![]() |
|
||||||||
| Genel Kültür Genel Kültür konuları burada paylaşımda. |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Töre Cinayetleri Bir Kürt Geleneği mi?
Son yıllarda artan „Töre cinayetleri“ ve bu cinayetlerle Kürtlerin bağlantısı üzerine basında zaman zaman ilginç yazılar yer alıyor. Kimileri geniş bir perspektifle olaya yaklaşırken, kimileri bunu bir Kürt geleneği şeklinde yansıtmaya çabalıyorlar. Hatta geçtiğimiz yıl bir ara, AP Ajansı Türkiye muhabiri de tartışmaya katıldı ve ikincilerin görüşlerine yakın şeyler söyledi. Töre“ ya da „namus cinayetleri“ denilen cinayetler neyin nesidir? Kimilerince iddia edildiği gibi bunlar bir Kürt geleneği mi yoksa daha farklı bir perspektifle ele alınması gereken toplumsal bir yara mı? Bu konuyla ilgili bir yazı yazmayı çoktandır düşünüyordum ama zaman darlığı nedeniyle bir türlü fırsat bulamadım. „Kısmet şimdiymiş“ demek gerekiyor galiba. Kuşkusuz, bu cinayetleri, „Kürt geleneğidir“ şeklinde açıklamak, esas olarak ırkçı bir yalaşımın ürünüdür. Kürtleri hem içerde hem de Avrupa Birliği başta olmak üzere dış dünyada „geri“, „ilkel“, „şiddet eğilimli“ gösterme ve kürt sorununu da bu çerçeveye hapsetme gayretleri bilinmiyor değil. Bu, devletin izlediği ırkçı-şöven baskılara ve asimilasyona haklılık kazandırmanın bir yöntemidir. „Baba Beni Okula Gönder“ ve „Çağdaş Yaşamı Destekleme“ türünden asimilasyoncu çabalar hep bu zemin üzerinden yürütülmüyor mu? Kaldı ki Kürtlerle ilgili bu tür belirlemeler yeni de değil. „Geri kalmış, cahil, doğru-dürüst bir dili, kültürü ve tarihi olmayan doğulu,“ T.C.nin kuruluşundan bu yana sürekli olarak gündemde tutulan Kürt profilidir. Az sayıdaki gerçekçi örnek bir yana bırakılırsa, Türk sinemasında Kürtleri konu edinen filmler, son 15-20 yılda ise sayısı bir hayli olan ve sözümona Kürtleri konu edinen diziler, yine aynı senaryoyu tamamlamaya yönelik çabalardır. „Kurtlar Vadisi Irak“ filmi ise buna bir de „Amerikan işbirlikçiliğini“ ekledi ve böylece Kürtler olarak gündemdeki yerimiz, „ölümü hak eden hainler“e şekline dönüşmüş oldu. Aslında söz konusu durumu, Türk sömürgeciliği ile sınırlı olarak da görmemek gerekir. Bu, sömürgecilerin sömürge ülke halklarına karşı çokça baş vurdukları bir yöntemdir. Geçtiğimiz yüzyıllarda sömürgelerdeki misyonerlik faaliyetleri hep „geri“ ve „vahşi yerlileri“ uygarlaştırma adına yapılmadı mı? Kuşkusuz, töre cinayetleri bir Kürt geleneği değil. Bu, doğu toplumlarında çokça rastlanan sosyal bir olgudur. Sadece Kürtlerde değil, Arap, Türk, Fars, Süryani, Laz ve öteki halklar arasında da var. Bu tür cinayetlerin bu gün bazı yerlerde azalmış ya da ortadan kalkmış olması, bu gerçegi değiştirmez. Kaldı ki töre cinayetleri, sadece toplumun kuraldışı kabul ettiği cinsel ilişkiler nedeniyle ortaya çıkmıyor. Kimi dini ve ulusal gruplarda, kendilerinden olmayan biriyle yapılacak normal evliliklere bile bu tür cezalarla karşılık verilebiliyor. Bu, grubun kendi varlığını koruyabilmek için benimsediği yöntemlerden biridir ve ne yazık ki genellikle onun iradesini yansıtıyor. Diğer bir deyişle grup tarafından onaylanıyor. Kürtlerde Kadının Yerine Dair Türklerin, son yüzyılda devletin çabasıyla kadının toplumdaki yeri konusunda bir sıçrama kaydettikleri doğrudur. Ama geleneksel olarak tarihi süreçte Ortadoğu halklarıyla karşılaştırıldığında, kadının toplumdaki yeri bakımından Kürtlerin Türk, Fars ve Arap halklarından geri olmak şurda kalsın, daha iyi durumda olduklarını görebiliriz. Örneğin, kimi istisnalar bir yana, Kürt düğünlerinde kadın-erkek birlikte govend (halay) oynar. Sergovend (halay başı) kürt kadınlarının oyunları, bazan görülmeye değer bir sanat gösterisidir. 1980`lerden bu yana tırmanmakta olan islam fanatizmi ve ağır devlet baskısı bu geleneği belli ölçüde geriletse de hala yaygın olarak yaşıyor. Kürdistan`da köylerde hayli rahat olan kadın, ilçe ya da il merkezine gelir gelmez, bu konumunu kaybediyor ve eve kapanıyor. Çarşafı da ilk kez orada görüyor. Kürtler arasında bu olayı „türkleşme“ şeklinde bir algılamaya rastlanıyor ki bu da nedensiz değil. Çünkü bu bir Osmanlı kültür örneği ya da geleneğidir. Kanımca, Alevi Kürtler arasında rastlanan türklüğün sunnilikle, aleviliğin ise kürtlükle özdeşleştirilmesinin ana nedeni de yine budur. Kürtlere ait „Şêr şêr e, çi jin e çi mêre“ (Aslan aslandır, ha erkek ha dişi ne fark eder) atasözü, Kürt toplumunda kadına genel bakışı ifade eden güzel bir örnektir. Kürdistan`da aşiret yöneticiliği, kumandanlık ya da dini önderlik yapan, toplumsal sorunları çözmede etkin rol oynayan pek çok kadın var ki bu Arap, Türk ve Fars gibi komşu halklar arasında pek rastlanmayan bir durumdur. İsterseniz çok sayıda örnek arasından bir kaçını sıralayalım: Şair ve tarihçi Mesture Xanıma Erdelani ya da Mah Şeref Xan (1805-1847) -ki yanılmıyorsam tarihteki ilk kadın tarih yazarıdır-; ünlü komutan Maraşlı Fata Reş (Kara Fatma), 20. yy. başlarında İran devletine karşı yıllarca savaşan, sonra da yaşamı zındanlarda geçen Xedem Xan, kadın hakları savunucusu, sosyal reformcu Güney Kürdistanlı Haspe Hanım, yine 20. başlarında, Güney ve Doğu Kürdistan`da yerleşik büyük Caf aşiretini yöneten ve 1900`larda Halepçe Kaymakamlığı yapan Adile Hanım, politik çalışmaları ve silahşörlüğüyle ünlü Koçkirili Zêrifa Hanım, 1960`ların ünlü peşmergesi Suryanı asıllı Margaret, 17 yaşında iken Baas yönetcilerine teslim olmayarak idam sehpasında can veren Leyla Kasım, dağda, köyde, kentte destansı bir mücadele yürüten onbinlerce Kürt kadını... Kimi Türk yazarlar ise bu cinyaetleri Kürdistan`da feodal ve aşiretçi ilişkilere bağlama eğilimindeler. Ancak yukarıda verilen örnekler, töre cinayetleriyle aşiretsel ve feodal toplumsal yapı arasında mutlak bir ilişkisi bulunduğu görüşüne haklılık kazandırmıyor. Nitekim aşiretsel ilişkiler bakımından benzer durumda olan Alevi ve Müslüman Kürtler bu açıdan birbirlerinden hayli farklı bir anlayışa sahipler. Alevi Kürtler arasında günümüzde töre cinayetlerine hemen hemen rastlanmıyor. Yine Müslüman Kürtler bakımından da, durum yöreden yöreye farklılıklar gösteriyor. Kimi yörelerde buna ilişkin kurallar çok acımasızca uygulanırken, kimi aşılmış durumdalar. Aşiretsel ve feodal ilişkilere sahip olmayan Türk ve Lazlar arasında aynı geleneğin yaşıyor olması da bu görüşe haklılık kazandırmıyor. Hıristiyan dinine mensup olan Süryanilerle, Ezdı Kürtlerde, kendi dinlerinden olmayan biriyle evlilik yapmak dahi bu tür cinayetlerin işlenmesine neden teşkil etmektedir ki son 25-30 yılda kitlesel olarak Avrupa`ya göç etmiş her kesim de bu yönden ciddi sorunlarla yüzyüzedir. Kanımca bu, ithal yoluyla Kürt toplumuna girmiş bir gelenektir, kapalı toplumsal ilişkiler ise ona kan veriyor. Kürdistan`da Feodal ve Aşiretsel İlişkiler Günümüzde Hala Neden Canlılar? Beri taraftan, Kürdistan`da feodal ve aşiretsel ilişkiler bu gün hala neden canlıdır, asıl olarak bunu irdelemek gerekir. Kuşkusuz bu ilişkiler, asıl olarak TC devletinin Kürdistan`da izlediği politikanın, daha doğrusu Türk sömürgeciliğinin bir ürünüdür. Neden? Her şeyden önce feodal ve aşiretçi ilişkiler, Kürt halkı arasında ulusal bilincin gelişmesinin ve ulusal birliğin oluşmasının önündeki en büyük iç engeldir. Aşiret reislerini, ağa ve beyleri ya da farklı din ve mezhep liderlerini saflara kazanmak ve gerektiğinde birbirine düşürmek, hem Osmanlı İmparatorluğu ve hem de TC döneminde izlenen Kürt politikasının temel özelliklerinden biridir. Bu yüzden de adı „modern, laik ve demokrata“ çıkmış Türk devleti, kendisi için can simidi olan bu çevreleri hep besledi, güçlü kıldı, ömürlerini uzaması için ellerinden ne geliyorsa yapmaktan geri kalmadı. Bu gün de yaptığı da budur. Sömürgeci Türk politik partilerinin Kürdistan’daki örgütlenmeleri ve mücadeleleri yine aynı temel üzerinde yürüyor. Bu partiler arasındaki çelişki ve çatısmalar, Kürdistan`da aşiret reisleri, toprak ağaları, şeyh ve dedeler arasındaki çelişki ve çatısmalardır. Gelişmeleri izlemiş olanlar bilirler; 1980`li yıllara gelindiğinde, sahnelenen kimi provakasyonlara rağmen Kürt yurtsever güçlerinin çabalarıyla ulusal bilinç oldukça ileri boyutlara varmış, aşiretçi ilişkiler oldukça geriletilmişti. Ancak 12 Eylül faşizmi tarafından bu ilişkiler yeniden canlandırıldı. 1984`te silahlı mücadele başladıktan sonra ise aşiret reisleri, şeyh ve ağalar, devlet için daha önemli bir can simidi olarak sahneye çıktılar. Köy koruculuğu, devlet eliyle örgütlenen bir aşiretçilik ilişkisi değil mi? Kuşku yok ki eğer Kürdistan`ı paylaşmış olan sömürgeci devletlerin sınır tanımaz yasak ve baskıları olmasaydı, Kürtler de her halk gibi örgütlenme, sorunlarını tartışma ve çözüme kavuşturma olanağına sahip olabilselerdi; Kürdistan, bu gün aşiretçiliği geride bırakmış olacak, ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan çok daha başka bir noktada olmuş olacaktı. Töre Çinayetler Neden Son Dönemde Artış Gösterdi? Töre cinayetlerinin bu gün Kürtler arasında nisbeten daha yaygın olarak görülmesinin temelinde ise elbette son silahlı mücadele döneminde devletin yürttüğü sınır tanımaz yıkıcı savaş yatıyor. Daha doğrusu bu tablo, kirli savaşın sonuçlarından biridir. Unutmamak gerekir ki bu dönemde, işkence, hapis, idam ve kötü muamelenin her türlüsü, Kürt halkı bakımından günlük yaşamın bir parçasıdır. Bu dönemde, milyonlarca insan topraklarından sürüldü. Üstelik bu iş, insanlara hiç bir yerleşim yeri gösterilmeden, geçim, eğitim ve sağlık alanlarında her hangi bir olanak sunulmadan, „Nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın“ anlayışıyla yapıldı. Böylece insanlar doğup büyüdükleri doğal ortamı, evlerini, geçim araçlarını, sosyal ilişkilerini yitirmiş oldular. Değer yargıları parçalandı, umutsuzluk yaygınlaştı. Bu ölçekte bir depremin ciddi toplumsal sorunlara yol açmaması tabii ki düşünülemezdi, ki töre cinayetleri denilen cinayetler bunlardan bir tanesidir. Ancak nedeni ne olursa olsun, sonuçta böyle bir sorunla yüz yüze bulunanlar, bizleriz. Bu toplumsal facinanın önüne geçebilmek ise en başta bizim görevimizdir. O nedenle de kültürel, demokratik ve politik örgütlerimizden başlayarak, her yurtsever ve demokrat insanımıza, görsel ve yazılı basınımıza bu konuda büyük sorumluluklar düşüyor. Kürtlerin, yalnızca Kürt sorunun çözümüne ilişkin politik hedeflere angaje olarak politika yapamaları, çok eksik bir mücadele olur. Halkın günlük yaşamını etkileyen her şey, yurtsever hareketin ilgi ve görev alanına girer, girmesi gerekir. Bu bakımdan her yurtsever hareketin „Töre cinayetlerinden“ tutun da öteki düzinelerle güncel soruna ilişkin olarak politika üretmeleri, çözümleyici ve pratikte uygulanabilir nitelikte programlara sahip olmaları gerekir. Politik hedeflerde uzlaşamamak, bu tür sorunlara çözüm arama konusunda bir araya gelmemeye ve birlikte çalışmamaya neden teşkil etmez. Eğer bu olmuyorsa, bu yönde adım atması gerekenler istemedikleri içindir, yoksa başka bir nedeni yok. B. Şilan
__________________ Konu *rojda* tarafından (06-01-2008 Saat 04:08 PM ) değiştirilmiştir.. |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| türk sinemasında kürtler... | No Mercy | Genel Kültür | 2 | 05-18-2008 03:55 PM |
| kadına Yönelik Şiddet içerisinde namus cinayetleri... | No Mercy | Her Telden Muhabbet / Off Topic | 0 | 05-10-2008 06:51 PM |
| 19. yy’de Kürtler | No Mercy | Genel Kültür | 1 | 05-08-2008 06:53 PM |
| hasan cemal kürtler... | cıwann | Şair ve Yazarlar | 0 | 05-06-2008 01:11 PM |
| Ziya GÖKALP ve Kürtler | ßotan | Genel Kültür | 0 | 05-02-2008 03:04 PM |