![]() |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Barışseverler dün alanlardaydı. Türkiye Barış Meclisi “Türkiye Barışı İçin Buluşuyor. Kürt Sorununda Demokratik Çözüm” şiarıyla İstanbul, Adana ve Diyarbakır’da mitingler yaptı. Yaşamak ve yaşatmak için… Ölüme seyirci kalmayacağını bir kez daha vurgulamak için… Demokratik ve barışçıl çözüm için… Haklarımızın ve hukuk devletinin teminatı olacak yeni, demokratik ve sivil bir anayasa için…Birlikte yaşam, birlikte demokrasi ve birlikte eylem için barışseverler barışı haykırdılar…
*** Tarih boyunca barış ve insanın barışı algılayışı farklılıklar göstermişse de; günümüz dünyasında insanlığın savaşa karşı geliştirdiği bilinç küçümsenemez boyutlar kazanmıştır. İnsanların savaştan, açlıktan, zorbalıktan ve yokluktan kırıldığı bir dünyaya kimse kayıtsız kalamaz. İnsani duyarlılık, gelecek adına yaşamsal olan her şeyin korunmasını savaşa karşı barıştan yana olmasında görür ve değerlendirir. Artık anlaşılmıştır ki barışı savunmak, yarını ve insanın geleceğini savunmaktır. Barıştan yana olmak insani kimliğimizden gelen sorumluluğunu da vurgular. Bu sorumluluk insan bilincinin barış idealinin gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üslenmesiyle anlam kazanır. Savaşların yeryüzünden silinmesi veya en aza indirilerek zararsız hale getirilmesi ve böylelikle her alanda çok hızla gelişen dünyaya evrensel banş, özgürlük ve kardeşlik getirilmesinde kendine insanım diyen herkese görev düşmektedir. Bizi insan kılan duygu ve değerleri, ilgi ve sevgimizi düşünsel düzeyde var edemediğimiz sürece, insan onuruna ve varoluşuna yönelik saldırıların karşısında yer alamayız. Yoksa Pavese’nin dediği gibi, gözlerimizin içine bakacak ölüm; “...Ölüm gelecek ve senin / Gözlerine bakacak. Sabahtan akşama dek uykusuz, / Sağır eski bir pişmanlık Ya da anlamsız bir ayıp gibi, / Ardını bırakmayan bir ölüm Bir boş söz bir kesik çığlık, / Bir sessizlik olacak gözlerin.” *** İnsanı öfkeye ve ardından da saldırganlığa iten en önemli sey, haklıyım olgusu.. kendi bakış açısıyla herkes haklıdır bir yönüyle. ama kendi bakış açısıyla.. karşıdakinin tarafından da bakabilmeyi öğrenmek, bu şekilde daha insani olanı getirir birlikte. “Şiddet, sözün bittiği yerde başlar”mış. Söz ise insanın bitmez tükenmez hazinesidir. Siyasettin de en temel aracıdır. Sözün bittiği yerde çığlıklardan başka ses duyulmaz olur. Savaşa “operasyon”, “harekât” gibi nazik tanımlar uydurularak, olan-bitenin meşrulaştırılmış toplu cinayetler serisi olduğunu unutmamız isteniyor sanki. Oysa vahşetin adı, kanın rengi değişmiyor. Söz bitmemeli. Sözün bittiği yerde şer vardır, kavga vardır. Savaş; kan, barut ve ölüm demektir... Göç, açlık, yoksulluk demektir. Savaş salt cephede olup biten bir olay değil artık. Trajedi yaşamın her alanına yansıyor. Onarılamaz tahribatlar yaratıyor insanın benliğinde. Barış imgesi ise her türlü toplumsal adaletsizliğe karşı çıkmayı, eşitlikçi, paylaşımcı bir dünyayı ve toplum düzenini savunmayı içerir. Hayatın içindeki tüm insanlık dışı uygulamaları ifade ettiğimiz ölçüde barış imgesi anlam kazanabilir. Hayatı oluşturan unsurlar arasındaki uyum ve denge sağlanmadan, her tür doğa nimetinin huzur içinde paylaşımı gerçekleşmeden, şiddeti yaratan ekonomik ve sosyal etmenleri ele almadan, demokratik hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeden barış kavramı kanamaya devam edecektir Sorunların ancak ve ancak uygarca ve demokratik yollarla her sorun için birden fazla çözüm yolu bulunarak, uzlaşarak savaşmadan çözülebileceğine inanmak gerekiyor. İnsanın yaradılışından dolayı da barışa ve mutluluğa hakkı olduğuna inanması, inanmadan öte, inanç haline getirilerek bu değerler kişinin değerler sisteminde baş köşeyi işgal etmesi gerekmektedir. Aksi halde barış bir anlam ifade etmeyebilir. Dil, din, ırk ve düşünceleri ne olursa olsun herkesin tam bir barışa kavuşmuş dünyanın yaratılmasında müşterek ve insani bir sorumluluk taşıdığının iyice algılanması ve kavranması gerekmektedir. Savaşsızlık durumu, yani insanların şiddete baş vurmadığı ortam bir başına barış kavramının içini doldurmaya ve içeriğini yansıtmaya yetmez. Barış savaşın yokluğundan daha fazlasıdır. Toplumsal adalet, eşitlik ve özgürlük olmadan barış olmaz. Bu kavramlarla pekiştirilmemiş bir barış, eksik bir barıştır. Barış taraflar arasında bir eşitlik, karşılıklı varsayma ve kabullenme temelinde yeşerir. İnsan, grup ya da toplum olarak temel haklara sahipsek söz konusu olabilir. Barış; sömürünün, açlığın, zulmün ortadan kalktığı bir dünyaya duyulan özlemdir. Barış savunuculuğu da; özlemi duyulan böyle bir dünyanın yaratılması için somut mücadele gerektiren bir olgudur. Bize belli kalıplar ve şablonlarla sunulmuş görüntülerin ve oluşturulmuş manipülasyonların ardındaki gerçekleri boşa çıkarmadan gidişata yön vermek kolay olmayacaktır. Barış, ancak sömürgen düzen ve sistemlere karşı sürdürülen mücadeleler içinde anlam bulabilir. Hiç kimse, kendini ilgilendirmeyen işler olduğu gerekçesiyle vicdanını yatıştırmaya çalışmamalı. Bugün alanlara akalım, barışı haykıralım. Nazım’ın dizelerinde söylediği gibi; “…Yok edin insanin insana kulluğunu / Bu davet bizim! Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim” *** Haydi barışı haykırmaya… Bu davet bizim. A. HİCRİ İZGÖREN
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Gölyazı'ya Davet | KaraYeL | Şiirler | 0 | 05-13-2008 03:45 PM |