![]() |
|
||||||||
| Kitap Tanıtım Ve Eleştiri Kitap Tanıtım Ve Eleştirileri bu alanda verilecektir. Kitap Özetleri veya E-Kitaplar vermek yasaktır! |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Kılıcı Kanlı Van’da Aşk Günay Aslan, eserinde aynı zamanda 93 harbi sonrası ciddi bir iktidar sarsıntısı yaşayan Osmanlıyı anlatır. Doğuda birçok vilayet Rusların kontrolüne girer. Günay Aslan'ın soluk soluğa okunacak son çalışması Vaspurakan'a Ağıt, bizi eski zamanların aşk, barış ve kültürler mozaiği olarak da bilinen kadim bir kentte yolculuğa çıkarır. Bu kentin öyküsü, Zaruhi'nin, kızı Didane'nin peşinden ayrılmayan ve kendisi dışında kimsenin göremediği gizemli yılandan; Vaspurakan kentini ermeni kıralı Ara'ya olan aşkının anısına inşa eden Asur kraliçesi Semiramis'in tacını bulmasını dilemesiyle başlıyor. Didane'nin bu dileği bizi bir anda Semiramis'in aşkı için ölümü göze alan, iktidar hırsıyla dolu tutkulu dünyasına götürecektir. Çapkın Semiramis, namı Hindistan, Arabistan ve Bizans'a kadar yayılmış olan ermeni kralı Ara'dan hoşlanır ve onu ülkesine davet eder. Bu daveti geri çevrildiği için Semiramis, ermeni krallığına savaş açar fakat askerlerinden Ara'nın canlı yakalanmasını emreder. Lakin savaşın sonunda Semiramis'e zafer müjdesi Ara'nın ölüm haberiyle birlikte verilir. Çılgına dönen kraliçe Ara'nın hayata dönmesi için her türlü yolu dener. Çaresiz kalan Semiramis, sonsuza dek Ara'nın yasını tutacak ve onun anısına yakışır bir kent kuracaktır. İşte bu tutkunun derin acılarıyla örülü kent Van'dır. Semiramis'in tacı onu dileyen Didane'nin hayatına da mal olur çünkü taç'ı getiren yılanı kazara öldüren Didane diğer yılanlar tarafından sokulur ve ölür. Taç ise kayıplara karışır ve unutulur. Evet, bu efsanede anlatıldığı gibi taç sonsuza kadar kaybolacaktır. Lakin Van'ın kültürlere beşiklik ettiğinin öyküsü hep yaşayacaktır. İşte bu öyküyü dillendiren yazar, eserinde 1895'te Osmanlı dağılma döneminde Van'daki çoklu sosyo-kültürel yapıyı; özellikle Ermenilerin durumunu ele alarak anlatır. Eser, bu mitolojik giriş öyküsüyle, bizi tarihsel ve güncel sorunların içine sürükler. Karakaşyan'dan Hırant Dink'e Barışın Dili Günay Aslan, eserinde aynı zamanda 93 harbi sonrası ciddi bir iktidar sarsıntısı yaşayan Osmanlıyı anlatır. Doğuda birçok vilayet Rusların kontrolüne girer. Azınlıklar, ise bağımsızlık vaadinde bulunan ülkelerin etkisinde kalır ve adalet sistemi günden güne iflas eden Osmanlıya karşı direnmeye hazırlanacaktır. Çünkü Osmanlı artık halkın güvenliğini sağlayamaz durumdadır. Bu durumdan faydalanmak isteyen örgütler de savaş ortamını körükleyecektir. Asala da bunlardan bir tanesidir. Osmanlı devleti azınlıklara bu güvensizlik ortamında baskıyı günden güne artıracaktır. Osmanlının bu tutumuna karşı bağımsızlığı ve silahlı mücadeleyi tek çözüm olarak gören bir ermeni hareketi gelişir. Bazı Ermeniler Osmanlının adil olmayan bu uygulamaları karşısında silahlı örgütlerin tutumunu meşru görürken ermeni başpiskoposu Karakaşyan gibi şahsiyetler ise, sorunların halkla kucaklaşma ve diyalog yoluyla çözüme kavuşturulabileceğini göstermek için uç noktalarda durmaktan kaçınarak barışçıl bir tutumla mücadele eder. Aslında eserin en temel kişiliği Karakaşyan'dır. Zaten yazar, Osmanlı dağılma döneminde gayr-ı müslim din adamı Karakaşyan'ın toplumsal barış için mücadelesini anlatır. Yazar, her şeyden önce Anadolu topraklarında yaşayan Ermenilerde, geçmişten bu güne barışın dili olmaya çalışan bir geleneğin varlığını, izlerini göstermeye çalışır. Yazar bu geleneği anlatırken adeta, geçtiğimiz dönemlerde Hırant Dink'in Türkiye'de ermeni sorununun barışçıl açılımlarla çözüme kavuşturabileceğine ilişkin mücadelesini anımsatır ve günümüz Türkiye'sine tekrar demokrasi formülünü sunar. Karakaşyan'ın barışçıl mücadelesi Hırant Dink örneğinde olduğu gibi yanlış anlaşılır ve Karakaşyan bir suikaste kurban gider. Bir süre sonra şiddet olayları tırmanır ve birçok Ermeninin hayatına mal olur. Öte yandan eser, Osmanlıya bağlılıklarını sürdüren ve Osmanlı çatısı altında adalet sağlandığı takdirde bağımsız bir Ermenistan'a gerek olmayacağına inanan Ermenilerin de olduğunun unutulmaması gerektiğine vurgu yapar. Çalışma, Osmanlının son dönemlerinde bozulmaya başlayan toplumsal barış ortamıyla birlikte Ermenilerin karşılaştığı baskı ve dışlanılmışlığı ele alırken bu güne göndermede bulunur. Yazar aynı zamanda, toplumsal barış için mücadele eden Ermenilerin varlığının, devlet geleneğince hep görmezden gelindiğini ele alacaktır. Eser, toplumsal barışın ve demokrasinin çoklu yapıyı görerek mümkün olabileceğini esas alır. Çok kültürlülük Yazarın, kültürler arası ilişkileri edebi bir anlatım ile dile getirmedeki başarısı bir yana, çoklu kültürel varlığa ilişkin özeni de eserin tüm bölümlerinde kendini belli eder. Yazarın ağırlıklı olarak yan anlamlar içeren anlatılara başvurduğu görülen eserinde, temel anlatı çok kültürlülük ve bu bağlamda Ermenilerin Anadolu kültürüne olan katkılarıdır. Yazar, milliyetçiliğin yükselişe geçtiği ve linç kültürünün her geçen gün daralttığı demokrasi ortamına; Türkiye'nin toplumsal barışı ve demokrasisine, Van'ın tarihsel toplumsal süreci üzerinden ipuçları sunmaktadır. Çok kültürlülüğün romana ağırlıklı olarak sindiğini görürüz. Çok kültürlülüğün ve toleransa bağlı anlatıları dile getirmedeki başarısını roman örgüsündeki tarihi kişilikleri ustalıkla konumlandırması gösterilebilir. Günay aslan, bu bağlamda Anadolu toprakları üzerinde yaşayan tüm etnik ve kültürel unsurların, bozulan tarihsel birlikteliklerinin ve bu birlikteliğin yeniden inşasında halkların ortak yaşam alanının değerlerinin titizlikle merkezde tutulması gerektiğini öğütlediğini anlıyoruz. Bunu kültürlerin arkasında yatan birleştirici felsefeyle oluşturmakla kalmıyor, kültürel çeşitliliğin ne denli zenginlikler içerdiğini ve farklılıkların korunarak yaşatılmasının toplumsal önemine de vurgu yapmaktadır. Yazar eserinde; Türk, Kürt, Azeri, Çerkez, Arap ve Çingenelerin barış içinde yaşadığı ve kültürel çoğulculuğun bir göstergesi olarak referans aldığı eski Van'ı, bugün için birlikte varolmanın, eşit ve adil yaşamanın bir siyasal folmülasyonu olarak konumlandırmaktadır. Nitekim bu kültürel mozaiği görmezden gelmenin, korku ve savaş ortamından kazanç elde etmek isteyenlere davetiye çıkarmak olacağını romanında sürekli hissettirir. Kapalı ve milliyetçi bir toplumsallıkla demokrasinin gelişemeyeceğini ve çağcıl bir ilerlemenin olamayacağının altını çizer. Günay Aslan Vaspurakan'a ağıt Aram yayınları İstanbul, 2007, 214 sayfa Mithat Kutlar
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kılıcı Nasıl Yutuyorlar | Asur-Banipal | Genel Kültür | 0 | 08-02-2008 11:41 AM |
| Sezgin Tanrıkulu: ‘Kürtler Ergenekon’a tarafsız kalamaz’ | kelagerm | Makaleler | 0 | 07-22-2008 08:48 AM |
| Demokles'in Kılıcı | Binevşa | İlginç Konular | 0 | 05-29-2008 10:22 PM |
| ‘’MISTO KOR’’ VE HALAM | Sümeyye | Tarihte Bugün | 3 | 05-14-2008 08:40 PM |
| Kılıcı Nasıl Yutuyorlar | MaXJoHNRoYaN | Genel Kültür | 0 | 05-08-2008 04:13 PM |