![]() |
|
||||||||
| İşletme Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümü |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Alıntıdır
İŞLETME ADI İşletme adı, ticari işletmeleri birbirinden ayırmaya yarayan addır. Ticaret ünvanı ile işletme adı arasında şu farklar bulunur: Ticaret ünvanını sadece tacirler kullanabilir. Bu, aynı zamanda bir zorunluluktur. İşletme adı ise ihtiyaridir. Kullanıp-kullanmamak serbesttir. Ancak kullanılması durumunda tescil ettirilmesi zorunludur. Ayrıca, işletme adını sadece tacirler değil, esnaflar da kullanabilir. Ticaret ünvanı ancak ticari işletmeyle birlikte devredilebilirken, işletme adları tek başına da devredilebilir. Ayrıca, işletme adının korunmasıyla ilgili olarak, ticaret ünvanının korunmasıyla ilgili hükümlere atıf yapıldığından, işletme adının korunmasında, ünvanın korunmasına ilişkin TTK hükümleri kıyasen uygulanacaktır. MARKA (tek derste kısaca anlattı, geçti) Türkiye’de Marka Mevzuatının Tarihi · 20 Temmuz 1871 tarihli Alamet-i Farika Nizamnamesi · 12 Mart 1965 tarih ve 551 sayılı Markalar Kanunu · 27 Haziran 1995 tarih ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında K.H.K. Ayrıca, şu an yeni bir Markalar Kanunu taslağı vardır. Marka : Bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini başka teşebbüsün mal veya işaretlerinden ayırt etmeyi sağlayan işarettir. Kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, renk kombinasyonları veya bütün bu işaretlerin kombinasyonları marka olabilir. Tek bir harf veya rakam marka olamaz. Mesela, “R” bir marka olamaz. Rakam veya harf grupları ise olabilir. Mesela, “THY”. Ancak değişik bir şekil verilirse, tek bir harf de marka adı olabilir. Örneğin; Halk Bankası’nın “H” harfi. Aynı şekilde, renkler de münferiden değil, renk grupları şeklinde marka olabilir. Bunların dışında, tartışmalı birtakım durumlar da vardır. Mesela, sesler, kokular gibi. Örneğin; Aygaz cingılı, nokia açılış melodisi gibi. Ancak ses ve kokular marka olarak henüz ülkemizde tescil edilemiyor. Bunun nedeni teknik yetersizliklerdir. Tatlar ise formüle edilemediğinden, marka olarak tescil edilemez. İki boyutlu ve bazen de üç boyutlu şekiller de marka olarak tescil edilebilmektedir. Marka Üç Çeşittir: 1. Ferdi Marka Mülkiyeti : Bir tek ferde veya iştirak halinde birkaç kişiye ait olan markadır. · Ticaret Markası : Ticari bir malın üzerine konulmuş, malı, diğer ticari mallardan ayırt etmeye yarayan markadır. Eti, sony. · Hizmet Markası : Bir hizmete ait olan ve bu hizmeti diğer hizmetlerden ayırt etmeye yarayan markadır. THY, Kontur… 2. Garanti Markası : Bir tek sahibi olan markadır. Sahibi yerel ya da milletlerarası olabilir. Garanti markası, aynı anda başka bir markayla birlikte kullanılabilir. Ancak, o markanın standartlarına uymak zorundadır. Mesela, nike eşofmandaki TSE damgası, ISO9001, ISO9002 markaları gibi. 3. Ortak Marka : Birden fazla sahibi olan markadır. Her sahip, diğerlerinden bağımsız olarak markayı kullanabilir. Ancak, bu kullanım, aralarındaki yönetmeliğe uygun olarak kullanılmak zorundadır. Bunun Türkiye’deki örneği TARİŞ’tir. Tariş Üzüm, Tariş Zeytin… Kararname ve tüm mevzuat ferdi markalar üzerine kurulmuştur. Garanti markası ve ortak marka istisnaidir. Markanın Fonksiyonları · Ayırt edicilik fonksiyonu · Kaynak gösterme fonksiyonu (mesela, ‘bu mal, Ülker tarafından üretilmiştir’ gibi) · Kalite fonksiyonu · Reklam ve tanıtım fonksiyonu (bilinçaltına hitap etmeye elverişli, zihinde kalabilen, telaffuzu Kolay isimler olmalı. Bu nedenle, ürünün hitap ettiği kitle önemlidir. Mesela, çocuklara hitap eden bir markanın ismi tipitip, lolipop gibi kelimelerden oluşmalı.) Marka Hakkı Nasıl Elde Edilir? 565 sayılı Markaların Korunması Hakkında K.H.K. hükümlerine dayanarak yapılacak tescille elde edilir. Ancak tek yol bu değildir. Haksız rekabet hükümlerine göre de markanın korunması sağlanabilir. Ancak bu yeterli bir koruma sağlamamaktadır. Markanın tescil edilerek korunmasının süresi 10 yıldır. Bu süre dolunca yeniden harç ödenerek, 10 yıl daha tescil edilebilir. Marka, mal üretildiği müddetçe tescil edilebilir. Yurt dışında, 100-150 yıllık markalar vardır. Koruma iki türlü olur: Cezai ve hukuki. Cezai korumaya para ve hapis cezası, ticaretten men, tecavüz konusu malların ticaretten alıkonulması, malların üretildiği makinelere el konulması gibi cezalar girer. Hukuki koruma ise, maddi ve manevi tazminatla sağlanır. Markanın Reddi İçin Mutlak Nedenler (565 sayılı KHK m.7) Enstitüde iç incelemenin bitmesinden sonra bu aşamaya geçilir. Mutlak red nedenleri kamusal nitelik taşır. Bunlar şöyle sayılabilir: a) Ayırt edici özelliği olmayan işaretler marka olarak tescil edilemez. Herkesin kullanımına açık geometrik şekiller, özel olarak tasarlanmamış bir harf, rakam veya düz bir çizgi marka olarak tescil edilemez. A, X, L, 7 bir marka olarak tescil edilemez. Ya da fırça üreten bir firma için, fırça şekli marka olarak tescil edilemez. Zira ayırt edici değildir. Her bir fırça üreticisi bu şekli kullanabilir. b) Aynı türdeki veya aynı mal ve hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan işaretler marka olarak tescil edilemez. Tescilli Marka Reddedilmesi Gereken Marka Bunların alanları aynıysa ikinci marka reddedilmeli. Alanları farklıysa bir sorun yoktur. Burada, mesela, her ikisi de jean üretiyorsa, ikinci marka tescil edilemez. Ancak, ilk marka bir konserve markası, diğeri jean markasıysa, tescil edilebilir. Yani, önemli olan, alanlarının farklı olup-olmadığıdır. c) Mal veya hizmet için cins, çeşit, vasıf, kalite, amaç, değer, miktar, çoğrafi kaynak gösteren veya diğer karakteristik özelliklerini belirten işaretler marka olarak tescil edilemez. Mesala; Gıda alanında “doğal” kelimesi, Boya “ “beyaz” kelimesi, Kova için “plastik” kelimesi Kumaş alanında “ipek” kelimesi, Takılar için “altın” kelimesi, Yağ “ “katı” kelimesi, tescil edilemez. Yine burada da, sınıfları farklı ise, tescile bir mani yoktur. d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılabilen veya bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaretler marka olarak tescil edilemez. Para, Doktor, Sanayi, Top Merkezi, Fatura ibareleri, bu meslek grubundan olan herkes tarafından kullanılabileceğinden marka olarak tescil edilemez. e) Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şekilleri içeren işaretler marka olarak tescil edilemez. Mesela, portakalın şekli, bir marka olamaz. f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi, üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak nitelikteki işaretler, marka olarak tescil edilemez. Türkiye’de üretilen bir mal için “Queen. Made of Germany” gibi bir ifade kullanılamaz. Ya da et ürünleri için “YMS Şeker” ifadesi de kullanılamaz. g) Devletlere ait arma, bayrak ve diğer hükümranlık belirtileri, beynelmilel örgütlerin kısaltmaları veya ülkelerin koruma altına alınmasını istedikleri ve WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) tarafından belirlenmiş işaretler marka olarak tescil edilemez. NASA gibi… h) Kamuoyunu ilgilendiren tarihi, kültürel değerler bakımından halka mal olmuş işaretler. M. K. Atatürk, Mevlana, Nasrettin Hoca, Truva Atının şekli, Sultanahmet Camii’nin biçimi… ı) Sahibi tarafından izin verilmeyen tanınmış markalarla, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan işaretler de marka olarak tescil edilemez. Bunların herhangi bir ülkede tescili de gerekmez. i) Dini değer ve sembolleri içeren işaretler marka olarak tescil edilemez. Ya da mesela Sultanahmet Camii’nin şekli, İncil, Kâbe, Vatikan, Ayet-el Kürsî de marka olarak tescil edilemez. j) Kamu düzenine ve genel ahlâka aykırı işaret ve semboller de marka olarak tescil edilemez. PKK bir marka olarak tescil edilemez. İsviçre Yüksek Mahkemesi’nin bu konuda bir kararı vardır. Mahkeme, gebeliği önleyici bir hap için kullanılan “tasasız gelecek” ifadesinin tescilini reddetmiştir. Enstitü Kararlarına İtiraz Enstitü kararlarından zarar gören kişiler, red veya kısmi red kararlarının bildiriminden itibaren 2 ay içinde enstitüye itiraz edebilirler. İtiraz üzerine verilecek yeni karara karşı da 2 ay içinde dava hakkı vardır. Ayrıca, ilan ilişkin itirazlarda da ilan tarihinden itibaren 3 ay içinde itiraz edilebilmektedir. Nisbi Red Nedenleri Daha çok kişisel hukuka, maddi menfaatlere ilişkin red nedenleridir. Mutlak red nedenlerinden farklı olarak, mutlaka bir itirazın yapılmış olması gerekir. Enstitü, mutlar red nedenlerinde olduğu gibi kendiliğinden araştırma yapmaz. Bunlar şöyle sayılabilir: a) Marka ve mal benzerliği b) Karıştırılma ihtimali c) Eskiye dayalı tescilsiz kullanım d) Tanınmış markaların benzerlerinin kullanımı yoluyla haksız rekabet oluşturulması. e) Telif hakları gibi konularda, itiraz edildiği takdirde enstitü tarafından inceleme yapılır. Eğer nisbi red nedenleri açısından bir ihlal yaratıyorsa, marka tescil edilmez. Markanın Kullanılması Marka sahibi, markanın ayırt edici karakterlerini değiştirerek veya farklı unsurlarla birlikte kullanırsa veya markanın kullanımına 5 yıl süreyle ara verilirse, itiraz üzerine marka iptal edilir. Marka devredilebilir ve miras yoluyla intikal edebilir, lisans, rehin, haciz, teminat gibi hukuki işlemlere konu olabilir. Bunlar, başvuru işlemleri için de geçerlidir. Markanın Sona Ermesi · Koruma süresi olan 10 yıl sona erer ve tescil yenilenmezse marka sona erer. · Sahibinin hakkından vazgeçmesiyle de marka sona erer. · Mahkemece markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde de marka sona erer. Uluslararası Tescil Marka tescilinde ülkesellik prensibi geçerlidir. Yani, hangi ülkede koruma istiyorsak, markayı orada da tescil ettirmeliyiz. Uluslar arası bir tescil bürosu yoktur. Bunun tek istisnası, dünyaca tanınmış markalar olup, bunların tescile ihtiyacı yoktur. Uluslar arası tescil 3 şekilde yapılabilir: 1. Tescili istenen markanın hangi ülkelerde koruma altına alınması isteniyorsa, tek tek ülke bazında tescili yapılır. Bu yol, çok zahmetli ve masraflıdır. 2. Madrid Protokolü’ne göre, marka, bir ülkede tescilliyse, o ülkenin patent enstitüsü, protokole üye diğer ülkede marka için başvuru yapabiliyor. Bunun için marka sahibi, kendi ülkesindeki enstitüye gerekli belgelerle ve harcını yatırarak başvurur ve bundan sonraki aşamaları enstitü takip eder. 3. Son olarak, Avrupa Topluluğu sınırları dahilinde tek bir marka da korunabilmektedir. Birliğe üye 25 ülkede marka korunmaktadır, buna Topluluk Markası (CTM) denir. Bunun için tek enstitü İspanya’dadır. |
||||||||||
|
|
|
|
|
#2 (permalink) | ||||||||||
|
HAKSIZ REKABET HUKUKU
Rekabet, toplum, işletmeler ve fertler için önemlidir. Anayasada rekabetin faydalı olduğu ve rekabet ortamını devletin oluşturması gerektiği belirtilmiştir. Haksız rekabeti önlemek görevi de devlete aittir. Haksız rekabet TTK’da m.56 vd. düzenlenmiştir. Rekabetin Bozulması Halleri 2 Türlüdür: 1- Bir işletmenin diğer işletmeleri rekabet dışı etme çabaları (TTK’da düzenlenmiştir). Mesela, bir otomobil firmasının, diğer bir otomobil firmasını kötülemesi durumu. 2- Halkı rekabet dışı etme çalışmaları. Bu ise, 1994 tarih ve 4077 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Burada, birden fazla şirketin rekabet etmeme hususunda anlaşarak, piyasayı belirlemeleri durumu söz konusudur. Bu da rekabet ortamını bozucu bir durumdur. Haksız Rekabetin Unsurları (TTK m.56) · Yapılan hareket iyiniyet kurallarına aykırı olmalıdır. · Bu hareket sonucu zarar veya zarar tehlikesi oluşmalıdır. Yani, bu hareket, iktisadi rekabet ortamını bozucu şekilde olmalıdır. · Zarar ile hareket arasında illiyet bağı olmalıdır. Örn : Bir işletme, diğer bir işletmeyi kötülemek için gazeteye ilan verdi. Kötülenen işletmenin sahibi bu ilanı okudu ve kalp krizi geçirerek öldü. Burada illiyet bağı yoktur. TTK m.57’de hangi davranışların iyiniyet kurallarına aykırı olduğu sayılmıştır. Bu sayım tahdidi değildir. Tasarı ile de bu haller genişletilmektedir. M.57’deki haller şunlardır: Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek. Bu bent, kötüleme bendidir. Buradaki kötüleme, yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere inciticidir. Bu kötüleme, haklılık payı taşıyorsa, ortada haksız rekabete ilişkin bir durum yoktur. Başkasının ahlâkı veya mali iktidarı hakkında hakikate aykırı malumat vermek. Mesela, “A Bankası batıyormuş, ödemelerini zor yapıyormuş” şeklinde haberlerin yayılması haksız rekabet oluşturur. Kendi şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı malumat vermek veyahut üçüncü kişiler hakkında aynı şekilde hareket etmek suretiyle rakiplerine nazaran onları üstün duruma getirmek. Kendi mamulleri için, sahip olunmayan özellikleri sanki varmış gibi aksettirmek. Mesela; “mamulümüzde kolesterol yoktur” denildiğinde sanki diğer mamullerde varmış gibi anlaşılabileceğinden, bu durum haksız rekabet oluşturur. Paye, şahadetname veya mükâfat olmadığı halde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna kabiliyete malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna müsait olan yanlış unvan yahut mesleki adlar kullanmak. Mesela, yurt dışında sahte bir yerden belge alıp, kendi ürünlerini üstün gösterme durumunda, haksız rekabet oluşur. Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticari işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak. Bu da iltibası düzenleyen benttir. İltibas, karışıklık meydana getirerek bir başkasının müşteri kitlesinden haksız rekabet suretiyle yararlanmaya çalışmaktır. Mesela, piyasada “tipitip” marka sakız varken “cincin” markasıyla yeni bir sakız üretmek haksız rekabete yol açabilir. Çünkü, çocuklar, iki ismi birbirine karıştırabilir. Üçüncü kişilerin müstahdemlerine, vekillerine veya diğer yardımcılarına, onları vazifelerini ihlâle sevk etmek suretiyle kendisine veya başkasına menfaatler sağlamaya elverişli olacak surette, müstehak olmadıkları menfaatler temin veya vaad etmek. Yardımcıların ifa bendidir. Mesela, rakip işletmenin çalışanlarını kandırmak ve satın almak. Müstahdemleri, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri iğfal suretiyle istihdam edenin veya müvekkillerinin imalat veya ticaret sırlarını ifşa ettirmek veya ele geçirmek. Mesela, yardımcılardan imalat veya ticaret sırlarını öğrenmek. Hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde elde ettiği veya öğrendiği imalat veya ticaret sırlarından haksız yere faydalanmak veya onları başkalarına yaymak. Başkasının ticaret sırlarından faydalanma ve yayma bu bentte düzenlenmiştir. İyiniyete aykırı olarak elde edilen ticaret sırlarını kullanmak haksız rekabet oluşturur. Hüsnüniyet sahibi kimseleri iğfal edebilecek surette hakikate aykırı hüsnühal ve iktidar şahadetnameleri vermek. İyiniyetli kimseleri kandıracak şekilde iyi hal göstermek. Rakipler hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele yahut mesleki veya mahalli adetlerle tayin edilmiş bulunan iş hayatı şartlarına riayet etmemek. Mevzuata uymamak. Mesela, işçilerin çalışma saatlerini kanuna aykırı şekilde uzatmak. Haksız Rekabetin Hukuki ve Cezai sonuçları Hukuki Sonuçları (TTK m.58) 1. Tespit davası (burada istisnai olarak eda davası açılabilecekken bile tespit davası açılabilir) 2. Men davası 3. Ref davası 4. Maddi tazminat 5. Manevi tazminat İlk üç davanın açılabilmesi için failin kusurlu olması gerekmezken, maddi ve manevi tazminat davalarının açılabilmesi için failin kusuru şarttır. İlk üç davaya kusur gerektirmeyen haksız rekabetin önlenmesi davaları, maddi ve manevi tazminat davalarına ise, kusur gerektiren haksız rekabetin önlenmesi davaları denir. Devam eden haksız rekabeti önlemek için men davası açılır. Haksız rekabet gerçekleşmişse ve de gerçekleşen durum eski haline çevrilmek isteniyorsa, ref davası açılır. Uygulamada ise bu iki dava birlikte açılmaktadır. Men, ref, maddi ve manevi tazminat davaları uzun sürmektedir. Bu nedenle, bu tür davalarda, henüz davanın başındayken ihtiyati tedbir istenir. Mahkeme, talebi haklı görürse, tedbire de karar verir. Bu davalarda, davacılar; 1-haksız rekabete maruz kalan kişiler, 2-müşteriler veya 3-üyelerinin iktisadi menfaatlerini korumaya yetkili bulunan mesleki veya iktisadi birlikler olabilir. Müşterilerin bu davaları açabilmeleri için bir zarar tehlikesi yeterli olmaz, ayrıca zarar görmüş olmaları şartı da aranır. Ayrıca, üyelerinin menfaatlerini korumak için yetkili kuruluşlar sadece tespit, men ve ref davalarını açabilirler. Maddi ve manevi tazminat davalarını açamazlar. Davalılar ise; 1-haksız rekabeti gerçekleştiren şahıs, 2-rakip dışındaki failler, 3-istihdam edenler (men, ref ve tespit davaları açılabilir TTK m.59), 4-basın (TTK m.60). Haksız rekabet basın yayın yoluyla işlenmişse, yazı veya ilan sahibi aleyhine men, ref ve tespit davaları açılabilir. Ancak; yazı veya ilan, yazı sahibinin veya ilan verenin haberi olmadan ya da rızaları olmadan yayınlanırsa; veya çeşitli sebepler nedeniyle yazı sahibi veya ilan veren hakkında Türk mahkemelerinde dava açmak mümkün değilse, bu davalar: a)yazı işleri müdürüne, b)ilan servisi şefine, c)genel yayın yönetmenine ve d)matbaacıya karşı da açılabilir. Bu sıralamaya uyulur. Ancak, bunlardan herhangi biri kusurluysa, buna karşı da bu davalar açılabilir. Davayı açan, hükmün ilanını da talep edebilir (TTK m.61). TTK m.62’de zamanaşımı düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, bu davalar, bu hakların doğumunun öğrenildiği günden itibaren 1 yıl ve her halde hakkın doğumundan itibaren 3 yıl geçmekle zamanaşımına uğrarlar. İstisnai olarak men davalarında zamanaşımı işlemez. Çünkü fiil devam etmektedir. Ancak dava hakkı olan taraf dava açmamış, bile bile sessiz kalmışsa, aradan belli bir zaman geçtikten sonra dava açamaz. Zira bu hak sınırsız değildir. Rekabet Sınırlamaları Hukuku REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN MADDE 1’E GÖRE, BU KANUNUN AMACI: “Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır.” Kanunda Düzenlenmiş Yasaklar 3 Gruptur: 1. Kartelleşme amacını taşıyan anlaşmalar, kararlar ve uyumlu eylemler yasaktır. Bunlara uygulanacak müeyyide geçersizliktir. 2. Hakim gücün kötüye kullanılması yasaktır. 3. Hakim güç oluşturma ve bunu kötüye kullanma yasaktır. Bunlara uygulanacak müeyyide hukuka aykırılıktır. 1. Kartelleşme Amacını Taşıyan Anlaşmalar : Kartel, kavram olarak, tekelleşme demektir. Tekelleşme belirtisi taşıyan anlaşmalar, kararlar hukuka aykırı ve yasaktır. Yapılan uyumlu eylem, rekabeti tamamen ortadan kaldırma amacını taşımayabilir. Rekabeti kısmen de olsa sınırlandırabilir. Bu durumda kartelleşme amacı olmadığı söylenemez. RKHK m.4’te düzenlenmiştir. Bu haller sayılanlarla sınırlı değildir: “a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi, b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü, c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi, d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi, e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması, f) Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi, Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin,rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. Ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” Belli durumlarda, uyumlu eylemin varlığı anlaşıldığında, haksız rekabetin varlığı karine olarak kabul edilir. Bu durumda rekabetin bozulmadığının ispatı firmalara aittir. 2. Hakim Gücün Kötüye Kullanılması : RKHK m.6’da düzenlenmiştir. Buna göre: “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır: a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması, c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi, d) Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler, e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması.” 3. Birleşme veya Devralmalar : RKHK m.7’de düzenleme altına alınmıştır: ”Bir ya da birden fazla teşebbüsün hakim durum yaratmaya veya hakim durumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak, ülkenin bütünü yahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün ya da kişinin diğer bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve yasaktır.” Rekabet kurulu, birleşmelerin Rekabet Kanunu’nu ihlal edip-etmeyeceğini değerlendirir. Dünya çapındaki birleşmeler de inceleme altında olur. Birleşme nedeniyle zarar görenler Rekabet Kurulu’na itiraz ederler ve bu itiraz üzerine inceleme yapı |
||||||||||
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | ||||||||||
|
TİCARİ DEFTERLER
Defter tutmak, tacir açısından hem bir zorunluluk hem de ihtiyaçtır. TTK m.66, yaptıkları işlemleri kontrol edebilmek için tacirlerin defter tutmasını zorunlu kılmıştır. M.66’da tacirlerin hangi defterleri tutacağı düzenlenmiştir. Bunun için, defteri tutacak tacirin nevine göre farklı düzenleme getirilmiştir. Buna göre: Gerçek Kişi Tacir Tüzel Kişi Tacir Tüzel Kişiliği Olmayan Tic. İşletmeler Yevmiye D. Yevmiye D. Yevmiye Defteri Defteri Kebir Defteri Kebir Defteri Kebir Envanter Defteri Envanter Defteri Envanter Defteri İ.M.Ö.G.D. İ.M.Ö.G.D. İMÖGD (işletmesinin mahiyeti ve öneminin gerektirdiği diğer defterler) Gerçek kişi tacirin işleri büyükse bu dört defterin hepsini tutmalıdır. Eğer ticari işlerinin kapsamı darsa, ilk üç defter yerine İşletme Defteri de tutabilir. Tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan ticari işletmeler ise işletme defteri tutamaz. Tacir, defter tutma yükümlülüğünü bir başkasına devredebilir. Ancak bir başkasına devretse dahi sorumluluk yine kendisine aittir. Yevmiye Defteri TTK m.70’e göre, yevmiye defteri, kayda geçirilmesi icap eden muameleleri vesikalardan çıkararak tarih sırasıyla ve maddeler halinde tertipli olarak yazmaya mahsus defterdir. Mesela; tacir mal satmış ve karşılığında semen talep etmiştir. Tüm bu işlemler tarih sırasıyla yevmiye defterine alt alta kaydedilir. TTK m.70/IV’e göre, yevmiye defterine geçirilecek kayıtlar haklı sebep olmaksızın 10 günden fazla geciktirilemez. Yevmiye defterinin tutulmasında açılış ve kapanış olayı denilen şekil şartı vardır. Yevmiye defteri kullanılmaya başlanmadan önce, notere götürülerek tasdik ettirilmek zorundadır (açılış onayı). Noter, defterin kaç sayfa olduğunu yazar. Defter bittikten sonra yine notere götürülür ve noter son kaydın altına “görülmüştür” kaydı düşer (kapanış onayı). Defteri Kebir TTK m.71/I’e göre, defteri kebir, yevmiye defterine geçirilmiş olan muameleleri buradan alarak sistemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplayan defterdir. Mesela, satılan mallar tarih sırasıyla yevmiye defterine yazıldı. Bu kayıtlar yevmiye defterinde farklı nevilerdedir. Bu neviler ait olduğu hesap türüne göre defteri kebire geçirilir. Defteri kebir de açılış onayına tabidir. Fakat kapanış onayına lüzum yoktur. Envanter Defteri TTK m.72/I’e göre, envanter defterine, işletmenin açılış tarihinde ve müteakiben her iş yılı sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolur. M.73’e göre, envanter çıkarmak; saymak, ölçmek, tartmak ve değerlendirmek suretiyle bilanço günündeki mevcut, alacak ve borçları kati bir şekilde ve müfredatlı olarak tespit etmektir. M.74’e göre, bilanço; envanterde gösterilen kıymet-lerin tasnifi ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle tertiplenmiş hûlasasıdır. Örn : İş yılı sonunda yapılan işlemler ölçülür, tartılır ve bu kayıtlar envanter defterine kaydedilir. Bu, envanter defterine kaydedilen hususların özeti ise bilançodur. İşletme Defteri TTK m.76’da düzenlenmiştir. Gerçek kişi tacir, geniş işler yapmıyorsa, ilk üç defter yerine sadece bu defteri tutabilir. Bu defterin sol tarafına masraflar, sağ tarafına ise hasılatlar yazılır. Bir tacirin işlerinin dar veya geniş olduğu VUK m.176’ya göre belirlenir. Buna göre tacirler ikiye ayrılır: 1. Birinci sınıf tüccarlar, 2. İkinci sınıf tüccarlar. Birinci sınıf tüccarlar bilanço esasına göre, ikinci sınıf tüccarlar ise işletme esasına göre defter tutarlar. Birinci ve ikinci sınıf tacirler, VUK m.178 ve 179’da düzenlenmiştir. Karar Defteri TTK m.78’de düzenlenmiştir. Karar defteri, tüzel kişiler tarafından tutulan bir defterdir. Bir şirkette genel kurul, ortaklar kurulu ve yönetim kurulu kararları, bu deftere kaydolunur. Toplantıda bulunanların ad ve soyadları, toplantı günü ve yapılan oylama durumu karar defterinde gösterilir. Karar defteri, açılış onayına tabi olup, kapanış onayına tabi değildir. İ.M.Ö.G.D. Her tacir, işletmesinin mahiyet ve önemini değerlendirip, hukuki düzenlemelere göre çeşitli defterler tutar. Mesela; VUK m.197’ye göre, birinci sınıf tüccarlardan devamlı olarak imalat ile uğraşanlar ayrıca bir de imalat defteri tutmak zorundadırlar. Yine, TKK m.326’ya göre, anonim şirketler pay defteri tutarlar. Bu defterler de açılış onayına tabi olup, kapanış için bir onaya lüzum yoktur. İhtiyari (İsteğe Bağlı Olarak Tutulabilen) Defterler Bunlar, herhangi bir kanuni zorunluluk olmamasına rağmen, tacirin kendi isteğiyle tuttuğu defterlerdir. Tacir, değişik gayelerle bu defterleri tutabilir. Mesela; alacak defteri ve cari hesap defteri, bu tür defterlerdendir. Bunlar onaya tabi değildirler. Ancak, bu tür bir defter kullanılmak isteniyorsa, kullanmaya başlamadan önce, defterin tür ve niteliğini gösteren bir beyanname ticaret sicil memuruna verilmelidir. Tacir, bütün bu defterleri, usulüne göre tutmak zorundadır. Defter tutulmasına dair genel ve özel şekil şartlarına uymalıdır. Genel Şekil Şartları: 1. Açılış onayı 2. Kapanış onayı 3. Sicil memuruna beyanname verme yükümlülüğü 4. Defterlerin içeriğine ilişkin yükümlülük Açılış Onayı : Tacir hangi defterleri tutmak zorundaysa, bu defterlerin tümü açılış onayına tabidir. Açılış onayı için yetkili mercii kural olarak noterlerdir. Ancak, VUK m.200 vd’daki hükümlerde bir istisna getirilmiştir. Buna göre, anonim ve limited şirketler, sadece kuruluş aşamasında defterlerini notere veya ticaret sicil memurluğuna onaylatabilirler. Onay işlemi ticaret sicil memurluğuna yapılmışsa, ek bir işleme gerek yoktur. Notere yapılmışsa, 7 gün içinde, defterlerin mahiyetine ilişkin bilgiler ticaret sicil memurluğuna bildirilmelidir. Kapanış Onayı : Yevmiye defteri ve envanter defteri kapanış onayına tabidir. Tasarı ile, tüm defterlerin kapanış onayına tabi olacakları hükmü getirilmektedir. Sicil Memuruna Beyanname Verme Yükümlülüğü : Tutulması zorunlu olan defterler ile isteğe bağlı olarak tutulan defterlerin nevi, sayfa sayısı gibi bilgiler, 2 nüsha halindeki beyannameye yazılır ve bu defterler kullanılmaya başlanmadan önce ticaret sicil memurluğuna verilir. Ticaret sicil memuru bunu onaylar ve bir nüshasını geri gönderir. Tacir, beyanname vermezse, doğabilecek ihtilaflarda bu defterleri lehine delil olarak gösteremez. Defterlerin İçeriğine İlişkin Yükümlülük : TTK m.75’e göre, defterler, açık seçik, kolay anlaşılır, doğru, eksiksiz, Türkçe ve Türk Lirasıyla tutulmalıdır. Özel Şekil Şartları ise, her defter için ayrı ayrı düzenlenir. Bunlara da uyulması zorunludur. Ek Yükümlülükler Defter ve Belgelerin Saklanması Yükümlülüğü : Bu husus, TTK m.66/II’de düzenlenmiştir. Bu fıkradaki “gibi” ifadesi önemlidir. Zira, defter ve belgeler maddede sayılanlarla sınırlı değildir. Saklama süresi 10 yıldır. Tacir, ticareti terk etse dahi, bu defter ve belgeleri 10 yıl boyunca saklamalıdır. İşletmesini devrederse, devralan; tacir ölürse, mirasçısı; mirasçısı yoksa, Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bu defterler 10 yıl boyunca saklanmalıdır. Kollektif ve komandit şirketler 10 yıl içinde şirket son bulursa, mahkeme, saklama görevini notere veya ortaklardan birine verir. Anonim ve limited şirketlerde ise bu görev sadece notere aittir. TTK m.68/IV’te defterlerin 10 yıl saklanamaması durumu düzenlenmiştir. Tacirin zayi iddiası samimi ve inandırıcı olmalı, tacir, basiretli bir tacirden beklenen her türlü ihtimamı göstermiş olmalıdır. Bu durumda, tacir, mahkemeden defterin zayi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde zayi belgesi ister. Teslim ve İbraz Yükümlülüğü : TTK m.79-80’de düzenlenmiştir. Gerekli olan durumlarda defterler incelenebilir. Bu durumlar ise sınırlıdır. Teslimde defterlerin tamamı inceleyecek olan makama teslim edilir ve defterlerin amamı incelenir. Teslim, tacir için ağır olduğu için 3 durumla sınırlandırılmıştır: · Şirket işi · Miras işi · İflas işi İbrazda ise teslimde farklı olarak defterlerin tamamı değil, sadece uyuşmazlık ile ilgili olan kısmı incelenir. Ya defterin uyuşmazlıkla ilgili olan kısmıyla ilgili suret çıkarılır ve bu suret noter tarafından onaylanır, ya da bir bilirkişi tarafından bu bölüm incelenir. Bu yükümlülükler yapılmazsa, tacir, çeşitli hukuki ve cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalabilir. Tacir, defter tutma işini başkasına verebilir ancak yine de hukuki sorumluluk kendisine aittir. Hukuki sorumluluklar: 1. Zorunlu defterleri hiç ya da gereği gibi kullanmayan tacir, bu defterleri kendi lehine delil olarak kullanamaz 2. Beyanname verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen tacir, bunları kendi lehine delil olarak kullanamaz 3. Ticari defterlerini onaylatmayan tacir, bu defterler zayi olursa zayi belgesi alamaz 4. Herhangi bir geçerli sebeple defterli zayi olan tacir, zayi belgesi almaz ve bir uyuşmazlık çıktığında defterleri ibraz etmesi gerekirse, ibrazdan kaçınmış sayılır. Cezai Sorumluluklar : Tasarıda defterlerin delil olmasıyla ilgili hükümler yoktur. Yani, defterlerin ticaret hukuku açısından delil olma niteliği tasarı ile kaldırılmaktadır. Ancak, bu defterler, medeni usul açısından bir takdiri delil olabilir. Defterlerin lehe delil olabilmesi için; 1. İhtilafın kaynağı ticari bir iş olmalı. Tarafların ikisi için de ticari iş olmalı. Ancak yayma kriteri burada kullanılamaz. 2. İhtilafın her iki tarafı da tacir olmalıdır. 3. Sadece onaya tabi defterler delil olarak kullanılabilir. 4. Tacirin tuttuğu tüm defterler birbirini teyit etmeli, birbirleriyle çelişki halinde olmamalıdır. 5. Defterler, kanundaki şekil şartlarına uygun olarak tutulmuş olmalıdır. 6. Hasım taraf defter tutma yükümlülüğünü hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş olmalıdır. 7. Tamamlayıcı yemin verilmesi zorunludur. Yeminin içeriği, lehe delil olacak kaydın doğru olduğuna ilişkin olmalıdır. Defterlerin aleyhe delil olması için; 1. İşin, taraflardan sadece birisi için ticari iş olması yeterlidir. 2. Tarafların her ikisinin de tacir olmasına gerek yoktur. Defterleri aleyhine delil olacak kişini tacir olması yeterlidir. 3. Defterler kanuna uygun olarak ya da uygun olmayarak tutulmuş olabilir. 4. Tacirin tuttuğu defterlerin birbirini teyit etmesine gerek yoktur. 5. Tacir kendi defterlerindeki aleyhine delil teşkil eden kayıtların aksini delillerle ispatlamamış olmalıdır. 6. Kesin yeminin icrası. Kesin yemine başvurulabilmesi için kişinin başka bir delilinin olmaması gerekir. CARİ HESAP TTK m.87 vd. düzenlenmiştir. Cari hesap sözleşmesi, para, mal, hizmet ve diğer hususlardan doğan karşılıklı alacakların ayrı ayrı istenmeyip bunların cari hesap sözleşmesine kaydedilip, belli bir süre talep edilmesinden vazgeçmedir. Örn : takım elbise A, B’ye kumaş; B de A’ya takım elbise A B satıyor. Ticari ilişkiyi hızlandırmak için Kumaş cari hesap sözleşmesi ortaya çıkıyor. Bu Sözleşmenin süresi dolduğu zaman karşılıklı Borç ve alacaklar hesaplanır ve borçlu olan taraf, borcunu öder. Cari hesap sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki tarafın da tacir olması zorunlu değildir. Tacir olmayan kişiler arasında da cari hesap sözleşmesi yapılabilir. A ve B tacir olmasa bile bu iş bir ticari iştir. Ancak cari hesap sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekir. Bu bir ispat değil, geçerlilik şartıdır. Sözleşmeyi her iki taraf da imzalamak zorundadır. Kanunda belirtilen şartlar oluşsa bile, arada yazılı bir sözleşme yoksa, cari hesap sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bankalarla müşteriler arasındaki kredi sözleşmelerinin cari hesap sözleşmesi olup-olamayacağı hususu tartışmalıdır. Yargıtay’a göre, burada müşteri hiçbir zaman alacaklı durumuna gelmediğinden, her zaman borçlu olduğundan dolayı, kredi sözleşmeleri bir cari hesap sözleşmesi değildir. Doktrinde bir kısım yazar ise, müşterilerin de alacaklı durumuna geçebileceğini, bu yüzden bunların da cari hesap sözleşmesi sayılabileceğini savunmaktadır. Ancak, normalde, müşterilerle banka arasında cari hesap sözleşmesi yapılabilmesi için hiçbir engel yoktur. Problem, (tüketici, konut, araç kredileri gibi) normal kredi sözleşmelerindedir. Örn : Banka, müşteriye istediği zaman kullanabileceği 50.000 YTL ayırırsa, müşteri ile banka arasında cari hesap sözleşmesi yapılmıştır. Bu sözleşmeye dayanarak müşteri, alacaklılarını bankaya yönlendirebilir. Sözleşmenin süresi dolduktan sonra borçlar ve alacaklar hesaplanır. Sözleşme sonunda banka müşterinin 45.000 YTL’sini harcamışsa, kalan 5.000 YTL’yi müşteriye öder. Cari hesap sözleşmesinde taraflar karşılıklı olarak birbirlerinden alacakları ve borçlarını istemekten vazgeçmişlerdir. Kredi kartı sözleşmesine, cari hesap sözleşmesi niteliği verilmemişse, dönem sonunu bekleme yükümlülüğü doğmaz. Mesela; A’nın bankaya 1.000 YTL borcu varken, yanlışlıkla 1.100 YTL ödemiş ve ertesi gün bunu fark etmişse, cari hesap sözleşmesi yoksa bunu hemen geri isteyebilir. İki kişi aralarında cari hesap sözleşmesi yaptıklarında, hangi alacak ve borçlarını cari hesap sözleşmesi içine dahil etmek istiyorlarsa, bunları serbestçe anlaşmaya dahil edebilirler. Ancak kanun bunu 3 halle sınırlandırmıştır: 1. Takası mümkün olmaya sözleşmeler cari hesap sözleşmesine giremez. Takas için; a. Alacakların karşılıklı olması, b. Alacakların muaccel olması, c. Alacakların aynı mahiyet ve nitelikte olması, d. Alacakların geçerli ve dava edilebilir olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan bir alacak, cari hesap sözleşmesine konu olamaz. 2. Belirli bir yönde sarf edilmek için gönderilen alacaklar cari hesap sözleşmesine dahil edilemez. 3. Emre amade tutulmak üzere verilmiş olan alacaklar cari hesap sözleşmesine dahil edilmez. Mesela; banka ile müşteri arasında gerçek anlamda bir cari hesap sözleşmesi vardır. Müşteri, cari hesap sözleşmesinin dışında ayrıca bir mevduat hesabı açtırıyor. Banka, mevduat hesabındaki parayı cari hesap sözleşmesi gereği mahsup edemez. Bazı alacakların cari hesap sözleşmesine dahil edilebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir: · Kural, cari hesap sözleşmesi yapıldıktan sonraki tarihte doğan alacakların cari hesaba dahil edilmesidir. Ama taraflar bundan önceki alacakların da cari hesaba geçirilmesini kararlaştırabilirler. Bu, alacağın yenilendiği anlamına gelmez. Alacak, hesap devreleri sonunda yenilenir. · Eğer, muaccel olmayan bir alacak, cari hesap sözleşmesine dahil edilmişse, bu alacak, vadesinden sonra geçerli olur. Vadeden sonra bu alacak alınmazsa, cari hesap sözleşmesinden çıkarılır. Cari Hesap Sözleşmesinde Süre 1. Anlaşma Süresi : Cari hesap sözleşmesinin geçerli olacağı süredir. Mesela, cari hesap sözleşmesinin 3 yıl süre ile geçerli olacağı kararlaştırılabilir. Böyle bir sürenin belirlenme zorunluluğu yoktur. Süre belirlenmişse, belirsiz süreli cari hesap sözleşmesinden bahsedilir. 2. Hesap Devreleri : Anlaşma süresinin içinde yer alırlar. Amaç, zaman zaman yapılmış işlemleri gözden geçirmektir. Bu süreler, sözleşme ile serbestçe belirlenebilir. Böyle bir süre kararlaştırılmazsa, sonradan karışıklık çıkabilir. Eğer sözleşmeye bu yönde bir hüküm konulmamışsa, bununla ilgili bir teamülün olup-olmadığına bakılır. Teamül de yoksa, bu devreler, TTK m.92/II’ye göre takvim yılın sonu olarak kabul edilir. Devrelerin sonunda, taraflar, birbirlerinden alacaklarını talep edemezler. Tespit edilen borç, bir sonraki hesap devresine ilk alacak olarak kaydedilir. Anlaşma süresi sonuna kadar bu borç talep edilemez. Yani, hesap devresinin tek amacı, hesabı gözden geçirmektir. Anlaşma süresinin sonuna kadar, taraflar birbirlerinden bakiyelerini talep edemezler. Cari hesap sözleşmesinde, hesabı kimin tutacağı karalaştırılabilir. Kararlaştırılmamışsa, taraflardan her biri tutabilir. Hesap cetvelinin karşı tarafa gönderilmesinde herhangi bir sınır yoktur, her şekilde gönderilebilir. Ancak, şu 3 şekilde ve bir ay içinde hesap cetveline itiraz mümkündür (TTK m.92/II): · Noter · Taahhütlü mektup · Telgraf Buradaki itirazın şekli TTK m.20’den kaynaklanmamaktadır. Tasarıda, bu üç başlığa bir de güvenli elektronik imza eklenmiştir. Örn : B, A’ya hesap cetvelini gönderdi. B, buna 1 ay içinde itiraz etmezse, bu hesap cetvelini kabul etmiş sayılır. Yani, bu bir aylık süre içinde itiraz edilmezse, ispat yükü yer değiştirir. 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde bu miktar dava edilebilir. Zamanında itiraz etmeyen taraf, davada, bu miktarın gerçek miktar olmadığını ispat etmek zorunda kalır. Faizin veya miktarın yanlış hesaplanması gibi birtakım maddi hatalar varsa, bunlara 1 ay içinde itiraz edilmese bile her zaman bu hataların düzeltilmesi talep edilebilir. Ama bu miktara yok deniliyorsa, burada itiraz süresi geçirildikten sonra, ancak dava yoluyla ileri sürülebilir. Alacağın Cari Hesaba Geçirilmesinin Hüküm ve Sonuçları · Bir alacağın cari hesap sözleşmesine dahil edilmesi yenileme olmaz. Yenileme, hesap devreleri sonunda olur. Mesela; ipotek yapıldı ve bu ipotek, cari hesap sözleşmesine dahil edildi. Yenileme, teminatı ortadan kaldırmaz. Teminat (ipotek), sözleşme sona erene kadar devam eder. · Bir alacağın cari hesap sözleşmesine dahil edilmiş olması, bu alacağa ilişkin dava ve savunma imkânlarını ortadan kaldırmaz. Sadece alacağın bağımsız olarak talep edilmesini ortadan kaldırır. Mesela; karşı tarafa kumaş gönderildi. Alacağı cari hesaba yazdık. 3 gün sonra bu kumaşın ayıplı olduğu fark edildi. Bunun için dava açılabilir. Ama alacak bağımsız olarak talep edilemez. Bu davada sözleşmenin feshi, sözleşmenin butlanı vb karar verilebilir. Bu durumda bu alacak sözleşmeden çıkartılır. · Alacağın cari hesaba geçmesi, faiz konusunda da birtakım sonuçlar doğurur. Mesela, alacak, cari hesap sözleşmesine alındığı tarihten itibaren kapital faiz uygulanır. Bakiyeyi tespit ettikten sonra, bakiye üzerine faiz uygulanır. Eğer hesap devreleri 3 aydan fazlaysa, bileşik faiz de uygulanabilir. Cari hesap sözleşmesinde taraflar faiz karalaştırmasa bile, faiz istenebilir. Çünkü, bu iş bir ticari iştir. · Alacak yanında, komisyondan doğan bir ücret varsa, alacağın cari hesaba geçmesi, bunların istenmesine engel değildir. · Cari hesaba kaydedilen bir alacakla, kaydedilmeyen bir alacak takas edilemez. · Cari hesaba kaydedilen bir alacağın temliki veya rehni mümkün değildir. Örn : A B 04.04.2006 04.06.2006 04.08.2006 04.04.2008 Hesap Devresi C, A’nın alacaklısıdır. C, A’nın B’den olan alacağına müracaat edemez. Bakiyeye müracaat edebilir. C, bakiyeye 04.06.2006 tarihinde haciz koydu. Bu durumda bu zamana kadar olan hesaplar tespit edilir. A’nın 15 gün içinde bu haczi kaldırması gerekir. Kaldırmazsa, B, 15 gün içinde isterse, cari hesap sözleşmesini feshedebilir. Tespit sonucu A’nın B’den alacaklı olduğu anlaşılırsa ve B de cari hesap sözleşmesini feshetmezse, haciz konulan tarih olan 04.06.2006 tarihinden sonra, artık, C’nin durumunu ağırlaştırıcı birtakım kalemler kaydedilemez. Haciz anından önce doğmuş olan bir hukuki ilişkiden ileri gelen kalemler bu yasağın kapsamı dışındadır. Cari Hesap Sözleşmesinin Sona Ermesi Sözleşme, belirli süreli olarak yapılmışsa, bu sürenin bitimiyle sona erer. Süre bittiği halde sözleşmeye devam edilirse, sözleşme belirsiz süreli olur. Taraflardan birinin iflası ya da bir alacaklının bakiyeyi haczettirmesi sonrasında tarafça haczin kaldırılmaması üzerine diğer tarafın sözleşmeyi feshetmesi veyahut da taraflardan birinin ölümü ya da kısıtlanmasıyla cari hesap sözleşmesi sona erer. Zamanaşımı Zamanaşımına ilişkin davalar, 5 yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m.99). |
||||||||||
|
|
|
|
|
#4 (permalink) | ||||||||||
|
TACİR YARDIMCILARI
Tacir yardımcıları kavramı, ticari işletmenin yayılmasıyla, genişlemesiyle ortaya çıkmış önemli bir kurumdur. İki gruba ayrılır. 1. Ticari işletmenin içinde, kendisine ait ticari bir eşletmesi olmayan, tacire kolaylık sağlayıcı faaliyette bulunanlar (bağlı tacir yardımcıları) 2. Ticari işletmenin dışında, kendine ait işletmesi olan ve tacire yardımcı olan şahıslar (bağlı olmayan tacir yardımcıları) Bağlı Tacir Yardımcıları Bağlı tacir yardımcıları da kendi içinde iki gruba ayrılır: a) Temsil yetkisi olmayan bağlı tacir yardımcıları ( işçiler ve müstahdemler. Bunlar, iş hukukunun konusuna girmektedir) b) Temsil yetkisini haiz bağlı tacir yardımcıları i. Ticari mümessil ii. Ticari vekil iii. Seyyar tüccar memuru Bunlarla ilgili olarak Ticaret Kanunu’nda konulmuş bir hüküm mevcut değildir. BK m.449 vd maddeleri bu üç grup tacir yardımcılarıyla ilgili hükümler içerir. Ticari Mümessil Ticari mümessil, en önemli tacir yardımcısıdır. BK m.449’a göre, ticari mümessil, “bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir”. Ticari işletmeyi dış ilişkide temsil, iç ilişkide yönetim yetkileri vardır. Bu yetkilerini kullanabilmesi için imzaya yetkili kılınmıştır. Bir şahıs, işletmeyi yönetme ve dış ilişkilerde de temsil etme yetkileriyle donatılmışsa, ticari mümessildir. Yetkilendirme açık veya zımni olabilir. BK’ya göre, esnaf işletmelerine de ticari mümessil atanabileceği düzenlenmiştir. Ancak, esnaf işletmelerine ticari mümessil tayin edildiği takdirde, ticari işletmeden farklı olarak, bu hususun tescili gerekir. Ticari işletmeye ticari mümessil atanması için tescil ve ilan zorunlu olmamakla birlikte, istenirse, ticari işletmeyle ilgili diğer işlemlerde olduğu gibi, bu da tescil ve ilan edilebilir. Bu durumda, yapılan tescil, açıklayıcıdır. Tescil zorunlu olmadığından, bir ticari işletmenin ticari mümessilinin olup-olmadığına bakılırken, sicil kayıtları değil, somut olayın özellikleri daha ön planda tutulur. Esnaf işletmeleri için tescil zorunlu olduğundan, yapılan tescil kurucu niteliktedir. Kanunda, ticari mümessili, işletme sahibinin atayacağı düzenlenmiştir. Ancak bu tabir, oldukça dardır. Bunun geniş yorumlanması ve “bir ticari işletmeyi işleten kişi” olarak anlaşılması gerekmektedir. Mesela, bir gayrimümeyyizin işletmesini velisi işletiyorsa, atamayı gayrimümeyyiz değil, velisi yapacaktır. Vasi ise, bir ticari mümessil atayamaz. Zira, kanun, bazı işlemlerin kısıtlı adına yapılmasını tamamen yasaklamıştır. Kısıtlının yapamayacağı bu işlemi vasi ise elbette ki yapamayacaktır. Yine, bir ticari mümessil de açıkça yetkilendirilmediği sürece bir ticari mümessil atayamaz. Zira, ticari mümessil ancak sahip olduğu yetkileri kullanabilir. Ticari mümessil atama işlemini anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdürler ve kollektif şirketlerde de idareciler yapabilir. Ticari mümessil atamak zorunlu değildir. Bu, yardımcı bir müessesedir. Bu nedenle ticari mümessil atanması tamamen isteğe bağlıdır. Ancak bunun bir istisnası vardır. Buna göre; merkezi yurt dışında olan bir şirketin Türkiye’de şube açması durumunda bu şube için bir ticari mümessil atanması zorunludur. Kimler Ticari Mümessil Olarak Atanabilir? Ticari mümessilin sahip olduğu yetkiler, şahsa bağlı bir durum oluşturduğundan, ancak tam ehliyetli gerçek kişiler ticari mümessil olarak atanabilir (Ancak bu durum tartışmalıdır. Bu, hocanın görüşüdür). Başka bir ticari işletmesi iflas etmiş olan kimse de ticari mümessil olarak atanabilir, bunun için bir engel yoktur. Temsil Yetkisinin Kapsamı Ticari mümessilin sahip olduğu yetkilerin kapsamı BK m.450’de sayılmıştır. Buna göre ticari mümessil; “hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı, müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve onun namına müessesenin gayesine dahil olan bilumum tasarrufları yapmak selahiyetini haizdir”. Yani, ticari işletme sahibi, hangi işleri yapabiliyorsa, ticari mümessil de hemen hemen aynı işleri yapabilmektedir. Bunu, kanundaki kambiyo taahhütlerinde bulunmak ibaresinden anlıyoruz. Zira, bir ticari işletme açısından kambiyo taahhüdünde bulunmak oldukça önemli bir iştir. Bu yetkiyle donatılan bir kimse, kalan işleri haydi haydi yapabilecektir. Ancak, mümessilin yapacağı işler, ticari işletmenin gayesine dahil olan tasarruflardır. İşletmenin gayesi ise, kâr elde etmek ve bu kârı dağıtmaktır. Ticari mümessil, işletmenin bu gayesine dahil olmayan ve hatta işletmenin sona ermesine yol açacak rehin, devir, fesih gibi işlemleri ise yapamayacaktır. Ayrıca, ticari mümessil, açıkça yetkilendirilmedikçe, işletmeye ait olan gayrımenkulleri satamaz ve üzerlerinde ayni hak tesis edemez (BK m.450/II). Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması BK m.451’e göre, temsil yetkisi iki şekilde sınırlandırılabilir: 1. Sadece belli bir şube ile olmak üzere sınırlandırma yapılabilir, 2. Birlikte temsil, çift imza ihdas edilebilir. Ancak, bu sınırlamaların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için bunların tescil ve ilan edilmesi gerekir (sicilin müspet fonksiyonu). Sınırlandırmaya ilişkin bu tescil ve ilan, hem esnaf işletmeleri hem de ticari işletmeler bakımından geçerlidir. Bu iki hususun dışında kalan sınırlandırmalar tescil ve ilan edilmez. Dolayısıyla da üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmaz. Ancak üçüncü kişiler sınırlandırma konusundan haberdar ise, iyiniyetleri ortadan kalkar. Ticari mümessil, ticari işletme konusu olan bir işle ilgili kendisi iş alamaz (rekabet etme yasağı). Sona Erme Halleri (m.456) Öncelikle, bu yetki geri alındığı zaman, atama nasıl yapılmış olursa olsun, mutlaka tescil ve ilan edilmelidir. Tescil ve ilan yapılmadığı zaman, üçüncü şahısların iyiniyeti ortadan kalkmaz. Çeşitli sona erme haller vardır, bunlar: · Azil : İşletme sahibi, ticari mümessili her zaman azledebilir. Ancak, bu hakkını kullanırken, mümessilin zarara uğramamasına dikkat edilmelidir. · İstifa : Mümessil de her zaman istifa edebilir. Ancak, bu da, istifa ederken, işletmeyi zarara uğratmamaya dikkat etmelidir. · Ölüm : İşletme sahibinin ölümü mümessilliği sona erdirmez. Mirasçılar, dilerse bu mümessilliği devam ettirebilir. İlişkiyi sona erdiren, mümessilin ölümüdür. Zira, mümessillik, şahsa bağlı bir durumdur. · Ehliyetin Sınırlandırılması veya Kaybı : Burada da işletme sahibinin ehliyetinin sınırlandırılması mümessillik ilişkisini sona erdirmez. Mümessilin ehliyetinin sınırlandırılması ve kaybı durumunda ise, atama şartı olan tam ehliyet ortadan kalkacağından, mümessillik sona erer. · İflas : Mümessilin kendisine ait başka bir işletmesi nedeniyle iflas etmesi, mümessillik ilişkisini sona erdirmez. Burada mümessillik yapılan işletmenin iflası, mümessillik ilişkisini sora erdirir. · Devir : İşletme üçüncü bir şahsa devredildiğinde mümessillik sona erer. Zira, mümessillik bir güven ilişkisidir. İşletmeyi devralan, başka biriyle devam etmek isteyebilir. Şirketlerde, fesih ve tasfiye aşaması ticari mümessilliği sona erdirmez. İlişki, tescil ve ilanla sona erene kadar devam eder. Ticari Vekil BK m.453’e göre, ticari vekil, “ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir”. Ticari vekil, mümessilden farklı olarak, esnaf işletmeleri için atanamaz, sadece ticari işletmeler için atanabilir. İkiye ayrılır: 1. Genel Yetkili : Eğer işletmedeki bütün işler için atanmışsa, genel yetkili bir ticari vekil söz konusudur. 2. Özel Yetkili : Sadece bazı işler için yetki verilmişse de özel yetkili ticari vekilden söz edilir. Örn : Bir süpermarkette kasiyerler, reyon görevlileri, manav görevlileri ve bir de şef ya da müdür vardır. Bunların her birine belirli muameleler için yetki verilmiştir. Kasiyerler, reyon ve manav görevlileri, özel yetkili ticari vekillerdir. Marketteki şef ya da müdür ise genel yetkili ticari vekildir. Ticari mümessil ile ticari vekil arasındaki fark yetkide kendini gösterir. Vekillerin mutad işlemler dışında yetkileri yokken, mümessiller bilumum muamelelerde bulunur. Ticari vekiller işletme sahibi adına borçlanamaz, özel olarak yetkilendirilmedikçe kambiyo taahhüdünde bulunamaz. Bazen, genel yetkili vekille, ticari mümessil arasında tereddüt uyanabilir. Bu durumda iyiniyetli şahısları korumak maksadıyla bu kişi, ticari mümessil kabul edilir. Ticari mümessilin atanması, hiçbir şekle bağlı değildir. Zımni, sarih, yazılı, sözlü olabilir. Keza yetkinin sınırlandırılması da üçüncü şahıslar tarafından anlaşıldığı sürece her şekilde yapılabilir. Önemli olan bilinebilir olmasıdır. Ticari vekilin yetkilerinin geri alınması da mümessile benzer. Fark, şekil açısından kendini gösterir. Üçüncü şahıslarca bilinebilir olması kaydıyla şekle bağlı değildir. Ticari vekillerin rekabet yasağı da (m.455) ticari mümessilinki gibidir. Seyyar Tüccar Memurları (m.454) BK m.454 hükmüne göre, seyyar tüccar memuru, “bir müessese için merkezinin haricindeki mahallerde muamele icra eden seyyar memurlar, müessese namına sattıkları malın bedelini almak ve makbuz vermek ve borçluya mehil ita etmek yetkisini haiz sayılırlar”. Bunlar, uygulamada karşımıza çıkan pazarlamacılardır. Sattıkları malın bedelini alabilir, bedel karşılığı makbuz verebilir ve ödemeyle ilgili bir vade tayin edebilirler. Bunlar, yaptıkları işlemle sınırlandırılmışlardır. İşlemi yapan başka bir pazarlamacı veya işletme sahibiyse, bununla ilgili yetkileri yoktur. Mesela, bir pazarlamacının sattığım malın bedelini, diğer bir pazarlamacı tahsil edemez. Bunların yetkilerinin sınırlandırılması da iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Ancak, sınırlamayı bilenlere karşı hüküm ifade edebilir (müspet vukuf). Atanmalarında bir şekil şartı aranmaz. Ancak, bunlar açısından bir yetki belgesinin bulunması faydalıdır. Eğer bir yetki belgesi verilerek atama yapılmışsa, ilişkinin sona ermesi halinde bu belge geri alınmalıdır. Rekabet yasağı ve yetkinin sona ermesiyle ilgili yukarıda anlatılanlar, seyyar tüccar memurları açısından da aynen geçerlidir. Ancak, farklı olarak, yetkinin sona ermesinde bir şekil aranmamaktadır. Bağlı Olmayan Tacir Yardımcıları Bağlı olmayan tacir yardımcıları 3 gruptur: 1. Ticaret İşleri Tellallığı (TTK m.100-115) 2. Acentelik (TTK m.116-134) 3. Komisyonculuk a. Taşıma İşleri Komisyonculuğu b. Gümrük Komisyonculuğu |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 5 önemli Ders | rojhat_temo | İlginç Konular | 1 | 08-14-2008 03:34 PM |
| Ticari İşletme Ders Notları I. Dönem | Bozo | İşletme | 7 | 05-07-2008 06:34 PM |
| Ticari İşletme Nedir? | Bozo | İşletme | 0 | 05-07-2008 06:29 PM |
| Gençlerbirliği maçı öncesi antreman notları | Mirza | Fenerbahçe | 0 | 05-03-2008 04:05 PM |
| Finansal yönetim ders notları | Albatros | İşletme | 0 | 05-02-2008 04:36 PM |