![]() |
|
|
#81 (permalink) | ||||||||||
|
YAŞAMA BAĞLILIK
Bütün insanlar cılız varlıklarına öylesine bağlıdırlar ki, sağ kalmak için razı olmayacakları hiçbir kötü durum yoktur. Bakın Maecenas ne diyor: Debilem facito manu, Debilem pede, coxa, Lubriscos quate dentes: Vita dum superest bene est. Tek kollu da kalsam, Kötürüm, damlalı da olsam Sökülse de bütün dişlerim: Ne mutlu bana yaşıyorsam. Timurlenk cüzamlılara karşı uyguladığı görülmedik zalimliğini insanseverlik diye yutturuyordu. Her rasladığı cüzamlıyı öldürtürken, onları böylesine acılı bir yaşamdan kurtarmış olacağını söylüyordu. Oysa onlar ölmektense üç kat daha cüzamlı olmaya razıydılar. Filozof Antisthenes, ağır hasta yatarken bağırıyormuş; kim kurtaracak beni bu acılardan, diye. Onu görmeye gelmiş olan Diogenes: İşte bu seni hemen kurtarır, istersen, diyerek bir hançer uzatınca ona: Yaşamaktan değil, acılarımdan kim kurtaracak? demiş Antisthenes. (Kitap 2, bölüm 37)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#82 (permalink) | ||||||||||
|
HERKESİN DEĞERİ KENDİNE GÖRE
Kendim nasılsam başkasını ona göre değerlendirmek hatasına düşmem çokları gibi. Buna aykırı düşen şeylere kolayca inanırım. Kendimi bağlı hissettiğim bir biçime başkalarını zorlamam herkes gibi. Bambaşka bir türlü yaşama biçimi olabileceğine inanır, akıl erdirebilirim. Çoklarının tersine de, aramızdaki ayrılığı benzerlikten daha kolay kabul ederim. Başkasının benim hallerimden ve ilkelerimden dilediği kadar uzak kalmasını hoşgörürüm. Herkesi düpedüz ve bağımsız olarak kendi kişiliğiyle görür, kendi örneği içinde değerlendiririm. Kendim perhiz yanlısı olmadığım halde kimi rahiplerin perhizciliğini içtenlikle beğenmekten, davranışlarını uygun bulmaktan geri kalmam: Hayal gücümle kendimi onların yerine koyabilirim pekala. Hatta benden ne kadar ayrı iseler o ölçüde daha da çok sever ve sayarım onları. Birbirimizin kendi içinde değerlendirilmesini, kimsenin herkes gibi olmaya zorlanmamasını candan dilerim. Kendi güçsüzlüğüm başkalarının gücü kudreti üstüne beslemem gereken düşünceleri hiç değiştirmez. Sunt qui laudent, nisi quod se imitari posse confidunt. (Horatius) Kimileri yalnız taklit edebilir sandıklarını överler. Yerin çamurunda sürünürken de, ta göklerde, kahraman ruhların yüceliğini görmekten geri kalmam. Yaptıklarımın değilse bile düşüncemin düzgün olması, hiç olmazsa bu önemli yanımın bozulmadan işlemesi bana çoktur bile. Bacaklarım tutmazken irademin sağlam kalması az şey değildir. Yaşadığımız çağ, bizim iklimde hiç değilse, öylesine bozulmuş ki erdemin yaşanması şöyle dursun tasarlanması bile bir hayli zor. Yalnız okul sözlüğünde kalmışa benziyor erdem: Virtutem verba putan, Ut lucum ligna (Horatius) Erdem sadece bir söz onlar için Ve kutsal orman sadece odun. Quam verreri deberet, etiamsi percipere non posent. (Tusculanes) Erdem ki saymaları gerekir, anlamasalar bile. (Kitap 1, bölüm 37)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#83 (permalink) | ||||||||||
|
ZORLUĞUN DEĞERİ
Filozofların en akıllıları derler ki: akla uygun hiçbir şey yoktur ki tam tersi de akla uygun olmasın. Yakınlarda gevelediğim bu güzel sözü eskilerden biri (Seneca) yaşamayı küçümseme yolunda kullanmış: Ona göre, yalnız yitirmeye hazırlandığımız bir nimet bize zevk verebilir. In auquo est dolor amissae rei, et timor amittendae. (Seneca) Yitirme acısıyla yitirme korkusu bir kapıya çıkar. Demek ister ki bununla, yaşamayı yitirme korkusunda olursak, yaşamanın tadını çıkaramayız. Ama bunun tersi de söylenebilir: Yaşamaya bu kadar sıkı sarılıp, böylesine bir sevgiyle bağlanmamış, onun temelli olmadığını gördüğümüz, elimizden çıkmasından korktuğumuz içindir. Gerçek ortada çünkü: Ateş nasıl soğuktan hız alıyorsa bizim istemimiz de kendi karşıtıyla bilenip keskinleşiyor: Si numquam Danaen habuisset abenea turis, Non esset Danae de Jove facta parens. (Ovidius) Danae yi funçtan kuleye komasalardı Jupiter den hiç gebe kalmazdı Danae. Bolluğun verdiği doygunluktur zevkimizi en fazla körleten; zevkimizi en fazla bileyen, coşturan şeyse özlediğimizi az ve zor bulmaktır. Ominum rerum voluptas ipso quo debet fufare periculo crescit (Seneca) Her şeyin zevki, bizi itmesi gereken tehlikeyle artar. Galla, nega: satiatur amor, nisi gaudia torquent. (Martialis) Galla, hayır de: aşk azapla beslenir yalnız. Aşkın gevşememesi için Likurgos Lakedemonya'da evlenenlerin gizli yatıp kalkmalarını buyurmuş: Evlilerin yatakta görülmeleri, bir başkasıyla yatmaları kadar ayıp sayılıyormuş. Buluşmaların zorluğu, yakalanma tehlikesi, sonradan duyulacak utanç: Et languor, et silentium, Et latere petitus imo spritus (Horatius) Ya o baygınlık, o sessizlik, Ya o derinden gelen gizli ahlar, Bütün bunlardır salçayı kıvamına getiren. Sevişmenin nice hoşlukları aşkın etkilerinden çekinerek, utanarak söz etmekten doğmaktadır. Şehvetin kendisi bile acı duyarak kızışmak ister. İncittiği, tırmaladığı zaman daha tatlı olur. Fahişe Flora, Pompeus'la yatıp da üzerinde dişlerimin izini bırakmadığım olmadı, dermiş. Quod petire premunt arcte, faciuntque dolorem Corporis, et dentes inlidunt saepe lebellis: Et stimuli supsunt, qui instigant laedere id ipsum Quodcumque est, rabies unde illi germina surgunt. (Lucretius) Arzuyla sarıldıklarının canı yanar; Dişleri ısırır çok kez nazik dudakları. Gizli dürtüler incitmeye iter onları. Her tuttuklarını; azgınlıkları artar böylece. Her işte görülen budur: Zoduk değer kazandırıyor her şeye. (Kitap 2, bölüm 15)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#84 (permalink) | ||||||||||
|
DÜŞÜNMEDE KENDİNDENLİK
Hemen bütün görüşlerimiz üstün sayılan kişilerden gelme, başkalarından alınmadır. Hiç de kötü değil öyle olması; öyle cılız bir çağda yaşıyoruz ki görüşlerimizi kendimiz seçsek en kötülerini seçerdik. Sokrates'in bize dostlarınca aktarılan konuşmalarını herkes beğendiği için biz de beğeniyoruz, kendi bildiklerimize dayanarak değil. Öylesi konuşmalar geçerli değil bugün. Aramızdan Sokrates'e benzer biri çıksa pek azımız değer verirdi ona. Biz güzellikleri yalnız sivri, şişkin, süslü püslü olarak seviyoruz. Saf ve sade olanlar kolayca kaçıyor bizim kaba gözlerimizden öylelerinin ince ve saklı bir yanları var: İnsanın pussuz, yıkanmış, arınmış bir bakışı olmalı ki o gizli ışıltıyı görebilsin. Biz saflığı budalalıkla eşanlamda kullanıp kınamıyor muyuz? Sokrates doğal ve herkesinkine benzer yoldan yürütüyor düşüncesini. Bir köylü, bir kadın onun gibi söyler söyleyeceğini. Sözünü ettiği insanlar yalnız arabacılar, doğramacılar, terlikçiler, dülgerlerdir. Açıklamaları, benzetileri hep insanların en bayağı, en ortamalı eylemlerinden alınmadır; herkes anlar. Böyle kaba bir biçiminin altında onun yüce düşüncelerinin soyluluğunu, zenginliğini göremezdik biz; biz ki bilgiçlerin önem vermediği her şeyi adi, aşağılık sayarız ve zenginliği yalnız gösterişlerde süslerde püslerde görürüz. Bizim dünyamız gösteriş üzerine kurulmuş; insanlar üfürükle şişiyorlar yalnız, balonlar gibi hoplatılarak durabiliyorlar yukarda. Sokrates boş hayaller peşinde koşmuyor. Amacı bize, yaşamaya gerçekten ve sıkı sıkıya bağlı ve yararlı bilgiler, öğütler vermek. servare modum, finemque tenere, taturamque sequi. (Lucianus) işini düzenlemek, ödevini gözetmek ve doğaya uymak Sokrates hep kendisi olarak kaldı ve en son güçlülük kertesine sıçramalarla değil kendiliğinden yükseldi. Daha doğrusu hiçbir yere yükselmedi de bütün terslikleri, bütün zorlukları kaynaklarına, doğal çıkış noktalarına indirdi. Çünkü, örneğin Çato'da orta halli insanları çok aşan gergin bir tutum görüyoruz. Yaşadığı yiğitlik serüvenlerinde ve ölümünde onu hep dünyaya pek yukarılardan bakar görüyoruz. Oysa Sokrates'in ayağı hiç yerden kesilmiyor, en yararlı düşüncelerini gevşek ve özentisiz adımlarla yürütüyor; ölümünde ve insan yaşamında başa gelebilecek en belalı durumlarda da öyle davranıyor. (Kitap 3, bölüm 12)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
|
|
#85 (permalink) | ||||||||||
|
UYDURMA NELENLER
Doğru olsun, yanlış olsun, orası önemli değil, İtalya'da bir atalar sözüymüş gibi derler ki, topal bir kadınla yatmamış olan kişi Venüs'ü en olgun tadıyla bilmez. Kaderin cilvesi ya da herhangi özel bir raslantı bu sözü halkın diline yerleştirmiş aynı şey kadınlar için de söylenir, erkekler için de. Çünkü Amazonların kraliçesi kendisiyle sevişmek isteyen İskitli'ye ne demiş? Bu işi topal daha iyi yapar, demiş. O kadınlar cumhuriyetinde, erkeklerin egemenliğinden kurtulmak için kadınlar onların kendilerine üstünlük sağlayan kol, bacak gibi uzuvlarından birini sakat ederlermiş ve onları yalnız, bizim şimdi kadınları kullandığımız iş için kullanırlarmış. Topalların bozuk devinimleri bu işe bir yeni tad katıyor, ya da bu türlüsünü deneyenler bir hoşluk buluyorlar belki, der geçerdim; ama yeni öğrendiğime göre Yunan filozofisi de bunun doğru olduğu kanısına varmış: Bu filozofi der ki, topalların bacak ve baldırları aksaklıkları nedeniyle kendilerine gelen besini alamadıklarından, onlardan yukarıda bulunan cinsel bölge daha dolgun, daha besili, daha güçlü olur. Bir başka görüşe göre de, topallık cimnastiğe engel olduğundan, bu sakatlığa uğramış olanlar güçlerini daha az harcamış olur ve Venüs'ün oyunlarına daha dolgunca katılırlarmış. Yunanlılar dokumacı kadınların ötekilerden daha sıcakkanlı olmalarını da aynı nedene bağlıyorlar: Zanaatları gereği hep evde oturduklarından bedenleri fazla deprenmiyormuş. Böyle düşünülürse daha neler neler gelebilir insanın aklına. Topal dokumacı kadınlar için ben de diyebilirim ki işleri gereği oturdukları yerde ileri geri depreşmeleri arzularını kabartıp kışkırtıyor onları, araba salıntılarının kibar bayanları gıcıklayabileceği gibi. Bu örnekler başta söylediğimi doğrulamıyor mu? İnsan aklı çok kez olmayacak şeylere nedenler uyduruyor. (Kitap 3, bölüm 10)
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Michel Eyquem de Montaigne, | MÊVAN | Biyografi | 0 | 05-07-2008 06:28 PM |