DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Hikayeler, Denemeler
Anasayfa Kayıt ol

Hikayeler, Denemeler Hikayeler, Denemeler burada verilecektir.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #61 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

KİTAPLARIN DEĞERİ

Bir insanın değerini anlamak istedim mi, kendinden ne kadar
memnun olduğunu, söylediklerini, yaptıklarını kendini ne dereceye
kadar beğendiğini sorarım. Şu türlü özürleri pek dinlemek istemem:
Bu işi laf olsun diye, şakacıktan yaptım;

Ablatum medüs opus est incudibus istud. (Ovidius)

İşi daha bitmeden çıktı tezgahtan.

bir saat bile durmadım üstünde; yaptıktan sonra bir daha gözden
geçirmedim. Öyleyse, derim, bırakın bu işleri de hangi eseriniz sizi
tam veriyorsa, değerinizin hangisiyle ölçülmesini istiyorsanız onu
gösterin bana. Sonra şunu sorarım: Eserinizde en güzel bulduğunuz
nedir? Şu parça mı, bu parça mı? Onda da beğendiğiniz yapısındaki
hoşluk mu, kullandığınız malzeme mi, bir buluş, bir düşünce, bir bilgi
mi? Hep görüyorum çünkü, insan başkasının işi kadar kendi işini
değerlendirmekte de aldanıyor, yalnızca araya duygu karıştığı için
değil, asıl değeri bilmediği, ayırdedemediği için. Bu eser, kendi gücü
ve talihiyle onu yapmanın buluş ve bilgi gücünü aşabilir. Ben kendi
hesabıma en az kendi eserimin değerini kestirebiliyorum: Denemeler'i
bir batırır, bir çıkarırken hep kararsızlık ve kuşku içindeyim.

Kimi kitaplar vardır, salt konularıyla yararlı olurlar değerlerinde
yazarın payı yoktur. Üstelik öyle iyi kitaplar, öyle yararlı işler vardır
ki insan yapmış olduğuna utanır.

Örneğin ben şimdi tutsam istemeye istemeye bizim ülkenin
yemeklerini, kıyafetlerini yazsam, zamanımızdaki kralların
fermanlarını, halkın eline geçen mektuplarını toplasam; güzel bir
kitabın özetini çıkarsam (ki güzel bir kitabın her türlü özeti saçma bir
özet olur ya!) ve o kitap sonradan kaybolsa, buna benzer daha başka
işlere girişsem. Elbette gelecek kuşaklar bu yazılarımdan eni konu
yararlanabilir; ama ben o zaman talihimden başka neyimle
övünebilirim? Nice ünlü kitaplar, böylesi kitaplardır.

Birkaç yıl önce Philippe de Commines'i okuyordum.
Çok iyi bir yazardır kuşkusuz Commines. Kitabında şu yabana
atılmaz söz gözüme çarpmıştı: İnsanın efendisine ettiği hizmet
onun bu hizmete verebileceği karşılığı aşmamalı. Meğer bu
sözün değeri yazarda değil salt kendindeymiş. Aynı söze
geçenlerde Tacitus'ta rasladım: İyilikler insana, karşılığını
verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. Bu ölçüyü aştılar
mı onları minnetle değil kinle karşılarız. Seneka aynı şeyi
daha kuvvetle söylüyor: İnsan karşılık veremediğinden utandı mı
karşılık verecek kimsesi olmasını istemez. Cicero da, biraz daha
gevşek: Memnun edemeyeceğini sanan, kimsenin dostu olamaz, diyor.

Bir konu, cinsine göre, bir adamı bilgili, zengin bellekli
gösterebilir. En kişisel, en değerli tarafını, ruhunun asıl gücünü ve
güzelliğini anlayabilmek için, kendinden olanla olmayanı ayırdetmek,
kendinden olmayan şeyleri de nasıl seçtiğine, düzenlediğine, nasıl bir
şekil ve dil kullandığına bakmak gerek. Başka türlü olur mu? Ya
söylediğini başka yerden almış ve daha kötü bir şekle sokmuşsa?
Çoğu kez böyle oluyor. Kitaplarla alışverişim azsa yeni bir şairde
gördüğüm güzel bir buluşu övmeye cesaret edemem; önce bilen
birinin bana o parçanın şairin kendi malı olup olmadığımı söylemesi
gerek. O zamana kadar dilimi tutarım, neme gerek. (Kitap 3, bölüm
7)

Yılların elimizden çekip aldığı yaşama zevklerini dişimiz
tırnağımızla savunmalıyız. (Kitap 1, bölüm 39)

Derler ki, uzun süren hayat, hayatların en iyisi değildir, uzun
sürmeyen ölümse ölümlerin en iyisidir. (Kitap 3, bölüm 9)

Ah bir dost! Eskiler dostluğun sudan ve ateşten daha zorunlu ve daha
tatlı olduğunu söylerler, ne doğru. (Kitap 3, bölüm 9)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #62 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

DÜŞÜNCE GELENEKLERİ

İnsanların düşüncelerinin çoğu, dinler ve yasa gibi, eskiden beri
süregelen inanışlara dayanır. Herkesin konuştuğu gibi konuşmayı
öğreniriz, herkesin düşündüğü gibi düşünmeyi de tanıtma örgüsü ile
birlikte benimseriz; içimize yerleşen bu sağlam örgüyü artık
sarsamayız, doğruluğundan kuşku duyamayız. Tersine herkes bu
dışardan gelme inanışı elinden geldiği kadar berkitmeye çabalar.
(Kitap 1, bölüm 2)

Hiçbir iyi insan yoktur ki, bütün yaptıkları ve düşündükleri yasalara
vurulursa hayatında on kez idamlık suç işlememiş olsun, hem de ceza
görmeleri ve yitirilmeleri çok yazık ve çok haksız da olsa. Öyle insan
da vardır ki yasalara uymayan hiçbir şey yapmamış da olsa iyi insan
diye övülmeyi haketmez ve filozof onu haklı olarak kırbaçlar. (Kitap
3, bölüm 9)

YASALAR

Aklın o kadar çeşitli yolları vardır ki hangisinden gideceğimizi
bilemeyiz. Görgünün de öyle. Olaylara bakarak çıkarmak istediğimiz
sonuçlar pek inanılır gibi değildir. Çünkü olaylar hiçbir zaman eşit
olmazlar. Bu dünyada gördüğümüz şeylerin ortak özelliği ayrı ve
değişik olmalarıdır.

Bununla birlikte yasaları çoğaltarak yargıçların yetkilerini daraltmak,
yargılara sınır çizmek düşüncesine de yanaşmıyorum. Bu düşüncede
olanlar şunu unutuyorlar ki, yasaları yapmakta olduğu kadar onların
yorumlanmasında da özgürlük ve yetki vardır.

Yargıçlarımızı yasalar üzerinde düşünce yürütmek ve karar
vermek işinde o kadar serbest bıraktık ki hiçbir özgürlük bundan daha
keyfi, bundan daha geniş olmaz. Yasa adamlarımız binbir çeşit özel
durum düşünüp her biri için ayrı yasa yapmakla ne kazandılar?

Bunları ne kadar çoğaltsak insan işlerinin sonsuz değişikliğini
karşılayamayız. Bu yasaları yüz kez daha artırsanız, gelecekteki
olaylar arasında öyleleri bulunacaktır ki bizim yaşamdan alıp kitaba
koyduğumuz olaylardan hiçbirine benzemeyecek yeni maddeler
koymayı gerektirecektir. Durmadan değişen insan durumlarının
değişmez yasalarla ilgisi pek azdır. En iyi yasalar en az ve öz, en genel
olanlardır. Bana sorarsanız yasalar bizimkiler kadar çok olacağına hiç
olmasa daha hayırlıdır. Doğanın yasaları bizim yazdıklarımızdan her
zaman daha akıllıcadır. (Kitap 3, bölüm 13)

Bir kavgaya sudan nedenlerle katılanların, sudan nedenlerle
ayrılıvermeleri olağandır. (Kitap 3, bölüm 10)

Bütün kamusal eylemler kararsız ve değişken yorumlara uğrar,
çünkü çok fazla insan akıl yürütür onlar üstüne. (Kitap 3, bölüm 10)

Ben insanın iş görmesini, yaşama çabasını uzatabildiği kadar
uzatmasını isterim. Ölüm, lahanalarımı dikerken bulmalı beni;
ama ölüm korkusu, hele kusurlu bahçemi yitirme korkusu içinde değil.
(Kitap 1, bölüm 20)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #63 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

SÖZ ÖZGÜRLÜĞÜ

İster sözle olsun, ister davranışla, zorbalığın her çeşidinden nefret
ederim. Düşüncemizi duyular yoluyla aldatan gösterişlere her zaman
karşı koymuşumdur. Üstün sayılan insanlara yakından bakınca
anladım ki çoğu, herkes gibi insandır.

Rarus enim ferme sensus communis in illa. (Juvenalis)

Yüksek mevkilerde sağduyuya az raslanır.

Kralların şaştığım tarafı, hayranlarının bu kadar bol olmasıdır. Her
şeyimizi emirlerine verelim, ama düşüncemiz bize kalsın. Önlerinde
bükülen, dizlerimiz olsun, aklımız değil.

Melanthius'a Dionysios'un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü
sormuşlar: Laf kalabalığından tragedyayı görmedim ki, demiş. Onun
gibi, büyüklerin nutukları üstüne hüküm verecek olanlar da şöyle
diyebilirler: Bu kadar ciddilik, büyüklük, şatafat içinde sözlerinin
gerçek anlamı anlaşılmıyor ki. Bilgiçlik, çok yüksek mevki ve
ünlerle de bir araya geldi mi, büsbütün tehlikeli oluyor. Geçen gün bir
yerde dev ünlü bir adam, masasında rahat rahat konuşulan önemsiz bir
konuya karıştı ve söze şöyle başladı: Kim böyle düşünmüyorsa
yalancıdır, cahildir...

İnsan düşüncesi böyle bir yola saptı mı hançerinizi hazırlayın
tetik durun. (Kitap 3, bölüm 7)

Her okuldan bütün filozofları birleştiren genel bir anlaşma varsa o da
en iyi şeyin ruh ve beden rahatlığı olduğudur, ama nerede, kimde
bulabiliriz bu rahatlığı? (Kitap 3, bölüm 2)

Güzel eylemlerin karşılığını başkalarından beklemek, çok kararsız ve
bulanık bir varlığa bel bağlamak olur. (Kitap 3, bölüm 2)

Ben ne isem, ne durumdaysam, eylemlerim de ona göre, ona uygun
olur. (Kitap 3, bölüm 2)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #64 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

İyi niyetlerin, ölçüsüzce yönetildikleri zaman, insanları çok kötü
sonuçlara götürdüğü oluyor. Fransa'yı iç savaşlarda bunaltan bugünkü
çatışmada tutulacak en iyi, en sağlam yol kuşkusuz ülkenin eski
dinini, düzenini sürdüren yoldur. Ama bu yolu tutanlar arasında
(çünkü sözünü ettiklerim bu yoldan yararlanıp özel kinlerini
boşaltanlar, cimriliklerini doyuranlar, krallara yaranmak isteyenler
değil, dinlerine gerçekten bağlı olanlar, yurtlarında barışı, güveni
kutsal bir sevgiyle yaşatmak isteyenlerdir), evet bu berikiler arasında
diyorum, birçokları var ki tutkuları yüzünden aklın sınırları dışına
çıkıyorlar, haksız, hoyratça ve çılgınca davranışlara kapılıyorlar
bazen.

Dinimizin yasalarla egemen olmaya başladığı ilk zamanlarda, inanç
çabasının birçoklarını her çeşit pagan kitaplarına saldırttığı, bu yüzden
aydın kişileri eşsiz hazinelerden yoksun bıraktığı su götürmez. Bence
bu kargaşanın bilimlere ve sanatlara verdiği zarar, barbarların
çıkardığı bütün yangınlardan daha büyük olmuştur. Cornelius
Tacitus iyi bir kanıtıdır bunun; çünkü akrabası olan imparator Tacitus
onun kitaplarını özel bir buyrukla bütün kitaplıklara koydurttuğu
halde, bizim inancımıza uymayan birkaç cümle yüzünden bu kitapları
yoketmek isteyenlerin elinden bir teki bile sağlam kurtulamamıştır.

Şunu yaptılar: Bizden yana olan bütün imparatorlara hiç çekinmeden
yalan övgüler buldular, bize karşı olanlarınsa her yaptıklarını toptan
lanetlediler dönme adını verdikleri Julianus'a yaptıkları gibi.

Aslında eşine az raslanır çok büyük bir insandı o. Filozofların
dedikleri içine iyice işlemiş, bütün eylemlerini onlara uydurmaya
çalışmıştı. Gerçekten hiçbir erdem yoktur ki onda pek seçkin örnekleri
bulunmasın. İffetten yana (ki bütün hayatı bunu açıkça ortaya koyar)
onu İskender'e ve Scipio'ya benzetirler kendisine getirilen çok güzel
tutsak kadınlardan hiçbirini görmek bile istemedi, oysa en diri gençlik
çağındaydı; çünkü Partlar onu öldürdükleri zaman daha otuz bir
yaşındaydı.

Adaletine gelince, çatışanları ayrı ayrı dinlemek zahmetine
katlanırdı; üstelik karşısına çıkanların hangi dinden olduklarını
merak edip sorar, ama bizim dinimizden olanlara karşı duyduğu
hasımlık adalet terazisinde hiç de ağır basmazdı.

Kendiliğinden birçok iyi yasalar koydu ve öncekilerin aldığı
baçların, vergilerin çoğunu kaldırdı.

Yaptıklarını gözleriyle görmüş iki iyi tarihçi var. Bunlardan biri,
Marcellinius, tarihinin birçok yerlerinde Julianus'un Hıristiyan
edebiyatçı ve gramercilerin okul ve öğretimlerini yasaklamasını kınar
ve bu yaptığının dile düşmeyip unutulmasını dilediğini söyler.

Bizimkilere karşı daha kötü şeyler yapmış olsaydı, bize sevgisi olan
bu tarihçi onları da yazmayı unutmazdı elbet. Bu imparator bizlere
karşı sertti doğrusu, ama zalimce düşman değildi. Şu hikayeyi
bizimkilerin kendileri anlatır: Julianus bir gün, Galkedonya kenti
çevresinde dolaşırken, oranın piskoposu gözleri kör Marius'a: İsa'ya
hıyanet eden kötü insan; demek cüretinde bulunmuş, buna karşı
İmparator yalnızca: Git, zavallı adam, git, yitirdiğin gözlerine ağla,
demekle yetinmiş, Piskopos da buna şu karşılığı vermiş: İsa'ya
şükrediyorum, senin hayasız yüzünü görmemem için gözlerimi kör
etti. Derler ki filozofça bir sabır gösterisi yapıyormuş bunu söylerken.
Ne denirse densin, bu olay onun bizlere ettiği söylenen zulümlere
ömek gösterilmez pek. Öteki tanık tarihçimiz Eutropius:
Hıristiyanlığın düşmanı, ama hiç kan akıtmayan bir düşmanıydı, der.
Adaleti üstüne şunu da söyleyebiliriz ki, gösterdiği bütün sertlik olsa
olsa, imparatorluğunun başlangıcında kendinden önceki imparator
Konstantin'in yolunda gidenlere karşı olmuştur. Tok gözlülüğüne
gelince, herhangi bir asker gibi yaşamış ömrü boyunca; barış
zamanında savaşın yoksulluklarına alışmak ister gibi beslemiş
kendisini.

Öylesine uyanık kalmış ki her zaman, üçe dörde böldüğü gecenin en
azıymış uykuya verdiği; üst yanını kendi gözüyle ordusunu ve
bekçilerini görmeye ya da okumaya vermiş.

Bütün değerleri arasında her türlü edebiyattan anlayışı başta
gelir. Derler ki, Büyük İskender yattığı zaman, uyku düşünmesine,
okumasına engel olmasın diye yatağının yanına bir leğen koydurur ve
bir bakır top tutarmış yatak dışına uzanan elinde; uyku bastırdı mı top
parmaklarından leğene düşecek, o da gürültüden uyanacak. Julianus
istediğini öyle gergin bir ruhla isterdi ki, şaşılası perhizciliği
dolayısıyla da başı o kadar az dumanlanırdı ki, uyumamak için böyle
yollara başvurmak gereğini duymazdı.

Askerlik bilgisine gelince, bir büyük komutanın bütün yetkileri vardı
onda. Zaten bütün ömrü savaşlarda geçti, en çok da Fransa'da
Almanlar ve Franklarla savaştı.

Tarihte ondan çok serüvenleri olmuş, kendini ondan daha çok
gösterme fırsatı bulmuş adam azdır.

Ölümü Epaminondas'ınkine benzer: Bir okla vurulur, oku kendi
eliyle çıkarmaya çalışır ve çıkaracakken eli kesilip tutamaz olur. O
halinde, askerlerini coşturmak için kapışma yerine götürülmesini ister
askerleri savaşı yiğitçe onsuz sürdürürler, gece iki orduyu ayırıncaya
kadar. Felsefe ona hayatı ve insan durumlarını küçümsemeyi
öğretmişti. Ruhların ölmezliğine de sağlam bir inancı vardı.
Din konusunda, tutumu toptan bozuktu. Bizim dinimizi
bıraktığı için dönme demişler kendisine; oysa benim aklıma
daha yakın gelen, Hıristiyanlığı zaten içtenlikle benimsememiş,
yasaların hatırı için ve imparatorluğu avucuna alıncaya kadar
benimser görünmüş olmasıdır. Kendi dininde öylesine kör
inançları vardı ki, çağında kendi dindaşları bile alay ediyorlardı
onunla: Partları yenseydi kurban kesmekten öküzlerin neslini
kuruturdu, diyorlardı. Kahinlik bilgisine de kaptırmış kendini. Her
çeşit fal belirtilerine önem veriyormuş. Ölürken tanrılara şükretmiş
kendisini habersiz öldürmek istemediler, öleceği yeri ve saati çok
önceden bildirdiler, onu şanı onuru içinde yiğitçe ölmeye değer
gördüler diye. Marcus Brutus gibi o da önce Galya'da, sonra İran'da
ölümüne yakın garip görüntülerle karşılaşmıştı.

Vurulduğu zaman sözde: Beni yendin, Nazaretli (İsa), ya da: Gözün
aydın, Nazaretli, demişmiş. Demiş olsaydı, orduda yanında bulunmuş,
ölümü sırasında her yaptığını, her söylediğini izlemiş olan benim tanık
tarihçiler unutmazdı bunu ve buna benzer başka uydurmaları.

Asıl konumuza dönelim: Marcellinus der ki, o içinden hep pagandı,
ama askerlerinin çoğu Hıristiyan olduğu için açığa vurmuyordu bunu.
Sonunda kendini yeterince güçlü bulunca tanrıların tapınaklarını
açtırdı ve putlara tapılması için elinden geleni yaptı. Yaptıklarından
biri de şu oldu: Konstantinopolis'de Hıristiyan kilisesinin başındakiler
arasında çatışmalar yüzünden halkın birbirinden koptuğunu görünce
sarayına çağırdı onları, halkı birbirine düşürmelerine çattı, buna son
vermelerini, herkesin kendi inancına korkusuzca bağlı kalabilmesi
gerektiğini söyledi. Titizlikle istediği bu vicdan özgürlüğünün
ayrılmaları, bölünmeleri daha artıracağını ve böylece halkın kendisine
karşı birlik olmasını önleyeceğini umuyordu; çünkü kimi
Hıristiyanların zalimliğini görerek dünyada insana insan kadar kötülük
edebilecek hiçbir hayvan olmadığını anlamıştı.

Söylemek istediği buydu aşağı yukarı. İşin düşündürücü yanı şudur
ki; İmparator Julianus'un halk arasında anlaşmazlığı körüklemek için
başvurduğu vicdan özgürlüğünü bizim krallarımız iç savaşı
söndürmekte kullanıyorlar şimdi. Bir bakıma denebilir ki,
tarafları inançlarını sürdürmekte serbest bırakmak, ayrılığı yaymak
geliştirmek, hiçbir sınırla, yasa engeliyle dizginlenmediği için
büsbütün artırmak olur. Bir bakıma da denebilir ki tarafları inançlarını
yürütmekte alabildiğine serbest bırakırsak, kolaylık ve rahatlık onları
yumuşatır, gevşetir azlığın, yeniliğin, zorunluğun sivrilttiği dürtü
körletilmiş olur. Ama ben, krallarımızın dindarlık onuruna saygıyla,
daha çok şuna inanıyorum ki, istediklerini yapmadıkları için,
yapabildiklerini ister göründüler. (Kitap 2, bölüm 20)

Ben derim ki erkekler ve dişiler aynı kalıptan çıkmadır eğitim ve
gelenekler dışında, büyük bir ayrılık yoktur aralarında. (Kitap 3,
bölüm 5)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #65 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

KİTAPLAR

İki alışveriş, (dostluk ve aşk) raslantılara ve başkalarına bağlıdır; biri
aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki yaşla solar gider. Onun için
yaşamımı doldurup doyuramazdı onlar. Üçüncü alışveriş, kitaplarla
kurduğumuz ilişkidir ki daha sağlam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin
başka üstünlükleri vardır, ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha
kolayca yararlıdır.

Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar
yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin
baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim
zaman ayırıverirler beni.

Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı
törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için
kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur, hemen beni kendilerine çeker,
içimdekinden uzaklaştırırlar. Öyleyken, onları yalnız daha gerçek,
daha canlı, daha doğal rahatlıklar bulamadığım zaman aramama hiç de
kızmaz, her zaman aynı yüzle karşılarlar beni.

Atını yularından tutup ardından çekene yürümek kolay gelir, derler.
Bizim Jacques, Napoli ve Sicilya kralı, o genç, güzel, gürbüz adam,
sedyeyle taşıtırmış kendini uzun yollarda, başı fukara işi bir yastığa
dayalı, boz kumaştan bir giysi ve takkeyle; ama şahane bir alay
gelirmiş ardından: Tahtırevanlar, yularından çekilen türlü türlü binek
atları, rütbeli cübbeli kodamanlar, görevliler: Bu ne perhiz, bu ne turşu
dedirtecek gibi. İyileşmek elinde olan bir hastaya acınmaz. Pek doğru
olan bu atasözünü ben denemiş ve kullanmış olarak, kitaplardan
gördüğüm yarar için söyleyebilirim. Gerçekten ben kitapları, kitap
nedir bilmeyenlerden fazla kullanmam diyebilirim. Cimriler nasıl
günün birinde kullanacağım diye hiç dokunmazlarsa definelerine, ben
de öyle saklarım kitaplarımı. Ruhum onların benim olmasıyla doyar,
yetinir. Savaşta, barışta, kitapsız yola çıktığımız olamaz; yine de hiç
kitap açmadığım günler, aylar olur. Biraz sonra, yarın, canım istediği
zaman okurum derim. Zaman yürür gider beni dertlendirmeden; çünkü
kitaplarımın dilediğim zaman bana sevinç verecekleri, yaşamama
destek olacakları düşüncesi anlatabileceğimden daha büyük bir
rahatlık verir bana. İnsan yaşamı denen bu yolculukta benim
bulduğum en iyi nevale kitaplardır ve ondan yoksun anlayışta
insanlara çok acırım. (Kitap 3, bölüm 3)

Vermekte aşırı giden bir kralın uyrukları istemekte aşırı giderler.
Akla göre değil örneklere göre pay biçerler kendilerine. (Kitap 3,
bölüm 6)

Bir düzeni sarsanlar, onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çoğu kez.
Kargaşalığı çıkaran, yararını kendi görmez pek; Başka balıkçılar için
suları bulandırmış olur. (Kitap 1, bölüm 23)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Michel Eyquem de Montaigne, MÊVAN Biyografi 0 05-07-2008 06:28 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:25 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved