![]() |
|
||||||||
| Hikayeler ve Efsaneler İlginç hikayeler, sehir efsaneleri ve tarihe kadar uzanan meşhr efsaneler burada yer alacaktır. |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Bu kadar iyi bir Türkçe ile yazıldığına bakmayın bu yazının, aslında ben eksik dilliyim. Türkçeyi sizin henüz yaşadığınız ömrün kısacık geçen zaman iki, üç katı kadar vakit geçtikten sonra öğrenmeye başladım. Öğrendim derken yanlış anlamayın beni, sadece anlıyorum söylenenleri, o kadar. Ben Kürtçe anlatacağım derdimi, Gulan sizin dilinize çevirecekmiş. Ben başlıyorum anlatmaya, siz varın ondan sorun Türkçesini;
Belki inanmayacaksınız ama benim kocam öldüğünde içimde en büyük yaşanmamışlık olarak kalan şey; onunla aynı sofrada oturup, yemek yiyememiş olmamdı…Utandım kimseye demedim ama onun beni çok sevmesine rağmen tek sevgi sözcüğü etmeden gözünü yumuşuydu göz yaşlarımın durmaksızın akmasına sebep. . . Büyük çocuğum ergen olduktan sonra o bile uzak düştü bana, babasından sonra aynı babası gibi durdu yaşamımızda. Bu seferde onunla aynı sofrada oturamıyordum. Halbuki bu sefer kendime değil, gelinime acıyordum benle aynı acıları ve içte kalmışlıkları yaşayacak diye. Bir bilseniz elli-altmış yıl hayatını adadığın, yatağını paylaştığın ve çocuk yapmak gibi yaşamın en kutsal paylaşımını gerçekleştirdiğin kişinin önünde yüzünü örtmek, oturup yemek yiyememek ve çocuğunu sevememek ne zordur…Bilmem anlarmısınız beni; bir çocuk getirirsiniz dünyaya, onu büyütürsünüz, her an ve dakika, o yokluk ve biçarelikte yanında olup, yemez yedirir, giymez giydirirsiniz, sonra büyür bu çocuk ve bir yabancıya dönüşür. Önünde az konuşursunuz o küçük bebeğinizin ve söyledikleri birer emir gibi durur önünüzde. Belki bilmezsiniz ama insanın canı çok acır. Siz, hani Türkçeyi bilenlere bir şey demek istiyorum. Sizin şikayetiniz iktidarlarınızdan. Hani hayatta karşılaşmayacağınız liderlerinizden yakınmalarınız, krallarınızdan, tiranlarınızdan. Ama bizimkisi evin içinde, yatağında, mutfağında, odanda…Ve bir koca yani bir iktidar hiç değişmeksizin bir ömür kalır, dikilir başında. O gider daha acılı ve beteri ile büyük çocuğunuz geçer yerine ki; bir çocuğunuzun sizden bu derece kopukluğu ve iktidar denen çirkin tahtın üstünde size mağrurca bakması ölesiye zor bir şeydir ki. . . Kaynanalar, Gulan’ın anlattığına göre sizin oralarda da iyi değilmiş. Çok anlattı sizin yaşadıklarınızı da, ama gene keşke biz sizin yerinizde yaşasaydık ta gençliğimizi, on tane öyle kaynanamız olsaydı diyorum. Gerçi anam rahmetli büyük laf etme derdi ama ben bu sefer büyük laf edecem. Çünkü ömrüm boyunca küçükte olsa bir laf bile edemedim, bırakın artık büyük laf edeyim. Benim kaynanam önünde çocuğumun altını değiştirirken ona gülümseyip, seven bir hareket yapmışım diye(ki ben hatırlayamadım o anlattığında)kocama ne dedi biliyormusununz? “Senin karın dinden, imandan çıkmış. Terbiye, ahlak, büyüklere saygı kalmamış. Biz sanki orda köpekmişiz gibi, yokmuşuz gibi terbiyesizlik yapıyor. ” Evet aynen böyle demişti, eksik değilse fazla değildir söylediğim. Sonra kocam beni dövmüştü, sonra bir daha kaynanamın olduğu yerde çocuğuma nasıl yabancı gibi davranabilirim diye didinip durdum. Sırf o yüzden belki de çocuklarımı dövdüm bile. Büyüklerin bir sözü vardır; ”aqil zêrine, lê serê herkesê tine” diye. Yani akıl altındır ama herkesin başında yoktur. İşte bizimde yoktu o zamanlar ve bu yüzden canınızdan öte varlıklar çocuklarınızı dövebiliyorsunuz. Kaynanam derken, ismini anarken bile içimde kötü bir enerji oluşuyor. Zaten kayınpederim benim yüzümü hiç göremedi. Hiç bir zaman yüzüm açık huzuruna çıkmamışımdır. Benim çocukların banamı yoksa babalarınamı çok çekmiş, onu bile bilemeden öldü. Gün geldi kocam öldü, yıkıldı evimdeki iktidar. Doğrusu biz pek istemezdik bu iktidarın bitmesini. Onun yokluğunda herkes iktidar olabilirdi başımıza çünkü. Bir sürü iktidardan ve komutandansa bitanesi olsun yeğlerdik. Ama ne gelir elden? Gün geldi bende yaşlandım, kaynana oldum. Gün geldi kendi kaynanamın yanlışlarına düştüm ama Allah sizi inandırsın hiçbir zaman onun kadar gaddar ve vicdansız olmadım. Kaç kez yakaladım gelinle oğlanın bir birilerine şaka yaptıklarını, güldüm, içim bir hoş mutlu çekildim oradan. Ben olsaydım o gelinin yerinde, bir oruspu muamelesi görürdüm… Torunlar…Onları çok sevdim, seviyorum da. Onlarında aynı cahillikte, aynı zorluk ve acı içinde kalmalarına gönlüm hiç razı olmadı. İstedim bizim oğlan onları göndersin okula, ama okul nerde? Küçük bir barakada bir öğretmen ders verdi bir iki sene çocuklara. Sonra ortalık karıştı, siz bilirsiniz niye karıştı, işte sonra gittiler. Askerler, çatışmalar, ölümler. Bu sefer sizin iktidarınız henüz evimdeki iktidardan yeni kurtulmuşken geldi yakamıza yapıştı. O an anladım ki benim iktidarım kansızdı ve her şeyden daha koruyucu ve kollayıcıydı. Her gün gelen askerler meydanda topladılar erkeklerimizi. Kaç tanesi gitti de gelmedi bilemiyorum. Hafızamın kusuruna bkamayın ama köyün yarısı öyle gitti diyebilirim. Bir gün muhtar geldi, elinde beyaz bir kağıt. Mektup dedi, nedir hele oku bize, sanki biz okuyabilirmiyiz dercesine baktım gözlerine. Açtı ve gerilladan mektup var çocuğunuz katılım yapmış, size…. . demiş… Bu ilk giden oğlumdu. Keşke ilk kelimesinin yanında tek kelimesi de olsaydı değil mi? Bir ay gibi bir zaman geçti, bir mektup daha getirdi muhtar. . Bu sefer özgürlük mücadelemizin filan komutanlığınca; ……. şahadete kavuşmuştur. Halkımızın başı sağ olsun. Hiç ağlamadım, sustum. Sadece sustum. Ama Allah biliyor ya içimde kopan çığlıkların damlarımı nasıl sızlattığını. O an on yaş birden yaşlandığımı, hayatın gözümde bir zırnık anlam bırakmadığını, nefesimin kesilip, ayağımın yerden kesildiğini…Allah biliyor… İşte böyle bir acı ile sınandım altmış yaşımda. Nasıl gençti, nasıl güzel bir çocuktu. Ölümü ne zor ve ağırdı bir bilseniz. Ben dedim büyük oğluma, gidek buralardan. Valla sizede uzun ömür nasip etmeyecekler burada. Devlet kardeşinin dağa çıkışından sonra size de rahat vermeyecek. Gidek büyük şehre yerleşek. Açta olsa, sefilde olsak, sizin yaşadığınızı bileyim, göreyim yeter bana. Dinlemedi beni. Ah dinlemedi, ah şu anaların, ah şu kadınların sözü para etmedi oralarda. Canlar gitmeyene, ocaklar sönmeyene kadar kimse dinlemedi bizi. İkinci oğlumun çıkışı ve kısa sürede gelen ölüm haberi…Size anlatmayayım nasıl oldum, siz düşünün artık. Bir daha anlattırıp yaşatmayın bana olurmu. Gittim büyük oğlumun karşısına dikildim; ”şimdi söyle hangi toprak, hangi lokma ekmek ve vatan sana o kardeşi geri getirecek? ” Sustu. Gözleri doldu ağladı. Bir hafta hiç dışarı çıkmadı. Sonra bir gün geldi; ”Dayê(ana) telefon açacam dayımlara istanbula gidek, artık başka çaremiz kalmadı” Kalktık toparlandık, birkaç gün içinde yola çıktık. Dayısı hemen gelin demiş. Biliyormusunuz biz İstanbul’a gittikten bir ay sonra köy devlet tarafından yakılıp-yıkılmış. Herkes viran, perişan kalmış biçare orta yerde. İstanbul’a geldik. Çocuklar bir işe girdi çalıştı. iyiydi her şey. Büyük kardeşim bir gecekondu yaptırmıştı bize hemen kendi yanında, sağ olsunlar bize sahip çıktılar köyden bile rahat bir hayatımız oldu burada. Artık torunlarda büyümüştüler, onlarda çalışıp destek verdiler babalarına. Durumumuz her geçen gün iyiydi. Bir gün bir telefon geldi. Kız torunummuş, demiş ki anasına; ”Beni merak etmeyin ben kararımı verdim. Bir daha geri gelmeyecem, beni aramayın. ” Gelin benim kadar dayanaklı çıkmamıştı. Düşmüş bayılmış… Hani torunda evlattan az değil. Yürek yanıklar içinde kalıyor. Hele kız olunca öyle zor geliyor ki bir bilseniz… Baktım bizim torunlar; ”Amcaları mı bu devlet öldürdü, ablam orda bu dava için savaşıyor…”diyerek her gün mitinglere, eylemlere gitmeye başladılar. Kimseye bir şey anlatamadım ki…Diyemedim ki size de bir şey olsa ben dayanamam ölürüm diye. Diyemedim ki son nefesime de siz sebep olmayın diye… Bir gün ortanca torunumu gözaltına almışlar bir eylemde. Bir buçuk sene içeride kaldı. Sonra serbest bıraktılar. Geldi, keşke gelmeseydi, keşke görmeseydi bu göz onu o halde… Simsiyah vücudu, kemiklerine inmiş derileri, öksürüyor durmadan. Dedim oğlum bu artık yarım can, bir götür bakayım hastaneye, belki bir derman bulurlar yavruma… Doktor saymışta saymış. Keşke yarım can kalsaymış. O kadarda can kalmamış yavrumda…Ciğerleri işkencede çürümüş, böbrek zaten kalmamış, vücudunda kırılmadık yer kalmamış…Çok yaşamazmış… Ahh eksik dil ahh. Keşke, keşke Gulan kadarda olsa Türkçe bileydim de içimdeki yanıkları göstereydim size, anlatabileydim direk size. Ah ne zordur eksik dilli olmak, ne zordur eksik dilli bir ana olmak. Sonra örgütten geldiler, ana dediler; ”sen nerdeyse dört evladını, yavrunu bu yolda kaybetmişsin. Bak barış için, yeni canlar yitip gitmesin diye eylemler yapılıyor. Gel sende çocukların resimlerini al, her cumartesi eylem yapacaz, dur diyecez artık bu savaşa, bu kana…” Siz olsanız gitmezmisiniz. Siz olsanız başka yürekler yanmasın, analar ağlamasın diye gitmezmisiniz? Benim yavrularım ölümünden, o perişan hallerinden sonra dünyada korkacak, daha çok canımı acıtacak bir şey kaldımı ki? Tamam dedim, aldım çerçeveli resimlerini elime. daha önce canlarımın resimlerini tek tek çerçeveletip asmıştım zaten evin duvarına. Şimdi sıra bütün dünyadaydı birazda onlar görsün bu güzel yüzlü yavrularımı… Bir gittim ki ne göreyim. Off ki ne of. Ne çok yüreği yanık ana varmış ben gibi, ne çok eksik dilli, Türkçesi ile evladım öldü bile diyemeyecek ana varmış böyle. Hepsinin elinde resimler, hepsi benim yavrularım kadar genç ve güzel. Oturduk kaldırımlara, kalkmadık yerimizden…Her cumartesi hiç susmadan, korkmadan bıkmadan… Öyle çokta sevinmiştim ki; beni anlayan, benim acılarımı bilen insanlar vardı yanımda. Ve hepside eksik dilli, hepsi benim dilimde feryat eden, yüreği yanan analar… Polisler geldi kaç kez, sopalarda vurdular bize. Sürüklediler. O kayınpederimizin bizi görmesine izin vermeyen, iki aşiret kavgasının ortasına atıldığında herkesin kenara çekildiği, namusun beyaz göstergesi leçeklerimiz polislerin elinde çamurlara bulanıp, bir paçavra olmuştu… Şimdi ben susayım. Siz biliyorsunuz gerisini. Ama son olarak niye ölen insanlara rağmen orda olduğumuzu ve ne istediğimizi söyleyeyim son kez; Biz istedik ki; Bizim bağrımız yandı, evlat acısını tek tek böğrümüze saplanan bir ok gibi üst üste yaşadık. Kimse biz kadar bilmez acıların bu en dayanılmazını. Dedik belki görürler, utanırlar, dururlarda artık; Ne asker ölür ne gerilla. Ne asker anaları yaşasın bu acıları nede gerilla anları. Biz dedik belki askerlerin analarıda evlat acısı çekmiş bilirde, bize destek verirlerde birlikte önünde dururuz bu savaşın… Benden bu kadar. Artık ben susuyorum Gulan, tamamdır… Evet sıra bende. Ben bu kadar çeviri yaptım madem; benimde birkaç söz ekleme hakkımın olduğuna inanıyorum. Bu analar o köydeki çocuğunu sevemeyen, kocası ile aynı sofrada yemek yiyemeyen, hayata bir sıfır yenik gelmiş, düşmüş analar. Hani cahil ve bazı feministlerce başkaldırmayı bilemeyen ve beş altı evlat acısı yaşamış bu görkemli, büyük ve yüce insanlar bağırlarına taş basıp bari başka anaların yürekleri yanmasın diye o hiçbir kadın feministin veremeyeceği bir mücadeleyi verdiler. O kadın ve eksik dilli halleri, hiç şehir görmemiş yaşanmamışlıkları ile o pis şehrin kaldırımlarında hiç bıkmadan ve yılmanda yıllarca her cumartesi oturdular, bağırdılar ve inadına barış, kardeşlik dediler. Asker analarıda örgütendiler. Şehit aileleri denen örgütlere üye olup, intikam! , intikam! Diye bağırdılar yıllarca. Ordu bile bakın bu anaların sesini dinliyor ve öldürüyoruz deme gereği duydu. Doğru ya Kürt anası olmak eksik dili gibi analığı da eksik yaşamaktı. Kimse bu anaların sesini duymayacaktı… Siz düşünün gayri bundan ötesini. Şimdi ben son söz olarak bir şey ekliyim; Ey Perihan Mağden ve diğerleri! Siz o yarım akıllarınızla feminizm adı altında kendinizi sözümona paralerken sıcak gazete köşelerinde ve bunun karşılığında çekerken bankalardan paraları…Bu kadınlar beş evladın acısını içine gömmeyi bildi. Sizin diliniz kesik olsaydıda keşke bu kutsal insanlara dil uzatamayaydınız! Ezbere konuşuyor diyorsunuz bu kadınlara, papağan diyorsunuz. Ben sizin gibi bir insan olacağıma papağan değil köpek olayım daha yeğdir. Onların o bildiği iki Türkçe kelime sizin yazacağınız milyonlarca kelimeden daha kutsal ve anlamlıdır. Siz haddinizi kaybetmişsiniz gazete köşelerinizde, siz yazmak adına kendinizi bile yazarsınız! (her anlamda) Barış analarını anlamayan her kadın ezilmeye mahkumdur ve hak edendir. Bir ananın acısını ezbercilikle, kuklalıkla itham eden her kadın tanrının en felaket lanetine boğulmuş demektir… Arjen BOTAN alıntı!
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ilk Kürt Tarihi Romani | No Mercy | Genel Kültür | 0 | 05-08-2008 06:25 PM |
| ilk kürt kadın spiker | hemdem | Genel Kültür | 1 | 05-08-2008 04:25 PM |
| İlk Kürt Kadın Spiker... | BatmanTeam | Genel Kültür | 0 | 05-06-2008 03:51 PM |
| Kürt sorunu ve iki liste | Mirza | Makaleler | 0 | 05-03-2008 11:44 PM |
| Kürt Yönetmenler | ßotan | Sinema | 0 | 05-02-2008 03:26 PM |