Üyelik tarihi: May 2008 |
|
|
Mesajlar: 57
|
|
Üye No: 83
|
Tecrübe Puanı: 2
| Rep Puanı : 24
| Rep Derecesi
 |
|
| |
|
Müzik dünyasında kapitalist eğilimler-I
Romantizm sanat akımı, 18.yüzyıl sonları ve 19.yüzyıl başında yaşanan toplumsal gerçekliği şiddetli bir şekilde red ediyordu. Romantikler, hem gittikçe yeni gelişmeye başlayan endüstri çağının etkisinde kalarak sürekli kar amacına yönelen toplumu ve hem de her şeyi ‘yarar’ ve ‘kullanma’ prensibine göre değerlendirdikleri için, dönemin doğa bilimcilerini de eleştiriyorlardı. Romantiklere göre, doğa bilimcilerinin her şeyi mantık ile açıklamaya çalışmaları, beraberinde ‘kullanma ve yararlanma’ ölçüsüne göre değer vermeyi doğuruyordu ve bundan dolayı da her şey çırıl çıplak bir şekilde ortaya çıkarken, ‘gizem’ de kayboluyordu.
Sürekli bir ‘kazanç’ sağlamak ve ‘kar’ elde etmek, her şeyi ‘kullanma’ mantığına göre değerlendirmek gibi terim ve tanımlamalar, günümüz toplumuyla adeta özdeşleşen, yabancısı olmadığımız özellikler haline geldi. 19.yüzyılın başlarında yeni gelişmeye başlayan endüstri çağının üretim ve tüketim ilişkilerinin günümüzde ulaştığı en son nokta Kapitalizm’dir.
Ve ne yazık ki günümüzdeki kapitalist üretim ve tüketim felsefesinin karşısına, Romantiklerin endüstri çağındaki üretim-tüketim felsefesine alternatif oluşu gibi, dikilebilecek derecede gelişkin ne bir sanat akımı ne de bir akımcısı vardır. Teorik olarak onlarca kapitalist tüketim karşıtı sanatsal akım olsa da, pratikteki üretimiyle bunu gerçekleştiren ciddi bir akımdan bahsetmek mümkün değildir. Mesela gerçek bir alternatif sanat dalı olan sinema, kapitalizme karşı değil de kapitalizm yanlısı bir biçime dönüşmüştür. Sinema denince, müthiş derecede büyük çaplı paranın akla gelen ilk düşünce oluşu boşuna değildir. Ve kapitalizmin ustalığı da burada ortaya çıkıyor zaten:
Kapitalizm, alternatif sanatsal, edebi ve düşünsel ne kadar akım ve alan varsa, karşısına alarak değil de, tersine yanına alarak kendisine hizmet eder hale, kendisiyle özdeşleşen hale getiriyor. Bu yolla da, alternatif olma potansiyeli gösterebilecek bir düşünceyi kendi kendisiyle çelişir hale getirdikten sonra, ya ortadan kaldırıyor ya da kendi kontrolünde tutmayı başarıyor. Yani sinema örneğinden yola çıktığımızda, sinemayı parayla eşit bir hale getiriyor diyebiliriz. Oscar ödüllerinin de paranın akıl almaz derecede harcandığı filmlere verilmesi tesadüf değildir. Bu yolla da, “kaliteli bir film ancak büyük paralarla yapılır” düşüncesini hakim kılarak, çoğunlukla kaynak sıkıntısı çeken toplumsal sanat kaygıları olan alternatif inisiyatiflere de, daha yolun başındayken hiç şanslarının olmayacağı mesajını veriyor. Dünyanın birçok ülkesindeki müzik pazarı, internet ortamının sunduğu çoğaltım ve korsan üretimler yüzünden bitme noktasına gelmesine karşın, özellikle Amerika ve İngiliz müzik pazarında böylesi bir durum yoktur. Eminem gibi bir Amerikalı Hip Hop şarkıcısının bile müzik albümünün tüm dünyada sekiz milyon gibi bir satış tirajına ulaşması, müzik pazarındaki çalkalanmaların Amerikan pazarının bir sorunu olmadığını gösteren bir örnektir. Bu örnekten yola çıkarak şöyle söylemek de mümkündür; Amerika’nın iç pazarı tükense de, diğer ülkelerdeki pazarı da kendisinin yedek pazarı haline dönüştürdüğünden dolayı, ciddi anlamda bir sarsıntı yaşaması mümkün değildir. Mesela Alman müzik pazarının kapsamı sadece Almanya’yla sınırlı kalırken, Amerika’nın pazarı ise hem kendi iç pazarı, hem de Alman pazarını kapsıyor. Yani Alman müzisyenlerinin müzik albümleri Almanya’da çok düşük rakamlara düşerken bile, Amerikan starlarının Cd satışlarında pek bir değişim olmaz, hatta çoğu zaman bir artma bile görülür.
Müzik dünyasının Oscarları olan Grammy ödüllerinin de yine çoğunlukla Amerikan ve İngiliz müzisyenlerine verilmesi de eklenince, bu ülkelerin sanatçılarının sanki daha çok kaliteli sanatsal ürün yarattıkları ve bundan dolayı da dünyanın her ülkesinde tiraj problemi yaşamadıkları gibi yanılgılı bir durum oluşmaktadır. Oysa, “yanılgılı” diye bahsettiğimiz bu durum, binlerce müzisyen, prodüktör ve müzik firması için bir gerçeklikten öte adeta rüyadır. Ve bu rüyalarını gerçekleştirmek için başta New York, Los Angeles olmak üzere birçok Amerikan şehrine müzik Cd’lerini üretmeye giden sayısızca müzisyen ve şarkıcı, gideri onbinlerce, hatta yüzbinlerce dolara varan prodüksiyonlara girmektedirler. İşte bu yolla, zaten hemen hemen her ülkenin iç pazarını da kendi yedek pazarı gibi kullanan Amerika, bu ülkelerdeki müzikal üretimi de kendi iç pazarına kaydırarak, bütün müzik sektörünü bir şekilde kendi alanına çekerek kendisine bağlamıştır.
Ve binlerce insan o tatlı rüyalarında gezinirken, kapitalizmin şunu dayattığının farkında değil adeta: “En az benim kadar başarılı olmak, hatta benden bile daha başarılı olmak istiyorsan, bu dışımda durarak değil, ancak kurallarını benim belirlediğim bir ortamda olur.”
Yani senin üretim gücünü ve farklılığını da kendisine mal ederek.
Haftaya, ‘Kürt müzik dünyasında kapitalist eğilimler’ konusuyla tartışmaya devam edeceğim.
Hakan Akay
|