![]() |
|
||||||||
| Kültür Sanat Bölümü Kültür ve Sanatla alakalı paylaşımlar olan; genel kültür, sinema, mitoloji, resim vb. gibi burada yer almaktadır. |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Sanatın tanımı ,bir sanat eserinin hangi özellikleri taşıması gereği konusunda, yapılan tarifler içinde, kavramın hakkını en doğru verenin- Sanat eserinin toplumsal realite geliştirici özellikte olması - şeklinde ifade bulan tanımlanma olduğu kanısındayım.Tariflerin tanımların gelişen değişen kavramlarla orantılı değişim gereği ,elimizdeki tanımların güncelliğini sürekli kontrol etme zorunluğunu doğurur. Toplumsal realite gelişiminde sanatla beraber görev yapan diğer iki etkinliği -Bilim ve manevi disiplinler olan"felsefe ve din"şeklinde özetliyerek,.bu üçlü sac ayağının beraberliğinin öneminide vurgulamamız gerekir zannederim.
Sanat tarihine yönelik araştırmazlarımızla,sanatta gördüğümüz en temel ve tek değişmez özelliğin,değişimin kendisi olduğudur., Her akımın çerçevesini çizdiği dönemsel değerlerle üretilen eserler, bir sonraki döneme temel teşkil etsede,yeni akımlarda eski anlayış kriterlerini aramak,yeninin doğasına aykırı düşmesinden dolayı bulmayacağımız bir şeyi boşuna arama anlamını taşır..Bu değişim ve farklılaşım aktivasyonu ile gelişen sanat kavramı toplumsal bilincin genişleyen perspektifini oluştururken,dünyaya bakan yeni bir pencere açar hayatlarımıza. Sanat -bilim ve manevi olguların, sürekli değişim ve gelişiminin ortaya koyduğu yeni ve farklı kriterlerin, eski kriterlerle anlaşılıp değerlendirilememesi ,yeniye duyulan şüphenin kaynağını oluşturur. Bu şüphenin ortadan kalkması ise,öncü değerindeki eserlerin,sahip olduğu farklı bakış açısı ile zamanla ilerleyen toplumsal bilincin gelişen kapsama alanının,bu mahiyetteki eserleri kapsayacak konuma gelmesi ile gerçekleşir. Sanat eserinin yaşanılan uzay zaman dönemi üst frekansını taşıyan değerlerle donanmış olması,verilen eserin öncülük vasfını oluştururken çağdaşlık kriterinide yakalamış olduğunu gösterir.Öncü,çağdaş olan eserlerin, ancak öncü karekterdeki ve her dönem çok az sayıdaki seçkin sanatçılar tarafından yaratılmış olmasının sırları acaba nelerdir?Sanatçının doğuştan getirdiği yeteneğinin yanında en az yeteneği kadar hatta ondan önemli olan unsurlar hangileridir. Cesaret,doğru bildiğini her şeye karşı müdafa yeteneği,gelişmiş bir irade gücü bu unsurların önemlilerindendir. Cesaret,yeni değerleri sergilenmesi ile karşısına aldığı banazlıklarla,irade bu müdafaların sürdürülebilme gücü açısından sanatçının karekter yapısının olmasa olmazlarıdır.Çağdaş sanatçı eski kurallara uyan değil kuralları koyandır. Avan gard sanatçıların sanatları ile ortaya koyduğu yenilikler gibi,sosyal hayatlarındada basma kalıplıklardan,klişelerden arınmış özgün bir yaşam sergilemeleri,sanatçının sadece eseri ile değil,en temel eseri olan hayatı,yaşantısı ile kökten bir artis olduğunun göstergesidir. Öncü değerdeki eserlerin toplum tarafından anlaşılmasının getirdiği zorlukla,üvey evlat muamelesi görmesi,onu yaratan sanatçının dramı olarak öncülüğünün.paradoksal mükafatı olur.Bazı sanatçılar toplumsal değer yargılarının alt kategori basamaklarından kaynaklanan eleştirilere dayanamayarak,onların kolayca beğeneceği kiç olgulara yönelerek yaşadıkları dönemi kurtadıklarını sanarak sonsuzluğu satarlar. Bu bakış açısından,sanatın tekrar mevzusuna girmesi,kısır döngüyle yaşanması demek olan geçmiş dönem değerleri ile eserler verilmesi,bir otomobil şirketinin sürekli aynı modeli önceki modellerden hiç bir değişim olmadan üretmesinden farklı bir anlam taşımaz.Bu anlamdaki bir eseri belirleyen kelime ise sanat değil zenattır . Sanat,bilim ve soyut bilimler toplumların sonsuzluk yolculuğunda bindikleri vasıtanın lokomotifi olma durumundadırlar.Bu üç disiplinin ortaya koyduğu öncü eserlerin sahip olduğu sinerji ile sonsuz sınırsızlıktaki ebedi yolculuğun,bilinmeyen ülkelerine gidilme imkanı yaratılmış olur. .Evrensel var oluşun sürekli değişime,gelişime programlanmış bu kurgusunu idrak edenler,gidilen her yeni ülkenin ötelerinde,bambaşka değerlerle yaşanan ülkeler olduğunu görmesede gelişen sezgileri ile kabul edenlerdir. Evrensel-Global varoluşta sanatçının aydınlatıcı fonksiyonelliğini en doğru şekilde vurgulaması için,yukarıda belirtilen hasletlerin dışında çağının genel realitesi üstü bilgilerle donanmış olması gerekir.Bir sanatçı,çağının tanığı olarak,bilim felsefesinden, maneviyat denilen ve henüz bilimsel safaya geçmemiş, ama kendi içeriğinde gene bir verite olan değerlerden ,çağı geliştirecek düzeyde olanları içselleştirip, toplumsal bilince eserleri vasıtasıyla katması, onun çağdaş sanatçı kavramının hakkını tam anlamı ile vermesi anlamını taşır. Çok eski dönemlerde- bilimsel rahip ve rahibeler- şeklinde ifade bulan toplumsal bilinci aydınlatıcı görevliler, yaşadıkları mabetlerde- sanat-bilim ve maneviyatla- yoğun eğitimli yaşamları neticesinde, bu kavramları geliştirerek çok parlak medeniyetlerin kurulmasına hizmet etmişlerdir. Sanat eseri üretildiği çağa uygun değerleri taşıdığı oranda,duyumsal verilerle, harekete geçirdiği duygularla ve düşündürdüğü kadar,muatap olan bilincin biokompiturunda kapalı olan kodları açan ,anahtar fonksiyonelliğini yerine getirir Günümüz sanatçısının evrensel var oluştaki rolünü anlaması demek,dünyadaki var oluşunun hakkını vererek, evrensel birliğe ve bütünlüğe hizmet etmesi anlamını taşır.Sahip olduğu biokompitur kodlarını açarak,daldığı sonsuzluktan dünyaya eser olarak getirdikleri ile kendini ceste ceste asli orjinal karekterde yaradan sanatçı,en değerli eserini bu şekilde verirken, eskilerin -kamil insan- dediği. hakiki öz insan prototipininde öncülerinden biri olma hakkını yaratmış olur. Hakiki öz insan kavramındaki bir insan,bütünsel birliğe hizmet etmedeki en değerli etkinliğin,insanın bilincine yapılan katkı ile gerçekleştiğini bilerek hareket eder.Aydınlan aydınlatma ile gönüllden mükelleftir.. |
||||||||||
|
|
|
|
|
#2 (permalink) | ||||||||||
|
Diğer tüm koleksiyonculuk alanlarında olduğu gibi çağdaş sanat koleksiyonculuğunun da kendine özgü sorunları ve keyifleri var. Bir kere, sonsuz bir çeşitlilik içerisinde sanatın nasıl bir seyir izlediğini ve sizi etkileyen sanat dillerini iyi etüt etmek zorundasınız. Nihayetinde bugünkü anlamıyla sanat, artık klasik anlamda içimize işleyen “güzel” kavramının çok ötesinde, hatta bazı örneklerde bu kavrama karşı. Anlatmak, paylaşmak ve işaret etmek istediği konular kimsenin canını yakmayan, dünyayı sadece bir güzellik sorunu üzerinden anlamaya çalışan bir anlayıştan çok uzak. Alt kültürler, feminist projeler, göç, yer değiştirme, sömürgecilik ve üçüncü dünya sorunları, devlet ve baskıcı mekanizmasına karşı geliştirilen stratejiler gibi bugünün pek çok sorunu, çağdaş sanatın ilgi alanları içerisinde. Kimi çalışma bunu gerçekten sert bir dille aktarıyor, kimisi de bugünün popüler iletişim dillerini bozarak bu tartışmaya ortak oluyor. Hal böyleyken çağdaş sanat eserlerine ilgi duymanın sadece estetik bir dürtünün tatmini ile sonuçlanmayacağını önceden kabul etmek gerek.
Ayrıca özünde görsel olan bir alandan söz ettiğimizi de unutmayalım. Yeri geldiğinde işitsel malzemelerin de dahil edilebildiği işler şüphesiz mevcut ama özünde görselliği sorunsal edinmiş bir alan çağdaş sanat. Bu nokta önemli çünkü nereden bakarsak bakalım sanat ile ilgilenen hemen hemen herkes kendisini çağdaş kültürün bir parçası olarak kabul eder. Sanatı merkezine alan tüm kurumlar, koleksiyoncu olma fikriyle yola koyulan iyi niyetli alıcılar, çağdaş sanatı desteklediğini ileri süren tüm medya ve yayın organları, özünde kendilerini çağdaş görür. Fakat onların aklındaki çağdaşlık ile sanatçıların gösterdikleri çağdaş sanat örnekleri arasında görselliğin anlaşılması açısından müthiş farklılıklar ve yarılmalar söz konusu. Örneğin evsizlere ilişkin bir sorun üzerinde çalışan bir sanatçı, sergi mekânına tek bir nesne yerleştirerek konuya ilişkin bir tartışma ortamı kurmak ister. Tüm fazlalıklarından arındırarak bizi konunun özü ile baş başa bırakmaya çalışır. Oysa biz, ondan konuyu iyice didiklemesini, büyük bir anlatı oluşturmasını talep ederiz. Sanatçı sanki her şeyi göstermeli, bizi o hayatın çaresizliğine, kederine ve politik yanlarına ortak etmelidir. Hatta “başka bir becerisi yok da sergi mekânına sadece bir nesne bırakabilmiş” deriz. Bu yine de iyi niyetli bir tartışma. Kimi durumda evsizlerin yaşamlarını bir sergi mekânında görmek istemeyen izleyiciler dahi çıkabiliyor. İzlediklerinin bir çirkinlik olduğunu, sanatın güzel meselelerle ilgilenmesi gerektiğini söyleyen pek çok İstanbullu izleyici tanıyorum. İşin bu kısmını konuşmaya dahi gerek yok. Tarihi ileriye taşımak Bir de bu nesnelerden bir koleksiyon oluşturmaya kalktığınızı düşünsenize? İyi haliyle bir çağdaş sanat koleksiyonu özünde bugünün sanatının aldığı çerçeveyi hem kuramsal hem de görsel olarak iyi etüt etmeli, anlamaya çalışmalı ve sürekli temas halinde olmalıdır. Sonuçta artık bir bilgi nesnesine dönüşen sanat yapıtları kendisini sürekli yenilemekte, farklı ifade olanaklarına açılmaktadır. Önümüzde bir tarih var, ona ortak olmak için kendi tarihinizi ileriye taşımanın yollarını bulmanız gerekir. Koleksiyonculuk özünde bir görgü, ilgi ve haz işidir. Kişinin zamanla kendisini eğitmesi ve yeni yeni karşılaştığı yapıtlarla başka hazlara ilgi duyması pekâlâ söz konusu. Klasik anlamda resim toplayan bir koleksiyoncunun, bugünün görselliğine giderek ilgi duymaya başlaması, kendi zamanın sorunlarına görsel cevaplar üreten yapıtları takip etmeye başlaması mümkün. Yeter ki sanat yapıtını katı, kapalı, sadece kendinden menkul bir nesne olarak görmesin. Bugünün çağdaş pek çok işi, sizi farklı deneyimlere davet eder, daha önce yaşamadığınız süreçlere ait kılar. Bunu yaşamanın hazzı bile her şeyin tektipleşmeye başladığı günümüz kültürü için çok önemli. Olayın bir de malzeme yönü var şüphesiz. Nihayetinde kişi sanat eseri satın almaya başladığı zaman bir nesne satın aldığı duygusu yaşar, hatta kaba tabiri ile bu duygu için satın alır. Oysa bugün sanatın tercih ettiği pek çok malzeme ve ifade olanağı bambaşka malzeme ve arayışları ortaya koyuyor. Örneğin bir video sanatçısı size, özenle hazırlanmış bir kutu içerisinde ortalama 6 kopya ile sınırlanmış bir DVD teslim ediyor. Burada satın aldığınız sanat eseri, aslında alelade, sanayi ürünü bir nesne. İçerisindekini izlemek için bir televizyona, çoğunlukla da bir projeksiyon cihazına ihtiyacınız var. Evinizin salonunda sürekli sergileyebileceğiniz bir çalışma değil bu. (Hoş, bunu yapan koleksiyonerler var!) Ancak özel koşullar hazırlamanız ya da bir televizyonunuzu ona tahsis etmeniz gerekir. Ya da diyelim ki bir yerleştirme satın aldınız. Onu ancak ve ancak bir galeri veya bir müzede sergileyebilirsiniz. Sırf bu sergileme biçimi bile sizin sanat eseri olarak satın aldığınız şeyin hacminin göründüğünden çok öte bir şey olduğunu hissetmeniz için yeter de artar bile. Nihayetinde koleksiyonculuk meta değeri taşıyan bir şeyin satın alınmasıdır, dolayısıyla meselenin bir de bütçe kısmı vardır. Bu konu hayli bir çalışma ve incelik gerektiriyor. Rakamsal istatistikler vermeden tam olarak da anlaşılacağını düşünmüyorum. Zaman içerisinde bu konuya geri dönüp meraklılarını bilgilendirmeye çalışacağım. |
||||||||||
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | ||||||||||
|
Bienali, çağdaş sanatın meydan okuyuşu olarak düşünebiliriz’
![]() Twilight of the Idols (Jesus Christ/Virgin Mary) - Kendel Geers Dokuzu Türkiye’den 85 sanatçının eserlerini bir araya getirecek 8. Uluslararası İstanbul Bienali’nin küratörü Dan Cameron ilk kez Zaman’a konuştu. Cameron’a göre bienal, çağdaş sanatın meydan okuyuşuna sahne olacak. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği 8. Uluslararası İstanbul Bienali’nin bu yılki teması, “Şiirsel Adalet”. 20 Eylül –16 Kasım tarihleri arasında 42 ülkeden toplam 85 sanatçıyı bir araya getirecek bienalin küratörü Dan Cameron, New York’un en önemli çağdaş müzelerinden New Museum’un baş küratörü. Bienal dört mekana yerleşecek. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği 8. Uluslararası İstanbul Bienali’nin bu yılki teması, “Şiirsel Adalet”. 20 Eylül –16 Kasım tarihleri arasında 42 ülkeden toplam 85 sanatçıyı bir araya getirecek bienalin küratörü Dan Cameron, New York’un en önemli çağdaş müzelerinden New Museum’un baş küratörü. Bienal dört mekana yerleşecek. Bunlar, TC Denizcilik İşletmeleri’ne bağlı Antrepo No.4, MSÜ Tophane–i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Yerebatan Sarnıcı ve Ayasofya Müzesi. Cameron, bienal ile ilgili ilk kez Zaman’a konuştu. Şiirsel adalet kavramı, adaletin ilk zamanlarına gönderme yapıyor. Cameron, bu kavramı açıklarken şu örneği veriyor: “Bir romanda katilin cinayete kurban gitmesi şiirsel adalet değildir. Ancak, katilin başkalarını öldürdüğü silahla öldürülmesi şiirsel adalettir.” Bu kavrama ulaşırken birçok kaynağı tarayan Cameron, kavramın oluşmasını şöyle açıklıyor: “Bu kavramı oluştururken yoğun bir okuma yaptım. Dinlerden ahlak öğretilerine ve felsefecilerin ürünlerine varıncaya kadar geniş bir dağarcığı taradım. Dünya ile maneviyatın birbirinde çok da ayrı olmadığı düşüncesindeyim. Bu bienali, çağdaş sanatın bir meydan okuyuşu olarak düşünebiliriz. Çünkü sanatın bir dalında çalışanlar, diğerinin geçerliliğini pek de tanımıyorlar. Bu anlamda birçok sanatçının yapıtlarında bir karmaşıklığın olduğunu fark ettim. Zıtlıklar ve birbirinden ayrı kavramların artık çok da geçerli olmadığını düşündüm. Bu doğrultuda iki kavram kafamda birleşti ve Şiirsel Adalet ortaya çıktı.” Sıkça dillendirilen bir şikayettir; “Şiir toplumdan, yaşantıdan soyutlandı, dışlandı. Adalet deseniz, gören haber versin.” diye. Cameron’a, bu yaygın kanının izdüşümünde, iki ölüden bir dirinin nasıl meydana geleceğini soruyorum. Aslında kendisi sorunun içerdiği önermeye katılmıyor ve şunları söylüyor: “Bu kavramların öldüğüne inanmıyorum. Bu daha canlı bir kavram aslında. Şiirin daha az kişiye hitap ettiği söyleniyor; ama bence şiir daha fazla kişiyi ilgilendiriyor. Adalet bugünlerde çok tartışılan bir kavram. Birçok insanın aklında düşünce olarak birbirinden ayrıldığı noktada. Şiirsel Adalet’e kelime olarak baktığınızda anlamsız gibi görünüyor. Ama insanları bu iki kavrama farklı bir biçimde bakmaya zorladı. Ve kültürel yönden de insanların bu iki kavrama farklı bakmalarına yol açtı.” Reel olanı merak edip şu soruyu yöneltiyoruz Cameron’a “Adil bir dünyada yaşadığımızı ve şiirin insanların yüreklerinde yer ettiğini düşünüyor musunuz?” Cameron’un cevabı yalın ve bir o kadar dürüst: “Hayır ve hayır.” Aslında kendisi bu kavramı ortaya atarken, çağdaş sanatın bu gidişe bir isyanı olsun istiyor. Ve beklentisini şöyle aktarıyor: “Bu iki kavramın beklenen her türden sorunu çözebileceğini tabii ki düşünmüyorum. Ancak katılan sanatçılar arasında bu kavrama daha duyarlı ve derin yaklaşanlar olacaktır. Bienaldeki eserler bu ortamı canlandırıcı bir özellikte olacak. Ve belki de bütün bu önermeler tek çatı altında toplanmış olacak.” Cameron, bu kavramla bienali ilişkilendirirken, küreselleşme ve akabinde yerel adalet mekanizmalarının belirginleşmesini kıstas alıyor. Ve farklı adalet mekanizmaları arasında bir uzlaşma arıyor: “Şiirsel Adalet, küreselleşmeye karşı üretilen bir kavram. Bu kavramı modern sanatta bir çıkış yolu olsun diye ortaya attım. Adalet kavramına da farklı bir boyut getirmekti maksadım. Tepkinizi protestolarla gösterebilirsiniz. Çağdaş sanat da insana tepkisini dile getirebilme anlayışı getiriyor.” Adalet ve şiir üzerinde, kurumsal yapıların ağırlığını hissettirdiği bir çağda, Cameron, bir ütopyadan mı bahsediyor? Merakımız buydu. Oysa kendisi ütopyaları tehlikeli buluyor ve şiirsel adaleti, “bir hoşgörü arayışı” olarak tanımlıyor. Adalet kavramına getirdiği “manevi/metafizik” yamaya ise bakışını şöyle özetliyor: “Maneviyat ile dini aynı yere koymuyorum. Din bazı anlamda ceza anlamına da gelebilir. O yüzden ben bunları eşit olarak görmüyorum. Bu bağlamda Şiirsel Adalet, maneviyatın eserlere nasıl yansıdığını ve politik kavramının ne derece yaşadığını gösteriyor.” Cameron, dünya gerçeklerinin yanı sıra, Türkiye’nin realitesini de gözden uzak tutmamış. Türkiye’de böyle bir bienali gerçekleştiriyor olması, kavrama yaklaşırken önemli bir rol oynamış: “Tabii ki bu kavram oluşurken Türkiye’deki gerçekliğin etkisi oldu. Bir kavram karışıklığı var. İnsanlar artık kolay cevaplar aramıyor. Türkiye’deki insanlar da artık nesnelere daha karmaşık bir açıdan bakıyorlar. Eğer pek kolay cevaplar istemiyorsanız, sanat bunun için ideal bir araç. ” 8. Uluslararası İstanbul Bienali’nden beklentisini şöyle açıklıyor Cameron: “En önemli amaç, insanların çağdaş sanatın anlamını ve önemini anlamaları. Katılan sanatçılar alanlarının en önemli isimleri. Sanatlarını çok iyi bir yerlere getiren isimler. Bazı insanlar provoke olacak, bazıları üzülecek ama insanların sıkılmayacağını sanıyorum.” Bir ümit ya da temenni ile bitiyor Cameron’la yaptığımız söyleşi: “Filozoflar şairlerin dünyayı yönettiği bir evrenin ideal olduğunu düşünüyorlardı. Belki şimdi de bu düşünceyi tekrar canlandırabilecek düşünce derinliğine sahip filozoflar ve şairler olabilir.” /Alıntıdır./ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İlginç Bi Sanat.. | Bozo | Slayt Gösterileri, Sunular | 1 | 05-07-2008 06:13 PM |
| Sokakta gerilla işi sanat | Sümeyye | Diğer Sanat Dalları | 1 | 05-07-2008 11:50 AM |
| ARİSTOTELES' İN SANAT ANLAYIŞI | cıwann | Genel Kültür | 0 | 05-06-2008 04:12 PM |
| kalemden sanat eselerii. | ßotan | Diğer Sanat Dalları | 0 | 05-02-2008 10:16 PM |
| Sanat Nedir?.. | ßotan | El Sanatları | 0 | 05-02-2008 04:40 PM |