Fikret Güneş, göçmen aileler için danışmanlık alanında çalışıyor. Okul, çocuk yuvası ve aile arasında sağlıklı bir iletişimin kurulması için okuldan okula, yuvadan yuvaya koşturuyor. Ailelerle, öğretmenlerle, yöneticilerle konuşuyor, çeşitli yaşam biçimlerini gözlemliyor. İşinin yanında ayrıca Alevi Kültür Merkezi'nde yöneticilik yapıyor. Almanya'da yaşıyor, ama gönlü çocukluğunun geçtiği topraklarda, dağlarda, Munzur Nehiri'nin kıyılarında dolaşıyor.
Almanya çok meyveli bir bahçe gibidir, tıpkı Anadolu gibi. Çeşit çeşit insanlar, çeşit çeşit dinler, diller ve renkler bir arada yaşar kardeşcesine, yan yana barış içinde. Okullarda çeşitli uluslardan öğrenciler aynı sınıflarda ders yaparlar. Tanışma ve karşılaşmalarda 'Nerelisin?', 'Nerden geldin?', 'Hangi dindensin?', 'Anadilin ne?' gibi sorular sorulur. Fikret Güneş, bu tür sorulara cevap verirken içi 'cız' eder. Anadili Kürtçe'dir, ama dili doğup büyüdüğü o topraklarda dibinden burkulmuştur. inanç biçimi Alevi- Kızılbaştır. Ama onun doğduğu yörelerde insanlar inançlarını özgürce yerine getiremez. Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok yöneticisi hala 21. yüzyılda Hz. Ali'nin fotoğrafına tahammül edemiyor. O Kürt'tür, ama ulusal kimliği hala tanınmıyor. Bir yerde söz açılıp 'ben Kürdüm' dediğinde önce 'Ben Türkiye'nin bütünlüğünden yanayım. Türkiye'yi bölme diye bir sorunum yoktur' diye açıklama gereğini duymaktadır.
'Nerelisin?' sorusuna '[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ]liyim' cevabın verir. Ama [Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ] onun kişisel tarihinde kanayan bir yaradır. Fikret Güneş'in dünyasında '[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ]' kelimesi acıların, kıyımların, korkuların, yasakların, hasretlerin, sevgilerin, güzelliklerin, umudun; kardelenlerin öteki adıdır aynı zamanda.
Abartısız, yalın bir tutumla Fikret Güneş, alçakgönüllü bir yazar tavrıyla kalemini ve kalbini Almanya'dan [Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ]'e, doğup büyüdüğü kardelenlerin memleketine uzatıyor. Görüp yaşadıklarını, duyup anladıklarını öyküleştiriyor. Bu öyküleri ancak [Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ]li bir yazar yazabilirdi. O karanlığı, o kahredici günleri, o zulümleri yaşayan, Kürt ve Alevi kültürü içinde pişmiş bir yazar yazabilirdi. Olaylara bir yazar tanıklığıyla yaklaşıyor. Abartısız, yalın bir tutumla... Açık açık, dobra dobra... Anlatım güzel, etkileyici, akıcı ve sade. Süslemelere hiç ihtiyaç bırakmadan çarpıcı bir dille yazıyor. Öykülerdeki anlatım biçimi destana benziyor. Bu biçim özüne de uygun, bu coğrafyada meydana gelen olaylar, direnişler başlı başına birer destan. Biraz çekinerek, biraz heyecanlanarak kaleme alınan bu öykülerin hepsi gerçek yaşamdan alınmıştır. Bu kitapta kurgu yoktur. Kürtçe düşünülüp Türkçe yazmanın zorlukları hemen hissediliyor. Keşke bu öyküler yazarın anadilinde yazılsaydı, daha etkileyici olurdu. Ama Yazarın anadili soldurulmuş, susturulmuş. Keşke her kuş kendi has bahçesinde kendi dilinde ötseydi. Keşke kardelenler solmassa, kuşların sesi kesilmese, keşke silahlar sussaydı.
[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ] insanının ateşle dansı Fikret Güneş'in öykülerinde kahramanlık öğeleri, [Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ] yöresinden insan manzaraları, Kızılbaşların yaşamlarından kesitler, adalet ve inanç biçimleri genişce yer alıyor. Öyküler içerikleriyle biçimleri birbirine uyumlu. Kardelenlerin güneşe sevdası anlatılıyor; ama anlatılan aslında [Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ] kadınının direnişidir kitaba konu olan. Oğlunu toprağa verirken halaya durmaya yemin eden Bese Ana'nın öyküsü, yasak bölgeye giren Pere Kadın'ın kıvrak zekası ve cesareti, eşi dağa kaldırıp katledilen Gariban Gülmez'in mücadelesi, direnişi, bize [Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir. ] insanının ateşle dansını anlatıyor. Aşiretlerarası kavgada kahramanlaşan oğlunun düşmanına karşı davranışını onaylamayan Cebrail Ağa'nın tutumu, Alevi inancındaki Kirve, Musahip ve dostluklar ustalıkla anlatılmış. 1938 ve 1994 tarihlerinde yakılan, yıkılan köylerin, katledilen canların acıları anlatılıyor.
Anlatılan, öyküleştirilen gerçek olaylar insanı derinden sarsıyor. Unutulmuş büyük acıları, yıkımları yeniden okumak yakın geçmişimize ait tarih bilincimizi tazeliyor. Anadolu'yu Türkleştirme ve Sünnileştirme sürecinde meydana gelen büyük acıları, büyük kayıpları okuyucuya bir kez daha hatırlatıyor. Fikret Güneş 'Kardelenler Güneşi Sever' kitabıyla yazarlık hayatına ilk adımını atıyor. Kendisine başarılar diliyorum. Bu kitap, vicdanı olan, insan sevgisi olan, doğa sevgisi olan her insana çok şey söylüyor.