DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü
Anasayfa Kayıt ol

Kültür Sanat Bölümü Kültür ve Sanatla alakalı paylaşımlar olan; genel kültür, sinema, mitoloji, resim vb. gibi burada yer almaktadır.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-12-2008, 01:32 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nerden: TaяîYé WéLaT...
Mesajlar: 1.472
Üye No: 51
Tecrübe Puanı: 1018
Rep Puanı : 101561
Rep Derecesi
*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute


Thumbs up Kültür Devriminin Amansız Mücadelesi...

1990'larda Kürt halkının yaşadığı dirilişe bir kültür devrimi demek pek de yanlış değildir. Bunu Mezopotamya kültürünün yeniden dirilişi olarak adlandırmak da mümkün. Bu devrim süregelen mücadeleye dayanıyor

Mücadelemiz kültür devrimidir

Mezopotamya Kültür Merkezi'nin 1991 yılında İstanbul'da kurulmasıyla birlikte kurumsal bir yapıya kavuşan Kürt kültür-sanat hareketi, bugün Kürtlerin demokratik diriliş devrimi niteliğindeki otuz yıllık mücadele geleneğinden güç alarak, Diyarbakır'dan Siirt'e, Doğubeyazıt'a, Silvan'a, Cizre'den Van'a, Nusaybin'e, Urfa'dan Batman'a, Bismil'e ve Marmara'dan Ege'ye ve Akdeniz'e uzanan devasa bir kültür-sanat hareketine dönüşmüş bulunuyor. Kürt kültür ve sanatının özgürce kendisini ifade ederek, geliştirmesi için verilen kültürel mücadeleyi, elbette ki 30 yıldır süregelen devrimci mücadeleden bağımsız ele alamayız. Çünkü Kürtlerin otuz yıldır sürdürdüğü özgürlük mücadelesi aynı zamanda bir diriliş devrimi, bir kültür devrimidir. Binlerce kültürel değeri ve sanatsal eseri açığa çıkaran bu devrimci kültür hareketi, bugün Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi olarak çalışmalarını bir meclis şeklinde daha sağlam temellerde sürdürmeye çalışıyor. Kimi eksikliklerine, yetersizliklerine ve karşılaştığı baskı, tehdit, engeller ve yasaklara karşın, sanatın ve kültürün hemen tüm alanlarında ciddi yaratımlar ortaya çıkarmaya çalışan Kürt kültür hareketinin Bölge'deki neredeyse 30 yılı bulan mücadelesini ve serüvenini araştırdık. Hazırladığımız bu yazı dizisiyle, Bölge'deki kültür kurumlarının kendilerini hangi koşullarda nasıl var ettiklerini, halkla nasıl kaynaştıklarını ve onlarda nasıl bir sosyal-kültürel dönüşüme yol açtıklarını, amaçlarını, siz okurlarımızla paylaşmak istedik. Hazırladığımız bu yazı dizisinde, Diyarbakır, Van, Batman, Urfa, Siirt, Cizre, Nusaybin, Doğubeyazıt, Silvan ve Bismil'deki kültür merkezlerinin hangi koşullarda çalışmalarını sürdürdüklerini ele alacağız. Yazı dizimize, tüm bu kültür merkezlerinin çalışmalarını ortaklaşa sürdürdüğü Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi'nin Yürütme Kurulu üyeleri Tuncay Korkmaz, Abdullah Bozkoyun ve Abdurrahim Dağ ile yaptığımız söyleşi ile başlıyoruz.

Öncelikle 2003 yılında kültür-sanat çalışmalarını Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi oluşumu içinde yürütmeye başladınız. Oluşturulan kültür-sanat meclisinin hedefleri nelerdir?

Tuncay Korkmaz: Devlet ve iktidarı reddeden, öz örgütlülüğe, iradeye dayanan, söz sahibi olan halkın; komün, meclis vb. tarzda örgütlemesinin gereği olarak, kültür-sanat alanında da meclis örgütlenmesine gidildi. Meclis seçilmişlerin ve bir iradenin temsilidir. Özü itibariyle toplum ve birey olgusunu en iyi ifade eden örgütlenme biçimi Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi olmaktadır. Meclis, bu anlamıyla da bir temsiliyetin ve paylaşımın ifadesidir. Onlarca kurumumuz ve yüzlerce çalışanımız var. Bütün bunların koordinesi, üretimlerini paylaşması, sorunlarının tespiti ve çözüm arayışları bir potada buluşmak zorundaydı. Meclisimizde kültür-sanat kurumlarımızın seçim sonucu belirlediği temsilciler, yine konferansta seçilen sanat danışma kurulumuz, Yurtsever Demokratik Gençlik Kültür Komitesi temsilcileri, yerel yönetimlerin kültür departmanlarının yürütücüleri yer almaktadır. Demokratik sürecin gereği meclis, çalışma alanımızın karar merciidir. 2003'ten bu yana alınan karar dahilinde oluşturulan meclis sistemi, bugünkü çalışmalarımızın planlanması açısından oldukça önemli bir sistemdir.

Özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten Kürt halkının köklü bir kültüre sahip olduğu göz önünde bulundurulursa, kültür-sanat hareketi bu mücadelenin neresinde duruyor? Mücadele ile bağını nasıl kuruyor ya da kurabiliyor mu?

Abdullah Bozkoyun: Demokratik diriliş devrimi niteliğindeki otuz yıllık bir mücadele gerçekliği var. Bu mücadele mirası binlerce sanatsal eseri açığa çıkmıştır. 90'lardaki diriliş devrimi aslında bir kültür devrimiydi. Bunu on bin yıllık Mezopotamya kültürünün yeniden dirilişi olarak adlandırmak en doğrusudur. Kendi kimliğiyle buluşan halk ve birey açığa çıkarıldı. Bu en fazla da kendisini kültür-sanat alanında gösterdi. Ama yine de bir dönem kültür-sanat çizgimize uymayan, bunu yozlaştıran, alternatif olma bilincinden uzaklaştıran ve sistem içileşme olarak tanımlayabilecemiz bir süreç, bilerek ya da bilmeyerek yaşandı. H‰l‰ yer yer eksiklikler olsa da ideolojik doğrultuda netleşme ve sistem içine çekme anlayışlarını mahkum etme noktasında ciddi bir çabanın olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Bu temelde son bir yıllık kültür-sanat konferansı sürecinden bugüne kadar, birçok sanatsal ürün ve çalışmalar sanatçı arkadaşlarımız tarafından açığa çıkarılmıştır. Kurum ve sanatçılarımız bu ideoloji ve felsefe ekseninde çalışmalarını yürütmektedir. Şu açıktır ki, ideolojik doğrultuda muğl‰klaşma yaşandığında ortaya çıkan ürünler bize ait olamayacaktır. Yine kültür-sanat hareketi olarak salt Kürt kültür ve sanat çalışmalarını yürütmekle sınırlı kalmıyoruz. Aynı zamanda özelde Kürt aydınlanmasını, genelde Ortadoğu aydınlanmasını geliştirebilecek bütün kültür-sanat çalışmalarına destek sunmakla birlikte, tüm sanat çevreleri ile kurum ve kuruluşlarla ortaklaşmayı da esas almaktayız.

Pratikte üretilen kültür-sanat çalışmaları, yürütülen özgürlük mücadelesinin bir karşılığını oluşturabiliyor mu?

Abdullah Bozkoyun: Tam anlamıyla olmasa da bir karşılığını oluşturabiliyor. Bu halkın özgürlük yürüyüşü öylesine muazzam değerler açığa çıkardı ki, ne yaparsanız yapın yeterli gelmiyor. Sadece 14 Temmuz direnişini bile ele alırsak büyük bir kahramanlık ve destandır. Bu direnişler dünyanın herhangi ezilen bir toplumunda olsa, sanırız bütün dünyaya anlatılırdı. İşte analarımızın örneği var; çocuklarını kaybediyor, evinden, yurdundan göç ettiriliyorlar, ama eylem ve etkinliklerde en öndedirler. Biz mücadelenin açığa çıkardığı destan ve değerleri anlatmakla yükümlüyümüz. Ama yine de kimi yetersizliklerimizin olduğunu düşünüyorum. Popüler bir takım hastalıklar ve egolar (ki sanatçı egodan uzak olandır) h‰kim olabiliyor. 'Ben' gerçeği iradeleşme ve güçlenmek için esas alınır. Ama 'ben'i kişisel tatminler ve narsist özelliklerin gelişimiyle donatırsanız toplumdan kopan, sadece kendini düşünen tiplere dönüşürsünüz. O zaman topluma zarar veren bir pozisyonda bile olursunuz. Bizde de haliyle popülariteyi ve onun hastalıklarını yer yer yaşayanlar olabiliyor. Ancak bir çalışma esasımız ve dayandığımız felsefe var. Bu felsefe de toplumsallıkla var olan birey, bireyle güçlenen toplumsallıktır. Bu bağlamda halkımızın hassasiyetleri, direnişi, dili, kültürü ve kimlik kavgasına yakışır bir duruş sergilemek herkesten önce sanatçının görevidir.

17 yıllık bir geçmişe sahip MKM'nin bugüne kadar çalışmalarını amatörce sürdürdüğü ve bundan hala kurtulamadığı şeklindeki eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunun kurumsal sonuçları ve Kürt sanatçıların eksiklikleri size göre nelerdir?

Abdullah Bozkoyun: Amatörlük ve profesyonellik gibi kavramlar kapitalist sistemin kavramlarıdır. Bugün profesyonel olarak tanımlan birçok sanat üretimi özünde neye hizmet etmektedir, sorgulamak lazım. Neye göre profesyonellik? Kime göre amatörlük? Sanat amatör ruhun üretimidir. Bir ressam heyecan duymadan tuvale yanaşamaz. Bunun için ruhunda bir canlılığın ve amatörlüğün olması gerekir. Sözü edilen nedir? Çok muazzam gösterişli üretimler ise bunları yapmak gibi bir derimiz yok. Şarkısını yaptığımız mücadelenin kendisi devasadır. Önemli olan yaptığımız şarkıda bu duyguyu ve muazzamlığı verebilmektir. Biz ulusal bir halk dansları ya da ulusal bir koroyu oluşturmak istiyoruz, ancak bu tür büyük buluşmalar için imkanlarımız sınırlıdır. Halkımızın dışında hiçbir desteğimiz olmadığı gibi kendi kaynaklarımız ve üretimlerimiz üzerinden güçlenmeye çalışıyoruz. Bir sanat akademisi kurmak istiyoruz, ancak yıllardır bu konuda çabamız olmasına rağmen ilerleyemiyoruz. Tam da bu noktada yerel yöneticilerimizin üzerine görev düşüyor ve sizin vesilenizle çağrıda bulunuyoruz: Devasa mekanlar yapıp boş tutacağınıza 17 yıllık birikimi gözönünde bulundurarak, içinin ve sorumluluğunun bizde olacağı bir akademi kuralım. Diğer bir husus da Kürt sanatçısı kendini geliştirmeli ve sürekli yenilemelidir. Günceli takip etmeli ve cevap olabilmelidir.

17 yıllık bir birikimi olan kültür-sanat çalışmalarına karşılık hala Kürt sanatçılarının ve kültür insanlarının etkinliklerini ortaya koyabilecekleri bir sahneleri, salonları yok. Sanata ve kültüre bu kadar önem verilirken, bunun fiziki altyapısının oluşturulmamış olmasını nasıl yorumlamak gerekiyor?

Abdullah Bozkoyun: Bu büyük bir trajedidir bence. 17 yıllık birikim, yüzyıllara dayanan bir geçmişin ve 30 yıllık bir sürecin içindedir. Biz bir kültür hareketiyiz. Kültürel taleplerimiz siyasal taleplerimizin özünü oluşturuyor. Son yıllarda belediyelerin bazı avantajları oldu. Birçok belediye özellikle kültür-sanat çalışmalarına önem verdi ve çeşitli mekanlar açtı. Viranşehir'deki kültür kompleksi, Batman'daki sinema salonu, Diyarbakır'daki kültür çalışmaları ve temeli atılan kültür kongre sarayı, anfi tiyatrolar, Nusaybin'de yeni açılan kültür sarayı, örnekleri çoğaltabiliriz. Yine birçok belediye kültürel çalışmalara ağırlık verdi. Ancak bürokratik alanlardan bağımsız kültür-sanat çalışmalarının bir özerkliği olmalıdır. Bu konuda h‰l‰ ciddi sıkıntılar yaşamaktayız. Hatta günümüzde ciddi bir yanılgı olarak ortaya çıkan bir anlayış da, kültür-sanat faaliyetlerini şatafatlı salonlarla ve sahnelerle sınırlı kalması ve buna mahkummuş gibi yaklaşımdır. Nerdeyse, 'salon yoksa sanat da olmaz, tiyatro olmaz' denilmektedir. Biz bunlar da gereklidir, fakat esas değildir diyoruz. Halkımızın bulunduğu her yer sahnedir, mekandır.

Kültür kurumlarında çalışmalar yürüten insanların bir sürekliliği yok. Gelenler, giderler oluyor. Gidenlerin öne sürdükleri şartlar oluyor, kurumun beklentileri oluyor. Ve son yıllarda gönlü burada, kendisi burada olmayan bir 'küskün' sanatçılar grubu oluştu. Kurumsal sürekliliği sağlamak için neler yapmayı düşünüyorsunuz, burada olmayanlara bir çağrınız olacak mı?

Abdurrahim Dağ: Öncelikle şunu önemle vurgulamak gerekiyor. 'Gönlü burada kendisi başka yerde' ifadesini doğru bulmuyoruz. Gönlü burada olanın kendisi de burada olur. Bir yazarın dediği gibi 'yüreğinin götürdüğü yere git.' Sanatçı duygularında samimi olan insandır. Yüreğinin kirlenmesine asla izin vermez. Sanatçı, yüreğinin götürdüğü yere gitmekte ısrarlı olduğu için diri diri yakılmayı, derisinin yüzülmesini, çarmıha gerilmeyi göze alandır. İmha ve inkarlarla karşı karşıya olduğumuz bu süreçte yaşanan sıkıntı ve problemlerin düzeyi ne olursa olsun, 'küskünüm' gibi bir yaklaşımla mücadeleden uzak durmak objektif olarak egemen güçlerin politikalarına hizmet etmektir. Bu halkın tarihi ve direniş kültürünü esas alan, bunun sanatını gerçekleştirmeye çalışanlarla birlikte olmak isteriz. Bu halkın, insanlığın değerlerine, mücadelesine saygılı olması, taşıdığı sorumluluğun bilincinde olunması gerekmektedir. Böyle olan her sanatçıya kapımız sonuna kadar açıktır. Yine bu halkın özgürlük mücadelesini bilmesine rağmen zerre kadar katılmayan, hatta bu halkın kültürünü pazarlayan kişilerin aramızda yeri yoktur. Rojin, Burhan Beken gibi sanatçıların bu halkın değeri ve kazanımı olan televizyonlarında dönen kliplerle, etkinliklerle tanındığı bir geçektir. Ancak, gidip bu halkı ve iradesini tanımayan AKP iktidarının, hem de Kulp gibi bir yerde verdiği konserde para karşılığı sahneye çıkmalarını da içimize sindiremeyiz. Onlara dönük çağrımız nettir. İllaki kurumda olmalarına gerek yok, tutarlı olmaları yeterlidir. Böyle olursa da sürekli güç veririz. Daha önce çeşitli dönemlerde çeşitli problemler yaşayan kültür-sanat çalışanlarının konferans çizgimiz temelinde yeniden çalışmalara katılma çağrısını bu röportaj vesilesiyle bir kez daha yapıyoruz.

Kültür kurumlarınızdan ayrılmış bazı sanatçıların çalışmalarına ambargolar koyduğunuz şeklinde eleştiriler yapılıyor. Öncelikle böyle bir durum var mı? Yoksa sizin için bağımsız olarak çalışmalarını yürüten insanların ürettikleri sanatın, kültürel ve sanatsal değerlerine göre bir tavır mı belirliyorsunuz?

Abdurrahim Dağ: Bizim değerlerimizi, bireysel menfaate dönüştürüp rant sağlamaya çalışanlara karşı tavrımız nettir. Bunlarla kuşkusuz hiçbir biçimde çalışamayız. Kimse imkan ve olanaklarımızdan yararlanmayı da beklemesin. Bu tavrımız sürekli olacaktır. Bu halkın sırtından tanınıp büyüyenler bu halka layık ve saygılı olmak zorundadır. Bu halka ve onun taleplerine bomba yağdıranlarla birlikte olamaz, duruşu ve yaklaşımıyla değirmenlerine su taşıyamaz. Bu pozisyonda olan insanların değil imkanlarımızdan yararlanmasını onlarla aynı havayı tennefüs etmeyi bile istemeyiz. Bu yaşam esasımızdır. Bütün sanatçılara çağrımız, bireysel üretimleriniz olabilir, bizimle aynı fikirde bile olamayabilirsiniz, ancak bu halka karşı yükümlülüklerinizi bilin ve saygı gösterin diyebiliriz.

Bölge'nin bir çok yerinde düzenlenen kültür sanat festivalleri, ve çeşitli kültür sanat etkinlikleri size göre doyurucu etkinlikleri mi? Bu etkinliklerin daha yaratıcı ve katılımcı olması için neler düşünüyorsunuz?

Tuncay Korkmaz: Kazım Koyuncu, Kızıltepe festivalinden sonra bir röportajında 'Bu Bölge ve halk bir aydınlanmayı yaşıyor' diyordu. Bu bağlamda son 8 yıldır yapılan festivallerin topluma kazandırdıkları oldukça fazladır. Festivaller kültür ve sanata ilgiyi arttırmış ve her sanat performansı kendi izleyicisini oluşturmaya başlamıştır. Yine son yıllarda daha da olgunlaşan ve dili ile rengi ile Kürdün kültürünü işleyen festivallerin önemi oldukça fazladır. Fakat birkaç festivalin dışında birçok yerde yapılan festivaller amaç ve içerikte boşluk yaşamıştır. Neredeyse sadece bir propaganda ve popülarite olarak düşünülmüştür. Bir festival sadece bir sanatçının gölgesinde kalıyorsa, orada yanlış bir şeyler yapılıyor demektir. Bu bağlamda Amed festivali oldukça düzeyli bir noktaya varmıştır diyebiliriz. Yine halen birçok festival sadece müziğin gölgesinde kalmaktadır. Tiyatro, sinema, dans, resim, panel, atölyeler vb. alanlarda yetersizlikler yaşanmakta. Festivaller konusunda çokça tartışmaya neden olan bir durumu da bu vesileyle açmak isteriz: Klasik bir spekülasyon yayılmaya başladı ve son yıllarda çok tartışılır oldu. 'Efendim festivallere trilyonlar harcanıyor bu paralarla birçok hizmet yapılır.' Bu tür yaklaşımlara biz kültürsüzlük diyoruz. Kültürsüz olanın kültür politikası da olmaz. Kaldı ki festivallere harcanan maliyetleri gidip soruyor ve öğreniyoruz. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bir gezici tiyatro otobüsünün bütçesi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu'nun yıllık bütçesi kadardır. Objektif olmak ve kültür-sanat çalışmalarına destek sunmak gerekir. Kıt imkanlarla belediyelerimizin kültür-sanat çalışmalarını biliyor ve destekliyoruz. Ancak Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi'yle paylaşım ve ortaklaşmalarını arttırmalarını isteriz.

Üretilen eserlerde pek de sanatsal, estetiksel kavgıların önplanda olmadığını düşünüyorum. Bu eksiklikleri gidermek için neler yapmayı planlıyor?

Tuncay Korkmaz: Ezilen toplumların sanatsal üretimlerinde özgünlükler vardır ve sanatsal kaygılar bazen yeterince güçlü olmayabilir. Ancak estetiksel kaygı devrimci bir sanatçının da önceliğidir. Bir sinemacımız dünya sinemasını elbette yakın izlemeli ve tanımalıdır. En büyük estetiksel değerler ve derinlikler özgürlük hareketinin içinde mevcuttur. Bu gerçeklik diğer bütün birimlerimiz için de geçerlidir. Bu sorunuz biz de bazen yanlış bir tartışmanın ve talebin kendisine dönüşebilmektedir. Örneğin sanatsal tartışmalar yapalım, sanat kaygımız yetersiz söylemi üzerinden bazen sanat ideolojiden ayrıdır, sanat bireyseldir ve örgütlülüğe gelmez, sanatçı paralı olmalıdır gibi post-modern yaklaşım ve anlayışlara da kaymaktadır. Biz post-modern sanat anlayışını eleştirirken, Gabriel Garsia'yı okumayın demiyoruz. Onun temsil ettiği bencil, ruhsuz, kaotik, gayri ahlaki üretim süreçlerinden uzak olun diyoruz. Bunlar hassas tartışmalara vesile olabiliyor. Sonuç olarak sanatçılarımız kendi alanlarında sürekli bir araştırma ve çalışma içerisindedirler. Sanat atölyeleri açmak gibi bir hedefimiz var. Yine düşünsel zemini olarak da yakın süreçte çıkaracağımız bir kültür-sanat dergimiz olacak. Ancak birtakım çalışmaların yanında en önemlisi sanatçıların kendilerinin bu konuda daha hassas olmaları, bu vesileyle sorunuzun içerisindeki eleştiriden kendilerine pay çıkarmaları da gerekmektedir. Yarın: Kültür ve sanat siyasetin arka bahçesi mi?

Kürt halkı tavrını net olarak söylemiştir

Kürt halkının Abdullah Öcalan'a 'Sayın Öcalan demek suçsa, bu suçu işliyor ve kendimi ihbar ediyorum' tarzındaki sahiplenişi Sayın Öcalan'ın yaptıklarıyla ve bulunduğu konum itibariyle Kürt toplumsal gerçekliğindeki rolünü gösteriyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan'ı mensup olduğu halkından uzaklaştırmak, tecritle, izolasyonla halkıyla kurduğu sarsılmaz bağları zayıflatmak mümkün değildir. İmralı sistemi halkıyla kurduğu bağı koparmaya dönük oluşturulan uluslararası çapta bir işkence sistemidir. Kürt halkı daha önce 'Sayın Öcalan'ı siyasal iradem olarak kabul ediyorum' biçiminde tavrını çok net bir şekilde ortaya koydu, milyonlarca imza toplandı. Bilindiği gibi Sayın Öcalan denildiği için birçok siyasetçi, aydın, yazar, sanatçı mahkemelerde yargılanarak cezalandırıldı. Oysa ki hiçbir hukuki temeli yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama görülmemiştir. Bu tür uygulamalar insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına almaktır. Bunun için Sayın Öcalan diyerek kendini ihbar etmek de insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alınamayacağının demokratik tepkisidir. Bu bağlamda biz MKM'ler olarak da halkın bu tavrını demokrasi, özgürlük ve demokratik çözüm için oldukça anlamlı görüyoruz. Bu konudaki hassasiyeti paylaşıyoruz ve bulunduğumuz her alanda buna katılımı esas alıyoruz. Sadece Kürtlerin değil insanım diyen, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan herkesin bu demokratik yaklaşıma katılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bayram Balcı
__________________
*rojda* isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kürecik'te kültür şenliği... *rojda* Kültür Sanat Bölümü 0 07-12-2008 01:29 PM
kibritin yaşam mücadelesi... Papadilma Komik Resimler 3 06-14-2008 06:52 PM
Farklı Bir Kültür, Erkeği Seçmek SeReN Kültür Sanat Bölümü 0 05-07-2008 11:59 PM
Kültür Kuramları cıwann Felsefi Konular 0 05-06-2008 05:22 PM
Çoklu Kültür Evreni cıwann Felsefi Konular 0 05-06-2008 04:38 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:57 PM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved