![]() |
|
||||||||
| Müzik Sohbet Sadece Müzik üzerine sohbetler... |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
Sanat insanları ürettikleri sanat eserleriyle kendilerini anlatırlar ve toplumun geleceğinde de öyle yaşarlar, ölümsüzleşirler. İşte bu ölümsüzlerden biri de yaşamını sanatına adamış olan Eyşe Şan’dır.
Eyşe Şan, 18 Aralık 1996 tarihinde İzmir’de yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle hayata gözlerini yumarak aramızdan ayrılır. Aramızdan bedeni ayrılır ama o yanık, kadifemsi, berrak ve tatlı sesiyle, geride bıraktığı ezgileriyle yaşamaya devam eder. Ne garip bir tesadüftür Yılmaz Güney, Mehmet Uzun ve Eyşe Şan gibi kendisini halkının sanatına adayanlar sürgünde, ülkeden uzakta büyük bir hasretle ülke özlemini yaşayarak kanser hastalığına yakalanan bedenleriyle hayata gözlerini yumarlar. 1960’lı, 1970’li yıllarda Kürtçe şarkı söylemenin yasaklı olduğu dönemlerde elden ele dolaşan kasetlerde veya Bağdat radyosundan Eyşe Şan’ın yanık ve tatlı sesinden Kürtçe ezgileri dinlemişizdir. Her Kürt evinde yasaklı bir halkın, yasaklı dilinden ezgileri Eyşe Şan’ın sesinden dinlerdi. Ve o acılı, berrak ve tatlı sesten çıkan ezgilerle yasaklanan, hor görülen bir halkın dili-kültürü yaşatılmaya, sevdirilmeye çalışılırdı… Evet bir halk ki, yakın zamana kadar dili yasaktı. Bir halk ki yakın zamana kadar kendi dilindeki şarkılarına izin verilmiyordu. Bir halk ki çok katı bir asimilasyondan geçirilmişti. İşte Eyşe Şan, yasaklı bir halkın yasaklı diliyle yasaklı şarkılarını söyleme cesaretini sergileyerek kendi yaşamını halkının kültürel değerlerini yaşatmaya ve sanatına adayarak ölümsüzleşen yurtsever biridir. Eyşe Şan, filmlere konu olacak trajik bir yaşam öyküsüne sahiptir. Kendi tarzıyla feodal sistem içinde kadının kölece yaşama mahkum edilmesine, geri-toplumsal aile yapısına ve kadını esaret altında tutarak kimliksizleştiren törelere karşı bir başkaldırı ve kimlik arayışıdır. Yaşam öyküsü incelendiğinde bu çok net olarak görülecektir. Kasım 1938 tarihinde Diyarbakır’da dünyaya gelen Eyşe Şan; Eşyana Kurd, Eyşe Xan, Eyşana Osman, Eşyana Êlî olarak da bilinir. Müzikte “Taçsız Kraliçe” ünvanı da en çok kendisine yakıştırılırdı. Anne ve baba tarafı tanınmış ve varlıklı ailelerdendir. Annesi Haciye Xanım, Erzurumlu Haci Mustafa Beyin kızıdır. Babası Osman ise tanınmış Cibran aşiretinden olup aynı zamanda kendi döneminde tanınmış Dengbêj’lerdendir.Feodal toplumsal yapının ağır etkilerini yaşayan ailesinin yapısı Eyşe Şan’ın sanatsal yaşamı ve kimlik arayışında ailesi tarafından cezalandırılmasına yol açacaktır. Eyşe Şan’ın müzik sanatına yönelmesinde aile ortamının ve babasının rolü belirleyici önemdedir. Babasının dengbej olması nedeniyle evlerinde sürekli dengbej divanı kurulur ve dengbejler kılamlarını söylerler. Daha çocuk yaşlarda evlerinde kurulan dengbej divanlarından söylenen kılamlardan Kürt kültürünü, tarihini öğrenir ve müzik eğitimini alır. Yasaklı bir halk olan Kürtlerde yazılı edebiyat olmadığı için Kürt kültürü, tarihi önemli oranda sözlü Kürt edebiyatı olarak tanımlanan dengbejlikte yaşatılarak süregelir. Bir Kürt müzisyeninin beslenme kaynağı esas olarak dengbejliktir. Bu kaynaktan beslenmeyen bir Kürt müzisyenin sanatçılığı eksik kalır. Eyşe Şan müzisyenliğe ilk adımını evlerinde kurulan dengbej divanında seslendirilen kılamlardan aldığı eğitimle atar. Bu sürecin kendisi üzerindeki etkilerini anlatırken “Keşke Diyarbakır’daki evimizin duvarlarının dili olsaydı da o dengbej gecelerini anlatsaydı. Evin dip köşesinde dengbejleri dinlerdim. O kadar dinlerdim ki, biri beni çağırsaydı aniden irkilirdim…” der. 20’li yaşlara gelirken kendisi de tıpkı babası gibi Kürt klasik kılamlarını kadınların bulunduğu ev ortamlarında seslendirmeye başlar ve ciddi bir beğeni toplar. Yanık ve duygulu sesi dinleyiciler üzerinde önemli bir etki yaratır. Ancak, feodal ve dindar aile yapısı bir kadının şarkı söylemesine izin vermeyecek kadar katı bir yapıya sahiptir. Özellikle de erkeklerin bulunduğu ortamda bir kadının şarkı söylemesi “lanetlenmek” ve “aforoz” edilmek için yeterli bir nedendir. Nitekim babası ve yakın çevresi bir süre sonra kendisini bir kadın olarak toplumda şarkı söylemesi nedeniyle red ederler ve ölene kadar bir daha görüşmezler, Diyarbakır’a gelmesine de izin vermezler. Geri feodal yapı ve erkek egemenlikli toplumsal sistemden en büyük darbeyi bu şekilde yiyerek bundan sonraki yaşamını sürgünde ve yaban ellerde ülke hasretini yaşayarak geçirir. Esasında Eyşe Şan’ın müzik hayatına adım atması erkek egemenlikli feodal toplum ve aile yapısına kendince bir başkaldırı ve kadın olarak kendi kimliğini kazanmaya dönük cesur bir adımdır, özgürlük arayışıdır. 1958 yılında babasının isteği üzerine evlendirilir. Bu evlilikten bir kızları olmasına rağmen kendi rızasıyla yapmadığı bu birliktelik kısa sürer ve ayrılırlar. Bu tarihten sonra Nail Bayşû adında birinin yardımıyla Antep’te bir yerel radyo’da Kürtçe’nin yasaklı olması nedeniyle Türkçe şarkılar söylemeye başlar. Ancak yanık sesiyle şarkılarını Türkçe söylemesi yüreğinden gelen isteğe cevap vermemektedir. Bu durumu fark eden radyo sahibi kendisini işten çıkarır. 1963 yılında sanat ve kültürün merkezi olan İstanbul’a giderek sanatsal yaşamını orda sürdürmeye çalışır. İstanbul’da ezgilerini Kürtçe ve Türkçe seslendirir ve çeşitli konserler verir. Kürtçe’nin yasaklı olası nedeniyle ilk etapta Türkçe ağırlıklı Kürtçe parçalarında yer aldığı iki kaset doldurur. Daha sonra Kürtçe kasetlerde yapar. Toplam dört kaseti bulunmaktadır. Ancak en önemli Kürtçe parçalarının yer aldığı plaklarını da bu tarihlerden sonra doldurur. Kürtçe okuduğu parçalar nedeniyle çok ciddi baskılarla karşı karşıya kalır. Ve çaresizlik içinde 1972 yılında Almanya’ya giderek sürgün hayatı yaşamaya başlar. Almanya’da iken 18 aylık olan kızının ölmesi üzerine büyük bir sarsıntı geçirerek içine kapanır ve sanat yaşamına ara verir.Bir süre sonra tekrar İstanbul’a dönerek ikinci evliliğini de yapar ve sanat yaşamını sürdürür. Herkesin bildiği “Qederê” adlı eserini de bu yıllarda söyler. Zaten Eyşe Şan’ın duygu ve düşünce dünyasını, hayata bakışını ve mücadelesini en iyi onun yazdığı ve derlediği şarkılar anlatmaktadır.Sürgünde ve yaban ellerde geçirdiği hayatı boyunca ülke özlemini yüreğinin derinliklerinde yaşayarak şarkılarına yansıtır. Sesindeki acılı ve tatlı tını, eserlerindeki tema nasıl bir ülke özlemiyle yanıp tutuştuğunu insanın yüreğine nakşetmektedir.Örneğin Kürtçe-Türkçe söylediği “Esmerê Were/Neyleyim” adlı eserindeki; “Gelmiş bahar geçmiş yazlar neyleyim/ Dinleyin derdimi dağlar söyleyin/ O yardan bir haber verin öleyim/ …/ Halim çok perişan bağrım yaralı/ Bu dünyada bir yar sevdim el aldı/ Konuşacak eşim dostum kalmadı vallah valla/Koklayacak bir tek gülüm kalmadı vallah vallah” dizelerde ülkeden uzakta olmasının kendisinde yarattığı yabancılık ve yalnızlık duygusunu çok derin yansıtmıştır. Eyşe Şan’ın annesi kendisini sürekli sahiplenmeye çalışır ama nafile feodal geleneklerin ve geri törelerin hükmünü aşamaz, babasını ve aile çevresini ikna etmeye gücü yetmez. Annesi hastalanıp ölüm döşeğindeyken kızını görmek ister en azından telefonla da olsa sesini duymak ister ancak buna bile izin verilmez. Ve gurbet ellerde annesinin hastalığı ve ölümü üzerine yaptığı “Heywax Dayê” adlı ezgiyi yanık sesiyle birleştirince yürekleri parçalar; “…/De heywax dayê, xeribim dayê/ De heywax dayê, bêkesim dayê/ Kesêmin nema li rûyê vê dinyayê, bimirim dayê/ Derdgiran im dayê/ Dayika min dinala haya min tu nîn e, der û cinaran dibên/…” Ülke özlemi, annelik duygusu, yurtseverlik teması, sevda, töre, kadına ait eserlerin yanı sıra klasikleşmiş ve Kürtlerin kültüründe ve tarihinde önemli yer edinen kılamları derleyip tatlı ve yanık sesiyle yorumlar. Eyşe Şan bir süre daha İstanbul’da kaldıktan sonra 1979 yılında Irak’a gider. Bir süre Bağdat radyosunda çalışıp eserlerini seslendirme olanağını yakalar ve Kürtlerin önemli bir bölümü Eyşe Şan’ın sesini radyodan dinler. Hewler, Kerkük, Duhok gibi Kürt illerini de dolaşır. Orda Kürt müziğinin önemli isimlerden olan Mehmet Arif Cizrawi, İsa Berwari, Tehsin Taha, Gülbahar, Nesrin Sêrwan, Cemilê Horo gibi şahsiyetlerle tanışma ve birlikte çalışıp konserler verme olanağını yakalar. Adı geçen sanatçılar ülkesini ve halkını seven ve bu uğurda ölümsüz eserler bırakarak tarihe mal olmuşlardır. Eyşe Şan’da tıpkı onlar gibi ülkesine derin duygularla bağlı yurtsever bir kişiliğe sahiptir. Yine 1990’larda Kürtlerde özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gelişmeye başlamasıyla birlikte şarkılarında mücadele ve özgürlük temalarına da yer verir. “Werin Pêşmerge”, “Newroz û Diyarbekir” parçaları bu süreçte ortaya çıkar. Daha sonraları tekrar Türkiye’ye döner ve 1996 yılında yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle yaşamını yitirene kadar İzmir’de çocuklarıyla birlikte yaşar. Feodal toplumsal yapının ve geri törelerin etkisi altında ezilen kadının kimlik arayışında tek başına bir yaşam mücadelesi veren Eyşe Şan yurtsever kişiliğiyle bir özgürlük çığlığıdır. Sanatçı olarak yükselttiği çığlığı yeterince duyulmadı belki. Ama o bunu da anlıyordu. Ve yaşadığı trajedi ve acı dolu yaşam karşısında sitem dolu şu sözcükleri sarf eder yalnızca; “Ezilmişlik, kendisiyle beraber büyük acı ve keder yaratır. Eğer bizimde özgür bir ülkemiz olsaydı, halkımız da kendi değerlerinin kıymetini bilirdi. Biz halkımızın ve ülkemizin ezilmişliğine feda olacağız.”Hasta yatağındayken cenazesinin Diyarbakır’a defnedilmesini vasiyet eder. Cenazesi çok az kişi tarafından İzmir’de defnedilir. Kimsesizlik yaşamda olduğu gibi ölümde de yakasını bırakmaz… Diyarbakır’a, doğduğu topraklara gömülüp huzur içinde ebediyete yatma vasiyeti halen sahiplenilmeyi beklemektedir. Yaşamını halkının sanatına, kültürüne ve diline adayan birinin bundan daha kutsal bir dileği olabilir mi… Zübeyir PERİHAN
__________________ |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| zavaLlı bi bebeğin öyküsü ..! | Kawa SemsüR | Hikayeler ve Efsaneler | 0 | 05-13-2008 08:13 PM |
| Aptalın öyküsü | hemdem | Hikayeler, Denemeler | 0 | 05-13-2008 03:06 AM |
| Deniz Yıldızı Öyküsü | No Mercy | Hikayeler, Denemeler | 1 | 05-09-2008 09:30 PM |
| Ayakkabı ve çantaların öyküsü.. | Asmîn | Moda ve Makyaj | 0 | 05-07-2008 02:31 PM |
| Roma'nın kuruluş öyküsü... | ßotan | Mitoloji | 0 | 05-02-2008 03:14 PM |