DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Hikayeler, Denemeler
Anasayfa Kayıt ol

Hikayeler, Denemeler Hikayeler, Denemeler burada verilecektir.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-02-2008, 03:27 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 89
Üye No: 10
Tecrübe Puanı: 50000
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi
Ahmedo is on a distinguished road


Standart Victor Hugu'nun kızı Adele

ALINTIDIR

Ünlü romancıların ve düşünürlerin genelde hayat hikayeleri acı, ızdırap dolu ve trajiktir. Bunu daha önceden okuduğum eserlerden biliyordum. Mesela Tolstoy, Einstein ve bunlara benzer bir çok düşünürün aile hayatı trajilerle doludur. Kendi alanlarında deha olan büyük düşünürler genelde özel haayatlarında bir çıkmazın içindedirler ve yaşamları dram ve trajilerle doludur.

Victor Hugo’nun kızı: Adéle
Viktor Hugo ismi geçince insanın aklına hemen ‚Notre Damın Kamburu’ veya ‚Sefiller’ gibi dünya edebiyatına damgasını vurmuş klasik eserler gelir. Victor Hugo her ne kadar 19. yüzyıla damgasını vurmuş bir romancı olsa da, eserleri günümüzde de hala edebiyat dünyasının vazgeçilmez klasikleri arasında yer almaya devam ediyor.
Malum insan öğrencilik yıllarında nerede ucuz bir şey bulsa kapağı oraya atar ve ucuzluktan yararlanır. Alışkanlıktır, bende hep kitapçıları gezer ve indirimde olan kitaplara bakardım öğrencilik yıllarımda. Bu şekilde çok iyi kitapları, klasikleri ucuz fiyata alırdım. Belki bir çay, bir kahve parasına insanların dillerinden düşmeyen eserleri, mesela Marx’ın Tolstoy’un Max Weber’in, o ünlü eserlerini çok ucuz fiyata alırdım. Hem de orijinalini! Hamburg’da yaşamanın avantajları olsa gerek. Yıllar önce yine kitapçıları gezerken gözüme bir kitap ilişmişti. Bir kahve parasından daha ucuza satılıyordu. Fiyatı bir Euro’ydu. Kitap Victor Hugo’nun kızının hayatını anlatan bir kitaptı. Kitabın yazarı Kanada’lı bir bayan (Leslie Smith Dow) ve kitap Ingilizce’den Almanca’ya (Adéle – La Misérable / Das Leben der Tochter von Victor Hugo) çevirilmişti. Kitaba kısa bir göz attıktan sonra, hemen okumam gerektiğini hissettim, çünkü kitap beni daha ayrıntılarını bile okumadan cezbetmiş ve kendine çekmişti.
Ünlü romancıların ve düşünürlerin genelde hayat hikayeleri acı, ızdırap dolu ve trajiktir. Bunu daha önceden okuduğum eserlerden biliyordum. Mesela Tolstoy, Einstein ve bunlara benzer bir çok düşünürün aile hayatı trajilerle doludur. Kendi alanlarında deha olan büyük düşünürler genelde özel haayatlarında bir çıkmazın içindedirler ve yaşamları dram ve trajilerle doludur.
Çok az kitap beni tesadüfen okuduğum Victor Hugo’nun kızını anlatan bu kitap kadar etkilemiştir. Ben roman yazarı değilim ama roman okumayı severim. Her insanda olduğu gibi bende de iz bırakan yerli ve yabancı dilde yazılmış romanlar vardır. Yaşar Kemal’in dört ciltlik ‚İnce Memed’ini unutmak mümkün mü? Sebahattin Ali’nin ‚Kuyucaklı Yusuf’ ve ‚Kürk Mantolu Madonna’ adlı eserleri halen duygularımın refaketçisi gibidirler. Mehmet Uzun’un ‚Siya Evine’ gibi ve Thomas Mann, Heinrich Böll, Victor Hugo, Tolstoy, Dostoyevski ve çağımızın yaşayan büyük romancısı Amin Maalouf gibi, adlarını burada sayamıyacağım bir çok roman ustalarının eserleri bizlerde derin izler bırakmışlardır. Fakat her bir romancının kendine özgü acı, dram ve trajedilerle dolu bir de yaşamı vardır. Ve bir çoğu da bu tür acı ve trajilerden beslenirler ve bu acılar genellikle eserlerine de yansır. Mesela Sebahattin Ali’nin ‚Kürk Mantolu Madonna’ eseri büyük ölçüde kendi yaşam hikayesidir. Kısacası; yaşanılan acılar, ızdıraplar, trajediler romancıların ilham kaynağı olmuştur.
Fakat burada tanıtılan kitap bir roman değil, bir dokümentasyon şekilde yazılmış ama bir roman gibi akıcıdır. Nasıl ki iyi bir romanı insan elinden bırakamıyorsa ve mutlaka sonunu ederek bitirmek istiyorsa, bu kitapta kendine özgü bir dokümentasyon diliyle kaleme alınmış ve aynı zamanda da kısmen bir araştırma niteliğinde Kitabın içi acı dolu, insan Adéle’in yaşadağı acıları vucudunun her tarafında hissediyor ve kendisi de birlikte acı çekiyor.
Kitapta Adéle’in hayat hikayesini takip ederken aynı zamanda Hugo ailesinden olan bireylerin tümünün hayat hikayelerini de öğrenmiş oluyoruz.

Viktor Hugo’nun kardeşi Eugéne Hugo bir şair ve aynı zamanda Victor Hugo’nun sevgilisine aşık. Victor Hugo ile sevgilisi (Adéle Foucher) 1837 yılında evlendiğinde aynı kadına aşık olan şair kardeşi aynı yıl (1837) içinde akıl hastası oluyor. Victor Hugo ile Adéle Foucher çiftinin ilk çocuğu (Léopold) doğduğu yıl yaşama veda ediyor. Hugo çiftinin ikici çocukları bir kız (Léopoldine) ve çok genç yaşta (19 yaşında) eşi ile birlikte denizde boğularak ölüyor. Hugo çocukları içinde en çok sevdiği, şımarttığı ve her şeyin üstünde tuttuğu kızını bu şekilde yani denizde boğularak kaybediyor. Hugo çiftinin üçüncü (Charles) ve dördüncü (Françios-Victor) çocukları erkek. Her ikisi de Hugo’nun çocukları oldukları için hayatta babalarının gölgesini geçemiyorlar ve her ikisi de çok erken yaşta yaşama gözlerini yumuyorlar. Dünyaca ünlü bir romancının çocukları olmak kolay olmasa gerek, çünkü toplum genelde babasına layık görmek istiyor çocuğu veya babasını da geçip daha iyi şeyler sunmasını istiyor. Bu beklentiye ve toplumsal baskıya cevap veremeyen her çocuk sonuçta kendini bir depresyonun içinde buluyor.

Hugo çiftinin beşinci ve en son çocukları kitaba konu olan kız Adéle’dir.
Adéle babası Victor Hugo’nun hışmına uğramış bir kızdır. Yaşadığı yüzyılın belkide en güzel, en yetenekli, en kabiliyetli kızı olarak anlatılır. Fakat dünyanın en liberal, ilerici, özgürlükçü bireyi diye tanımlıyabileceğimiz Victor Hugo kızına karşı oldukça acımasızdır. Hatta bir despottur. Tek isteği kızının evlenmesidir. Adéle çok genç yaşta dönemin en ünlü yazarlarından evlilik teklifleri alır ama bütün bu teklifleri geri çevirir. Piano çalan, resim yapan ve daha sonra yazılar yazan bir bayan olarak evliliği reddeder. Hiç bir zaman babasının denizde boğulan kızına gösterdiği ilgiyi ve sevgiyi görmez. Bütün yeteneklerine rağmen Victor Hugo’nun kızı olmaktan kaynaklanan ağırlığın altında kalır ve ilk defa bu günün tanımına göre şizofren diyebileceğimiz hastalığın pençesine kapılır.
Bir çok ünlü yazarın evlilik teklifini reddeden Adéle, yaşamın ironisi olsa gerek, Hugo ailesinin İngiltere’de sürgünde olduğu bir dönemde İngiliz bir askere (Pinson) aşık olur. Adéle’in parasında gözü olan bu asker sonuçta istediğini elde edemeyince kendisini terkeder. Zaten şizofren teşhisi konulmuş Adéle’in durumu gittikçe kötüye gider. Yaklaşık on yıldan fazla umutsuzca bu İngiliz askerin arkasında koşar. Askerin tugayı nereye giderse, o da peşinden gider. Kanada en son durağı olur Adéle’in. Sonuçta Kanada’dan bir yerli kadın tarafından Paris’e getirilir ve Victor Hugo’ya teslim edilir.
Adéle yaşamının geriye kalan kısmını, yaklaşık 40 yıl, bir akıl hastanesinde geçirir ve Fransız toplumunun bu durumdan doğru dürüst haberi olmaz. Hugo ailsinin en son bireyi olarak Adéle 85 yaşında gözlerini yaşama yumduğunda, Fransız toplumu Victor Hugo’nun bir kızı olduğunu bu şekilde öğrenir ve şok olur.
Adéle’in hikayesi babalarının gölgelerinde kalanların hayat hikayesidir. Dışarıya karşı özgürlükçü ama içe karşı tutucu, despot olan bir babanın kızını şizofren etmesidir Adéle’in hikayesi.
Ahmedo isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:49 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved