DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Hikayeler, Denemeler
Anasayfa Kayıt ol

Hikayeler, Denemeler Hikayeler, Denemeler burada verilecektir.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-17-2008, 03:10 PM   #21 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute


Standart

FİLOZOFLAR VE TANRILAR

Thales'e göre tanrı her şeyi sudan yaratmış bir güçtü.
Anaximandros'a göre tanrılar değişik mevsimlerde doğup ölüyorlardı
ve sayıları sonsuz dünyalardı bunlar. Anaximenes'e göreyse hava
tanrıydı, yaratılmış, uçsuz bucaksız ve hep hareket durumundaydı.
Anaxagoras, ilk kez, her şeyin düzen ve davranışını sonsuz bir ruhun
gücü ve aklı yönetimini ileri sürdü. Alkmeon tanrılığı güneşe, aya,
yıldızlara ve ruha veriyordu. Pythagoras'ın tanrısı bütün nesnelerin
yaratılışına dağılan bir ruh oluyor, bizim ruhlarımız da ondan
kopuyordu. Parmenides tanrıyı, göğü çevreleyen ve dünyayı ışığın
kızgınlığıyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu. Empedokles'e
göre tanrılar dört unsurdu ve her şeyi bunlar yapıyordu. Protagoras
tanrıların varlığı, yokluğu ve nitelikleri üstüne bir diyeceği olmadığını
söylüyordu. Demokritos'a göre tanrı olan kimi zaman imgeler ve
çevrintileridir, kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonunda
bilgimiz ve zekamızdır. Platon, inancını değişik yönlere dağıtır:
Timaios'da dünyayı yaratanın adı olmayacağını söyler; Yasalar'da
tanrı varlığının araştırılmasını ister; aynı kitapların başka yerlerinde
dünyayı, göğü, yıldızlan, toprağı ve ruhlarımızı tanrılaştırır, ayrıca her
devletin eski düzeninde benimsenmiş olan tanrıları da benimser
Xenophanes Sokrates'i aynı karışık öğretiler içinde gösterir: Kimi
zaman tanrı'nın biçimi araştırılmamalıdır, kimi zaman tanrı güneştir,
kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür. Platon'un yeğeni
Speusippos tanrıyı, her şeyi yöneten, bir çeşit hayvansı güç olarak
düşünür. Aristoteles'e göre tanrı kah evren, kah ruhtur; kimi zaman
evrene başka bir baş bulur, kimi zaman da tanrıyı göğün ateşliliği
olarak görür. Zenokrates'te sekiz olur tanrı: Beşi gezegenlerin beşlisi,
altıncısı duran yıldızların tümü, yedinci ve sekizinci de ayla güneştir.
Herakleitos değişik görüşler arasında gider gelir, sonra tanrıyı
duygudan yoksun eder biçimden biçime geçiştirir ve sonunda yerle
gök olduğunu söyler. Theophrastes aynı kararsızlık içinde türlü
fantazyalardan geçer, dünyanın yönetimini kah zekaya, kah yıldızlara
bağlar. Strato'ya sorarsanız tanrı üretme, çoğaltma ve azaltma gücü
olan doğadır biçimi ve duygusu yoktur. Zenon'un tanrısı iyiyi buyurup
kötüyü yasaklayan doğal yasadır; yaratıklara o can verir; Zeus, Hera,
Vesta gibi geleneksel tanrılaraysa yer vermez Zenon. Diogenes
Apolloniates'in tanrısı havadır. Xenophanes'in tanrısı yuvarlaktır,
görür, işitir, ama soluk almaz; insan yaratılışıyla hiçbir ortak yanı
yoktur. Ariston tanrının biçimce hiçbir şeye benzetilemeyeceğini,
duyarlığı olmadığını söyler, canlı mı, nedir, ne değildir bilinmez.
Kleanthes'e göre tanrı bazen akıl, bazen evren, bazen doğanın ruhu,
bazen de her şeyi kuşatıp saran yüksek bir sıcaklıktır. Zenon'un
çağdaşı Perseus'a göreyse insanlığa önemli bir hizmette bulunmuş ya
da yararlı şeyler bulmuş olanlara tanrı adı verilmiştir. Khrysippos
yukarıda söylenenlerin hepsini karmakarışık bir araya getiriyor ve
yarattığı bin bir çeşit tanrı arasına ölümsüzlüğe ulaşmış insanları da
katıyordu. Diagoras ve Theodonıs tanrı adına ne varsa hepsini
yadsıyorlardı. Epikuros'da tanrılar ışıklı ve saydamdırlar; içlerinden
hava geçebilir iki kale arasındaymış gibi iki dünya arasında otururlar;
kaza bela semtlerine uğramaz; yüzleri insan yüzü, uzuvları insan
uzuvlarıdır, ama hiçbir işte kullanılmaz bu uzuvlar.

Ego deum genus esse semper dexi, et dicam caelitum;

Sed eos non curare opinor, quid agat humanum genus. (Emnius)

Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman

Ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam.

Bunca filozof beyninin curcunasını gördükten sonra gelin de güvenin
felsefenize; buldum diye övünün çörekteki baklayı!..

Tanrılaşmaya en elverişli olan en az bildiğimiz şeylerdir; öyleyken
eskilerin biz insanları tanrılaştırmış olmaları aklın almayacağı bir
şeydir. Ben olsam yılana, köpeğe, öküze tapınanları daha haklı
bulurdum; çünkü bu yaratıkların niteliğini, iç varlığını daha az
biliyoruz; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce işletebilir,
olağanüstü güçler görebiliriz onlarda. Ama tanrıları, kusurlarını
bilmemiz gereken kendi yaratılışımıza benzetmek, onları arzu, öfke,
öcalma, evlenme, akrabalık, aşk ve kıskançlıklarımızla, bizim
organlarımız, coşkunluklarımız, keyiflerimiz, ölümlerimiz,
mezarlarımızla düşünmek için insan kafasının olmayacak bir
sarhoşluk geçirmiş olması gerekir... (Kitap 2, bölüm 12)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


Alt 07-17-2008, 03:10 PM   #22 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

ARAMA SEVGİSİ

Demokritos sofrasına gelen incirleri yerken bir bal kokusu almış ve
hemen bir araştırmadır başlamış kafasında, o güne dek incirlerinden
almadığı bu koku nerden gelebilir diye. Merakını gidermek için
kalkmış sofradan, incirlerin toplandığı yeri görmeye gitmek istemiş.
Sofradan niçin kalktığını duyan hizmetçi kadın gülmüş: Boşuna
zaman kaybetmeyin, demiş; incirleri bal çanağına koymuştum
toplarken. Demokritos'un canı sıkılmış bu araştırma fırsatını kaçırdığı,
bir merak konusu elinden alındığı için. Hadi be sen de, demiş hizmetçi
kadına, keyfimi kaçırdın; ama ben yine de bal kokusu incirde
kendiliğinden varmış gibi nedenini araştıracağım. Böyle demiş ve
yanlış, kendi varsaydığı bir etkiye doğru nedenler bulmaktan geri
kalmamış. Ünlü ve büyük bir filozofun bu hikayesi, sonunda bir
kazanç umudu olmaksızın, bizi seve seve bir şeylerin ardına düşüren
araştırma tutkumuzu apaçık anlatıyor. Plutarkhos'un anlattığı buna
benzer bir örnekte de adamın biri arama zevkini yitirmemek için
kuşkulandığı gerçeğin kendisine söylenmesini istemez: Kana kana su
içme zevkini yitirmemek için hekimin kendisini sıtmadan
kurtarmasını istemeyen hasta gibi.

Tıpkı bunun gibi, ruhun her türlü beslenişinde zevk çok kez tek
başınadır, hoşumuza giden her şey besleyici ya da sağlığa yararlı
değildir. Düşüncemizin bilimden aldığı da, ne karın doyurduğu, ne de
sağlık getirdiği halde hazdır yine de.

Her şeyin bir adı bir de kendisi vardır. Ad, nesneyi gösteren, arılatan
bir sestir ad, nesnenin, özün bir parçası değildir; nesneye eklenen
yabancı, nesne dışı bir takıntıdır. (Kitap 2, bölüm 16)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:10 PM   #23 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

MUTLULUK ÜSTÜNE

Scilicit uftima semper

Expectanda dies homini est, dicique beatus

Ante obitum nemo, supremaque funera debet (Ovidius)

İnsanın son gününü beklemeli her zaman

Mutlu dememeli ona ölmeden

Cenazesi kaldırılmadan.

Bu konuda Krezus'u hikayesini çocuklar da bilir;

Pers kralı onu esir edip ölüme mahkum edince sehpaya giderayak,
Ah Solon, ah Solon! diye bağırmış. Krala götürmüşler bu sözü, o da
ne demek istediğini sordurunca Solon'un kendisine verdiği bir öğütün
ne doğru çıktığını anlatmış. Solon bir gün demiş ki ona: «Talih ne
kadar güleryüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden
insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız,
değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir durumdan bambaşka bir
duruma geçiverir.»

Agesilaus da, Pers kralının o kadar genç yaşta öyle büyük bir devlete
konduğu için mutlu sayılabileceğini söyleyen birine: İyi ama, demiş,
Priamos da o yaşta mutsuz değildi. O büyük İskender'den sonraki
Makedonya krallarının Roma'da dülgerlik, budamacılık yaptıkları,
Sicilya zorbalarının Koryntos'da çocuk bakıcısı oldukları görüldü.
Dünyanın yarısını fethetmiş, bunca orduları yönetmiş bir İmparator bir
Mısır kralının aşağılık adamlarına yalvarma zavallılığına düşüyor: Altı
yedi ay daha az yaşamış olsa bu hale düşmeyecekti koca Pompeius.
Bizim babalarımız zamanında da, bütün İtalya'yı o kadar uzun süre
sarsmış olan Milano Dukası Sforza, zindanda öldü, daha kötüsü on yıl
yaşadı o öldüğü zindanda. Hıristiyanlık dünyasının en büyük kralının
dulu, kraliçelerin en güzeli, Maria Stuart, cellat eliyle ölmedi mi
geçenlerde? Binlerce örneği var bunun. O kadar ki, fırtınalar,
kasırgalar nasıl mağrur ve yüksek yapılarımıza daha çok yüklenirlerse,
bu dünyanın büyüklerini yukarılarda kıskanan güçler var diyeceği
geliyor insanın. Ve talih sanki ömrümüzün son gününü bekliyor, uzun
yıllar boyunca yaptığını bir anda yıkma gücü olduğunu göstermek
için. Laberius gibi bağırttırmak için bizi: Gereğinden bir gün fazla
yaşamışım! diye.

Solon'un doğru sözü böyle yorumlanabilir. Ama o bir filozof
olduğuna ve filozoflar mutluluğu, mutsuzluğu talihin cilvelerine
bağlamadıklarına, büyüklüklere zaten önem vermediklerine göre, daha
derin düşünmüş ve demek istemiş olabilir ki bence, ömrümüzün
mutluluğu, soylu bir ruhun rahatlığına, doygunluğuna, düzenli bir
kafanın kararlı ve güvenli oluşuna bağlı olduğu için, hiçbir insana,
komedyasının en son ve kuşkusuz en zor perdesini oynamazdan önce
mutlu denemez. O perdeden önce maske takınmış, felsefenin güzel
öğütlerine gösteriş olsun diye uymuş, ya da sarsıcı olaylarla
sınanmadığımız için hep sağlam yürekli kalmayı başarmış olabiliriz.
Ama ölüm karşısında son rolümüzde, gösterişe yer kalmaz artık, o
zaman ana dilimizle konuşmak, dağarcığımızda iyi kötü ne varsa
olduğu gibi ortaya dökmek zorundayız.

Nam verae voces tum demum pectore ab imo

Ejiciuntur, et eripitur persona, manet res. (Lucretius)

İşte o zaman içten sözler dökülür yürekten

Maske düşer, yüz kalır ortada.

İşte onun için hayatımızın bütün eylemleri bu son mihenk taşında
denenmelidir. Başlıca gündür o, bütün öteki günleri yargılayan
gündür. Bütün geçmiş yılların hesabı o gün verilmeli, der eskilerden
biri. Ben de çalışmalarımın meyvesini denemeyi ölüme bırakıyorum.
O zaman görürüz düşüncelerimin ağzımdan mı, yüreğimden mi
çıktığını... (Kitap 1, bölüm 19)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:10 PM   #24 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

HASTA GÖRÜNMENİN ZARARLARI ÜSTÜNE

Martialis'in bir taşlaması vardır ki, iyilerindendir; çünkü türlü türlüsü
vardır onda taşlamanın. Bunda, Caelius'un başına geleni anlatır hoşça.
Caelius Roma'da büyüklere dalkavukluk etmekten, sabah akşam
yanlarında bulunup arkalarında dolaşmaktan kurtulmak için nekris
hastalığına tutulmuş gibi göstermiş kendini; herkesi inandırmak için
de bacaklarını ovduruyor, sardırıyor ve nekrisli bir hastanın bütün
hallerini takınıyormuş; sonunda talih gerçek bir nekris ikram etmiş
ona:

Tantum cura potest et ars doloris

Desüt fingere Caelius podagram. (Martialis)

Öyle başardı hasta görünme sanatını ki

Gerçekten nekrise tutuldu Caelius

Appianus'da okudum sanıyorum: Adamın biri Roma triumvir'lerinin
cezalarından kaçmak, ardına düşenlerce tanınmamak için saklanıp
kılık değiştirmiş; işi daha da sağlama bağlamak için de tek gözlü
gösteriyormuş kendini. Biraz daha özgür yaşamaya başlayıp da uzun
süre gözüne yapışık kalan bezi çıkarınca bakmış o güzü görmüyor
artık. Belki görme duyusu uzun zaman kullanmamakla uyuşmuş ve
tüm görme gücü öteki göze geçmiştir çünkü, hep farkına
varmamışlardır, kapalı tuttuğumuz göz, etkisinin bir kısmını
arkadaşına yollar, bu yüzden de açık kalan göz büyür ve şişkinleşir.
Martialis'in nekrislisi de hareketsizliğiyle, ovmalarla, merhemlerle
hastalığı yaratan iç etkenleri çağırmış olabilir.

Froissard'ın anlattığı bir sürü İngiliz soylusu da Fransa'ya geçip
bizlere karşı kahramanlıklar gösterecekleri güne kadar bir gözlerini
kapalı tutmaya yemin ederler. Şu düşünce gıdıkladı beni: İster misin
bu şövalyeler de hastalık oynayanların kötü sonuna uğramış,
uğurlarında kahramanlık ettikleri sevgililerinin yanına bir gözleri kör
olarak dönmüş olsunlar!

Çocuklar tek gözlüleri, topalları, şaşıları ve daha başka sakatları taklit
ettikleri zaman anaları onları azarlamakta haklıdır; çünkü, o yaştaki
tazeliğiyle bedenin kötü bir yana eğilebilmesi bir tarafa, talih de bizi
oynadığımız oyuna düşürmekten hoşlanıyor gibi gelir bana. Çok
duymuşumdur hastalık oynarken yataklara düşenleri.

Ben de öteden beri, at üstünde ve yürürken, elimde bir değnek ya da
bir baston tutmaya alışmış, bunda bir zariflik göstermeye, yapmacık
hallerle bastona dayanmaya kadar varmışımdır. Çokları korkutmak
istemiştir beni, bu gösteriş günün birinde zorunluluk olur diye.
Bundan çıkarıyorum ki soyumda ilk nekrisli ben olacağım.
Ama bu bölümü uzatıp başka renk katalım ona, körlük üstüne. Plinius
der ki adamın biri düşünde kör olmuş gördü kendini ve hiçbir hastalığı
yokken sabah kör olarak uyandı. Hayal gücü buna neden olabilir,
başka yerde söylediğim gibi, Plinius da öyle düşünüyor gibidir; akla
daha uygun gelen şu; beden, görme gücünü yok eden birtakım
gelişmeleri (ki hekimler isterlerse nedenini bulabilirler) için için
duymuş ve adamın öyle bir düş görmesine yol açmıştır.

Seneca'nın bir mektubunda anlattığı buna yakın bir hikayeyi de
ekleyelim: Bilirsin, diye yazıyor Lucilius'a, Harpasta, karımın
soytarısı o deli kadın, babadan kalma göreviyle kalmıştır evimde;
çünkü ben bu korkunç yaratıklara düşmanımdır; kaldı ki canım bir
deliye gülmek isterse, hiç uzağa gitmeden, kendi kendime gülebilirim.
Çok garip, ama gerçek sana anlatmak istediğim: Bu deli kadın kör
olduğunu anlamıyor ve benim evimin karanlık olduğunu ileri sürerek,
kendisini başka yere götürmesini istiyor yöneticisinden ikide bir.
Onun bu durumuna gülüyoruz; ama inan bana ki hepimizin düştüğü
bir durumdur bu: Kimse cimri olduğunu, kıskanç olduğunu kabul
etmez. Körler hiç olmazsa bir yol gösterici isterler; biz kendi
kendimizi sokarız yanlış yollara. Benim yükseklerde gözüm yoktur,
ama Roma'da başka türlü yaşanmaz, deriz; öfkeliysem, güvenli bir
hayat kuramadıysam suç bende değil, gençlikte deriz. Dışımızda
aramayalım kötülüğü, içimizdedir o; ciğerimize işlemiştir. Hasta
olduğumuzu bilmemek de iyileşmemizi daha zorlaştırır. Kendimizi
erkenden bilmeye başlamazsak, nasıl başederiz bunca dertlerle, bunca
kötülüklerle? Oysa felsefe gibi çok tatlı bir ilacımız da var. Öteki
ilaçları ancak bizi iyileştirirlerse hoş buluruz; felsefe ise hem
hoşlandırır, hem iyileştirir bizi.

İşte Seneca'nın beni konumdan uzaklaştıran sözleri; ama yararsız da
sayılmaz bu uzaklaşma. (Kitap 2, bölüm 25)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-17-2008, 03:10 PM   #25 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Nerden: Mardin
Mesajlar: 1.470
Üye No: 599
Tecrübe Puanı: 518
Rep Puanı : 51562
Rep Derecesi
Asur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond reputeAsur-Banipal has a reputation beyond repute
Standart

KENDİ KENDİSİYLE YETİNME

Krallar hiçbir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar hiçbir
kötülük etmezlerse yeterince iyilik etmiş sayılırlar bana. Bütün
istediğim budur onlardan. Ama nasıl şükrediyorum tanrıya, varımı
yoğumu bana aracısız vermiş, beni yalnız kendisine borçlu kılmış
olduğu için! Nasıl yalvarıyorum ona gece gündüz beni hiçbir zaman,
kimseye karşı ağır bir minnet altına sokmasın diye! Ne mutlu bir
özgürlükle bunca zaman yaşadım: Onunla bitsin ömrüm!
Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak.

In me omnis spes est mihi. (Terentius)

Bütün umudum kendimde.

Bunu başarmak herkesin elindedir; ama ölmeyecek kadar yiyecek
içeceği olanlar daha kolay başarabilirler elbet bunu. Bir başkasına
bağlı yaşamak yürekler acısı ve belalı bir şeydir. Kendimiz ki en iyi,
en emin sığınağımız odur; -kendimiz bile güvenilir değiliz yeterince.
Kendimi hem yürekçe -asıl iş yürekli olmakta çünkü-, hem varlıkça
öyle hazırlıyorum ki, başka her şeyimi yitirdiğim zaman kendimle
yetinmesini bileyim.

Hippias gereğinde her şeyden sevine sevine elini çekip Musalarla
başbaşa kalabilmek için kendini bilime vermekle kalmadı; ruhunun
kendi kendiyle yetinmesi, dışardan gelecek rahatlıklardan yiğitçe
vazgeçebilmesi için filozof olmakla da kalmadı; büyük bir merakla
yemek pişirmesini, tıraş olmasını, giysilerini, ayakkabılarını, öte
berisini kendi yapmasını da öğrendi ki, kendi yükünü taşıyabildiği
kadar kendi taşısın ve kimsenin yardımına muhtaç olmasın...

Vermede nasıl bir üstün olma niteliği varsa, almada da bir boyun
eğme niteliği vardır. Onun içindir ki Beyazıt I, Timurlenk'in
gönderdiği hediyeleri küfürler ederek geri çevirmiş. Sultan
Süleyman'ın bir Hint İmparatoruna yolladığı hediyeler de öyle
kızdırmış ki adamı, kabaca reddederek bizim adetimiz almak değil
vermektir, demekle kalmamış, hediyeleri getiren elçileri zindana
attırmış. (Kitap 3, bölüm 9)
__________________
Asur-Banipal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Michel Eyquem de Montaigne, MÊVAN Biyografi 0 05-07-2008 06:28 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:04 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved