![]() |
|
|
#76 (permalink) | ||||||||||
|
ŞİİR ÜSTÜNE
Ne gariptir, şairlerimiz şiir yargılamasını, yorumlamasını bilenlerimizden çok daha fazla. Şiiri yapmak şiirden anlamaktan daha kolay. Şiirin orta hallicesi beylik ölçülerle, sanat bilgisiyle yargılanabilir; ama şiirin iyisi, olağanı aşan, tanrısal olanı kuralların ve aklın üstündedir. Onun güzelliğini sağlam ve olgun bir görüşle farkeden, bir şimşeğin parıltısı kadar görebilir ancak onu. O güzellik aklımızı işletmez, başımızdan alır, allak bullak eder. Ona varmasını bileni saran coşkunluk, şiiri okuyup dinlettiği bir başkasını da etkiler: Nasıl ki mıknatıs bir iğneyi kendine çekmekle kalmaz, onu da mıknatıslayıp başka iğneleri çekmek gücünü verir ona. Tiyatrolarda daha açıkca görülür ki şairi öfkeye, yasa, kine kaptıran, dilediği yerde kendinden geçiren o kutsal esin gücü şairin aracılığıyla oyuncuya, oyuncudan da bütün bir halka geçer, birbirine asılan mıknatıslı iğneler dizisi gibi. (Kitap 1, bölüm 37) EĞİTİM VE HALK Oğullarım olsaydı, benim gibi büyümelerini isterdim. Babamdan Allah razı olsun, beni daha beşikte iken bir köylünün evine yollamış, orada süt emmişim; uzun süre en yoksul, en gelişigüzel bir hayat içinde kalmışım. Çocuklarınızı kendiniz yedirmeyin; hele bu işi sakın karınıza bırakmayın. Bırakın, çocuklarınız halkın ve doğanın yasaları içinde büyüsün; aç kalmasını, güçlüğe göğüs germesini öğrensinler hayatın çetinliği onlar için gittikçe çoğalmasın, azalsın. Babamın beni böyle büyütmekte bir başka maksadı daha vardı; beni halka bağlamak, bizden yardım bekleyen insanların haline ortak etmek istiyordu; gözlerimin, bana sırtını çevirenlerden değil, kollarını açanlardan yana bakmasını daha doğru buluyordu. Bu düşünce ile beni düşkün insanlara bağlamak, borçlu bırakmak istedi. İstediği oldu: Zayıf, zavallı insanlara kolayca bağlanabiliyorum. Bunu hem şerefli bir iş sayıyorum, hem de içimden öyle geliyor. Ülkemde kargaşalıklara neden olan bir partiye kızıyorum; hele bu parti başa geçip, her şeyi elde edince öfkem büsbütün artıyor çoğu kez bir partiye ezilmiş, gadir görmüş olduğu için bağlanmışımdır. (Kitap 3, bölüm 12)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#77 (permalink) | ||||||||||
|
GERÇEKÜSTÜ KANDIRMACALARI
İki gün önce, evimizden iki fersah ötede bir köyden geçerken, foyası yeni meydana çıkmış bir mucizenin sıcaklığı içinde buldum orasını. Meğer birkaç aydır o çevreyi oyalamış bu mucize, komşu illeri de etkilemeye başlamış ve her türlü meraklıların o köye akın etmesine neden olmuş. Köyün bir delikanlısı bir gece evinde hortlak sesiyle konuşmaya kalkmış; uzun sürmeyecek bir şaka yapmakmış bütün maksadı. Oynadığı oyunun umduğundan çok daha başarılı olduğunu görünce, işi biraz daha büyütmek için, köyün yarım akıllı, sersem bir kızını da almış yanına. Aynı yaşta bir başkasını daha bulup üç kişi olmuşlar, evde başardıkları oyunu bütün köyde başarmak için kilisede mihrap arkasına saklanıp yalnız geceleri ruhların ağzından konuşmuş ve ışık getirilmesini yasaklamışlar. Söyledikleri dünyanın imandan uzaklaştığı ve kıyamet gününün yaklaştığı gibi şeylermiş. Din sahtekarları hep bu konuları işler, bu perde arkasında kolayca saklanırlar. Bu konuşmalardan sonra üç genç, oyunu ufak çocukların bile yutmayacağı görüntülere, aldatmacalara kadar vardırıp yakayı ele vermişler. Talihleri yardım etse bu şaka kimbilir daha ne kadar ileri gidebilirdi! Şu anda o zavallı gençler hapisteler ve herkesin budalalığının cezasını onlar çekecekler belki bir yargıç da kendi budalalığının öcünü onlardan alacak. Foyası meydana çıkan bu oyunda gerçek apaçık görülüyor; ama bilgimizi aşan bu benzer birçok şeylerde kafamızı, inanmakta olsun, inanmamakta olsun dizginlemeliyiz bence. (Kitap 2, bölüm 11) Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin. (Kitap 2, bölüm 12)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#78 (permalink) | ||||||||||
|
YARARLI VE GÜZEL ÜSTÜNE
Eskiden, Epaminondas'ı üstün insanların en başına koymuştum; bu düşüncemi bugün de değiştirmiş değilim. Kendi kendisine yüklediği ödevlere ne kadar saygılıydı bu insan. Yendiği insanlardan hiçbirini öldürmedi. Yurdunu özgürlük dediğimiz o paha biçilmez nimete kavuşturmak için zorbaları ve suç ortaklarını biçimsel adalete uymadan, vicdan rahatlığıyla öldüren bu adam, düşmanları arasında ve savaşta bir dostunu, bir konuğunu ya da kendisini konuklayanı öldüren yurttaşlarını, ne kadar iyi bilinseler, kötü sayıyordu. İşte, zengin ruh yaratılışı buna derim ben. En sert, en kaba insan eylemleriyle, filozofların bulabileceği en ince iyiliği ve insanlığı uzlaştırabiliyordu. O azgın yürek, o acıya, ölüme, yoksulluğa öylesine dayanan o demir yürek nasıl oluyor da, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, en tatlı, en babacan duygularla yumuşayabiliyordu? Kendisinden başka herkesi yenmiş bir ulusu, kılıç ve kan dehşetiyle allak bullak eden insan, böylesine bir kargaşalık içinde, düşmanları arasında bir dosta, evinde kaldığı bir insana raslayınca kuzuya dönüyordu. Savaşı, en azgın anında, kıran kırana, kan gövdeyi götürürken iyi duygularla dizginlemesini bilen kişi, savaşa komutanlık yapmasını gerçekten en iyi bilen kişidir. Böylesi azgınlıklar içinde en ufak bir adalet örneği gösterebilmek bir mucizedir. Yalnız Epaminondas'ın sertliği, en yumuşak, en temiz, en tatlı insanlık duygularıyla kaynaşmasını başarabilmiştir. Kimi komutanlara göre, silahlı insanlar karşısında yasalar sökmezken, kimine göre, adalet zamanı başka, savaş zamanı başka iken (Caesar) kimine göre silahların sesi yasaların sesini duymaya engel olurken (Marius), bizim Epaminondas savaşta en ince kibarlıktan, insanlıktan ayrılmasını biliyordu. Belki savaş azgınlığı ve hoyratlığını, Musa'ların, sanat ve bilim perilerinin tatlılığı ve güler yüzleriyle yumuşatmasını düşmanlarından öğrenmişti. Epaminondas kadar büyük bir eğiticiden sonra diyebiliriz ki, düşmanlarımıza bile yapılması doğru olmayan şeyler vardır ve ortak yarar özel yarardan her şeyi istememelidir. Manente memorla etlam in dissidio puslicorum faederim privati furiş. (TitusLivius) Kamusal bozuşmalar ortasında kişisel haklar unutulmadığından. Et nulla potentia vires Prraestandi, ne quid pecet amicus, habet; (Ovidius) Hiçbir devlet gücü hak veremez Dostluk bağlarının koparılmasına. Ne kralına hizmet için, ne kamu yararı, ne de yasalar uğruna her şeyi hoşgörebilir iyi bir insan: Non enim patria praestat omnibus officiis ..... et ipsi condusit pios hasere cives im parentes. (Cicero) Çünkü yurt bütün ödevlerin üstünde değildir ve yurttaşların yakınlarını sevmesi yurdun yararınadır. İç savaşlarla geçen zamanlarımıza uygun bir ders veriyor bu sözler. Kuşandığımız zırhların yüreklerimizi katılaştırması hiç de gerekli değil; sırtımızın katılaşması yeter. Kalemlerimizi mürekkebe batırmakla yetinelim, kana batırmayalım. Dostluğu, kişisel bağları, verdiğimiz sözü, yakınlarımızı kamu yararına devlet uğruna hiçe saymak büyük bir yiğitlik ve eşine az raslanır yaman bir erdemse eğer, kendimizi özürlü göstermek için diyebiliriz ki bu kadar büyüklüğü Epaminondas'ın büyük yüreği bile kaldıramamıştı. Şöylesine azıtılmış bir ruhun kudurmuşca kışkırtmalarından da nefret ediyorum doğrusu: Dum tela micant, non vos pietatis imago Ulla, nec adversa conspecti fronte parentes Commoveant; vuftus gladıo turbate verendos. (Lucianus) Kılıç kından çıkınca bütün duygular susmalı! Karşı cephede babalarınrzı da görseniz Paralayın suratlarını yalın kılıcınızla. Sütü bozuklara, kana susamışlara, hainlere, haklı görünerek cinayet işlemek fırsatını vermeyelim. Öylesine azgın, amansız bir adaleti bırakalım; daha insanca davranışlardan örnek alalım. Zaman ve olaylar neler öğretmiyor insanlara! Cynna'ya karşı girişilen iç savaşta, Pompeius'un bir askeri, karşı tarafta savaşan kardeşini farkına varmadan öldürünce, utanç ve kederinden hemen kendini de öldürüyor. Birkaç yıl sonra aynı halkın bir başka iç savaşında askerin biri de kardeşini bile bile öldürdüğü için komutanlarından ödül istiyor! Bir eylemi yararlı olduğu için dürüst ve güzel saymak yanlıştır; herkesi o eyleme zorlamak, yararlı diye herkes için onurlu olacağı sonucuna varmak doğru değildir: Omnia non parüer rerum sunt omnibus apta. Her şey tıpa tıp uygun değildir herkese. İnsan toplumunun en zorunlu, en yararlı eylemini, evlenmeyi alalım. Azizlere göre güzel ve dürüst olan evlenmemektir; en şerefli saydıkları görevlerinde evlenmeye yer vermezler: Oysa biz haralarda, yalnız az değerli hayvanların çiftleşmesine engel oluruz. (Kitap 3, bölüm 1)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#79 (permalink) | ||||||||||
|
SEVENLER VE SEVİLENLER
Doğanın gerçekten bir yasası varsa, daha doğrusu hayvanlarla bizim her yerde ve her zaman ortak bir içgüdümüz olabilirse (ki tartışma konusudur) ben kendi hesabıma diyebilirim ki, her canlının kendini koruma ve zararlardan kaçma çabasından sonra dölleyenin dölüne beslediği sevgi bu alanda ikinci yeri tutar. Ve doğa, kurduğu makinenin yedek parçalarını çoğaltıp sürdürmeye, hep daha ilerisini sağlamaya bakıp bizden öyle istediği için, sevginin geriye doğru, çocuklardan babalara karşı pek o kadar büyük olmamasına şaşmalı. Buna Aristoteles'in düşüncesini de eklersek, birisine iyilik eden onu, onun kendisini seveceğinden daha çok sever; borçlunun borçlu olduğu kimseyi daha az sevmesi gibi. Her işçi de işini daha çok sever. Kaldı ki biz var olmaya düşkünüz, var olmaksa devinmek, iş görmektir. Onun için herkes işinde var oluyor gibidir. İyilik eden güzel, dürüst bir iş görür; iyilik edilense bir yarar görmüş olur sadece. Ama yararlılık doğruluktan daha az sevgi değer bir şeydir. Doğruluk temelli, süreklidir; insanın ondan göreceği karşılık değişmez. Yararlılık yiter, elden kaçar kolayca; anımsaması da ne uzun sürer, ne de hoş gelir insana. En zora yapılan şeyi en çok severiz. Vermekse almaktan daha zordur. (Kitap 2, bölüm 8)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#80 (permalink) | ||||||||||
|
ÖLÜMÜN TADINA VARMAK
Cicero'nun mektuplaştığı Pomponius Atticus hastalığında, damadı Agrippa'yı ve iki üç dostunu çağırmış, demiş ki onlara: İyileşmeye çalışmaktan hiçbir kazancım olmadığı kanısına vardım. Hayatımı uzatmak için her yaptığım şey acılarımı da uzatıp artırıyor. Onun için hayatıma da hastalığıma da son vermeye kararlıyım. Bu kararımı hoşgörmenizi ve herhangi bir durumda beni vazgeçirmeye çalışmamanızı dilerim. Kendini açlıkla öldürme yolunu seçen Pomponius nasılsa birden iyileşivermiş: Ölmek için bulduğu yol sağlık getirmiş ona. Hekimler ve dostları bu mutlu olayı kutlayıp onun rahatlamasına sevinirlerken aldanıyorlarmış meğer; çünkü iyileşen hastayı kararından vazgeçirememişler ne yaptıysalar. Diyormuş ki Pomponius: O türlü, bu türlü nasıl olsa bir gün bu adımı atmak zorunda kalacağım; bu kadar ileriye gitmişken ne diye bırakıp bir daha yeni baştan zora sokayım kendimi. Adam ölüme öyle alıştırmış ki kendini, korkmak şöyle dursun can atar olmuş ona. Giriştiği savaşın doğruluğuna inandığı için onu bir an önce bitirme çabasına düşmüş. Ölümü böylesine tadarak, içine sindirerek beklemek, ölümden korkmaktan çok ötede bir şey. Filozof Cleanthes'in serüveni de pek benzer buna: Diş etleri şişmiş, çürümüş ve hekimler çok sıkı bir perhiz vermişler ona. İki gün ağzına bir şey koymayınca öyle iyileşmiş ki hekimler artık eskisi gibi yiyip içebileceğini söylemişler. Ama o, perhizin verdiği baygınlığa benzer durumun tadına vararak geri dönmemeye karar vermiş ve bir hayli yaklaştığı yere adımını atmış. Romalı delikanlı Tullius Marcellinus çektiği bir hastalığın acılarına katlanamaz olmuş. Hekimleri hemen değilse de mutlaka iyileşeceğini söylemişler ama delikanlı hayatına son vermek istemiş ve dostlarını çağırıp ne düşündüklerini sormuş. Kimi, diyor Seneca, kendi korkaklıklarına uygun öğütler vermiş; kimi, dalkavukça, delikanlının hoşuna gideceğini sandıklarını söylemiş; ama bir Stoalı şöyle demiş ona: Uğraşma Marcellinus, önemli şeyler üstüne kafa yorarmış gibi. Büyük bir şey değildir yaşamak: Uşaklar da, hayvanlar da yaşıyor ama dürüstçe, akıllıca ve sağlam yürekle ölmek büyük bir şeydir. Düşün nedir kaç zamandır yaptığın, hep aynı şey: Yemek, içmek, uyumak; içmek, uyumak ve yemek. Hep bu çember içinde dönüp durmaktayız gerçekten. Yalnız başa gelen dertler, dayanılmaz acılar değil, yaşamaya doymak da ölümü istetir insana. Marcellinus kendisine öğüt verecek olanı değil, yardım edecek olanı arıyordu. Hizmetçiler bu işe karışmaktan korkuyorlardı. Ama o filozof anlattı ki onlara, yalnız efendilerinin kendi isteğiyle ölüp ölmediği bilinmediği zaman hizmetçilerden kuşkulanır herkes; onun dışında, efendisinin ölmesine engel olmak onu öldürmek kadar kötüdür çünkü: Invitum qui servat idem facit occidenti (Horatius) Ölmek isteyeni kurtarmak öldürmekle birdir. Sonra Marcellinus'a şunu da anlatır ki, nasıl yemek bitince soframızdan arta kalanı seyircilere dağıtırsak, hayat bitince de işlerimizi yönetenlere bir şeyler dağıtmak yerinde olur. Marcellinus açık ve cömert yürekli bir insanmış: Hizmetçilerine paralar dağıtmış ve avutucu sözler etmiş hepsine. Sonra da bıçaklara, kanlara başvurmamış. Bu dünyadan kaçmak değil, kalkıp gitmek istemiş sadece; ölüme sırt çevirmemiş göğüs germiş. Sen mi güçlüsün ben mi, diyerek yemeyi içmeyi kesmiş; üç gün sonra üstüne ılık sular döktürerek yavaş yavaş kendinden geçmiş, geçerken de bir çeşit keyif duyduğunu söylemiş. Gerçekten de bitkinlikten yürekleri durur gibi olanlar hiçbir acı çekmediklerini, tersine, bir uykuya dalma, rahatlama duygusu içinde olduklarını söylerler. (Kitap 2, bölüm 13)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Michel Eyquem de Montaigne, | MÊVAN | Biyografi | 0 | 05-07-2008 06:28 PM |