, yok artık o ben, yok artık o her şeyden mutlu olan içimdeki çocuk. Öldürdüm onu, boğdum, yok ettim ve hiç üzüntü duymadım bundan. Eğer ben onu yok etmeseydim, o beni ortadan kaldırmaya çalışacaktı.

Çünkü o, hiçbir şey bilmiyordu aslında. Her şeyi yapabileceğini zannediyordu, herkesi sevebileceğini ve herkese âşık olabileceğini. Ama öyle olmadığını gösterdi bu şehir ona.
Başkalarından önce, ben öldürmek istedim belki de onu, benim ellerimde son nefesini vermesini. Başkalarının onu yok etmeye çalışması, daha fazla acı verecekti bana. Başka şehirlerde de aynı hataları yapmama neden olacaktı yoksa ve oralardan da kovulmama. Buna izin veremezdim.

Çok yalvardı aslında, bana zarar verme diye, ben aslında senim diye. Ama ona inanmadım. Hayatımı daha fazla yönlendirmesine izin veremezdim. Herkes gibi yaşamamı engelliyordu benim, herkesten farklı şeyler hissetmeme neden oluyordu. Onun yüzünden yaşamadım mı bunca şeyi ben aslında? Yoksa şimdi, sıradan, mütevazı bir hayatım vardı benim de, tıpkı diğer insanlarınki gibi.

Keşke diyorum, daha önce öldürseydim onu, bana tüm bunları yaşatmadan önce. O zaman belki de hala bu şehirde yaşıyor olurdum.
Kendimi aramam gerektiğini hatırlatıp dururdu bana, ben de inanmıştım ilk zamanlar söylediklerine. Kendin olabilmek için, istediklerini yapmalısın derdi. Sanki o yokken yapmadım mı hiçbir şey? Hoş, belki yaptıklarımın gerçekten yapmak istediklerim olup olmadığını sorgulamadım; ama olsun, yaptım ya, yaşadım ya!
İçimizdeki çocuğu öldürmek suç değil neyse ki. Yoksa içimizdeki o berbat yaratıklarla yaşamak zorunda kalırdık bir ömür boyu. Kim ister ki, içinde durmadan ona müdahale etmeye çalışan, aslında aklı hiçbir şeye ermeyen birisini?
Şimdi onu bırakıp geldim bu şehre. Birazdan dolaşmaya başladığımda şehri, içimde artık kimsenin olmadığını anlarlar mı? Anladıklarında bana yakınlık gösterirler mi, kabul ederler mi beni tekrar, artık benim de onlardan farklı olmadığımı bilebilirler mi?
&
Terminalin çıkışındaki duraktan bir taksiye biniyorum:

—Memur lojmanları lütfen.

—Memur lojmanları mı? Orası neresi ki abla, ben bilmiyorum.

—Kamu lojmanları işte, hani deprem sonrasında şehrin dışında yapılanlar.

—Ha orası mı? Orası değişti abla. Lojman falan yok artık orada, villa yaptılar hep oralara. Ama istersen yine de götürebilirim seni oraya.

—Villa mı yaptılar? Artık lojmanlar yok mu yani? Benim niye bundan haberim yok. Hoş nereden olacaktı. Kimden öğrenebilirdim ki? Yok, kalsın, lojmanlar yoksa gitmeme de gerek yok. O zaman sen beni, şehrin merkezindeki meydana götür, hani yanında lisenin olduğu meydan.

—Abla, o meydanı da yıktılar. Yeni belediye başkanı meydanı kaldırdı, pazaryeri var artık orda. Meydanın yanındaki liseyi de tepeye taşıdılar, yeni bir bina mı yapmışlar ne? Hatta geçenlerde başbakan gelmişti açılışını yapmaya. Ama istersen yine de götürebilirim seni oraya, pazaryerini görürsün. Orası da baya şenliklidir şimdi. Bugün köylü pazarı da var, tazecik tazecik şeyler de bulursun pazarda hem.
Meydanı da, liseyi de kaldırdılar mı? Her okul çıkışı otururduk o meydanda. Sigaralarımızı yakar, şehrin saçmalıklarından bahsederdik. Bu şehirde en çok gökyüzünü seviyorum derdim ben hep, çünkü sadece gökyüzü bu şehre ait değil, diye. Yaşamın anlamını sorgulardık belki de ayaküstü. Herkes, yaşama, kendisine göre bir anlam yüklediğinden bahsederdi. Bense, klasik anlam arayışlarına karşı çıkardım. Yaşamın anlamı, yaşamın anlamının ne olduğunu bulma sürecinden ibarettir derdim de, kızardın bana, felsefe yapma yine diye. Oysa çok sonraları anladım ki, felsefe zaten öyle ayaküstü yapılası bir şey değilmiş. Sana, belki de bunu söylemek için geldim bu şehre tekrar.

Bazen senin arabayla geçtiğini görürdüm oradan, ama görmemezlikten gelirdim. Aslında içimden, arabanın önüne atlayıp durdurmak, seni içinden çektiğim gibi, zaman durana kadar öpmek isterdim. Ama hiç yapamadım bunu, hoş yapamazdım da.
&
Penceremden dışarıya dalıp gittiğim anlarda, bulmayı umdum seni uzaklarda. Bulamayacağımı bilsem de, bıkmadım uzaklara bakmaktan. Sabaha dek gözledim karanlığı… Kâh oturdum, kâh ayakta durdum. Ayakta dursam, oturmasam, ne bileyim ellerimi ceplerimde tutsam dedim, yine de bulamaz mıyım seni baktığım noktalarda?

Baksam dedim bütün gün binalara, belki yansımanı görürüm pencerelerinde. Her tarafta yollar, bitmez tükenmez yollar.

Dedim ki, yollara çıksam, acaba biri beni sana getirmez mi? Yoksa, yoksa benim içinde mi tükenmez yollar? Ben tükendim desem, ben tükendim sen gel desem, dinlemez miydi beni yüreğin, dinlemez miydi sevgin?

Yollardan geçenleri durdursam, sorsam onlara seni, dedim. Söylemezler miydi nerede olduğunu? Belki içlerinden biri sensindir diye arasaydım, benim için de olsa orada olmaz mıydın?

Bilseydim nerede olduğunu, gidelim deseydim ayaklarıma, getirmezler miydi beni sana? Biliyordum desem olduğun yeri, geleceğim desem, istemez miydin beni? Biliyordum desem, geldim desem, almaz mıydı hayatın beni, istemez miydi sevgimi?
Çok şey istemezdim aslında. Sadece sevgini ve belki biraz da seni...
&
O gün eksik bıraktığımız oturmamızı tamamlarım diyordum meydanda. Ama meydanı kaldırmışlar, ama meydanı kaldırmışlar, ama meydanı kaldırmışlar, ama meydanı…
—Ne diyorsun abla, götüreyim mi seni pazara?

—Efendim, ne pazarı?

—Meydanın yerindeki pazar abla, istersen götüreyim diyorum seni oraya?

—Yok sağ ol, ben burada ineyim. Borcum ne kadar?

—Ne verirsen ver abla, zaten bir yere gidemedik. Şu kartımı da vereyim. Eğer taksiye ihtiyaç duyarsan beni ararsın, ben hemen gelirim.

—Al şu paranı. Karta da gerek yok. Ben şu sokağın köşesindeki taksi durağından binerim bir taksiye.

—Orada taksi durağı yok artık abla, taksi duraklarını sokak aralarından kaldırdı yeni belediye başkanı. Taksi istediğin zaman bir telefon ediyorsun, biz geliyoruz istediğin adrese, al sen şu kartı.
&
İniyorum taksiden, iniyorum, ama nereye gideceğimi bilmiyorum. Sorsam gitmek istediğim yeri, bir anlam ifade etmeyecek. Lojmanları villa yapmışlar, meydanları pazaryeri, taksi duraklarını bilmem ne. Kimin hakkı var, benim yaşadığım yerleri bambaşka hallere sokmaya? Gidip sorsam, benim geçmişime ait yerleri neden değiştirdiniz diye? Ama bilmem kime sorarım, hem anlamazlar ki.
Ben sanki bilmiyor muydum, buradan ayrıldıktan sonra bu şehrin, sokaklarının, caddelerinin, insanlarının değişeceğini?
&
Telefonumun çaldığını epey bir aradan sonra fark ettim. Akşam yemekte beraber olacağım arkadaşlarımdan biriydi arayan:
—Merhaba Deniz. Merak ettim telefonunu açmayınca. İndin mi otobüsten? Geliyorsun değil mi akşam? O da geliyor biliyorsun. Hayır, karısı gelmeyecek. Ne yapıyorsun sen şimdi? Gel istersen yanıma. Akşam da beraber gideriz. Gelmeyecek misin? Tamam o zaman, ararım ben seni akşam.
&
Yol boyu bir sağdan, bir soldan yürümeye başladım. Terminalin köşesindeki büfe, değişen her şeye inatla, aynı yerde durup duruyordu bütün salaşlığıyla. Sahibi olan yaşlı adam da, son bıraktığım günün devamını yaşıyormuş gibi, aynı taburede oturmaktaydı.
Birkaç dakika gülümseyerek izledim onu. Bir süre sonra, o da fark etti beni ve bütün yüzüne yayılan gülümsemeyle seslendi bana:

—Gel Deniz kızım, gel otur. İstediğin sigaradan kalmadı, ama gelir yarın. Dün akşam uğradığında vardı sigarandan, ama sen almak istemedin. Çay içer misin? Dün çayını da yarım bırakmıştın.

—Dün akşam mı, uğramak mı, ben mi? Çok şaşırdım. Bu şehirde, bana ilişkin bir şeyler çıkıyor ilk defa karşıma, ama zaman yanlış. Dün akşam, burada değildim ben. Değildim değil mi? Olmam ki, olamaz.
&
Telefonum çalıyor, açmak istemiyorum, yıllarca çaldı durdu zaten ya da hiç çalmadı. Belki de kendimi yalnız hissettiğim onca zamanlarda bile. Açmayacağım işte, açsam da kim ne söyleyecek ki bu güne dek bildiklerimden başka ve ne değişecek ki olan bitene ilişkin? Yokum ben burada, hiç olmadım da zaten, hiç yaşanmadı o şehirdekiler ve hiç yaşanmayacak da tekrar bu şehre gidişler… Açmayacağım işte, neredeydiniz onca yıl, kendi içimde kaybolmaktayken bunca.

Ama benim işte, kendime ne kadar kızsam da benim işte, tüm çabam sana ilişkin bir şeyler yaşayabilmek için ve tüm çabam, seni bir parça daha yaşayabilmek için.
Açıyorum telefonu, açıyorum, belki de kendime yeni bir yaşam başlatma umudum var. Umutlarım değil mi beni bu güne dek ayakta tutanlar? Açıyorum, geçmişten bir parça yakalayabilir miyim umuduyla. Umutlarım değil miydi beni bu güne dek yaşatan?
—Efendim…

—Ha merhaba Deniz, Niye açmıyorsun kızım telefonunu, ne yapıyorsun, gelmeyecek misin? Merak ettik.

—Geleceğim tabi. Uyuyakalmışım. Ne zaman mı geleceğim? Bu akşam biniyorum otobüse, sabah orada olunca ararım seni.
Yıllardan sonra bu şehre ilk gidişimdi. Aslında gerçekte ilk gidişimdi. Rüyalarımda, hayallerimde sık sık ziyaret ederdim bu şehri zaten.
“Rüyalarımın güzelliği yansımış yaşama
ya da yaşam, sadece rüyalarımın güzel olan bir kısmı…”
Bedirxan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:59 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved