DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Hikayeler, Denemeler
Anasayfa Kayıt ol

Hikayeler, Denemeler Hikayeler, Denemeler burada verilecektir.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #66 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

DÜNYA YURTTAŞLIĞI

Sokrates söylemiş diye değil, kendi yaratılışıma uyarak, üstelik
aşırılığa bile kaçarak, bütün insanları hemşerim sayıyorum. Bir
Polonyalı'yı tıpkı bir Fnansız gibi kucaklıyorum, dünya ile
akrabalığımı kendi ulusumla akrabalığımın üstünde tutuyorum.
Doğduğum yerin pek o kadar düşkünü değilim. Kendi düşüncemle
vardığım yeni bilgiler, bana yalnız esintilerle edindiğim hazır ve
gelişigüzel bilgilerden daha değerli gelir. Kendi kazandığımız temiz
dostluklar nerde, iklim ve kan dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar
nerde! Doğa bizi özgür ve bağımsız yaratmış, bizse tutup kendimizi
birtakım çemberler içine hapsediyoruz.

Talih bazı olayları ustaca düzenliyor sanki: Helena oğlu Konstantin,
Bizans imparatorluğunu kurdu ve bu imparatorluk Helena oğlu
Konstantin'le sona erdi. (Kitap 1, bölüm 34)

İlgimizi anlattığı şeylere değil, kendisine çeken söz ustatığından
nefret! (Kitap 1, bölüm 25)

BAŞTAKİLER VE BİZ

Bizi yöneten, dünyayı ellerinde tutan kimselerin bizim kadar akıllı
olması, bizim yapabileceğimiz kadarını yapması yetmez. Bizden çok
üstün değillerse bizden çok aşağı sayılırlar. Çok şeyler vadettikleri
için çok şeyler vapmak zorundadırlar. (Kitap 3, bölüm 7)

Başkalarından aktardığım sözleri kendi söylediklerimi
değerlendirecek biçimde seçebilmiş miyim, ona bakılsın.
Çünkü ben, kimi zaman dilimin, kimi zaman kafamın yetersizliği
yüzünden gereğince söyleyemediğim şeyleri başkalarına söyletirim.
Aktardığım sözleri saymam, tartarım. (Kitap 2, bölüm 10)

Kendimle oynadığım zaman, kimbilir; belki benim onunla
oyalandığımdan çok o benimle oyalanıyor. (Kitap 2, bölüm 12)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #67 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

YABANCIDAN KAÇINMA

Bizim Fransızların bir huyu var: Kendi bildiklerine benzemeyen bir
yaşayış, bir hal gördüler mi şaşırır, ürkerler. Bunda o kadar ileri
giderler ki Fransız olmaktan utanacağım gelir. Köylerinden çıktılar mı
sudan çıkmış balığa dönecekler neredeyse. Nereye giderlerse gitsinler
kendi adetlerini de birlikte götürür, yabancı adetleri kötü görürler.
Macaristan'da bir Fransız gördüler mi bayram eder, canciğer olur ve
kafa kafaya verip gördükleri barbarca şeyleri çekiştirmeye başlarlar.
Bir şey Fransız olmadı mı barbardır onlara göre. Üstelik bunlar
yabancıları tanıyabilen zeki Fransızlar'dır. Çoğu, bir yere, dönmek için
gider. Seyahatlerinde içlerine kapanır, her şeyden gocunur, konuşmaz,
kimseye açılmazlar: Dünyalarına yabancı bir hava bulaşacak diye
ödleri kopar. (Kitap 3, bölüm 9)

Hizmetçilerimiz bize kuşlardan, atlardan, köpeklerden daha ucuza
hizmet ediyorlar, üstelik bu hayvanlara gösterdiğimiz meraklı, özenli
dikkati de göstermiyoruz hizmetçilerimize. (Kitap 2, bölüm 12)

HALK VE KRAL

Kral Hieron'un en çok yakındığı şey, insan yaşamının en güzel, en
tatlı meyvesi saydığı dostluktan, karşılıklı bağlanmadan yoksunluktur.
Benim için elinden geleni ister istemez yapacak olan bir insanın
sevgisine, iyi niyetine nasıl inanabilirim? Önümde eğilip
bükülmesinin, bana diller dökmesinin ne değeri olabilir? Bunları
yapmazlık edemez. Bizden korkanlardan gördüğümüz saygı, saygı
değildir.

Onların saygısı bana değil, krallığadır.

Maximum hoc regni bonum est

Quod facta domini cogitur populus sui Quam ferre tam laudare.
(Seneka)

Hükümdarların kavuştukları en büyük nimet, Halkın hem dertlerini
çekmeği hem de üstelik Onları övmek zorunda olmasıdır.

Kralın iyisi kötüsü, sevileni sevilmeyeni hep aynı saygıyı görür. Bir
kralsam, halkın bana çatmaması beni sevmesine alamet sayılmaz,
çünkü çatmak istese çatamazdı. Ardımdan gelenler dostum oldukları
için gelmiyorlar; halleşip dertleşemeyen insanlar arasında dostluk
olamaz. O kadar yükseklere çıkmışım ki insanlarla alışverişim
kalmamış, birbirimizden çok ayrılmış, çok uzaklaşmışız. (Kitap 1,
bölüm 42)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #68 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

PAZARLIK

Para vermekten haz duyarım; omuzlarımdan bir yük atmış, bir çeşit
kölelikten kurtulmuş gibi olurum. Ayrıca para verirken doğru bir iş
yapmanın, başkasını memnun etmenin keyfini duyarım. Ama hesap,
kitap pazarlık isteyen alışverişlere yanaşmam; bu türlüsünü benim
yerime yapacak kimse olmadı mı, işin uzamasına meydan vermem.
Yaratılışıma çok aykırı gelen o iğrenç konuşmalara düşmektense
bırakır kaçarım. Dünyada pazarlık kadar iğrendiğim bir şey yoktur.
(Kitap 1, bölüm 13)

SAVAŞ ÜSTÜNE

Gelelim savaşa: İnsanların en büyük, en şatafatlı eylemlerinden biri
olan savaşı, bizim hayvanlara üstünlüğümüzü göstermekte mi
kullanacağız, yoksa tam tersine, budalalığımızı, eksikliğimizi mi?
Doğrusu, birbirimizi paralayıp öldürme, kendi türümüzü yıpratıp
yoketme sanatımızın, bu sanattan yoksun olan hayvanları
imrendirecek bir yanı olmasa gerek.

Ne zaman bir aslanı daha güçlü bir aslan öldürdü? Hangi ormanda
Büyük domuzun dişi küçük domuzu paraladı? (Juvenalis)

Ama hayvanların tümü bu marifetten uzak kalmış da denemez: Bal
arıları arasında da azgın çatışmalar olur, iki hasım ordunun başları
bizim krallar gibi davranırlar:

Bir kavgadır kopar iki bey arasında çoğu kez O zaman seyredin arı
milletindeki azgınlığı; O coşkun vızıltılı savaş hengamesini.
(Vergilius)

Bu yaman tasviri her görüşümde insanların saçmalığını, budalalığını
okur gibi olurum onda. Çünkü azgınlığı ve korkunçluğuyla insanı
kendinden geçiren savaş tepinmeleri, o gümbürtü ve çığlık kasırgası.

Kimi yerde bir parıltı sarar gökleri

Ayak patırtıları yükselir her yandan

Dağlara çarpan bağrışmalar

Yankılanır yıldızlara doğru. (Lucretius)

O kaç binlerce silahlı insanın korkunç düzenliliği, bunca azgınlık,
bunca coşkunluk, bunca yiğitlik... Bütün bunların ne boş nedenlerle
parlayıverdiğini ve ne sudan nedenlerle sönüverdiğini düşününce
gülüyor insan:

Paris'in aşkıymış derler Hellenlerle Barbarları savaşa sokan.
(Horatius)

Paris'in zamparalığı yüzünden koca Asya savaşlarla bitti tükendi. Bir
tek adamın tutkusu, bir kırgınlık, bir keyif, bir karı koca kıskançlığı,
ringa balığı satan iki kadının birbirini tırmıklamasına değmez.
Böylesine nedenler bütün o büyük hengamenin canı, ilk hızı
olabiliyor. Savaş çıkaranların kendilerine inanır mısınız? Dinleyin
imparatorların en büyüğünü, en çok zafer kazanmış olanını, en
güçlüsünü; bakın nasıl eğleniyor kendi kendisiyle, çocukça hoşlanarak
nasıl alay ediyor karadan, denizden giriştiği birçok savaşlarla,
ardından giden beşbin insanın kanıyla, canıyla, seferleri uğruna
dünyanın iki büyük parçasında harcanan nice güçler ve zenginliklerle:
Antonius Glaphyra ile yatır diye benim de Fluvia ile yatmam
gerekirmiş, Fluvia ya göre. Yatacak mıyım ben şimdi Fluvia ile,
Manius'la da mı yatacağım gerekiyor diye? Kendine gel! Ya savaş, ya
yatak diyor kadın. Ne demek? Canım mı daha değerli, erkekliğim mi?
Çalsın savaş boruları! (Martialis)

İşte o büyük ordu, yeri göğü titreten o binbir yüzlü, binbir ayaklı
ordu:

Likya denizi üstünde ak dalgalar yuvarlanır gibi Sert Orion kış
sularına gömüldüğü zaman, Ya olgun yaz buğdayları gibi Hermus'un,
Likya'nın sarışın, ovalarında, Ürperiyor çiğnenen toprak,
gümbürdüyor kalkanlar. (Vergilius)

Binlerce kollu, binlerce kafalı bu azgın dev nedir aslında? Hep aynı
zavallı, dertli, cılız insanoğlu! Kızışıp kaynaşan bir karınca
yuvasından başka bir şey mi ki bu?

Kara tabur ilerliyor ovada. (Vergilius)

Ters bir rüzgar, bağrışan bir karga sürüsü, bir atın sürçmesi,
yukarıdan bir kartalın geçivermesi, bir rüya, bir ses, bir görüntü, bir
sabah sisi yeter bu devi yıkıp yere sermeye. Güneşin bir ışını vurmaya
görsün yüzüne, eriyip dağılıverir. Biraz toz serpiverin gözlerine (bizim
şairin arılarına serpildiği gibi) bakın nasıl kopup param parça oluyor
sancak erleri, alaylar, başlarında büyük Pompeius'la birlikte; çünkü
oydu sanırım Sertorius'un bu yaman silahlarla İspanya'da yendiği.
Aynı silahları Eumenes Antigonus'a, Surena Crassus'a karşı
kullanmıştı.

O azgın yürekler, o korkunç cenkler, Biraz toz atın durulur hepsi.
(Vergilius)

Bizim arıları bile salsanız üstüne, güçleri ve yürekleri yeter o devi
bozmaya. Daha geçenlerde Portekizliler, Xiatima'da Tamyl şehrini
kuşatmışlardı. Arısı bol olan bu şehir halkı surların üstüne yüzlerce
kovan getiriyorlar; ateş yakıp arıları dumanla birden öyle salıyorlar ki
dışarı, saldırılarına ve iğnelerine dayanamayan düşman bırakıp gidiyor
kuşatmayı...

İmparatorların ruhlarıyla çarıkçıların ruhları aynı kalıptan çıkmadır.
Kralların gördüğü işlerin önemine, ağırlığına bakıp öyle sanıyoruz ki
bunları yaptıran nedende önemli ve ağırdır aldanıyoruz. Onları
davranışlarında dürtükleyip durduran nedenler bizimkilerden başka
türlü değildir. Bizi bir komşumuzla kapıştıran nedenin aynısı krallar
arasında bir savaş koparır. Bize bir uşağı kırbaçlatan nedenin tıpkısı
bir krala düştü mü bir ili yıktırır ona. Onların istedikleri de bizimkiler
gibi sudan, ama yapabildikleri daha fazla. Bir peynir kurduyla bir fili
aynı iştahlardır dürtükleyen. (Kitap 2, bölüm 12)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:20 PM   #69 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

BİLGELİK VE MUTLULUK

Çağımda yüzlerce işçi, yüzlerce çiftçi gördüm ki üniversite
rektörlerinden daha bilge ve daha mutluydular ve ben daha çok onlara
benzemek isterdim. Öğrenim bence yaşamaya yararlı şeyler
arasındadır: Şeref, soyluluk, saygınlık gibi, ya da çok çok güzellik,
zenginlik ve benzeri üstünlükler gibi: Bunlar yararlı olmasına
yararlıdırlar, ama uzaktan, kendi varlıklarından biraz daha çok bizim
sanrımızla yararlıdırlar yaşamaya.

İnsan topluluğunda yaşamak için bize turnalar ya da karıncalardan
fazla görevler, yasalar gerekli değildir pek. Hem görmüyor da değiliz
ki bu hayvanlar bilgin olmaksızın pek düzenli yaşıyorlar. İnsan
bilgeliğe erse, her şeye hayatına yararlı ve gerekli olduğu ölçüde
değer verir.

Bizi eylemlerimiz ve davranışlarımızla ölçecek olsalar bilgisizler
arasında bilgililerden daha çok sayıda iyi insan çıkar; iyi derken de her
türlü erdemi düşünüyorum.

Bana öyle geliyor ki eski Roma'da, kendi kendini batıran o bilgin
Roma'da daha büyük değerde insanlar vardı. Başka yanları hep benzer
olsa da dürüstlük ve yürek temizliği eski Roma'nın ayrıcalığıdır;
çünkü o şaşılası bir sadelikle yaşamasını bilmişti. (Kitap 2, bölüm 12)

ÖFKE ÜSTÜNE

Plutarkhos hep hoştur, ama insan halleri üstüne düşüncesini
söylerken eşi yoktur. Lykurgos'la Numa'yı karşılaştırırken çocukların
eğitimini babalarına bırakmanın ne büyük bir saflık olduğunu o kadar
güzel anlatır ki.

Devletlerin çoğu herkesi, kadınlarını ve çocuklarını diledikleri gibi
yönetmekte serbest bırakır, onlar da masallardaki devler gibi akıllarına
esen her deliliği yaparlar. Galiba yalnız Lakedemonyalılar ve Giritliler
çocukların eğitimini yasalara bağlamışlar. Bir devlette her şeyin çocuk
eğitimine bağlı olduğunu kim bilmez? Ama yine de çocukları hiç
düşünmeden, ne kadar deli ve kötü olurlarsa olsunlar, ana babalarının
keyfine bırakırız.

Kaç kez sokaktan geçerken öfkeden kudurmuş bir baba veya ananın
çocukları öldüresiye dövdüklerini görmüş, oğlancıkların öcünü almak
için ana babalarına türlü oyunlar oynamayı kurmuşumdur. Döverken
gözleri öfkeden alev alev yanar, daha yeni sütninenin kucağından
çıkmış bir çocuğa gırtlaklarını yırtasıya bağırırlar, suratları allak
bullak olur Hippokrates'e göre de en tehlikeli hastalıklar insanın
yüzünü değiştiren hastalıklardır.

Dayaktan sakatlanmış, sersem olmuş nice çocuklar vardır. Ama
devletimizin yasaları yine bu işe karışmaz, sanki bu sakatlar, bu
sersemler bizim toplumumuzda yaşamıyormuş gibi!

Hiçbir şey öfke kadar insan düşüncesini sapıtamaz. Öfkesine kapılıp
bir suçluyu idama mahkum eden bir yargıca ölüm cezası vermekte
kimse duraksamaz. Öyleyse neden babaları ve öğretmenleri öfkeli
iken çocukları dövmekte serbest bırakıyoruz? Bu artık eğitim
olmaktan çıkıyor, öc alma oluyor. Ceza çocuklara verilen bir ilaç
sayılmalı, öyle verilmelidir. Bir doktorun hastasına karşı
öfkelenmesini kabul edebilir miyiz?

Öfkeli olduğumuz sürece hizmetçilerimize el kaldırmak doğru
değildir. Kalbimizin fazla çarptığını, kanın yüzümüze çıktığını
hisseder etmez sorunu kapatmalıyız.

Öfkemiz geçtikten sonra her şeyi başka türlü göreceğiz. Kızdığımız
zaman bağıran, konuşan biz değil, hırsımızdır. Nasıl sis içinde her şey
olduğundan daha büyük görünüyorsa hırs içinde de suçlar büyüdükçe
büyür. Canı su içmek isteyen içer: Ama canı ceza vermek isteyen
veremez. Ağır başlı ve ölçülü cezaları suçlu hem daha kolay kabul
eder, hem de onların yararını görür. Öfkesine kapılmış bir adamın
verdiği cezayı kimse hak ettiğine inanmaz.

Öfke kendi kendinden hoşlanan, kendi kendini şişiren bir hırstır.
Hepimizin başına sık sık gelir. Bir şeye yanlış yere kızarız, bize
aldandığımızı ispat eden tanıtlar getirirler bu sefer de doğrunun
kendisine, suçsuzluğuna içerleriz. Bunun çok güzel bir örneğini
eskilerden okumuştum, hiç aklımdan çıkmaz. Her bakımdan değerli,
doğru bir insan olan Piso bir askerine kızmış, çayırdan dönerken
arkadaşının nerede kaldığını bilmiyor diye. Öyleyse sen onu öldürdün
demiş ve adamı birdenbire ölüme mahkum etmiş, tam asılacağı sırada
kaybolan arkadaşı çıkagelmiş. Bütün ordu bayram etmiş, iki arkadaş
sarılıp birbirlerini öpmüşler, cellat da ikisini almış Piso'ya götürmüş.
Herkes onun da bu işe sevineceğini sanıyormuş. Tam tersi olmuş:
Henüz geçmemiş olan öfkesi, kendini utandıran bu gerçek karşısında
büsbütün artmış ve hırsının bir anda aklına getirdiği şeytanlıkla
suçluları üçe çıkarmış, bir kişinin masum çıkması, üç kişinin birden
başını yemiş. Birinci askeri ikincisini kaybettiği için, ikincisini
kaybolduğu için, celladı da verilen emri yerine getirmediği için ölüme
mahkum etmiş.

Öfke saklanmaya da gelmez, büsbütün içimize işler. Demosthenes
bir meyhaneye girmiş, kimse görmesin diye arkalarda bir yer
arıyormuş. Diogenes görmüş ve demiş ki: Ne kadar arkalara gidersen
meyhaneye o kadar girmiş olursun. (Kitap 2, bölüm 22)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:21 PM   #70 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

KÖRÜKÖRÜNE İNANMAK

Öyle köylüler biliyorum ki ayaklarının altını yakmışlar, bir tüfeğin
tetiği altında parmaklarının ucunu ezmişler, başlarını cendereye sokup
gözlerini kan içinde dışarı fırlatmışlar, yine de ağızlarından söz
alamamışlar.

Bir tanesini gözümle gördüm: Ölmüş sanarak bir çukura atmışlardı;
boynundaki ip hala duruyordu; bu iple onu bütün gece bir atın
kuyruğuna bağlayıp sürüklemişlerdi. Öldürmek için değil, salt eziyet
etmek için, yüz yerine hançer saplamışlardı. Kendisiyle konuştum;
bütün bunlara katlanmış, sonunda da kendini kaybetmiş; istedikleri
sözü söylemektense, bin kez ölmeyi göze almış. Çektiği acılar yanında
ölüm hiç kalırdı. Hem de bu adam o semtin en zengin çiftçilerinden
biriydi. Nice insanlar kendilerinin olmayan inanışlar için,
başkalarından aldıkları, ne olduğunu bilmedikleri fİkirler için ses
çıkarmadan diri diri yanmışlardır. (Kitap 2, bölüm 22)

ÖDEMELİ KÖTÜLÜK

Geçenlerde Armagnac'daydım; yakınlarımdan birinin çiftliğinde
herkesin hırsız lakabıyla bildiği bir köylü tanıdım. Yaşamını kendisi
anlattı. Dilenciymiş eskiden; ekmeğini kendi el emeğiyle kazansa bile
yoksullukla başedemeyeceğini anlayınca hırsızlık etmeyi düşünmüş.
Bütün gençliği boyunca bu meslekte çalışmış ve kol gücü sayesinde
hiç yakalanmamış; çünkü başkalarının tarlasını, bağını soyuyormuş,
ama uzağa gidiyormuş bu iş için ve öylesine dolu çuvallarla
dönüyormuş ki bir gece içinde bunca yükü başka yerden taşımış
olabileceği kimsenin aklından geçmiyormuş. Ayrıca verdiği zararı ona
buna ölçüyle dağıtıyormuş ki kimsenin payına düşen pek önemli
olmasın. Bugün yaşlanmış artık ve kendi durumunda zengin sayılırmış;
bunu o işe borçlu olduğunu açıkça söylüyor. Tanrının kendisini
hoşgörmesi için de, mallarını çaldığı insanların varislerine iyilik
etmeye çalışıyormuş (hepsine birden yardım edemezmiş çünkü)
mirasçılarına yükleyecekmiş bu görevi, kime ne zarar verdiğini yalnız
kendisi bildiğinden. Doğru olsun olmasın, bu sözlerden anlaşılıyor ki
hırsızlığı ayıp sayıp kötülüyor, ama yoksulluk kadar değil. Hırsızlık
ettiğine pişman, ama yoksulluktan kurtulmanın böyle ödemeli bir
yolunu bulduğuna pişman değil.

Bu türlü bir kötülük ne bizi kendine maleden, kafamızı kendine
uyduran cinsten bir alışkanlık, ne de ruhumuzu sarıp körleştiren,
düşüncemiz ve her şeyimizle bizi birden kötülüğün buyruğuna
kaptıran bir azgınlıktır. (Kitap 3, bölüm 1)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Michel Eyquem de Montaigne, MÊVAN Biyografi 0 05-07-2008 06:28 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:09 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved