DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Hikayeler, Denemeler
Anasayfa Kayıt ol

Hikayeler, Denemeler Hikayeler, Denemeler burada verilecektir.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-17-2008, 03:18 PM   #51 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

HAİNLERE HIYANET

Antigonos, bir şehrin askerlerini kandırıp kendi rakibi olan
komutanları Eumenes'e ihanet ettiriyor; ama askerlerinin ihanetiyle
adamı öldürdükten sonra kendisi tanrısal adaletin uygulayıcısı olmaya
kalkıyor, hainleri şehrin valisine teslim edip hepsini dilediği biçimde
temizlemesini emrediyor. Öylesine yaptırıyor ki dediğini, sayıları bir
hayli çok olan bu askerlerin bir teki bile Makedonya'ya dönmüyor.
Askerler kendisine ettikleri hizmetin büyüklüğü ölçüsünde kötülük
etmiş ve cezayı haketmiş oluyorlardı.

Efendisi Sulpicius'un saklandığı yeri haber veren köle, Sylla'nın
vermiş olduğu söz gereği serbest bırakılıyor; ama devlet hikmeti
gereği Tarpeion kayalığından atılıyor.

Bizim kral Clovis de, Cannacre'ın hizmetçilerine altın silahlar
vadederek efendilerine ihanet ettiriyor. Sonra üçünü de astırıyor.
Kimi yerde de hıyanet edenlerin boyunlarına ihanet karşılığı aldıkları
keseyi takıp asıyorlar. Kendi isteklerini yerine getirdikten sonra kamu
isteğini de yerine getirmiş oluyorlar böylece.

Fatih Sultan Mehmet, soyunun adeti üzere, taht kıskançlığı yüzünden
kardeşini ortadan kaldırmak isteyince onun adamlarından birini
kullanıyor bu işte: Adam da fazla su yutturarak boğuyor şehzadeyi. İş
olup bitince Padişah bu cinayetin kefareti olarak katili ölen kardeşinin
anasına (yalnız babadan kardeştiler çünkü) teslim ediyor o da
padişahın gözü önünde katilin karnını yardırıyor, kendi elleriyle
yüreğini bulup sökerek sıcak sıcak köpeklere yediriyor.

Kendileri hiç de iyi olmayanlar, kötü bir eylemden çıkar sağladıktan
sonra, rahat yürekle, işe biraz iyilik doğruluk karıştırmaktan
hoşlanırlar, bir karşılık ödüyormuş, vicdanlarını temizliyormuş gibi.
Kaldı ki, bu korkunç kötülüklere alet ettikleri kimseler kendilerini
suçluyormuş gibi gelir onlara. Ölmelerini isterler ki bu yüz karası
işlerin bilinci, tanıklığı silinsin gitsin. (Kitap 3, bölüm 1)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Alt 07-17-2008, 03:19 PM   #52 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

HASTALIK

Benim hastalığım, hastalıkların en kötüsü, en azılısı, en ağrılısı, en
belalısı, en süreklisidir.( Kum hastalığı.)

Şimdiye kadar beş altı uzun ve belalı sancı geçirdim. Bilmem ben mi
yaman bir adamım, yoksa ölüm korkusundan ve doktorların aklımıza
soktukları tehlikeler, neden ve sonuçlardan düşüncesini kurtarmış bir
insan için bu acı, kolay dayanılır bir acı mıdır?

Bence ağrının etkisi aklı başında bir insanı çileden çıkarıp deliye
döndürecek kadar şiddetli, dehşetli olmuyor. Kum sancısından benim
şu yararım oldu ki, bir türlü kendime kabul ettirmediğim ölümü artık
yadırgamayacağım! Çünkü sancılar, beni ne kadar sıkıştırır, tedirgin
ederse, ölüm korkusundan o ölçüde kurtuluyordum. Hayata, yalnız
hayatta olduğum için bağlanmaya zaten alışmıştım: Hastalığım bu
bağı da çözecek. Allah vere de hastalığın şiddeti gücümü aşıp bana
ölümü sevdirip arzulatmasa; çünkü bu da ölümden korkmak kadar
kötü bir şeydir:

Summum nec metuas diem, ec optes. (Martiells)

Ne ölümden kork, ne de ölümü iste.

Bunlardan ikisi de kaçınılacak durumlardır ama birincisinden
kaçınmak çok daha kolaydır. Evet, ama, acılara dayanırken hiç
istifimizi bozmamayı, mağrur ve sakin bir tavır takınmayı bir ahlak
kuralı yapmak da bana anlamsız bir gösteriş gibi geliyor. Neden, bir
şeyin aslına, doğrusuna bakan felsefe, burada görünüş üzerinde
duruyor? Bu oyunu aktörlere, söz ustalarına bıraksın. Dış
hareketlerimize bu kadar önem veren onlardır. İnsanın yüreği
sağlamsa, acıları yenmek için ağlayıp sızlanmaktan çekinmesin;
irademizi aşmayan bu sızlanmaları irademizi aşan iç çekişleri,
hıçkırıklar, çarpıntılar, sararmalar gibi görsün. Yürekte korku,
sözlerde umutsuzluk yoksa, daha ne istiyor? Düşüncemiz
kıvranmıyorsa, bedenimiz kıvranmış ne çıkar? Felsefe bizi başkası
için değil, kendimiz için, güçlü görünmek için değil, güçlü olmak için
yetiştirir. Düşüncemizi yönetsin yeter! Onun işi budur. Ruhumuza
öyle bir güç versin ki, kum sancılarında kendini kaybetmesin,
korkakça boyun eğmesin, karşı koysun; bitkin, ezilmiş bir hale
gelmesin, bir savaş taşkınlığı ve azgınlığı göstersin; bir dereceye kadar
çevresindekilerle konuşmak ve daha başka şeyler yapmak gücü olsun.
Bu kadar çetin hallerde, insandan hiç istifini bozmamasını istemek
zalimliktir. Biz savaşı kazanalım da, varsın gösterişimiz bozuk olsun.
Vücut kıvranmakla rahatlıyorsa, bırakın kıvransın; hareket iyi
geliyorsa istediği gibi yuvarlanıp tepinsin. Var gücüyle bağırınca ağrı
biraz olsun geçer yahut diner gibi olursa, hiç çekinmeden bağırsın.
Ona, ille de bağıracaksın demeyelim, ama bağırmasına da
karışmayalım. Epikuros, olgun bir insanın, acı çekerken bağırmasını
hoş görmekle kalmıyor, bunu öğütlüyor bile.

«Pugiles etiam quum feriunt in jactandis coestibus ingemiscunt quia
profundenda voce omne corpus intenditur venique plaga vehementior.»
(Cicero)

Güreşçiler rakiplerine vururken, zırhlı yumruklarını savururken inler
gibi bağırırlar; çünkü bağırmak sinirleri gerer ve vuruş daha kuvvetli
olur.

Bunları söylemekten amacım, kum sancılarında yaygara koparanları
hoş görmektir; çünkü ben kendim şimdiye kadar bu sancıları biraz
daha durgun geçirdim, bağırıp çağırmadım; yalnızca inledim. Ama, bu
edepli halde kalmak için hiç de kendimi zorlamadım, çünkü böyle bir
üstünlüğe değer verenlerden değilim. (Kitap 3, bölüm 32)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:19 PM   #53 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

SAĞLIK ÜSTÜNE

İyi iken de hasta iken de canımın istediğini yapmışımdır her zaman.
İçimden gelen isteklere büyük bir güvenim vardır. Acıyı acıyla
gidermeyi sevmem. Hele insanı hastalıktan daha fazla rahatsız eden
ilaçlardan nefret ederim. Karnımız ağrıyor diye kendinizi istiridye
yemek keyfinden yoksun ettiniz mi, derdiniz birken iki olmuş
demektir. Hastalıktan çektiğiniz yetmiyormuş gibi bir de perhizden
çekersiniz. İlaçlarda nasıl olsa aldanıyoruz madem, bari ağzımızın
tadıyla aldanalım. Herkes bunun tersini yapıyor kendine zor gelen
neyse iyiliği onda görüyor kolay bakımdan çekiniyor.

Canımın çektiği yiyecekler çok defa mideme en az dokunan şeyler
olmuştur; iştahım midemle kendiliğinden uyuşur. Gençken biberli
baharlı şeyler hoşuma giderdi.

Yaşlanınca mideme dokunur, hoşuma da gitmez oldular. Şarap
hastalara iyi gelmez: Hasta oldum mu en tiksindiğim şey de şarap
olur. Zorla, istemeye istemeye yaptığım her şey dokunur bana; seve
seve, iştahla yaptığım hiçbir şeyden zarar görmem. Hoşuma giden bir
şeyin bana dokunduğunu bilmiyorum. Onun için hekimlerin
dediklerini her zaman keyfimden yana çevirmişimdir, hem de
alabildiğine...

En büyük dertler çoğu kez doğaya uyacak yerde kendi
uydurduğumuz çarelerden gelir. İspanyollar'ın bir sözü türlü yönlerden
hoşuma gider:

Defianda me Dios de mi

Allah beni kendimden korusun.


Hasta iken beni üzen şey canımın istediğini yapmamak değil,
canımın bir şeyi istemez oluşudur. Keşke bir şey istese de yapsam;
hekimler zor durdurur beni. Sağken bütün kaygım da umutlu, istekli
olmaktır.

Uyuşuk, isteksiz olmak ne acıklı bir şeydir. Hekimlik bilgisi sen
sözünü söylemiş değil ki, bizim ağız açmaya hakkımız olmasın. Bu
bilgi iklimlere, aylara, Franel'e ve Escale'e (Montaigne'in zamanında
yaşamış hekimler.) göre değişiyor. Hekiminiz uykuyu, şarabı ve eti
sizin için zararlı görüyorsa üzülmeyin; ben size onun gibi düşünmeyen
bir başka hekim bulurum. Hekimlerin düşünceleri bin bir kalıba
girecek kadar değişiktir. Bir zavallı hasta bilirim; iyileşeceğim diye
aylarca susuzluktan yandı, tutuştu; sonra bir hekim kendisine su
içmemenin zararlı olduğunu söyledi. Neye yaradı çektikleri?
Geçenlerde bir hekim çok sıkı perhizlerden sonra böbrek taşından
öldü. Meslektaşlarının dediğine göre, bu perhiz onu kurutmuş,
tüketmiş ve taşın büsbütün azmasına neden olmuş. (Kitap 3, bölüm
13)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:19 PM   #54 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

ÜÇ BÜYÜK ADAM

Bildiğim bütün insanlar arasında bir seçme yapmam istense, ben üç
insanı hepsinden üstün tutardım.

Bunlardan biri Homeros'tur. Homeros, Aristoteles'ten ya da
Varro'dan daha mı bilgilidir, diyeceksiniz; hayır. Hatta şiir sanatında
Vergilius'un ondan hiç de aşağı kalmadığı ileri sürülebilir. Bu konuda
hüküm vermek, her ikisini de bilenlere düşer. Ben kendi hesabıma
yalnız birini, Vergilius'u, biliyorum. Açıkça söyleyeyim ki şiirde bu
büyük Romalı'nın aşılabileceğini aklım almaz.

Gerçi böyle söylerken Vergilius'un Homeros'tan esinlenip ders
aldığını, onun ardından yürüdüğünü, koskoca Aeneis'ini İlyada'nın bir
parçasından çıkardığını da unutmamalıyız; ama ben orasında değilim.
Bu adamı büyük ve neredeyse insanüstü bir varlık sayarken ben,
birçok başka şeyleri hesaba katıyorum. Hatta bazen, dehasıyla bunca
tanrılar yaratmış, insanlara da kabul ettirmiş bir adamın tanrılar
arasında yer almamış olmasına şaştığım bile oluyor. Körlüğüne,
yoksulluğun ve bilimlerin gelişmesinden önce yaşamış olmasına
karşın öyle gerçeklere ulaşmış ki ondan sonra yeni bir düzen
kurmak, bir savaşı yönetmek, dinden, felsefeden veya sanatlardan söz
açmak isteyenler, hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, hep ondan ders
almışlar; her şeyi bilen bu yaman hocanın kitaplarını bütün bilgilerin
kaynağı saymışlardır.

Qui quid pulchrum, quid turpe, quid utile, quid non.

Plenius ac melius Chrysippo ac Crantore dicit. (Horatius)

Güzel ne, kötü ne, yararlı ne, zararlı ne,

Bunları o daha iyi söyledi Chrysippos'tan, Crantor'dan.


A quo, ceu forıte perenni,

Vatum Pyreüs labra rigantur aquis. (Ovidius)

Ondan, o tükenmez kaynaktan gelir,

Permessos'un kutsal suları şairlere.

Adde Heliconiadum comites, quorum unus Homerus. Astra potitus.
(Lucretius)

Kalın Musa'ların yoldaşlarına

Onlardandır yıldızlara yükselen Homeros da

Cujusque ex oro profuso

Omnis posteritas latites in carmina duxit

Amnemque in tenues ausa est deducere rivos, Unius faecunda bonis.
(Manilius)

Bu cömert kaynağı sonrakiler Akıttılar bütün kendi şiirlerine;
Bir ırmak bir sürü dereciğe bölündü, Bir insanın mirasıyla beslenerek.

Bu büyük adam, insan eserlerinin en değerlisini, doğa düzenine
aykırı giderek yaratmış; çünkü doğuşta her şey kusurlu olduğu halde
Homeros'ta şiir ve daha birçok bilgiler çocukluk çağına olgun,
kusursuz ve pürüzsüz olarak girmişler. Bu bakımdan onu ilk ve son
şair de sayabiliriz. Eskilerin de çok güzel gördükleri gibi Homeros
kendinden önce gelenlerden hiç kimseyi taklit etmediği için kendinden
sonrakilerden hiçbiri de onu taklit edememiştir. Aristoteles'e göre
hayat ve hareket yalnız onun sözlerinde vardır. Yalnız onun sözleri
özlü sözlerdir. Büyük İskender, Darius'tan aldığı ganimetler arasında
değerli bir çekmece bulmuş ve demiş ki: Bunun içine benim
Homeros'umu koyun; savaşlarda bana en doğru yolları gösteren odur.
Anaksandridas'ın oğlu Kleomenes de Homeros'u, askerlik sanatını çok
iyi bildiği için, Lakedemonyalılar'ın şairi sayıyordu.

Plutarkhos'un Homeros'ta beğendiği taraf onun insanı hiçbir zaman
doyurup usandırmaması, okuyucuya durmadan değişen bir yüz
göstermesi, her sayfada yeni bir güzelliğe bürünmesidir. Bu değeri
Homeros'tan başkasında bulamazsınız. Delişmen Alkibiades bir gün
edebiyatla uğraşan birisinden İlyada'yı istemiş; adam yok deyince
Alkibiades tokadı yapıştırmış. Siz de bugün, dua kitabı olmayan bir
papaza ne dersiniz?

Ksenophanes bir gün Syrakusa Kralı Hieron'a yoksulluğundan
yakınırken iki kul tutmaya gücü olmadığını söylemiş. Hieron da demiş
ki: «İyi ama, senden çok daha yoksul olan Homeros'un ölmüşken bile,
on binden fazla kulu var.

Panaetius'un Platon'a «Filozorların Homeros'u» demesi de pek
anlamlıdır. Bütün bunlardan başka onun kadar ün kazanmış kim var
dünyada? Onun adı ve eserleri kadar dillere destan olmuş ne var?
Troya, Helena ve savaşları belki de olmuş şeyler değildir; ama onları
bildiğimiz kadar neyi biliriz? Çocuklarımıza hala Homeros'un üç bin
yıl önce uydurmuş olduğu adları veriyoruz. Hektor'u, Akhilieus'u kim
tanımaz? Yalnız birkaç soy değil, ulusların birçoğu kaynaklarını bu
masallarda arıyor. Türklerin Padişahı İkinci Mehmet, Papa İkinci
Pius'a şunları yazmış:

«İtalyanların bana düşman olmalarına şaşıyorum; biz de İtalyanlar
gibi Troyalılar'ın soyundanız. Yunanlılardan Hektor'un öcünü almak
benim kadar onlara da düşer; onlarsa bana karşı Yunanlılar'ı
tutuyorlar.»

Öyle büyük bir komedya ki bu İlyada, yüzyıllardan beri krallar,
devletler, imparatorlar sanki ondan aldıkları rolleri oynuyorlar, bütün
dünya bu komedyanın sahnesi oluyor, yedi büyük Yunan şehri (İzmir,
Rodos, Kolophon, Salamis, Khios, Atina, Argos.) arasında
Homeros'un doğduğu yer konusu yüzünden kavga çıktı; aslının
bilinmemesi bile onun için bir onur oldu.

Öteki büyük adam İskender'dir. Seferlerine kaç yaşında başladığnı,
ne kadar az bir kuvvetle ne büyük işler başardığını, ardından gelen
görgülü ve ünlü dünya komutanları arasında daha çocukken kazandığı
üstünlüğü, her tehlikeyi göze alarak, (nerdeyse haddini bilmeyerek
diyecektim),

Impellens quicquid sibi summa petenti

Obstaret, gaudensque viam fecisse ruina. (Lucianus)

Önüne çıkan tepelerde ne varsa yıkarak

Geçtiği her yerin altını üstüne getirerek.

başardığı seferlerde talihten gördüğü inanılmaz kolaylığı düşünün.
Otuz üç yaşında bu adam dünyada insan yaşayan bütün toprakları
zaferle dolaşmış, yarım bir ömür içinde bir insanın gösterebileceği
bütün kudreti göstermiş; o kadar ki İskender'in yaşını gördüğü işlere
göre hesaplarsanız hiçbir insanın ulaşamayacağı bir yaş bulursunuz.
İskender'in askerlerinden sayısız kral soyları türemiş; ölümünden
sonra dünya onun dört komutanı arasında paylaşılmış; uzun zaman da
onların torunları elinde kalmış. İskender'in ahlak değerleri saymakla
bitmez; doğruluk, nefsine egemenlik, cömertlik, sözünde erlik,
yakınlarına sevgi, düşmanlarına insanlık. Gerçekten onun ahlakına hiç
diyecek yoktur; gerçi pek nadir olarak haksızlıklar da etmiştir; ama bu
kadar büyük işler başarıp da haksızlık etmemek mümkün değildir. Bu
gibi insanları, hareketlerine egemen olan düşünceyle toptan
yargılamak gerekir. Thebai'nin yıkılması, Memandros'un ve Ephestion
hakiminin, yüzlerce İranlı esirin, bir sürü Hindli askerin, çocuklarına
varıncaya kadar bütün Kos halkının öldürülmesi kolay hoş görülecek
işler değildir ama Kleitos'u öldürmekle işlediği suçu fazlasıyla
ödemesi ve daha başka davranışları gösteriyor ki yüreği temizdi; iyilik
için yaratılmış bir insandı. Onun hakkında pek yerinde olarak derler
ki: İyilikleri doğasının, kötülükleri talihinin eseridir. Biraz kendini
beğenmiş olmasına, kötülenmeye hiç dayanamamasına, Hindliler'i
asıp kesmekte pek ileri gitmesine gelince, bütün bunlar bence yaşına
ve hayatının başdöndürücü hızına verilebilir.

Ya askerlik değerleri, atılganlığı, tedbirliliği, sabrı, disiplini, ustalığı,
mertliği, talihi (ki Annibal'i görmemiş olsaydık İskender'i bu
bakımdan aşacak adam olmazdı); bir erkek olarak tanrısal yaratılışı ve
güzelliği; o genç, o dinç, o alev gibi yüz, o dimdik baş, o aslanca
duruş...

Qualis, ubi Oceani perfusus lucifer unda

Quem Venus ante alios astrorum diligit ignes

Extulit os sacrum coelo, tenebrasque resolvit. (Vergilius)

Tıpkı, Venus'un sevdiği sabah yıldızının

Deniz sularında yıkanmış temiz yüzünü gösterince

Karanlıkları dağıtması gibi.

bilgide ve düşüncedeki üstünlüğü; temiz, lekesiz ve
eşsiz ününün büyüklüğü ve sürekliliği. Ölümünden sonra onun
madalyalarını taşımayı herkes uğur sayıyordu.

Krallardan sözetmemiştir. Hala bugün Müslümanlar, bütün tarihleri
küçük gördükleri halde onun tarihine büyük bir değer verirler. Bütün
bu değerleri biraraya getirerek düşünecek olursanız İskender'i
Caesar'dan üstün tutuşuma hak verirsiniz. Caesar onunla boy
ölçüşebilecek tek adamdır. Hatta talihin İskender'e yardım ettiği kadar
Caesar'a yardım etmediğini yadsıyamayız.

İkisinin birçok tarafları birbirine eşittir ama Caesar'ın İskender'den
üstün bir tarafı yoktur.

Bu iki adam dünyanın dört bucağını kasıp kavuran iki yangın, iki
seldi. Caesar'ın tutkusunda daha az taşkınlık olsa bile, sonunda hem
kendisi, hem ülkesi, hem de dünya öyle felaketlere sürüklendi ki, her
ikisinin değerlerini teraziye koyunca, İskender ister istemez daha ağır
basıyor.

Üçüncü ve bence en değerlisi Epaminondas'dır. Ünü ötekilerden çok
daha azdır; ama ün, değerin öz unsurlarından değildir. Epaminondas'ta
dayatış ve yürek istediğiniz kadar: Hem de tutkunun doğurduğu
cinsten değil, bilginin ve aklın olgun bir ruha aşıladığı cinsten.
Bundan yana, İskender'den, Caesar'dan aşağı kalmaz; çünkü kazandığı
zaferler ne öyle çok, ne de öyle parlak olmamakla birlikte ne koşullar
altında kazanıldıkları düşünülecek olursa, hem çetinlik ve büyüklük,
hem de yiğitlik ve askerlik bakımından onların zaferleri kadar
değerlidir. Yunanlılar onu, hiç duraksamadan en büyük adamları
saymışlardır. Yunanistan'ın en büyük adamı olunca da dünyanın en
büyük adamı sayılmak zor değildir. Bilgisine ve olgunluğuna gelince,
Yunanlılar'dan kalan bir söze göre onun kadar çok bilen ve onun kadar
az konuşan adam yokmuş. Epaminondas Pithagoras okulundandı. Az
şey söylemiş, fakat söylediğini herkesten daha iyi söylemiş. Hatiplikte
eşsiz ve çok inandırıcı imiş.

Ahlakına, vicdanına gelince, iş başına gelmiş insanların hiçbiri
bundan yana onunla boy ölçüşemez. Bu tarafıyla, ki insan da asıl bu
tarafıyla insandır, hiçbir filozoftan, hatta Socrates'den bile aşağı
kalmaz. Epaminondas'ta ruh temizliği temelli, sürekli, değişmez,
bozulmaz bir haldir. İskender'in bu tarafı onun yanında sönük, kaypak,
katışık, yumuşak, gelişigüzel kalır.

Eskiler büyük komutanları, türlü halleriyle inceledikten sonra her
birinde, ünün asıl nedeni olan bir özel değer bulurlardı. Yalnız
Epaminondas'da erdem ve bilgi sürekli ve aynı derecede yüksekti;
yalnız o, insan hayatının her yönünde, devlet işlerinde, kendi işlerinde,
savaşta ve barışta, onurlu yaşayıp kahramanca ölmekte aynı
büyüklüğü gösterebilmiştir. Ben hiçbir insanın hayatına, her
bakımından, onunkine duyduğum kadar saygı ve sevgi duymamışımdır.
Şu kadar ki, birlikte inat etmesinde ben, yakın dostları gibi büyük bir
ahlak üstünlüğü görmüyorum. Yalnız bu hareketini, ne kadar yiğitçe
ve saygıdeğer de olsa biraz çiğ buluyorum ve bu tarafına özenmeyi
aklımdan geçirmiyorum. Ondan ayırt edemediğim tek insan Scipio
Aemilianus'tur. Onun ölümü de o kadar kahramanca ve onurlu,
bilimlerdeki anlatışı o kadar geniş ve derindir.

Hayatında onu en çok sevindiren şeyin, Leuktra'da kazandığı zaferle
anasına babasına verdiği sevinç olduğunu söylemiştir. Onların
sevincini, böyle onurlu bir işten kendisinin duyduğu haklı ve derin
sevince üstün tutması ne kadar anlamlıdır.

Yurdunu kurtarmak için bile bir adamı sorgusuz, sualsiz öldürmeyi
doğru bulmazdı: İşte bunun için arkadaşı Pelopidas'ın Thebai'yi
kurtarmak için giriştiği işi pek soğuk karşılamıştır. Bir savaşta bile,
karşı tarafta bulunan bir dosta rastlamaktan kaçınır, onu ölümden
korumak isterdi.

Epaminondas, Korinthos yakınlarında More'nin kapılarını tutmak
isteyen Lakedemonyalılar'ı mucizeyi andıran bir vuruşla yardıktan
sonra, kimseyi kovalayıp öldürmeden yürüyüp gitmişti yoluna.
Düşmanlarına karşı bile bu kadar insanca davranan bu adamdan
kuşkulanan Boietialılar, elinden başkomutanlığı aldılar. Böyle bir
nedenle atılmak onun için ne büyük onur! Az sonra da hiç utanmadan
ona tekrar yerini vermek zorunda kaldılar; anladılar ki şan ve onurları,
kurtuluşları ona bağlıydı. Zafer her gittiği yerde gölgesi gibi ardından
geliyordu. Ülkesinin onunla parlayan yıldızı onun ölümüyle söndü.
(Kitap 2, bölüm 36)

Yaşamımızı ölüm kaygısıyla, ölümümüzü de yaşama kaygısıyla
bulandırıyoruz. (Kitap 3, bölüm 12)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:19 PM   #55 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

HER ŞEY MEVSİMİNDE

Her şey mevsiminde gerek; iyi şeyler ve onlarla birlikte her şey.
Benim artık dua kitabıyla işim kalmadı. Quintius Flaminiun'un,
ordusunun başında savaşa hazırlanırken bir kenara çekilip tanrıya dua
ettiğini görmüşler savaşı kazandığı halde, yine de ayıplamışlar bu
davranışını.

Imponit finem sapiens et rebus honestis. (Juvenalis)

Bilge, iyi şeylerde bile bir ölçü gözetir.

Eudemonidas, Xenokrates'in pek ihtiyar halinde, okula derse
koştuğunu görmüş de: Bu adam hala öğreniyor, ne zaman bilecek?
demiş.

Philopoimenes de, Kral Ptolemaios'u, her gün silah kullanıp
vücudunu işletiyor diye övenlere demiş ki: Bu yaşta, kralın silah
talimleri yapması övünülecek bir şey değil; onun yapacağı iş artık
silahları kullanmaktır.

Bilgeler der ki, genç hazırlanmalı, ihtiyar yaşamalı. İnsan doğasında
bilgelerin gördükleri en büyük kusur da arzularımızın durmadan
yenilenmesidir.

Her gün hayata yeniden başlıyoruz. Öğrenmek ve arzu etmek iyi
ama, ihtiyarladığımızı da unutmamak gerek. Bir ayağımız çukurdadır,
hala içimizde yeni istekler, dilekler doğar.

Tu secanda marmora

Locas sub ipsum funus, et sepulchri

Immemor, struis domos. (Horatius)

Ölüm karşına gelmiş,

Sen mezarını düşünecek yerde

Mermer yontturup evler yaptırmaktasın.

Benim en uzun süreli niyetlerim, nihayet bir yıllıktır artık göçmeye
hazırlanıyorum.

Yeni umutlara düşmekten, yeni işlere girişmekten kaçınıyorum;
bıraktığım her yeri son kez selamlıyorum; benim olan her şeyden her
gün biraz daha elimi çekiyorum.

Olim jam nec perit quicquam mihi nec acquiritur.

Plus superest viatici quam viae. (Seneka)

Bir hayli zamandır artık ne bir şey yitiriyor

Ne de bir şey kazanıyorum;

Kendisinden çok.

Görmüyor muyuz?

Vixi, et quem dederat cursum fortuna peregi. (Vergilius)

Yaşadım, talihin bana yürüttüğü yol bitti.

İhtiyarlığımın bana verdiği bütün ferahlık, hayatı bulandıran arzu ve
endişelerden birçoğunu söndürmüş olmasıdır: Dünyanın gidişine,
servete, büyüklüğe, bilime, sağlığa, kendime ait tasam kalmadı. İnsan
da var ki, sonsuz olarak susmayı öğreneceği bir zamanda konuşmayı
öğrenmeye kalkar.

İnsan her zaman öğrenmeye devam edebilir ama öğrenciliğe değil:
Alfabe okuyan bir ihtiyarın durumu gülünçtür.

Diversos diversa juvant, non omnibus annis

Omnia conveniunt. (Gallus)

Zevkler insandan insana değişir,

Her şey her yaşa uygun düşmez.

Öğrenmek gerekirse, durumumuza uygun bir şey öğrenelim;
ihtiyarlıkta öğrenim ne işe yarar diye sordukları zaman biz de:
Hayattan daha iyi, daha rahat ayrılmaya, diye cevap verebilelim. Genç
Kato ölümünü yakın hissettiği bir sırada, eline geçen bir Platon
diyaloğunu, ruhun ölmezliği üstüne olan diyaloğu, bu amaçla
okuyordu. Sanılmasın ki Kato çok daha önceden kendini ölüme
hazırlamıştı; hayır, ondaki kadar metinlik, kendinden eminlik ve
olgunluk Platon'un yazılarında yoktur; bu bakımdan onun bilgisi ve
yürekliliği felsefenin üstünde idi.

Bu diyaloğu okumakla ölüme hazırlanmıyordu; ölüm düşüncesiyle
uykusuna bile aralık vermeyen bir insan gibi, hiç istifini bozmadan her
gün yaptığı işlerden biri olan okumasına rastgele bir kitapla devam
ediyordu.

Pretörlükten düştüğü geceyi oyunla geçirmişti; öleceği geceyi de
okumakla geçirdi; yaşamını yitirmek onun için mevkiini yitirmekten
farklı bir şey değildi. (Kitap 2, bölüm 28)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Michel Eyquem de Montaigne, MÊVAN Biyografi 0 05-07-2008 06:28 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:04 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved