Tedavide rol kabullerinin değişmesi
Bin yılların toplumsal geleneğinin yarattığı anlayışın yol açtığı duygu, durum bozukluluklarının ve bu bozukluklardan en yaygın olan depresyonun tedavisinde nasıl bir yaklaşım sergilenirse daha etkili sonuca varılır? Depresyon, bireysel terapilerle ne düzeyde aşılır? Depresyonlu kadın, sorunlarının nedenlerini nasıl açıklıyor? Depresyon tedavinde uygulanan bilişsel-davranışçı yöntemde kadının hangi bilişlerinin değiştirilmesi gerekir?
Cinsiyete göre roller anlayışı, kadınlara belirlenen roller dışında bir şey yapamayacaklarını öğretmiştir. Cinsiyet rolleri konusunda kadının sahip olduğu bu biliş, onu belirlenen roller dışına çıkmamasına yol açmaktadır. Bu düşünceye sahip olan her bir kadın yeri geldiği zaman kalıp davranışların dışına çıkılmasına bile karşı çıkmaktadır. Davranışlarına ilişkin bu sınırlama onu çaresiz, bir şeyleri değiştiremeyen bir özelliğe sahip olmasına neden olmaktadır. Sorunlar ve sorunlara çözüm konusunda kadınların kayıtsız kalmalarını en büyük nedeni de bu olmaktadır. Bu nedenle depresyonlu kadın hastalarda, sınırlandırılmış rollere ilişkin bir farkındalığın oluşturulması ilk adım olmalıdır. İkinci adım da cinsiyetlerin rollerine ilişkin sahip oldukları bilişlerin değiştirilmesidir. Bunun için kadın-erkek cinsiyetleri arasındaki ilişkilere yaklaşım ele alınmalı ve bu ilişkiler yeniden tanımlanmalıdır. Bu yolla geçmişten beri öğretilegelen 'kadın çalışamaz, kadın kendine bakamaz, kadın erkeğinin her dediğini yapmak zorunda, kadın yalnızca ev işlerini yapar, kadın evi geçindiremez, erkeği olmazsa kadın geçimini sağlayamaz' gibi kadına ilişkin şemalar bozulur. Bozulan bu şemaların yerine bunların tam tersi ifadeler geçerliliği üzerinde durulur ve bunların kabul edilmesi sağlanır. Bu yolla kişi, kendisine yönelik kaybettiği güveni yeniden kazanabilir. Yeni bilişlerinde kadının adım atacağı alan çok daha geniş olduğu için bir şeyler yapabilme umudu doğar. Yani her türlü engellelere rağmen yapabileceği bir şeylerin olduğunu farkına varması önemlidir. Sorunlarının çözümü için sorun kaynağı olan erkekten çözümü beklemek yerine, kendisi çözüme doğru adım atmaya başlaması en önemli hedeftir. Bu aşamadan sonra kadına atabileceği en küçük adımdan başlayarak davranışlarını değiştirmesi konusunda program oluşturulması gerekir.
Kadınlarda depresyonun tedavisi yalnızca bireysel terapilerle sağlanamaz. Depresyonun sıklığının kadınlarda çok daha yoğun görünmesinin nedeni kadınların toplumda dezavantajlı durumda bulunduklarından kaynaklı olduğunu belirtmiştim. Cinsiyetler arasındaki bu dezavantajın giderilmesi depresyonun nedenlerini en aza indirecektir. Geleneksel cinsiyet ayrımcılığına dayalı toplumsal yapıların bir yansıması olan yönetim organlarının bu güne kadar bu kabulleri değiştirmemiş olmaları kadın aleyhinde yaşanan çatışmalara da çözüm konusunda da bir irade geliştirmemelerine yol açmıştır. Bunun için de cinsiyet rollerine ilişkin devletin yönetim organlarının sahip olduğu ve kadını dezavantajlı konuma sokan kabullerinin değişmesi gerekir. Yani baba rolünü üstlenen yöneticilerin bilişlerinin değiştirilmesi gerekir. Yöneticilerde değişim yaşanırsa toplumda da bir değişiklik ortaya çıkar. Toplumunun soruna ilişkin kabullerinin bir bütünen değişmesi gerekir. Bu da toplumun terapiye alınması demektir yani toplumsal terapi.
Özetle, depresyon hastalığı artık yaşamın ayrılmaz bir öğesi haline gelmiştir. Günde binlerce, on binlerce kişi, psikiyatristlere, psikologlara başvurmaktadır. Hasta olup da başvurmayanların sayısı ise belli değil. Başvuruların giderek artması elbette güzel ve iyi bir gelişme. Ancak uygulanan bireysel terapiler ne kadar etkili sonuç verse de esas tedaviyi oluşturmaz. Özellikle kadınlarda depresyonun tedavisi, kadının içinde yaşadığı koşullar bağlamında ele alınmalıdır. Çünkü sorunun esas kaynağı devletin en üst kurumları da dahil toplumun tüm kurumlarının sahip olduğu zihinsel yapıdır. Aile toplumun çekirdek kurumudur. Ailede tırmanan çatışmalar, ailenin içinde bulunduğu toplumun bir yansımasıdır. Buna göre toplum bireylerinin cinsiyet rollerine ilişkin bilişlerinin değiştirilmesi gerekir. Bunun için de bireyleri yöneten kurum temsilcilerinin bilişlerinin değişmesi gerekir. Kadın ve erkeğe ilişkin kabul görülen rollerin tartışmaya açılması ve hangi rollerin çatışmalara yol açtığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Çeşitli kadın kurumlarının bunu yapmış olması yeterli değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarının doğrudan yasalarla destekleyeceği değerlendirmeleri yapmaları gerekmektedir. Kadının yaşadığı ruhsal-duygusal problemlere toplumsal temelde yaklaşmadıkça uygulanan bireysel terapiler de etkili olmayacaktır.
Mesut UMAR