DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür
Anasayfa Kayıt ol

Genel Kültür Genel Kültür konuları burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-06-2008, 12:54 AM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 57
Üye No: 83
Tecrübe Puanı: 2
Rep Puanı : 24
Rep Derecesi
Sümeyye is on a distinguished road


Standart Kendinizi O’nun yerine koydunuz mu?

Köye gelen askeri timin evlerin içine toz attıktan sonra, kibriti çakıp evlerin içine atarken ev sahibinin, uzakta yanan evine son bir defa bakarken hissettiği duyguları biliyor musunuz? Kendinizi O’nun yerine koydunuz mu hiç? Bir iç gözlem yapma olağanınız oldu mu? Olduysa, hissiyatınızı bizimle paylaşma cesaretiniz var mı?

Bazen insan, içindeki uçurumuyla başbaşa kalır.

Yanınızdakinin gözlerindeki burukluk içinizi örter. Sevgiye, açlık bir özlem kaplar içinizi.

Yıktırılmış, yakılmış, virane olmuş evlerde sahibinin son vedalaşmalarını anımsarsınız... Yılların emeğini bir çırpıda kaybedilişin o acı karanfil kokusunu... Bundan sonra seni bekleyen çileli hayatları düşlerken derin bir acıma duyarsın... Varsa çocukların ve eşin, yürürsünüz yalnızlığınıza, bilinmeyen yollara düşersiniz. “Tüm yollar Roma’ya çıkar” deselerde inanma. Sizin ki, ya köhne bir kasabaya çıkar, ya da metrapollardaki varoşların birinde soluk alırsınız. Cebin seni ısıtmıyor sa, zemheride bile olsa naylon bir çadırda sabahlarsın günlerce, aylarca belkide yıllarca...

Bülbül misali, ana yurdunda uzaklaşırsın. Her yer sizin için gurbettir. Gurbeti ancak ve ancak gurbeti çekenler bilir...

Gurbet elde, insanlar istemese de zaman zaman içsel yalnızlıkları ile karşı karşıya geliyor ve kendi yalnızlıklarında kaçamıyor. Yalnızlık, büyük bir gizem veriyor insanlara. Yalnız görünen bir insan çoğu zaman diğer insanlara bilinmez geliyor. Bu da ayrı bir sızı ve çöküntü veriyor insana..

İnsanoğlu, hayatından neler geçirmişti kim bilir. Kaç unutulmaz mutlu an ve kaç kez tarifi edilmez acı ile doldurmuştu ömrünü... Çoğu kez hesabını tutamadığı zamana yenildiğini düşünür durur... Ve yüreğinden geçen ırmakların gürültüsünü kutsal bir kitabın sözlerini dinler gibi dinler sessizce... Bazen de beklenmeyen bir misafir gibi gözyaşları tanıklık eder bu olup bitene...
“Her yürek, taşıyabildiği acı kadar yaşar hayatı” der bir bilge insan.
İnsan bir sevdiğini yetirdiğinde, onun yarattığı boşluğu bir başkasının doldurması olanaksızmış gibi gelir. Ama bu boşluğu yine hayatın kendisi doldurur. Gariptir ama yetirdiğin kişi senden yüzlerce yıl uzaklara gider, sanki hiç bir zaman öyle birini tanımamışsın gibi, uzaklaşır. Geriye sadece anılar kalır, ama onlar da bir süre sonra silik resim misali solgunlaşır. Bak ağaçlara, her yıl yapraklarını dökerler, kururlar. Her kış iç dünyalarına çekilirler. Ama bahar geldiğinde yeniden, sanki ilk kez çiçek açıyormuş gibi, etrafa binbir çeşit güzel koku yayarlar. Yapraklarını rüzgarda sallarlar. İşte insanlarda ağaçlara benzerler. Her şeyi unutursun, acıların, sevdiklerin geride kalır. Hayata bir gün yeniden başlarsın. Böyle olmak zorundadır. Yaşam kendi akışında devam eder doğa yasası gereği...

Bir gün ahşap bir raftan tozlu bir kitabı alır gibi yeniden başlasak hayata. Ve sayfaları yavaşça çevirsek incitmesek sevgiyi. Çünkü sevginin olduğu yerde huzur vardır, kardeşçe yaşama olanağı vardır. Huzura giden yolun ilk basamağı:

Önce kafaların içindeki duvarları yıkmak lazım.
Ön yargılardan kurtulmak.

Olaylara, kişisel yaklaşımlarda peşin hükümleri bir yana koymak lazım.
Komplekslerden uzak karar verme becerisi göstermek lazım.

Hayatı sevgi yolunda kutsamak ve insanları dinlerine, dillerine, ırklarına, renklerine bakmadan sevmek gerekmez mı?

Geleceği sevgiyle, kardeşlikle ve özgürlükle kurmanın, evrenin ruhunu canlandırmanın insanoğlunun görevi değil mi?

Yaşanmamış düşlerin, çözülmemiş gizlerin, duyulmamış seslerin anlamını yine insanoğlu yanıtlamayacak mı?

Düyadaki ve çevremizdeki gelişmeleri doğru irdeleyerek ve algılayarak ülkenin gelişmesine, huzur bulmasına katkı yapmak için herkesle çalışabilme becerisi göstermek lazım. Düşlerimizin hayat bulmasını istiyorsak umudu üreterek korkuların üzerine gitmeliyiz.


Sayın hocamız Mehmet Uzun’un bir söyleşide dile getirdiği şu tespitiyle yazımı noktalamak istiyorum: “Umut imkansız bir sevda değil, imkansızı gerçeğe dönüştürecek bir yol haritasıdır.
Eğer insanlık, tüm olumsuzluklara, felaketlere ve musibetlere rağmen bugünkü haline ulaşmış sa, bundan umudun belirleyici bir rolu var. En berbat koşullar da bile umutlu olmamızı gerektirecek çok fazla neden var”.


Kendinizi O’nun yerine koydunuz mu?

Ali ERDOĞAN
Sümeyye isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Astronot’ değil ‘astro-inek’ aranıyor Stêrka_Jiyan Bilim ve Teknoloji 0 05-06-2008 12:39 AM
OKUL BAŞARISI ’ndan HAYAT BAŞARISI’na Albatros Genel Kültür 0 05-05-2008 08:36 AM
Vedat Yıldırım’dan ilk solo albüm Mirza Müzik Sohbet 0 05-03-2008 11:41 PM
Vedat Yıldırım’dan ilk solo albüm Mirza Müzik Sohbet 0 05-03-2008 02:35 AM
‘Fotoğrafta Kompozisyon’ Arşivi ßotan Amatör Fotoğrafçılık 0 05-02-2008 04:33 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:29 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved