DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Hikayeler, Denemeler
Anasayfa Kayıt ol

Hikayeler, Denemeler Hikayeler, Denemeler burada verilecektir.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-17-2008, 03:21 PM   #71 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

İNSAN VE EVREN

Bizim köyde bağları kırağı çaldı mı, rahip efendi tanrının insanlara
kızdığını, aynı afetin yamyamların bağlarına da düştüğünü ileri sürer.
İç savaşlarımız karşısında da herkes: Dünya bozuldu, kıyamet günü
yaklaştı diye vahlanır. Oysaki dünyada daha ne kötü şeyler oldu. Hem
sonra kimbilir biz bu haldeyken dünyanın kaç yeri gül gülistandır.
Başına dolu yağan, dünyanın dört bucağını fırtına içinde sanır.
Savoielı köylü demiş ki: Şu akılsız Fransa kralı biraz işini bilse pekala
bizim beyin kahyası olabilir. Adamın hayal gücü efendisinin üstünde
bir büyüklük tasarlayamıyor.

Hepimiz, farkında olmadan bu çeşit yanılgılara düşeriz ve bundan
çok büyük zararlar görürüz. Ancak doğa anamızı bütün genişliği
içinde seyredebilen, onun durmadan değişen sınırsız yüzünü
görebilen, değil yalnız kendini, bütün memleketi o evren içinde ufacık
bir nokta olarak düşünebilen insan her şeyin gerçek değerini
kestirebilir. (Kitap 1, bölüm XXX)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Alt 07-17-2008, 03:21 PM   #72 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

HER ŞEYİN GÖRECELİĞİ

Yaşamı bir düşe benzetenlerin sandıklarından çok daha fazla hakları
var galiba. Düşte ruhumuzun sürdüğü yaşam, gördüğü iş, kullandığı
güç uyanık durumumuzdakinden hiç de aşağı kalmıyor. Kuşkusuz
düşteki yaşam daha gevşek, daha bulanık, ama aradaki fark hiç de
gecenin karanlığıyla gün ışığı arasındaki fark gibi değil; hayır, daha
çok karanlıkla gölge arasındaki fark gibi: Ruh birinde uyur, ötekinde
uyuklar. Her ikisinde de aslında karanlıklar içindeyiz, ama birinde
daha az, ötekinde daha çok. Bir uyanıkken uykuda, bir uyurken
uyanığız.

Uykuda gördüklerimiz pek o kadar aydınlık değildir, ama ayıkken de
her şeyi pek o kadar pırıl pırıl, apaçık görmeyiz. Evet, derin uykular
bazen düşleri siler süpürür, ama uyanıkken de hiçbir zaman iyice
uyanık değiliz, o zaman da nice hayallerimiz, ki uyanık düşler ve
düşlerden beterdir, kaybolur gider. Madem aklımız ve ruhumuz
uykuda düşündüklerimize meydan veriyor, düşte gördüğümüz işleri
uyanıkken gördüğümüz işler gibi kabul ediyor, ne diye düşüncemizin,
hayatımızın bir çeşit düş olmasını, uyanık halimizin bir çeşit uyku
olmasını yadırgıyoruz bu kadar?

Gerçeği ilkin duyularımıza sorarsak, yalnız kendi duyularımıza
başvurmakla iş bitmez. Duyu konusunda hayvanların da bizim kadar
belki de daha fazla söz hakkı vardır. Kimi hayvanların kulağı, kiminin
gözü, kiminin burnu, kiminin dili insanınkinden daha keskindir.

Demokritos tanrılarda ve hayvanlarda duyma gücünün insandan çok
daha yetkin olduğunu söyler. Hayvanların duyularıyla bizimkilerin
etkileri arasındaki ayrım da büyüktür: Bizim tükrüğümüz kendi
yaralarımızı temizler ve kurutur, ama yılanı öldürür.

Tantaque in his rebus distantia differentasque est

Ut quot alüs cibus est, alüs fuat acre revenum.

Saepe etenim serpens, hominis contacta saliva,

Disperit, ac sese mandendo conficit ipsa (Lucretius)

Her şey öyle ayrı, öyle değişik ki

Kimine besin olan kimine zehir

İnsanın tükrüğü bir değdi mi yılana

Ölür çok kez yılan, yer bitirir kendi kendini.

Şimdi tükrüğün ne olduğunu bize göre mi söyleyeceğiz,
yılana göre mi? Gerçek özünü ararsak bizim duyularımıza mı
başvuracağız, yılanın duyularına mı? Plinius, Hindistan'da tavşana
benzer bir çeşit balıktan bahseder bu balık bize zehirmiş, biz de ona.
İnsan şöyle bir dokundu mu ölüverirmiş. Zehirli olan insan mı balık
mı? Kime inanacağız? Balığın insan için dediğine mi? İnsanın balık
için dediğine mi? Kimi hava insana dokunur, öküze zarar vermez,
kimi hava da tersine. Hangi havaya kötü hava, muzır hava diyeceğiz?
Sarılığa tutulanlar her şeyi bizden daha sarı, daha soluk görürler.

Lurida preaterea fiunt quaecunque tuentur Arquati (Lucretius)

Sarılık hastasına göre sarıdır her şey.

Hekimlerin hyposphagma dedikleri hastalığa, kanın deri altına
yayılması hastalığına tutulanlar da her şeyi kırmızı, kan rengi görürler.
Gözümüzün gördüğü işi değiştiren bu hallerin hayvanlarda sürekli,
temelli durumlar olmadığını nereden biliyoruz? Bazı hayvanların
gözleri aslında bizim sarılık olanlarımızın gözleri gibi sarı,
bazılarınınki de kıpkırmızıdır. Bu hayvanlar herhalde renkleri bizden
başka türlü görüyorlar: Doğru olan acaba hangimizin gördüğüdür?
Çünkü eşyanın özü yalnız insana göredir diye bir kanun yok. Katılık,
beyazlık, derinlik, ekşilik bizim kadar hayvanların da işlerine ve
bilgilerine karışık. Gözümüze şöyle bir bastırdık mı baktığımız her
şeyi daha uzun, daha büyük görürüz.

Bina lucernarum florentia lumina flammis

Et dupfices hominus facies, et corpora bina.. (Lucretius)

O zaman lambalardan iki ışık çıkar,

İnsan çift yüzlü, nesneler çift olur.

Oysa birçok hayvanın gözleri kendiliğinden basıktır.

Kulaklarımızı bir şey tıkamış ya da ses borusu sıkışmışsa sesleri her
zamankinden başka türlü duyarız. Kulakları tüylü ya da kulak yerine
ufacık bir delikleri olan hayvanlar bizim duyduklarımızı duymaz, sesi
bir başka türlü alırlar. Şenliklerde, tiyatrolarda meşalelerin ışığı önüne
renkli bir cam kondu mu bulunduğumuz yerdeki her şey bize yeşil,
sarı ya da mor görünür. Gözleri değişik renkte olan hayvanların,
nesneleri gözlerinin renginde görmeleri hiç de olmayacak bir şey
değil.

Demek bizim varlık düzenimiz nesneleri kendine uydurur, her şeyi
kendine göre değiştirir, aslında dünyanın ne olduğunu bilemez oluruz;
çünkü her şey bize duygularımızla bozulmuş, aslında ayrılmış olarak
gelir. Pergel, gönye, cetvel bozuk oldu mu onlara dayanan bütün
orantılar, onlara göre yapılan bütün yapılar da ister istemez kusurlu,
sakat olur. Duyularımız kesin olmadığı için, onların ortaya koyduğu
hiçbir şey de kesin değildir.

Peki ama, bu ayrılıklar karşısında doğruluk hükmünü kim verecek?
Din kavgalarımızda hüküm verecek adamın hiçbir mezhepten
olmamasını, hiçbir tarafa bağlılığı, eğilimi bulunmamasını isteriz,
öyle adam da Hıristiyanlar arasında bulunamaz. Burada da aynı şey,
çünkü hüküm verecek olan ihtiyarsa, gençlerin nasıl düşündüğü
üstüne hüküm veremez, çünkü bu konuda bir taraftadır; gençse yine
öyle, sağsa, hastaysa, uyanıksa, uykudaysa yine öyle. Demek öyle biri
gerekli ki bütün bu hallerin dışında olsun, insanların sordukları
şeylerin hiçbiri kendisiyle ilgili olmasın. Yani olmayan bir yargıcın
olması gerekli.

Dünyada gördüklerimizin doğruluğunu, yanlışlığını anlamak için
doğruyu gösteren bir araç olması gerek; bu aracın doğruluğunu
anlamak için bir deneme gerek; denemenin doğruluğunu anlamak için
de bir araç: Gel de çık bu işin içinden!.. Madem duyularımız, kendileri
kesin, olmadıkları için, sorunumuzu kesin olarak çözemezler, öyleyse
akla başvurmalı diyeceksiniz; ama hiçbir akıl da başka bir akıl
olmadan ortaya çıkamaz: Döndük mü yine gerisin geri? (Kitap 2,
bölüm 12)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:21 PM   #73 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

NASIL KONUŞMALI

Sözümün akışını bozup güzel tümceler aramaktansa güzel tümceleri
bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. Bir sözün
ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize
yaramalı, Söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin
kafasını öyle doldurmalı ki artık sözcüklerini hatırlayamasın.
İster kağıt üstünde olsun, ister ağızdan, benim sevdiğim konuşma,
düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır.
Güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın
düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. Dinleyen, her yediği
lokmayı tadarak yesin. Konuşma, Sueton'un, Julius Caesar'ın
konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça,
vaizce olmasın.

Söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna
çeker. Gösteriş için herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara
girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa, konuşmada bilinmedik sözcükler,
duyulmadık tümceler aramak da bir medreseli çocuk çabasıdır. Ah,
keşke Paris'in sebze çarşısında kullanılan sözcüklerle konuşabilsem!
(Kitap 1, bölüm 26)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:23 PM   #74 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

ROMALI VE OSMANLI BÜYÜKLÜĞÜ

Marcus Antonius demiş ki: Romalıların büyüklüğü almaktan çok
vermekte kendini gösterir. Antiokus bütün Mısır'ı almış, Kıbrıs'ı daha
birçok yerleri de almak üzere imiş. Zaferlerden zafere koştuğu sırada,
Popilius, Senatonun elçisi olarak kendisine gelmiş. Getirdiği
mektupları okumadan önce elini sıkamayacağını söylemiş. Kral,
mektupları okumuş, düşüneyim, demiş. Popilius bir değnekle kralın
çevresine bir çember çizmiş: Senatoya götüreceğim cevabı vermeden
bu çemberden dışarı çıkma yok, demiş. Antiokus bu sert buyruk
karşısında afallamış, biraz düşündükten sonra: Senatonun dediğini
yapacağım, demiş. Bunun üzerine Popilius kendisini Roma milletinin
dostu diye selamlamış. Böylece, kağıt üzerine çizilmiş birkaç harf
Antiokus'a koca bir krallığı da kazanmak üzere olduğu zaferleri bir
anda bıraktırıvermiş.

Hemen elçileri Senato'ya yollayıp aldığı buyruğa ölümsüz
tanrıların sözüymüş gibi uyacağını bildirmiş.

Augustus savaşarak aldığı bütün toprakları sahiplerine geri vermiş,
ya da yabancılara bağışlamış.

Tacitus, İngiltere kralı Koidimus'dan söz ederken Roma'nın bu yüce
kudreti üstünde durur: Romalılar der, eskiden beri, yendikleri kralları
tahtlarında bırakıp buyrukları altına alırlar, böylece kendilerine
kralları hizmet ettirmiş olurlar.

Türklerin padişahı Süleyman da Macar krallığına ettiği cömentliği
herhalde aynı düşünceyle etmiştir.

Kendisi öyle demezmiş de: Bunca ülke, bunca kudret bana çok
geliyor, bezdim artık, dermiş. (Kitap 2, bölüm 24)

En iyisi gençlerde öğrenme hevesini ve sevgisini uyandırmaktır,
yoksa kitap yüklü birer eşek yaparız onları. Kırbaç zoruyla bilim dolu
bir çanta taşıtıyorlar onlara; oysa bilimi evimizde saklamak yetmez,
evlenmek gerek onunla. (Kitap 1, bölüm 26)

Yorumlar kaynıyor her yanda karınca gibi, gerçek yazarsa binde bir
çıkıyor. (Kitap 3, bölüm 13)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:23 PM   #75 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

BİLGİ VE İNANÇ

Aldatmaya ve aldanmaya en elverişli şeyler bilmediğimiz şeylerdir.
Bir defa, görülmedik şeylere insan nedense kolay inanır; sonra da,
üzerlerinde konuşmaya, düşünmeye alışık olmadığımız için, bunlara
kolay kolay karşı da koyamayız. Bu yüzden insan en az bildiği şeye en
çok inanır. Bize masal okuyanlar çok rahat konuşurlar alşimistler,
kahinler, hukukçular, falcılar, doktorlar gibi; korkmasam bunlara daha
başkalarını da katardım.

Mesela Allahın istediklerine sözcülük eden birtakım adamlar vardır;
her olayın nedenlerini bilir görünürler; Tanrının yaptıklarında yüce
iradesinin hangi sırları gizlediğini görürler. Olup biten şeylerin
birbirini tutmaması, bir o yana bir bu yana kaçması, bir doğudan bir
batıdan gelmesi bu adamları yıldırmaz. Yine hep bildiklerini okurlar,
aynı kalemle akı da karayı da yazar dururlar. (Kitap 1, bölüm 32)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Michel Eyquem de Montaigne, MÊVAN Biyografi 0 05-07-2008 06:28 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:49 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved