DigiSörf  

Geri git   DigiSörf > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Makaleler
Anasayfa Kayıt ol

Makaleler Makaleler burada paylaşımda.



 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-27-2008, 01:11 PM   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nerden: TaяîYé WéLaT...
Mesajlar: 1.472
Üye No: 51
Tecrübe Puanı: 1018
Rep Puanı : 101561
Rep Derecesi
*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute


Arrow Tek Başına duranlar:Adı Çağlar..

Bir anne nasıl teselli edilir hiç düşündünüz mü?

Bir babanın gözyaşlarına dokundunuz mu?

Sonsuzluğa uğurladığınız yoldaşınızın kokusunu, gülüşünü aradınız mı umutsuzca?
Ben, birçok başsağlığına gittim, birçok yoldaşımızı sonsuzluğa uğurladım. Ne gözyaşlarına dokunabildim, ne de teselli edebildim geride kalanı.

Korktum. Onları inciteceğimden korktum. Harfleri bir araya getirememekten korktum. Sözcüklerimin havada uçuşacağından korktum. Acının tarifi olmuyor, acının kilosu gramı da yoktur. Ansızın geliyor acı. Yıkıyor, yakıyor, viran edip gidiyor insanı.


Sevinci yaşayan her insan hayatının bir döneminde mutlaka acıyla tanışıyor. Başa çıkamam dediği acılarla yaşamayı da öğreniyor zamanla. “Yirminci yüz yılda en fazla bir yıl sürer ölüm acısı” der Nazım Hikmet. Belki ilk günlerdeki yoğunluk bir yıl sürebilir. Yüreğe düşen acı ilk günlerdeki kadar yakmıyor, kanayan yara zamanla kabuk bağlıyor. Olur olmaz zamanlarda ince ince kanayıp duruyor.

Düşlerimizde, anılarımızda yaşıyor yitirdiklerimiz… O da şimdi anılarda yaşıyor, kimse inanmıyor öldüğüne. “Ölüm ona yakışmadı” diyordu annesi. Kime yakıştı ki ona yakışsın ölüm... Ölüme yazgılıyız, bunu biliyoruz elbette. Ama genç ölümler çok yakıyor insanı. İnanmak istemiyor insan.

Çağlar, çağıl çağıl çağlasın diye vermiş bu ismi ailesi ona. “Son zamanlarda derya gibi olmuştu, konuştuğu zaman insanları hayran bırakırdı kendine” böyle diyor babası. Kürt bir ailenin devrimci çocuğu. Binlercesi gibi o da Türkiye devrimcilerine omuz vermiş, onların içinde katılmış mücadeleye.

Çağlar, onu tanımıyorum, fotoğraflarındaki esmer gülüşünü gördüm. Kâh ağlayıp, kâh gülerek onu anlatan annesi ve babasından dinledim Çağlar’ı. Onunla bir yıl zindanda kalan arkadaşı anlattı Çağlar’ı bana. Zindanda çekilmiş fotoğrafları serdi önüme. Volta atıyor, gülüyordu Çankırı zindanının havalandırmasında. Nasılda hayat doluydu bakışları. Çocuk işte dedim fotoğraflara baktıktan sonra. Her haliyle çocuk!

Daha on altı yaşındayken tanışır devrimci düşüncelerle Çağlar. Gençtir, inançlıdır, gözü karadır Çağlar’ın. Neyin ne olduğunu öğrenmeye çalışırken, bir gün eylemde bulur kendini. Teoriyi sonra öğrense de olur. Eylem içinde öğrenilir teori denir. İlk eylem heyecanı içinde o gece uyku tutmaz Çağlar’ı. En ince ayrıntılarına kadar plan yaparlar. Eylem yerine gider, başlar beklemeye. Evdeki hesap çarşıya uymaz. Eylemi yapacakları birkaç arkadaşı son anda yalnız bırakır Çağlar’ı. O kararlıdır, bir başına da kalsa gerçekleştirecektir eylemi. Sonra bir arkadaşı çıka gelir. iki kişi giderler, eylemlerini yaparlar. Arkalarına bakmadan kaçmaya başlarlar. Ne olduğunu anlayamadan bakarlar ki arkalarında bir ordu halk. Hakaretlerle küfürlerle peşlerine düşmüşler eylemcilerin.

O çok sevdiğimiz, yere göğe koyamadığımız, hatta Kürt sorununu bile halkların çözeceğine inandığımız halkımız devrimcilerin peşine düşerler. Onları yakalayıp karga tulumba teslim edecekler.

Çağlar, biraz kilolu olduğu için kaçamaz. Halkımızın eline düşer. Hani köylerine devrimcilerin geldiğini güvenlik güçlerine fısıldayan halkımız var ya onlar gibi işte. Linç ederler Çağlar’ı, sanki ayaklarının altındaki bir insan değil, taştır. Vururlar vururlar hınçla. Tam o sırada güvenlik güçleri gelir ve güvenlik güçlerine teslim ederler kan revan içindeki Çağlar’ı. Kurtulduğunu sanır Çağlar.

Işık sızmayan, karanlık bir hücreye boş bir çuval gibi atılır, acı içindeki bedeni. Yaraları iyileşmeden işkence başlar. Yağmurdan kaçarken doluya yakalanır Çağlar. Konuşmaz. Ne biliyor ki ne konuşsun? Örgüt üyesi olduğunu öğrendiğinde gülümsemekle yetinir. O artık örgüt üyesidir. Çağlar’ın bilinçlenmesi zindanda başlar. İçinde bulunduğu örgütü sorgulamaya başlar. Günlerce düşünür ve o zor kararı verir. Eyleme girdiği örgütünden ayrılma kararı almıştır. Dışlanır, yalnızlaştırılır. Haindir örgütünün gözünde. Yolundan dönmüştür çünkü.

Zordur zindanda yalnız kalmak. Kendini bir yere ait hissetmemek. Bunalımlı günler başlar. Susar böyle günlerde Çağlar. Başka bir devrimci örgüt içinde yeniden döner hayata. Ulucanlar, Çankırı, Bursa, Çanakkale zindanlarında on bir yılı devirir. Büyümüştür, zindanlar erken büyütür insanı. Olgun bir adamdır artık o. Ailesi saygıyla söz eder ondan. Hırsızlık, yolsuzluk, vatana ihanet değildir onun zindanda olmasının nedeni. Gururla bahseder ailesi oğlundan eşine dostuna. “DEVRİMCİ” sıfatı çok yakışır Çağlar’a.


Nereye giderse gitsin, gölge gibi peşindedir ailesi. Hiç yalnız bırakmazlar çocuklarını. Yaşlı annesi, emektar babası varını yoğuna ortaya koyar, en iyi avukatları tutarlar onu içerden çıkarmak için. Artık ikinci adresleri olmuştur zindan kapıları. Zindana gelen ailesine komünden, yoldaşlıktan söz eder Çağlar.

Gün gelir özgürlüğe açılır kapı. Çağlar girer o kapıdan. Annesi, babası, kardeşi, ablası kapıdadır. Kördüğüm olurlar oracıkta. Acılar sevince dönüşür. Özgürlüğün de bedeli olduğunu sonradan anlar Çağlar. Üniversiteyi bitirir. İş aramaya başlar. Çaldığı kapılar yüzüne kapandıkça üzülür ama umudunu yitirmez. Devrimciler umudunu asla yitirmez diye öğrenmiştir çünkü. Yoldaşları, onun yaşıtları iş güç sahibi olmuşlardır. Çağlar iş arıyorum, bende üretmek, babamın eline bakmak istemiyorum. Aileme katkı sunmak istiyorum der. İş aslanın ağzındadır. Kolay değil bu zamanda iş bulmak derler. Eve kapanır, içine kapanır, uykuya sığınır Çağlar.

Ailesi yine yanı başındadır. “Üzülme yavrum. Yiyeceğin bir kaşık yemek değil mi? Biz ne güne duruyoruz, aç, açık değilsin ya” der babası. “Biz asla seni yalnız bırakmayız.” Der annesi.

Gözyaşları yağmur gibi düşerken, “ Bize rağmen yalnızdı. O çok yalnızdı, çok gururluydu.” Diye ağlıyordu annesi. Vicdani ret hakkını da kullanır kendince. Gizli saklı gider mitinglere. O havayı koklar hemen ayrılır oradan. Asla vazgeçmez devrimcilikten.

Bir gün yine iş aramaya çıkmış Çağlar. Geç vakit eve gelmiş. “Çok üşüdüm anne. Çok yoruldum. Her yanım ağrıyor ben uzanacağım” demiş. Odasına çekilmiş. Yatağına yatıp yorganı başına çekmiş. Annesi gizli gizli odasının kapısını açıp nefesini dinlemiş.
“Hastaysan seni doktora götürelim oğlum” demiş.
“Hasta değilim, yorgunum, dinleneyim geçer.” Demiş.
Sabaha kadar nefesini dinlemiş annesi. Sabah erkenden uyanmış Çağlar.
“Anne beni doktora götürün” demiş.

Koridora yığılıp kalmış. Son sözleri bunlar olmuş. Dünyayı başlarına yıkıp gitmiş Çağlar. Annesi hala inanmıyordu gittiğine. “O yerinde duramazdı, toprağın altında nasıl yatıyor günlerdir anlamıyorum” diyordu bizden medet umarcasına. Sözün bittiği yerdeydik. Ne diyebilirdik, nasıl teselli ederdik bilemiyorduk. En iyisi susmaktı. Susmalara sığınmak en iyi yoldu böyle zamanlarda.

Düşünüyordum. Sosyalist bir dünya özlemiyle dolu geçen yıllarda önüne çıkan tuzakları bir bir atla, gel bu yaşta kalp sektesinden gidiver. Daha yaşı otuz! Bu otuz yılın ne kadarını gönlünce yaşadın Çağlar? Kimler üzdü seni, kimler kalbine sancılar sapladı? Aşkla çarptı mı yüreciğin? Bir sevgiliye dokunmanın hazzını yaşadın mı?
“Kızlarım, oğullarım vardı gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası,
Kaç bin yıllık hasretimin koncası” diye şiirler okudun mu?



Neydi senin için aile Çağlar? Aile, kutsal aile, insanın yaşamındaki en temel ve vazgeçilmez bir kurum.“Devletin ve ailenin Kökeni”ni ne kadar okursak okuyalım ya da hiç okumadığımızı farz edelim. Ki okusak kaç yazar?

Herkes aileyi yaşatıyor, aile bağlarına sımsıkı yapışıyor son yıllarda. Bende dâhil. Yaşadığımız olumsuz tecrübeler sonucu hemen ailemiz geliyor aklımıza. Oysa biz kapıyı çarparak terk etmiş, dönmemek üzere çıkmamış mıydık o kapıdan. Geride bıraktığımız insanların acısını hiç umursamadan, gözyaşlarına, geri dön çağrılarına kulaklarımızı tıkamamış mıydık?

Ne oldu, neler oluyor da o kapıya geri dönüyoruz? Nedir bizi o kapıya döndüren nedenler? Bende bir zamanlar bunları yaşadım. Komün yaşayacağım ben, bir zeytin tanesini yoldaşlarımla paylaşacağım diyordum. Ailemi devrimci görmüyordum. Devrimcinin önce ailesinde devrimi gerçekleştirmesi gerektiğini öğrendiğimde ailemi kırıp dökmüştüm bile. Başım dara düştüğünde, gözaltına alındığımda gördüm ki, kırıp döktüğüm ailem yine yanımdaydı. Ne yaparsam yapayım hiç yalnız bırakmadılar beni. Hatalarımla, zaaflarımla kabul ettiler, sevgilerini asla esirgemediler benden.

Biliyorum, hepimizin ailesi aynı duygularla yaklaşır, ister sağa, ister sola sapalım, ister hain olalım, katil olalım hep yanımızda olurlar. Düşüncelerimizi sevmeseler de bizi severler, kucaklar, korurlar.

Cuma anası, cumartesi anası oldular. Zindan kapılarında gözyaşı döktüler, coplandılar kimi zaman da. Kimileri de çocuklarının parçalanmış bedenlerine sarılıp kahroldu, param parça oldu. Kimileri mezarlarını bile bilmiyor çocuklarının. Onlar acıyı bal eylemeyi öğrendiler sayemizde.

Çağlar’ın anne ve babasının şahsında diğer anneler geçti gözümün önünden. “Biz Çağlar’ın yokluğuna alışamayız. Alışmak istemiyoruz. Onun sesini, kokusunu özlüyoruz.” Diyorlardı. Çağlar’ın arkadaşlarına sarılınca çok mutlu oluyormuş. Başka bedenlerde, başka yüzlerde arıyordu oğlunu.

Evin içindeki hüzün insanın kemiklerini sızlatıyordu. Devrimci bir ailenin yanında olmak, onları dinlemek, gözyaşlarını silmek, acılarını azaltmaya çalışmak zordu. Zor. Garip bir suçluluk içindeydim. Evden ayrıldığımızda dökülüyordum adeta. Elim ayağım bana ait değildi.

Acılarımı azaltmanın tek ilacı yazmaktı. İyi kötü yazmak. Sonra yazılarımı düşündüm. Umutsuz, acı ve serzenişlerle dolu yazılarımı. Çözüme yönelik fazlaca bir açılım yok. Elbette bunun nedeni benim karamsar bir insan olmamdan çok, yaşadığımız ülke ve dünyaya nasıl baktığımızla da alakalı sanırım. Ne kadar çok isterdim kelebekler gibi havada uçuşan, mutluluk, ışık saçan yazılar yazmayı. Çağlar’ın üzüntüsü ruhumu kuşatmışken yaşanan olaylar kanımı donduruyordu. Şiddet toplumun her kesimine sinmişti.

Bir kız çocuğu annesini kesiyor kıtır kıtır. “Soyunu tükettim, beni azarlayamayacak artık” diyor. Akıllara durgunluk veriyor bu olay, hakikaten kanı donuyor insanın. Ya da ben çok korkak biriyim. Ekrana bakamıyorum. Hani canından can kattığı, uykusuz geceler, yemeden yedirmeler vs masal gibi…

Bir tıp fakültesi öğrencisi aynı fakültede okuyan bir kızı beğeniyor, kız arkadaşlık teklifini ret ediyor. “ Sen ha, benim gibi bir erkeği nasıl terk edersin? Seni benim kadar kimse sevemez. Seni benden başkasına yar etmem.” Basıyor kızın bulunduğu evi, saplıyor bıçağı kalbine. Eee, hani çok seviyordun bu kızı, nasıl kıydın canına, insan sevdiğine kıyabilir mi?

Ben de başka kanala geçerim. Üç, dört adam. Aralarında yumruk kadar bir çocuk. Çocuk onlara taş atmış. Bu bir Kürt çocuğu. Vay sen misin taş atan. Çatır çatır kırıyor yumruk kadar çocuğun kolunu. Çocuk acı içinde kıvranıyor. Gözyaşları kalbimize çarpıyor. Sonradan öğreniyoruz. Güvenlik görevlisiymiş kol kıranlar. Acı duyuyorum, şaşırmıyorum.

Aslında yalnız olmadığımızı, korkularımızın çelişkilerimizin, hırslarımızın hatta mutluluk ve mutsuzluklarımızın yeryüzü kadar eski olduğunu hepimiz biliyoruz. Bildiğimiz halde bu şeylerle neden başa çıkamadığımızı ne zaman öğreneceğiz?

Çağlar’ı neden yalnız bıraktık? Çocuğun kolunun kırılmasına neden seyirci kaldık?
Kördüğümlerde çözülüyor zamanla…

Çağlar yok artık! Ölüme tek başına yürüdü.

CENNET BİLEK
__________________
*rojda* isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla


 


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kişi başına tuz tüketimi alarm veriyor Rojhanali Genel Sağlık 1 05-26-2008 08:31 PM
Başına Yıldırım Düştü Ölmedi! Masumruya İlginç Konular 3 05-06-2008 09:34 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:03 AM .


Powered by: vBulletin Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2008 DigiSorf Forum ®, All Rights Reserved