![]() |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Virgınya..Buram buram Amerika kokan, tütünleri, mısırları, bataklıkları ve kamışları ile Biritanya Yarımadasına hayat vermiş, uçsuz bucaksız toprakların denizle öpüştüğü, her öpüşte, Kaptan Simitin gemilerine el salladığı Kızılderili yurdu.
Kızılderililer.. Boyalı suratları ve mızrakları ile, insan soyunun görkemli ve heybetli Amerikan boyu. Demir pençeleri ve cesaretleri, somurtkan yüzleri ve çatık kaşları ile yılların öfkesini püskürtürcesine okyanuslara dalıp dalıp giden, onurlu ve mağrur insan topluluğu.. Uygarlığa içi ısınmamış, uygarlaşınca da Kral ve Kraliçe olarak soyluluğunu kanıtlamış gönlü bol, merhametli ve sevecen insanlar. Amerikanın gerçek sahipleri, keşfedilip işgale uğramadan önceki efendileri.. İngilizler, çevrelerini tanımak için, engin denizlere gemilerini sürdüler. Bu gemiler bu günkü Amerikanın Virginya eyaletine uğrayıp demir aldı. Gemi ve müretebatını bekliyen, zorlu ve çetin günlerdi. Kaptanları, bu tanınmayan korkulu vadi de, canları kendine emanet edilmiş olan insanların yaşamlarını sürdürmesi için olağan üstü çabalar harcadı. Gemiciler, birgün,Kızılderili yerlilerle karşılaştılar. Aşkı keşfetiler.Kızılderililere aşkı da, aşık olmayı da öğrettiler. Önceleri Kızılderililerin efendiliklerini çaldılar.Daha sonraları onları köle gibi çalıştırdılar. Ve o vahşi Virgınya Güzeli İngilizlerin taktığı adıyla, Rebecca, daha sonraları İngiliz Kraliçesi olacak kadar uygarlaştı ve çevresinin en sevilen kişisi oldu. Aile bireyleri ve kabilesi ise İngiliz askerlerinin elinde parçalandılar, ateşli silahlara siper oldu bedenleri, onlara doğrultulmuş tüfekler karşısında çaresiz kaldı, mertlikleri, yiğitlikleri.. Ama bir gelenek olarak demokrasinin beşiği sayılan İngiltere'de hala Krallık var ve korunuyor da. Kimse kızılderililerin başına İngiliz askerlerinin neler getirdiğininden söz etmiyor, bir dönem kapandı, yeni bir dönem başladı. 1600 lü yıllara gelindiğinde ise, artık Amerika yurdu vardı Büyük Biritanya vardı. Kızılderililer, kendi topraklarının efendisi iken uzunca yıllar aynı topraklarda köle olarak yaşadılar. Köleliği kolay kolay sindiremeyen Kızılderililer, uygar dünya ile kaynaşmayı bilerek ağırdan aldılar. Bu bir sitem miydi acaba. Bir küskünlük mü yoksa. Ama gerçek şu ki hala o günlerdeki vahşeti Kızılderili soyu unutmuş değil. Bellekleri ise çok güçlü ve her zaman taze. Ama İngilizler, daha sonra onlara ve bölgedeki öteki boylara karşı hoşgörülü olmaya alıştılar. Farklılıklarını bir zenginlik olarak tanıdılar, tanımladılar ve ondan yararlandılar. Kızılderililer, doğal asimilasyona yenik düştüler, İngiliz soyuna entegre oldular ve gerçekte de bu gün İngilizlerin övünebileceği bir miras bıraktılar geriye.. Ve Mezopoptamya... Sultanların, Kralların ve Hanların seferler düzenlediği, üstüne ferman salıp harraç istediği, dünyanın dört bir köşesine uygarlık taşımış, ateşi ve yazıyı bularak yüzlerce buluşu ile birlikte insanlığın hizmetine sunmuş o görkemli renkli atlas. Demokrasinin yönetici tayininde ilk kez denendiği başkent. Ninova.. Büyük Med imparatorluğunun görkemli kenti Ninova. Newrozun beşiği, yatağı. Dehaq'ın, Cemşid'ın, Feridun'un iktidar mücadelelerine tanık olmuş Ninowa kenti. Ardından Kawan'ın cesaretini sunmuş, zulmün sırça sarayının yıkılış efsanesini yani.. Mezopotamya, dünyaya insanlığın yayıldığı yer. Uygarlığın beşiği ateşin ve güneşin ülkesi,bereketli topraklar diyarı. Yeryüzünün cenneti. Tanrının sevdiklerine armağan ettiği hayat kaynakları, Dicle ve Fıratın çevrelediği engin ova.İnsanlıktan daha yaşlı topraklar. Adem ve Havvanın yeni ve sonsuz cenneti, Hz. İbrahime armağan edilmiş o kutsal topraklar. İncilde, tevratta ve Kuranda işaret edilen topraklar. İşte orası, yani Mezopotamya ovası,Kürtlerin de hayat bulduğu, yurt edindiği o görkemli kara parçası…Newrozun kendisi, nice efsanenin yaşam öyküsü, düşü nice tacirlerin,Sultanların ve Hanların.. Mezopotamya.. İki ırmağın, yani, Dicle ve Fırat'ın, hayata kucak açtığı, süzülerek binbir naz ve işve ile, sonra birbirleri ile kucaklaşıp murada erdiği, ateşin ve güneşin ülkesi. Sarısı güneş, kırmızısı ateş ve yeşili bereket timsali rengareng coğrafyası ile binlerce yıl hüküm sürmüş bir uygarlık diyarı..acılı aşkların, hüzünlü sevdaların ülkesi.. Sevişmelerin beşiği, Ester ve Serpanita'nın dillere destan endamlarına tanık olmuş, asma bahçeleri ile Babili, Gılgameşi ve Badı ile övünen verimli toprakların anakarası... Suyun çelikle buluştuğu yer... Ateşin demiri erittiği yer... Kardeşliğin, paylaşmanın ve esenliğin anayurdu.. Bağrından nice serdarlar hanlar, evliyalar ve sultanlar doğmuş, şairlerin, bilginlerin diyari.. Binlerce yıl sağılmış, korkunç atlıların istilasına uğramış, Gılgameşin, Rustemé Zal'ın, Selehaddinê Eyubi'nin, Cami'nin, Melayé Cızıri'nin, Xani'nin, Şirazi ve Fırdevsi'nin kutsal vatanı, Mezopotamya. Ve mazlumları, öksüzleri, köleleri Mezopotamya'nın, yani Dıcle ve Fırat havzasının mazlumları.. Bir zamanlar kendi topraklarını gönül rızası ile insanlıkla paylaşmış, Mezopotamyanın kadim halkı Kürtler. Cesareti ve azmi ile nice kumandanları ürkütüp tarihe gömmüş Kürtler. Direnişin, zulme başkaldırmanın ABC sini yazmış bir halkın evladı Demirci Kawa... Kızılderililer ve Kürtler…Efendisi oldukları topraklarında, yenik düştüler hayata.. Saldırılara,fetihlere, işgallere ve savaşlara konu olan toprakları korkunç atlıların ayakları altında ezildi.. Topraklarının tapu kayıtları yaban ellere geçti. Efendi iken köle durumuna düştüler.Sahibi bulundukları topraklarda nice yıllar sonra köle olarak yaşamaya mahkum bırakılmış, yırtık coğrafyaları ile başları önlerinde yaşamı taşıyan acılı halkı Kürtler.Yanı yerlileri Mezopotamya’nın,bu sarp ama soylu coğrafyanın mazlum insanları... İşte bu yüzden kaderleri birbirine benziyor diyorum Virginya’daki Kızılderililer ile Mezopotamyadaki Kürtlerin. Deniz aşırı diyarların ortak yazgısını paylaşan efsane halklar, biri doğal asimilasyonla ad değiştirdi, farklılaştı. Diğeri ise yıllarca ağır bır asimilasyona tabi kılındı ve hala da özümleme sürecine mecbur bırakılmış ve zoraki asimilasyonla cebelleşiyor. Tarih, sonsuza dek haksızı omzunda taşımaz, gün gelir haklıyı da omuzlar derler. Virginya ve Mezopotamya, özgürlük ve kölelik.... Aynı tablonun değişik iki resmi... Latif Epözdemir
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mezopotamya | tubiranes | Şiirler | 0 | 05-15-2008 10:21 AM |
| Mezopotamya | tubiranes | Şiirler | 0 | 05-15-2008 10:13 AM |
| Mezopotamya | hemdem | Genel Kültür | 0 | 05-08-2008 04:28 PM |
| Mezopotamya Tanrıçaları | ßotan | Mitoloji | 0 | 05-02-2008 03:13 PM |