![]() |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Zehrin sırrı ancak içilerek çözülür, anla yüreğim. Cevabını bilemediğin tek soru ölüm mü?
Dene... İnsan, ancak sevdiği zaman kötülük etmez. Yaşamın sırları üstüne ne diyebilir insan? Ya ne demeli? Yaşamak olgusu neden bu kadar tatlı, ya ölüm olgusu...... YAŞAM MI ÖNCE GELİR ÖLÜM MÜ? Yaşam, ölüme karşı kazanılmış en büyük başarıdır. Ama yaşamı bize sevdiren ölümün kendisi değil mi? Herkes ölümden nefret eder ama kimse de yaşamıyor. Hepsi de intihar edecek kadar ölümle sarmaş dolaş... Zaten sürü güdüsü değil mi insanları –diğer canlıları- bir araya getiren. "Ölüm korkunç bir şeydir, ama insan eğer ölmeyi başarmasaydı, sonsuza kadar yaşasaydı bu daha korkunç olurdu" Öyle ya, ölmek korkunç bir şey, ama yaşamamak daha feci... İnsan öğrenmek için yaşar, "Olmak mı, olmamak mı" Shakespear. Tarih boyunca insanlar ölümün gizini öğrenmek istemişler, Gılgameş ölümcül denizleri aştı, ama ölümsüzlük otu bulmadı, gençleştirici otu buldu-kaptırdı... Ama ölümün sırrını hayatın kalbinde aramadıktan sonra... Nasıl gizini bulur insan.. Halil Cibran'a göre; yaşam ile ölüm tıpkı nehir ve deniz gibidir. Yani ikisi birdir. Bir İnternet sayfasında okumuştum; altı yaşında bir kız çocuğu intihar etmiş... Ama neden, bu intihardan dolayı kaç insan vicdan azabını yaşayıp kendini sorguladı? Ölümün ne olduğunu bilmek yaşama anlam katar... Peki, insanlar neden birbirlerini öldürüzorlar. Nerden geliyor bu ölüm-severlik psikolojisi. Hitler'den mi, tanrıdan mı? Her insan biraz da kendi ruhunun katili değil mi? Günlük yaşamda hepimiz karşılaşmışızdır; bir çok insan, "kendimden nefret ediyorum" diyor. Bir insan eğer kendinden nefret ederse başka bir insani sevebilir mi? Hasta hayatlar... Yarım kalmış yaşamların tarifsiz çelişkisinde çırpınanlar... İşte bu hasta hayatlarda sevgi deyince ölüm akıllarına (eğer akıl varsa) geliyor, yanılgı-yıkım... Sevmezler. Sevgiden korkarlar. Sadece isterler. Sahip olma güdüsü işte.... Oysa sevgide istemek-sahip olmak yok, olmamalı. Ama bencil kişi sahip olmak ister. -Öyle ya, bu çağda aşk ve sevgi de serbest piyasa kurallarına bağlı. Hayat dediğin ne ki? Ne zamandır yaşamak bir suç? Hasta hayatlar. Kesik kesik yaşarlar. Beyinlerindeki ur yarası gibi. Sevgideki korkaklıkları gibi kesik kesik yaşarlar; hep eksik yaşarlar. Kaybetmiş insanlara özgü yaşarlar. Ve sen; Bu yazıyı yazan melankolik vaka..... Ben mi... Melankoli hüznün güzelliğidir... Boşversene, kendi bencilliğine kılıf uydurma. Sen de kesik kesik yaşadın. Sen busun işte. Ne demişti Aristo; "boşuna kendinizi kandırmayın, her gün yaptığınız ne ise, siz osunuz." Öyle ya... Ertelediğim tüm acıları, tüm yıkılışları gizleyerek yaşadım. Ömrümün tüm gizlerini bu yazılarda sakladım. Ben yaşanması gerekeni erteledim. Bunun için yitik aşklar yaşadım. Yitiklerin yitikliğinde kendimi aradım. Kendimi nasıl bulmalı? Aslında, hayatta ne yapacaksan bir an evvel yap... Ne olacaksa hemen şimdi olsun. Seveceksen şimdi sev, öpeceksen şimdi, susacaksan şimdi, güleceksen şimdi...... Zaman bir kez geçer insanın eline, o anın bir daha tekrarı yoktur. Ne yaşarsan bir kere yaşarsın. BU yüzden beklememeli insan. Bekleyerek geçen zamana acımalı... Ama bir ömre kaç ölüm sığdırılır? Acılardan güç alan bir yolcuyum bu hayatta. Suyun aksi-ateşin ve aşkın başı için; kar yağmasın yüreğinize... İzzet Eker
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|