DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Makaleler
Anasayfa Kayıt ol

Makaleler Makaleler burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-02-2008, 04:54 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 89
Üye No: 10
Tecrübe Puanı: 50000
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi
Ahmedo is on a distinguished road


Standart Sosyalizim ve duygusallık

Yazılan çizileni sorular sorarak okuyoruz. Bir de sokaklara bakıyoruz; sessiz, sessiz. Eleştirel düşüncelerimiz oldukça çok fazla. Doğru düşünmek ve yazmak önemlidir. Çünkü yazmak ve düşünmek bir olgunun yüksek sadakat ibaresi olarak bazen bir ayna oluveriyor. "Duygusallık" insana dair bir kavram. Düşüncelerin, ideolojilerin kitleselleşmediği ortamlarda yaşıyoruz. Haksızlıklar olduça fazla, bu fazlalıklar birer yük olarak bir çoğumuzu duygusal kılıyor. Ne de olsa acıların boy verdiği ortamlarda beklentiler içinde olmak, çoğumuzu bağrı yanık kılıyor. Yapmak istediklerin ve o yapmak istediklerini ifade biçimi, çürümüş toplumlarda küfür olarak da kabul görür. Olan da budur. Düşünmek suçtur. Düşündüğünü eyleme geçirmek ise hainliktir. Kimi 'terörist' diyor. Vs...

Şimdi tüm bu olgulardan yola çıkarsak, insana ait olan bu duygusallık kaçınılmaz bir felsefe olarak karşımıza çıkar. Ki bir çoğumuzun da aynı şeyi yaptığı görünür. Bir bakıma sağırların çoğunlukta olduğu bir zamanda, duygusal bir tartışmanın odağına girmemiz kaçınılmaz oluyor. Hemen hemen her yazıda duygusallık kendini hissettiriyor. Duygular önemli mi değil mi, duyguların içeriğine sığdırmak istediğimiz bilimsellik ne kadar anlamlıdır, soruları sorulduğunda, sağlıklı düşünmek ve sağlıklı adımlarda başarmak önemli bir sıfat olarak bizi doğrulayabilir.

Neden bu kadar işitiliyor Kürt kelimesi? Açık bir cevabı var bunun. Çünkü sorun çözümsüzlüğün dayatıldığı bir kavram olarak apaçık ortada duruyor. Sorunun tarihsel uzantısı, hepimizin kamburudur. Fakat bu soruna verebileceğimiz cevaplar ise bireyin durduğu yer ve birikimiyle alakalıdır. Bu sorun dün de vardı bugün de var. Dolayısıyla, zaman dediğimiz arguman bu sorunun çözümüne dair bir beklenti içindedir. Uzayıp giden ve bu uzayışta kan dökülürken tarafların söylemlerindeki kavramlar değişir.

Eğer bu yaşananları, terör olarak algılayacaksak, sorunu taraflı biçimde örtpas etmenin hesabını da yapmış oluruz. (Kürt sorunu yoktur, terör vardır deriz.) Eğer sorunu savaş olarak kabul edeceksek o zaman taraf olgumuz insani ve sosyalist bakış açısına uygun tavrmız daha sol ve daha gerçekçi olur.

Her zaman hatalardan söz ediyoruz. Kimimiz art niyetli, kimimiz ise dürüst… Hatalar tartışılabilinir. Fakat bu hayata geçmiş hatalar bu sorunun özünü inkar anlamına gelmez. Herkes hata yapıyor. Ama hataların sebepleri hiç tartışılmıyor. Ki biliniyor, hataların boy verdiği dönemler, olağan dönemlerdir. Kaldı ki bir hata yapıyor diğeri ortadan kaldırıyor. Şimdi hata mı çok önemli yoksa inkar ya da imha mı çok önemli? Hata giderilir ama zorun rolünü faşizan temellere vardıran güce ne demeli?

Yaşanan eğer savaş olarak kabul edilecekse, bazı şeylerin mesafesi olmaz. Acımasızlık karşısında çetin olmak insani bir görvedir. Muhatablardan birine, tarafsız görünerek saldırmak, sola mensup birinin ahlakı olamaz. Dağdakiler dini bir örgütlenme peşinde değildir. Elbet, hoşnut olmadığımız şeyleri bize yaşatabilirler. Savaş kolay değildir. Bunu anlamak, zor değildir.

Değişimler olabilir. Her değişim kendi karekterini yaratır. Böylesi keşmekeş süreçlerde kimse sütten çıkmış -ak kedi- değildir. Olayın özüne varmanın temel yargısı, sorunun çözümümüne dair sağlıklı bir önerin varmıdır. Yaklaşım bu olmalıdır. Yoksa sen sosyalist misin, komünist misin, bunun hiç önemi yoktur. Susmak ya da konuşurken, dağdakileri kayıp birer terörist görmek, talihsiz belirtilerdir.

Şu noktada bir iki şey daha söylemek istiyorum: Lenin’in Rusyası, Enver Hoca’nın Balkanları, Mao’nun Çini, Mahir’lerin Türkiyesi yok artık. Nazım Hikmet bir şiirinde şöyle diyordu: "... Güneş akın var, güneşe akın..."

Tam teresini söyleyerek güneşe akın ertelenmiştir. Bu söylemim inaçsızlığımdan değil. Gerçekçi baktığımdandır. Ki doğrusu da bu değil mi?

Ama şunun altını çok kalın çizmek istiyorum. Kürtler, tüm dünyada sosyalizmin ve direnişin son halkı olarak meydanlarda bulunuyor. Adeta tüm insanlığa ders veriyorlar. Dünyanın en geri bırakılmış halkına ait kadınlar 8 Martlarda sokakları fet ediyor. (Ve başka eylemlerde…) Şimdi bu nedir diye soranlar var. Kafası karışanlar var. Biz bunları iyi görmek ve düşünmek ve de yazmak zorundayız. Sosyalist ve dayanışmacı özelliğimiz burada ortaya çıkar. Soru sorarken gözlem yapmamız önemlidir. Direnen, hayır diyen bir halkla karşı karşıyayız. Bu durumda, sosyalist olmak, bu halkın bir bireyi olmak ve yanında olmaktır.

Bir dönem, Viyetnamlı, Cübalı, Arnavut, Rus, Afrikalı olduk… Bir de Kürt olsak, ne olur dersiniz? Olmaz ki ama! Bin yılın öğretileri; kart, kurt, kart, kurt olarak beyinlerimize o kadar yerleşmiş ki Kürt olursak utancımızdan yerin dibine gireriz. Asıl sosyalizm ve dayanışma ruhu, söylemlerin prtatiğe geçişinde ortaya çıkar ve o zaman samimiyiz deriz.
Yusuf DEĞİRMENCİ
Ahmedo isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:12 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved