![]() |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
İrade ile özgürlük kavramları arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Genelde, iradenin, özgürlüğün bulunduğu bir alanda dışlaştırılabileceğini söylemek de yanlış değildir. Buradan hareketle Özgürlükle zorunluluk arasında karşılıklı bir ilişki olduğu da söylenir. Zorunluluğun olduğu yerde özgürlük yoktur; veya tersine, özgürlük varsa zorunluluk yoktur.
Kuşkusuz, bu teshiller, konu uç noktalarından ele alındığında ortaya çıkar. Özgürlük, irade ve zorunluluk kavramları Baü düşüncesinde ilk çağlardan beri tartışılan ve ifratla tefrit arasında bir o yana, bir bu yana giden sarkaç halinde değerlendirilen konular arasındadır. Özgürlük konusu aynı zamanda insanın "değerinin" tartışıldığı ve belirlendiği bir kapsam içinde ele alınmaktadır. İradeye ve zorunluğa yaklaşım tarzımıza göre, insanı tanrı veya köle yerine koymamız olasıdır. Varlığın bir irade ürünü olduğunu savunan öğretilere (iradecilik: volantarizm) göre insan var olmak istediği için var olmuştur. (Schopenhauen Varım, çünkü var olmak istedim). İradeciliğin zıddı olan mekanizmde ise insan, mutlak bir zorunlulukla hareket eder, davranışları doğanın yasalarıyla belirlenir ve onun dışına çıkamaz; insanın özgürlüğü yoktur, zorunlulukların kölesidir. Diyalektik materyalizm ise bu iki görüşü bir bakıma uzlaştırmaya çalışayarak insanın ne köle, ne tanrı olduğunu, fakat doğanın zorunluluklarına bilinçli olarak katılan ve o zorunluluğu bilinciyle etkileyen gerçek anlamda bir insan olduğunu ileri sü¬rer. Bu görüşler konuya bütünüyle materyalistik bir açıdan yaklaşmaktadırlar. Bu konuyla dini bütün Hıristiyan düşünürler de ilgilenmişler, açıklamalarında "irade-i cüz’iyye" kavramına da yer vermişlerse de, konunun temelinde yer alan sorulara doyurucu bir açıklık sağlayamamışlardır. İslam, öteki sorunlarda olduğu gibi, bu konuyu da ayrı bir düzlemde ele almaktadır. Bir takım kavramları hareket noktası olarak kabul edip insanın değerini mi belirleyeceğiz, yoksa insan için belirlenmiş bir değere göre kavramlarımızın mahiyetini mi belirleyeceğiz? îslamda, insan sadece "kul" olarak değerlidir. Ancak buradaki kulluğu Batı fikriyatında kullanıldığı biçimiyle, siyasal anlamda kölelik diye almamalı. İnsan, Allah’ın kulu olduğu hususunda bir bilinç taşıyorsa, Allah’tan başka her şeyden özgürdür. Böyle bakınca, insan özgürlükten de özgürdür (müstağnidir.) Yani özgürlük diye bir kavrama boyun eğerek yerini ve değerini ölçüp biçmeye kalkışmaz. Fakat özgürlüğün anlamını, değerini, yerini belirler. Özgürlüğe köle olmaz. Belki özgürlüğü kendine köle kılar. Kulluk bilincini bütün boyutlarıyla kavramış olan insanın aynı zamanda Allah’ın vekili veya halifesi kabul edildiği düşünülürse, onun iradesinin Allah’ın İradesinden bağımsız olmadığı da anlaşılabilir. Başka bir deyişle, böyle bir kul, esasen Allah’ın iradesine aykın düşebilecek bir irade izharında bulunmanın kendi özgürlüğü ile çelişkiye düşmek olacağını farkeder. Böylelikle Allah’ın iradesi ile kulun iradesi en yüksek düzeyde her zaman uzlaşma (tetabuk) halinde bulunur. Başka bir söyleyişle irade ile zorunluluk bütünleşmiş, özdeşleşmiş olur. Olaya bu açıdan yaklaşıldığında, Allah’ın önceden koyduğu buyruklara boyun eğmenin insanın özgürlüğüne ket vuracağı hususundaki görüşün yapma bir sorun olarak ortaya çıkacağı da anlaşılabilir. Ünlü mutasavvıf Beyazid el-Bestami’nin: "irade etmemeyi dilerim" sözü, Öylesine bir özgürlük kavramını dile getiriyor ki, irade etmeme özgürlüğünü kullanarak kendi iradesi ile Allah’ın iradesini özdeşleştiriyor. Özgürlüğe bunun ötesinde bir sınırsızlık biçmek kuramsal olarak da mümkün değildir. Fakat dikkat etmeli ki, özgürlüğe tanınan bu sınırsızlık, özgürlüğün hatırı için değildir, Allah’ın hükümlerine inkiyad etme halinin tezahürüdür. Öyleyse kimdir özgür insan? İlk bakışta, dilediğini, dilediği biçimde gerçekleştirebilen kişiyi özgürdür diye düşünmek mümkündür. Değil mi ki, o kişi, bir işi yapmayı diliyor, yapmayı dilediği bu işi de yapıyor, onu kimse o işi yapmaktan alıkoymuyor, öyleyse o kişi özgürdür, diyoruz. Gerçekte, o kişinin, sahiden özgürlüğünü elinde tutup tutmadığını kestirebilmemiz için, onun neyi dilediğini, dileğinin neyi gerçekleştirmeye yöneldiğini anlamamız gerek. Daha ileri giderek, bir takım dilekleri olan kişinin, gerçekte özgür olup olmadığı sorulabilir. Böylece dilek (dileme) kavramıyla özgürlüğün bağdaşıp bağdaşmadığı ve özgürlük denen şeyin kendi başına bir amaç taşıyıp taşımadığı sorusu ortaya çıkar: İnsan, niçin bir şeyi diler? Dilediği şeyle (dileğin objesi) ile o kişi arasında ilişki nedir? O kişi, niçin o şeyi dilemektedir? Bu sorunun cevabı basittir: Bir kimse, bir şeyin gerçekleşmesini (olmasını) veya bir şeye sahip kılınmasını istiyorsa, o şeye ihtiyaç duyuyor demektir. Yani, dileyen kişi, halen yoksun bulunduğu o şeylere sahip olmadıkça, onların eksikliğini duyumsuyor ve o ihtiyaçlara mahkumiyetini belirtiyor, diye düşünmeye zorlanıyoruz. Ayrıca, burada sözü edilen dileğin muh-tevasmdaki nefsaniliğe dikkat etmek gerek: Nefsaniliğe bulaşmış her dilek ona bulaşmışlığı ölçüsünde, sahibi üstünde bir hükümranlık sahibidir. Bu yüzden denebilir ki, özgürlük insan zihninin yaman aldatmacalarından biridir. Özgür olmak isteyen insan, özgürlüğün hakikatini kavramadıkça, neye karşı özgür olmak istiyorsa, aslında ona köle olmaktan başka bir şey yapmıyor, denebilir. Özgürlüğün hakikatine biraz daha yak¬laşılırsa, o, yalnız ve ancak Allah’a teslim olmak diye değerlendirilebilir. Özgürlük, kendi anlamını sadece bu teslim oluşta bulacaktır. Allah’a teslim olmanın sımnı elinde tulan, başka hiç bir şeye teslim olmaz, O’na karşı özgürlük ilanına kalkışansa, her şeye karşı köleliğini açıklamış olur. insanın, her şeye karşı özgürlüğünü ilan ve elde ettiğini düşünsek bile, bu kez, özgürlüğüne karşı özgürlük ilan edebilme gücünü gösterebilir mi? örneğin ölüme karşı özgürlüğünü ilan etmeye girişen kimse, özgürlüğünü kanıtlamak için, kendini Öldürmekten başka ne yapabilir? O, aslında böy¬le yapmakla Ölümünü bile çabuklaşürabîlmiş değildir, sadece vehminin kurbanı olmuştur, demek mümkündür. Allah’a karşı, insan, nefsinin özgürlüğünü neyle, nasıl kanıtlayabilir? Bu noktada, insan natıkasının varacağı en çılgın doruk ancak kendisini öldürmek olabilir. Fakat kendisini öldüren kimse, de neyi isbat etmiştir? Allah’a karşı özgürlüğünü mü, yani Allah’ın bilinen ve bilinmeyen, söylenen ve gizlenen her şeye sari ve şamil olan iradesinden azade olarak bir fiil işlediğini mi isbat ettiğini sanmakla? Yoksa çılgınlık nöbetindeki dimağın icadı olan vehimlerine nefsini kurban ettiğini mi isbatlamış olmakta? Burada, nefsin aczi o kadar bellidir ki, nefs, özgürlüğünü isbat sadedinde ölümden başka bir yol bulamamaktadır. Üstelik ölme veya kendini öldürme fiili, o farkına varma-sa da, ancak Allah’ın dilemesiyle vuku bul¬muştur. Çünkü Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye ölmek yoktur (Ali îmran: 145). Ölüme karşı özgürlüğünü kanıtlamak isteyen insan, ölüme baş eğmiş oluyor. Yoksa Ölüme karşı özgürlüğünü kanıtlamış olmu¬yor. İnsan, farkında olsa da, olmasa da, gerçekte sadece Allah’a karşı kulluğu aramaktadır. Allah’a karşı Özgürlüğünü ilan etmeye kalkışanı, Allah her şeye kul haline getiriyor. O’na kul olmanın sırrını kavrayabilen-se, başka her şeye karşı özgür ve müstağni kılınıyor. öyleyse İslam yönünden özgürlüğe nasıl bir anlam yüklenebilir? Bu açıdan özgürlük Allah ve Resulünden başka her şeye müstağni kalmaktan başka bir anlam taşımaz. Kelime-i şehadet: Allah ve Resulünden (îslam)dan gaynsma istiğnadır. Namaz: Bütün putlara istiğna. Oruç: Nefsin kendinden istiğnası. Zekat: Kişinin malından ve malın maldan istiğnası. Hac: Kabe dışında, bütün mekana istiğna. İslam’da özgürlük, bir istiğna disiplinidir, diye düşünmek mümkündür. Rasim Özdenören
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Özgürlük | zilan | Şiirler | 0 | 05-29-2008 01:09 PM |
| Özgürlük ve Tam Özgürlük.. | *rojda* | NLP [Neuro Linguistic Programming] | 0 | 05-27-2008 11:35 AM |
| Özgürlük Üzerine.. | *rojda* | Genel Kültür | 0 | 05-27-2008 11:21 AM |
| özgürlük | merxas | Şiirler | 0 | 05-26-2008 04:12 PM |
| Özgürlük Üzerine.. | ßotan | Genel Kültür | 0 | 05-02-2008 03:07 PM |