![]() |
|
||||||||
| Kitap Tanıtım Ve Eleştiri Kitap Tanıtım Ve Eleştirileri bu alanda verilecektir. Kitap Özetleri veya E-Kitaplar vermek yasaktır! |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
![]() ... Son denen zaman diliminin şimdi çok yakınlarda durup beklerken, noktalanmak üzere olan bu hikayenin son sözünü ben söylemeyeceğim ama son hareketi bana ait olacak. Bir hikayeyi öbürlerinden ayıran ve önemli kılan şey onun sonu olduğuna göre, bu son hiçir sona benzememeli. Bu öyküyü burada yazmaya devam etmek beni çok acıtıyor. Bu yüzden son cümleleri olabildiğince çabuk yazıp kurtulmalıyım. Zira yazarken herşeyi hatırlıyor ve bir daha yaşıyorum, bu da acı veriyor. Sonra herşey bitecek. Bir Hikayeyi Öbürlerinden Ayıran ve Önemli Kılan Şey Onun Sonu Olduğuna Göre BU SON HİÇBİR SONA BENZEMEMELİ… Yazın bu en sıcak günlerinde kumsalda güneşlenir, serin bir ağaç gölgesinde uzanır, balkondaki çiçekleri sulayıp yeri de yıkadıktan sonra oturur dışarı bakarken her birimiz farklı şeyler düşünürüz kuşkusuz. “Geçen sene bu vakit...” şeklindeki bir başlangıç cümlesiyle kişiden kişiye farklı anılar canlanır belleklerde. Bellek bu, anıların deposu! Simdi artık buluşamadığımız, göremediğimiz sevgili geliyorsa aklımıza aşk acısı çekiyoruzdur ve yaz sıcağı onu daha da harlandırır. Henüz yeni ve bin bir zorlukla bulup hemen başladığımız işimizi düşündükçe geçen seneki, evvelki seneki kuruş sayan acınası halimiz geliyorsa aklımıza mutluyuzdur. Bu sıcak günler daha da ısıtır içimizi. Peki hiç yaz sıcağında kışa ait korkunç anılar canlanır mı belleğinizde? Hiç Temmuz sonunda, Ağustos ortasında üşüyerek yattığınız yataktan fırladığınız olmuş mu? “Beynim üşüyor” diyen biri hakkında ne düşünürsünüz? Siz düşüne durun, Adair yaz ortasında üşüyerek yataktan fırlıyor! Kasırga Taburu adli ilk romanıyla okuyucuyu Zagrosların doruklarında gezdiren Mehmet Sebatlı’nın Berçem Yayınları’ndan çıkan ikinci romanı Köprünün Ortasında ile Köln-Ankara-Diyarbakır hattında, iki zamanlı bir yolculuğa çıkıyor okuyucu.372 sayfadan oluşan romanda, Adair’in merceğiyle bugünden düne, Köln’den bacak ve kollarını bıraktıkları Güneydoğu dağlarına giden, geçmişlerini bir türlü unutamayan üç genç adamın (Adair, Cemşit ve Berzan) yeni bir hayata tutunma çabaları işleniyor. Ankara ve Konya’da geçen mutsuz çocukluk yıllarından başlayarak 7 yıl kalmış olduğu dağlarda yaşadığı ağır travmatik sarsıntıların yıprattığı ruhunda açılan derin yaralardan bahsetmeye çalışan roman kahramanı Adair’in temel arayışı doğumu sırasında ölmüş olan annesidir. Gördüğü her iri kara gözlü, uzun kuğu boyunlu ve yumuşak bakışlı kadına takılarak annesinin nasıl olabileceğini düşünen Adair’in ilk aşık olduğu Roza’dır. Yıllarca onun yüzünü gözlerinin önünde bir perde gibi gördükten sonra Almanya’da siyasete elveda dedikten sonra tanıştığı Sonnur ’da annesine benzer bir şey bulamayınca ifade edemeyeceği bir ikirciğe düşüyor. Bir şafak vakti köprünün tam ortasındayken sonlanan roman boyunca Adair bireyselliğiyle kaynaşan psikolojik durumunun temelinden kopmaksızın bir trajik kahraman oluveriyor.. Kaderleri yakın tarihin ölümlü, kanlı, acılı dönemi tarafından belirlenen bireylerin tedavi görmek için Almanya’ya canlarını attıktan sonra normal bir hayata adım atma çabaları romanın ana kurgusu. Ancak onları bu çabalarından alıkoyan, geriye çeken sorun vardır: Geçmişleri... Adair’in bilekten ayağı kopuk, Berzan’ın sağ bacağı diz üstünden kesik, iki eli dirseğe yakın yerden kesik olan Cemşit ise aniden ortaya çıkan kanserle boğuşuyor. Onları gelecek kurma yolunda durduran şey sadece savaşta kaybettikleri organları nedeniyle sahip oldukları sakatlık statüsü değildir sadece... Sorun dokunup atamayacakları bir yerde, beyinlerinin içinde, belleklerinde... Buna bir de, üzerinde adeta “Asla normal bir hayata geçemeyecekler” ibaresinin yazılmış olduğu değişmez bir hüviyeti andıran siyasi kimlikleri ekleniyor. Adair okumuş olduğu sayısız kitaptan öğrendikleriyle “Acıyı unutmanın yolu”nu bulmaya çalışırken sürekli şu soruyu soruyor kendine: “Belleği silmek, acıyı unutmak nasıl mümkün? ” Hayatlarını önemsediği trajik yazarların düşüncelerini önemsiyor en çok. Ona göre kişi yazarak, içerek ve aşık olarak bunun üstesinden gelebilir. Bir yandan bunları yapmaya çalışırken diğer yandan ‘unutamayanlar’ın sözleri şimşek gibi çakıyor beyninde. Mesela toplama kampı gazilerinden Primo Levi’yi ve trajik sonunu düşünmemek için kafasını duvarlara vurmayı bile deniyor. Berzan ateşe düşecekmiş gibi normal bir hayata adım atamadan kıyısında duruyor; evlenmiş, çocuk bekleyen Cemşit ise yakalandığı ve onu günden güne eriten kansere inat, “Ölmeden çocuğumu göreceğim” diyor ve hayata sarılıyor. “ en kitap yazacağım” diyen Adair’e karşılık Cemşit baba olmakla hayatın bir yerinden tutunmaya çalışıyor, Berzan ise korkuyu yenemeden dilini bilmediği bir Avrupa ülkesinde hapse düşüyor. Romanın şimdiki zamanlı görünen yüzünde Almanya’nın değişik kentlerinde yaşayan ve birbiriyle iletişim halinde olan üç eski arkadaşın birbiriyle pek uyuşmayan gündelik yollarını okuyoruz. En küçük bir çağrışımla Adair’in bilincinin içinden yapılan geri dönüşlerle de acıya kaynaklık eden tarihsel arka plan işleniyor. Hem şimdiki zamanda, hem geçmişte bu üç erkek dışında çok sayıda kadın da giriyor romana. Erkek gerillalarla birlikte günler ve gecelerce karlı araziler de yürüyen, kangrene dönüşen ayaklarıyla elleri kesilen ve çığlıkları Adair’in belleğinde silinmez iz bırakan eli silahlı yiğit genç kadınlar, Almanya’da oturum izni alabilmek için aşk ve evlilik dahil her tür yolu deneyen kadınlar, sevdiğini yitirdiği için genç gönlünü bir daha hiç açmamacasına kapayıp ağlayan genç kadınlar, kısa süreli maceralar yaşamak isteğiyle gece internette chat kanallarına giren kadınlar...Ve tabii ki sıradanlaşmanın, hiçliğin gündelik hayatın kulvarlarında kulaç atan türlü erkek tiplemeleri... Bu kadın ve erkeklerin her biri bir yandan Adair’e çarparak yürüdüğü yolda onu etkileyen faktörler olacaktır. Tüm bunların yanı sıra romanda çokça işlenen acıya ters orantılı olarak gürül gürül akan bir cinsellikle karşılaşsak da Adair’in yer yer bundan utanmasına tanık olsak da, akabinde onun okuduğu kitaplardan birinin içinde geçen, çoğunlukla da müntehir yazarlardan birine ait çarpıcı bir cümleyle karşılaşıyor ve bir fikir sahibi oluyoruz. Bu acıdan okuyucuya yer yer yargı ve düşünce oluşturma imkanı tanıyan bir örgüye sahip Köprünün Ortasında. İsminin ilginçliği kadar takvimdeki kimi tarihlere de takıntısı olan Adair’in bir Cumhurbaşkanıyla akrabalığı olan, Mecliste temsil edilen bir partinin milletvekili olan babasıyla, Kürt kökenli isimsiz dayısıyla, sevgilisi Sonnur’la, arkadaşlarıyla tüm ilişkilerinde takvim sayfaları kendisini yineleyerek yaşanıyor. Örneğin eski sevgilisi 25 Haziran günü düğünü için gelinlik giyerken, o köprünün tam ortasında ölümsüzlüğe kanat çırpan son eylemini gerçekleştirecektir. Savaşın bir yandan bedenlerinden parçalar kopardığı, bir yandan uzaklara fırlattığı üç gencin yerçekimine direnmek pahasına Avrupa ülkelerinde geçen trajik öyküsüdür Köprünün Ortasında... alıntı...
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ren'den Dicle'ye..Mehmet Sebatlı... | *rojda* | Kitap Tanıtım Ve Eleştiri | 0 | 12-04-2008 11:08 PM |
| mehmet uzun ==tu((sen)) | welat_parêz | Kitap Tanıtım Ve Eleştiri | 0 | 05-29-2008 03:16 PM |
| Diyarbekir Ortasında Vurdular Beni | tubiranes | Şiirler | 0 | 05-15-2008 10:05 AM |
| Mehmet Fırıncı (Mehmet Fırıncı Kimdir? - Mehmet Fırıncı Hakkında) | Albatros | Biyografi | 1 | 05-12-2008 01:06 PM |
| Mehmet ile handan | rojhat_temo | İlginç Konular | 1 | 05-06-2008 01:01 AM |