![]() |
|
||||||||
| Türkçe Şarkı Sözleri [Lyrics] Türkçe şarkı sözleri burada sunulmaktadır. |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||||
|
![]() 2006 AKLANACAK DÜNYA alnının orta yerinde bir azap dövmesi hayat ve kader acının çilenin harmanıdır yiğitlik zulmün sofrasında dayanmak da direnmek de yarın bunları böyle yazacak yarın bunları böyle yazacak aklanacak direnme günleri kavga aklanacak aklanacak dost da düşman da gökyüzü kandan irinden azade gökte suda toprakta ilk cemre ile aklanacak dünya zordur zorbalığı omuzlamak yokluğu acıyı omuzlamak gönül vermek ateş kusan kavgaya bir idam fermanı gibi belalı uzak bir umut gibi yalnız. ve mayın gibi döşenmek hesabı kitabı görülmüş zincirlenmiş dağlara sonra dostun nice dost düşmanın nice düşman olduğunu görmek fırtınayı tufanı göğüslemek yenilmemek yıkılmamak zordur açlığın gencecik gelinlere pusu ve körpe canlara mezar olduğu anasını sattığımın dünyasında dayanmak direnmek ve bir bayrak gibi gerilmek zulmün zorbalığın dönekliğin önüne zor olan bir şey daha var elbet alnının orta yerinde hıyanetin mührü ve göğsünün gürültüsünde korku yatarken aydınlık günleri düşlemek sevgiyle içtenlikle öpmek çocukları ve dünyaya gururla bakabilmek... kimseyi suçlamayacaksın elbet umut kör kuyulara tutsak inanç zindana zincirlenmişse kör bir bıçak gibi çaresiz boş silahlar gibi yaslıysalar yorgunsalar bin yılların köleliğinden şifresi çözülmeyen bir haber gibi gözlerinin içinde duracaksın. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya NABZIM BİR DEVRİM SABAHINDA asi karargahların uğultusudur sabahın seher vaktinde ilk tomurcuk çiçeğe durur doğrulunca arkadaşlar sığınaklardan kıpırdanınca dünya ve halklar sırt sırta vurunca davranırım davranırım coşkuyu omuzlayarak. hücrelerimde volkanik zelzeleler ve gözlerim ışıltısında taze bir fidandır yaşamak mağrur, alımlı, taze bir fidan. kahrın penceresini aralayarak hınçla giriyorum dünyaya yaşlı küre çatırdıyor ağırlığımdan ve karşı koyuyor bana adi masallar anlatarak saray artıkları oysa anamın ak saçları şahidimdir şahidimdir doğumdan giden gelinim ve karanlık fatihalarıyla çocuk mezarlıkları. insan yumuşacık cinayetler düşünebilir allahı düşünebilir ve meczup kralları mihrapların derin manasına oturtabilir ama acayip gelir nedense gökyüzü böyle sonsuz toprak böyle bereketli dururken cesetlerle dolu muhaceret yolları açlık ve insan soyunun sefaleti işte bu yüzden işgal ordularından çözülen müfrezeler kahraman milislere bağlar atardamarlarını ve çekilmiş bir hançer gibi ışıldar ve bana kanayan yaralarından onikiye çakılmış bir kurşun olarak devrim her günün yirmidört saatinde. ey günahkar dünyanın yüz akı sevdalıyım sana Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya BUĞDAY TANESİ bir buğday tanesinden bin bereket getiren tetikte şehvetle ürperen umut diri bir kadın memesidir emersin emersin çıldırır mavzerde mermi ve gözlerin patlayan bir mayın cehennemi dağlar davranıp doğrulanda su azgınlık çağına varanda filiz dal ucunda sır ak elleri boğum boğum kınalı mavide bir nazlı mavi bezenir morda bir sevdalı mor ve destan şavkır alaca şafaklarda kardeşim (………) sesini dağlara serper şiirim ve devşirir bereketini dijle’de bir kanlı köpük nemrut’ta buz ve çeteci yürek korkusuz çelik ışıltılı bir bıçak çılgın bir eşkiya gözü bir katre karanfil. dağlar davranıp doğrulanda su azgınlık çağına varanda filiz dal ucunda sır umut umut diri bir kadın memesi emersin emersin çıldırır mavzerde mermi ve gözlerin patlayan bir mayın cehennemi gün akça doruklardan kopar da gelir umudu sevdaya katar da gelir dost nice öfkeleri kapar da gelir selam eder körpem, morca dağlardan Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya MART ŞİİRLERİ çoğalt gecenin kapılarını zulmün kasaturalarını acıyı ve hüznü ve ihaneti çoğalt: artık kendimizi yargılayabiliriz! Söz: Orhan Kotan DOSTA DÜŞMANA KARŞI bu türkü mor dağların emanetidir firari mahpuslara bir avuç su bir türkü dilimi içerdekine çeyiz sandığına oyalı yazma memeye süt ve baharın toprağa bereketidir sığmaz dört duvarın yasına, dikenli tele cesur bir mermidir mavzer yatağında bu önü kıtlık-kıran, zemheri ardı ateş gülü kızılcık ve menekşedir. bir teli asuri vurur, biri keldani ve yeşile çalar her mevsim petrol mavisini kan kızılını kavruk dudakların tuzunda tadı fırat’ı dijle’yi vurur heyy bre şahin gagasında can suretidir kara saçlım gül benizlim sevdiğim bu türkü mor dağların emanetidir gün kar yanığı yüze vuranda depreşir gökçe yürek kasketi kederde gömleği kan sevdası bir uçurumdur gözleri kor tanesi gözleri hançer gözleri cesarettir krizantem çiçeğidir emeği gülüm elleri cesurdur ve de hünerli mor dağlarında ardında üç koca destan üç koca dünya üç denklem üç şifre üç atom çekirdeği ve bir çakmak bir kıvılcım bir de dinamit gün kar yanığı yüze vuranda mor dağların türküsü gelir onlar güneşin bağrında ateş yeryüzünde bir taze çiçektiler namluda namusun fişengi isyanda yürek kara düşte bembeyaz gerçektiler. bin yılların sevdası nazlım sabır kıyısında kin köpüğü al almada başaklarda gül dudakta hasret. söyle türkünü sen erinme nazlı bacım ağlamadan karalar bağlamadan kına gecelerinin sevincinde lurke’de, govend’de temirağa’da. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 2. KURAL işte sabahın seheridir bu sevdanın bir çift gözünü güneşler büyüten gözlerini dağlar sabahın ayazında yanar durur gizli bir gökyüzü şafakları yok ürperir seher gece direnir bir yara bir sancı bir soru gelir dağlardan ve öfkeyi kin dalına asarlar olsun deyu Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 1. KURAL hep eski bir zamanı getirir gidip de dönmeyene dönüp de görmeyene bu muhacir sızı bu hasret ve sabır kin dalında kızıl bir gonca dökülür kahrın güz ayları odunsuz, etsiz-ekmeksiz gün olur kıtlık kıran gün olur feryat figan dökülür umudun oyaları dökülür buzlu rüyası mahpusların gün olur bir miting alanıdır gün olur diz döver and veririz parlar namlularımızın ucu gün olur alanların orta yerinde birer birer kuşuna diziliriz. biz ki umudun bahçıvanıyız gönül kin dalında sevda üretir çağın destanıyız dijle boyunda ıssız acılarda delik deşik olmuş gelinler ve gözleri pusularda vişne gibi çatlayan kaçakçılarla güller kararan dünya bahçesinden doğmadan ölen çocukların ipince sevincine gül fidelerini serpip geçen analarımız destan içre sızlayı sızlayı gelir eğer akacaksa gökyüzüne doğru toprakta döllenen tohum tütecekse kaynayan tencerenin buğu küskün tomur dal ucunda çatlayacaksa ve karımın karnında oğlum tekmeleyip rahmin ince duvarlarını o büyük çığlığa ulaşacaksa yürüsün bin yıllardan bu yana zulmün kan lekeleri cevher kömürün karasından çalınsın çünkü yürek katil mermilerin önünde aça söne vura düşe gülüm delire köpüre umudun alevini çoğaltacaktır bileni bileni yanıp dönerken hıncın çelik ışıltılı bıçağı Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 3. KURAL hüznün çürük fidelerini kendi ellerinle büyütmüşsen her yanlışa bir kalın çizgi çekerek ve basarak yok oluşun kirli zillerine genç olmanın sorumsuzluğun çelik iğneli hıç’larını boynuna geçirerek gülerek faşizmin dost yüzlü kahpeliğine gencecik fidelerini halkın hıncını isyanını bin yıllardır döllenip duran ipek yapraklı goncasını güneşten sakınıp aydan kıskandığım ‘’kalbimin kızıl saçlı bacısını’’ bir ağızda zemheriye çıkarıp aptal bir pire kadar inatçı bir kırkayak gibi merhamete çağrılı bilinç çılgını intiharlarda vurduysan nabzın fırtınasını kent yüzlü düşlemelere bir kırık mavzer gibi bilesin beni! bilesin beni oy beni, bilesin beni dağlarda güneşin son parıltısı ve toprak damlı evlerde umut sönerken yitik mağaraların dibinde pusuda beklerken ölüm bilesin beni. ve sen beni dostlarımın kurşuna dizilen dostlarımın şah damarda donan kızıl kanında korkuya kahpeliğe yüz karasına çiğ damlaları gibi yürürken sevda mermilerin yanağında tel tel örümcek gözlerin menekşe gözlerin kavrulmuş yoksul acılı ve kömür ocaklarında ak güvercinler hançerlenirken bilesin beni oyy bilesin beni. boynum ipe çekilmiştir çekilmiştir dost beynimde felç yüreğimde kanser üremektedir ve bir gurbet türküsü gibi durmaktadır hayat dağların çapak tutmuş hazin yalnızlığında. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ara Dinkjiyan SEVDALIYIM SANA deli deli akan suların hasretinde genç bir kadın gibi kıvranır toprak şehrin kirli şamatasından uzak umudu üryan, aydınlık yalansız ve yiğitçe teke tek bir dövüştür seni yaşamak teke tek bir dövüştür seni yaşamak köleliğe ve intihara dair ne varsa gözyaşlarında birikip duran hem kederli rüyaları gelinlerin hem gurbete giden erkeklerin kahrı yani öfke ve kin yani acının tırpanı hıncı kurşuna dizilenlerin kelepçe kollarında idamlıkların mahsus mahal dedikleri zindandan barbar sultanların saraylarına doğru kahpece vuruşanlara inat sapına kadar erkekçe yalana dolana sapmadan teke tek bir dövüştür seni yaşamak sana ben aç çocukların gözlerinde vuruldum damarlarımı kanatarak geçiyorum toprağını içimde hırçın bir başak gibi atıyor sevdan öfkeyi kınından soyuyorum. demek istiyorum ki çevremde sekip duran dünyanın sevincidir çünkü köleliğin yasından benim nişanımda isyanın yüce destanı göğerecektir başkaldıran yığınların coşkusu gece seninle ışıyacak seninle karılacak sabahın harcı sevdalıyım sevdalıyım sana ırgatın bağrından sökülen şafak Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜR gereği düşünülür: bir cehennemdir dünyanın başörtüsüne kusar dar ağaçlarını beynin çıplak damarları çatlar çaresizdir yürek serçe vuruşlu umut makinalı tüfeklere karşı piranha sürüsü içinde bir yitik can gibi ve coplar dipçikler gaz bombaları binbir yıl hapis işkence ölüm: sular suskundur sular suskundur oy gencecik dallarda bir avuç yeşil bir gurbetçi keklik tadındadır hüznün zehirli sıtması bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm ve karardıkça kararır gencecik karımın pembelikleri. çünkü silahların ucu paslıdır bir çiğdem çiçeği gibi narin ve çiğli mor dağların ardında mor dağların ardında gelin kızlarım gelin kızlarım suskun, yaslıdır Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 6. KURAL korkuyu acıyla budadılar gencecik hayatlarını kusarak bin dert ile burulmuş yüreklerinde sevda bin bir cehennemle dağlandı ve şarkılar söyleyerek vurdular dünyanın yüzüne korkuyu acıyla budadılar cümle dudakların sustuğu gerdeğin ve döllenmenin sustuğu coşkunun sustuğu umudun ve kavganın sustuğu ve süngünün padişah olduğu gecelerde zindanlarda ve işkence odalarında acıyı irinli yaralara bastırarak hayata gencecik vücutlarını kusarak korkunun ateş dilini budadılar artık lekesiz vurmalıdır bilek damarları yalansız, utançsız ve yazıklanmadan yürek kıyasıya vuruşmalıdır. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya GURURLA BAKIYORUM DÜNYAYA çünkü isyan bıçağıdır böğrüme saplanan sancı çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum ve kederin ve solgun yüzlü işçilerin üzerine dağ başlarının hırçınlığı savruluyor benden. çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak miting afişleri cesur pankartlar ve binlerce militan derin denizlerin aydınlığı zorlu sabahlar gökyüzü ve lale sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata. çünkü ben sevdiğim kızı yaşamak gibi halkım gibi sevdiğim kızı /ki şiirini yazamayan ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi zincirlere vurulan savaşlara yollanan vergilere bağlanan halkım gibi felç olmuş yalnızlıklara bırakarak büyük acıların ve gözyaşının içine bırakarak şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı devrim türkülerini ve başkaldırmayı öğreten dudaklarını bir kere olsun öpemeden bir kere olsun tutamadan kaygısızca serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini hatta boynunu ve ayak bileklerini bilemeden, bilemeden, bilemeden vurdum yüreğimi şanlı kavgaya barışın ve özgürlüğün dağlarına yürüyorum işte /yiğitsen uslandır beni ey yasakların kahpeliğin ve soygunların koruyucusu türkü çağıran kızlarımı sustur ve kahraman oğullarımı, mezar kaza kaza kederli, kızgın tohum serpe serpe hünerli ve sömürüle sömürüle bomboş ve açlığın ve zulmün izlerini derin uçurumlarında taşıyan ellerimi nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi mavzerlere sarılan ellerimi zincirlere vur gücün yeterse. ama adına yaşamak dersen ot gibi, saman gibi yaşamak dersen bir solucan gibi yerlerde sürünerek ezilerek sömürülerek re-zil-ce çatlayan tomurcuğun doğan çocuğun çığlığını duymadan gül benizli sevgilinin titreyen göğüslerini öpmeden doyasıya korka korka yana yana her gün biraz daha derinden her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü aç ve arkasız köpekleşerek yaşamak dersen bu yürek çat diye çatlasın ulan! gelgelelim parlayan güneşi emekçi halkların kahraman halkların güneşini şehvetle içine dolduran toprak şimdi sımsıcak şimdi ulaşılmaz şimdi olgun meyvelerle dolu bahar bahçelerini salmaktadır dünyaya ve gül benizli sevgilinin dudaklarında hayat bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır bıçak kemiğe dayandığı ok yaydan fırladığı için değil bu bezirgan saltanatı bu zulüm bitsin diye ağaran günler için yeni bir dünya uğruna yüzlerinde cesaretin onuru ve imanlı gücü dövüşen dünyanın emperyalizme karşı dövüşen dünyanın ve ölüme gülerek koşan genç savaşçıların al bayrakları dalgalansın kinle boğuşan yorgun yüreği aydınlansın diye anamın. felaketler geçirmiş anamın dişleri dökülmüş kederli ağzı ağlamaya hazır gözleri safrası ve sonsuz ve dağları eriten sabrı, merhameti yani bir bütün halinde insanlığımız yunsun, arınsın diye duru pınarlarda alın terinin namusu kurtulsun diye kurtulsun diye sıcak somun acı soğan ve çiçekli basmalar ahdettik vefa ettik kelle koyduk ölen ölür dostlar düşmanlar heyy heyy kalan sağlar Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya SON YERİNE Kirsiz-passız, arı duru özümüz Namussuza kanlı hançer sözümüz Çok uzaktır dostlar, çok uzak bizim yolumuz Düşüne dövüşene bin selam olsun Söz: Orhan Kotan NEHRİ DESTANI bir yanım arz-ı miri bir yanım haraciyye benim çürüdüğüm zindan halkların fideliğidir. benim gömüldüğüm toprak bin yılların tarlası yedi iklim dört bucak sevda ile sürülen başağından binbir çiçek getiren ve kuşların çiçekleri. gözleri çapak çapak aşiret çocukları zincirde pusuda tutmaz türkülerde söylerler. benim ellerimin hünerinde yüreği çatal civan dört bir yanı sevda ile karılmış kınalı fatihadır doğan çocuğun altın çığlığı. benim atmadığım dağda ya gece ya zulum ya esaret. cehennemden hınç kuşanıp gelirler kanlı taçlarında zincirli seher tan yerinin ağartısı dönektir ve sınır karakolları kaçakçı ölülerinden muhacir halklara derttir kederdir. aşiret beylerine intihar gül yüzlü gelinlere hasrettir. hasrettir nazlım hasrettir belalım hasrettir buruk çaresiz uslu hasrettir: sapı kiraz dalından çeliği kırk gün kırk gece iliklerinden su yemiş bilgelerden akıl ululardan dirayet derlemiş ve aşiret kadınlarından vefa destanlardan yiğitlik almış eğri ucu kürt hançer deli urartu elleri turuşpa’da başak başak açılan benim atmadığım dağda çiledir öşürdür ve kelepçedir. gül açar meyva verir deng’imiz elbet bir türküde söylerler bizi güneş vurukça açar zulüm vurdukça düşer ipe çekildiysek eğer /be şeref ü zureker mahabad’tan rewanduz’a cizre’ye ip atıp kin ördüğünden. benim göğerdiğim toprak halkların isyanıdır şeyh ubeydullah nehri derler adıma kanım acılıdır çaresiz yorgun ve yaralıdır. ve gözlerimin akı kan akıtır geceye ve ellerim büzülmüş felce girmiştir toprağım kısır çiçeğim vurgun yüreğimde yüreğimin içinde bir hayın mermidir kölelik. ne kırlangıç uçar ne serçe düşer bir osmanlı paşaları divan kurup yargı tutar bir de eli kanlı safevi sultanları idam sehpasına mührümü asar selam ederim halkıma baş eğip el bağlamasın. benim çatladığım başak halkların emeğindedir açılır gönlümün bağı ya zindandan ya zulümdan gelirim al bu ellerimi ateşte kavurm gülümü goncamı gecede çürüt ve zor getir cefa getir dayatma getir: dal ucunda açan tomur penceremde donmasın etekleri etekleri canım eyy tutuşmuş gelin kızlarım zindanda zulümde döl tutsun benden. benim atmadığım dağda ya zulüm ya öşür ya esaret ubeydullah nehri derler adıma acılıdır birinci yanım ikinci yanım cinayet üçüncü yanım zindandır işkencedir. dördüncü yanım akıl sır ermez göz görür dil söylemez. beşinci yanım bebeğimin kaderi altıncı yanım bir cehennemdir. umuttur sevdadır yedindi yanım sekizinci yanım bilinmez dokuzuncu yanım kölelikten onuncu yanım ihanettendir. benim yürüdüğüm sırat dijle’de köpük köpük fırat’ta meddir, cezirdir. ve mezopotamya’nın yeşil yüreği demiri döve döve mermeri oya oya duvarı dele çıka baharın bereketinde süren filizindedir. ne güz gelir yaprağının ucuna ne kış tutar köklerinin dilini benim çürüğüm zindan halkların fideliğidir. Söz: Orhan Kotan Müzik: Xoşnav Tilli BU ŞİİRİN KURALSIZ SON SÖZÜ gayrı dur durak yok kardeşler yanında sevgilinin aziz ölüsü ötede bir köylü militan uzakta işçi dostlar kurşunlanıyor ve dünyanın öbür ucunda bir avuç doların kahpe çarkında kahraman halklar doğranmaktadır. toprağın ekmeğin hesabıdır bu zulmün zorbalığın hesabıdır bu sevdanın hasretin hesabıdır bu gayrı dur durak yok kardeşler çınlasın doruklarda kavga borusu Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 7. KURAL hıncın kan köpüklü kıyılarında kinle bilenmiştir bu yürek -ya kavrulup kuruyacak vurulmuş bozkırın ortasına atılmış derin kuyulara olmuş zorbanın maskarası. ya zehrini içine boşaltacak ateş çemberinde çıldırmış ya köpek gözleri uysal ve sadık ve zari zari boynunda demir hıç’lar… değil dostlar bu değil silahım sevdam umudum bir forsa değil hıncın kan köpüklü kıyılarında kinle bilenmiştir bu yürek ak günlerin gürül gürül sabahlarında topraktan fışkıran bir başak gibi hedefe saplanmış bir kurşun gibi kan gibi hayat gibi kavganın muzaffer uğultusunda. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya İÇTEN İÇE kimi zaman fırtınadır borandır kimi zaman işkence zindan paslı bir kurşun gibi bağrımızdadır içten içe yuvalanır durmadan Söz: Orhan Kotan DÖNEMEÇ Acıya yaraşan yüzden korkarım Kokuya bulaşan yürek çarpıntısından Gözlerime kıvılcımlar düşüren yalım Erlikte döllenen kahpeliktedir Zulmün namertliği umrumda değil Napalm yangınlar umrumun haricinde Yaralar kansere vurup dursa da Durur mu namluda patlayan fişenk Al gönülden volkan gibi öfkeyi Püskür sonuna kadar Uyku ölüme merhaba demek Susmak İntihar Nice belalardan vurup çıktı bu yürek Daha nice belaları göğüsleyecek Artık namuslu olmak yetmiyor Namusun mihenk taşında vuruşmak gerek. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya BÜYÜ dünyaya hedefine yönelmiş namlulardan bakmalısın kanında fırtınalar dolaşan bir ihtilal neferi gibi bereketli bir bahar gibi etrafına çiçekler saçarak. gür bir ırmaksın dağlarda-tepelerde damarlarımı ısıtan kansın dünyaya hedefine yönelen bir namlu gibi bakmalısın kardeşim sen esir halkların isyanısın sen esir halkların isyanısın binlerce kutbun ortak hedefinde çıplak çelik bir hançerdir hayatın umut mübarek bir kandildir sende ve sevda barış bereket durur ellerinin ellerinin hünerinde. silah çatan çetelerin öfkesi hıncı militan yüreklerin ve namusun kavganın hürriyetin hürriyet fidesi büyü bereketli bir bahar gibi etrafına çiçekler saçarak. büyü uzasın ellerin kamboç çetelerine bolivyadan mitralyözler kuşanıp gelsin vursun ateşli yüreğine ortadoğu’nun büyü tek tek kuşanarak acılarımı büyü isyan güllerinin rahminde bereketli bir bahar gibi etrafına çiçekler saçarak. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 5. KURAL büyür çetelerin hıncı biri nurhak’tan biri gılaladan sökülür gelir bir top ateş olur türküler elmayı dalından koparır gibi düşer gibi sevgilinin gül yanağından zulmün dikenli tellerine gerilir. bayrakları göndere çeken çocuklar uzak bir destandır kangölü guruplarda aç bir çocuk ağlar ağlar durur bir gelin parmağıyla deşer rahmini bir ana tandıra düşer, kavrulur radyoda ince saz, ney taksimi. büyür çetelerin hıncı kent ince ince susar ve geçer günlerin biçare ardında yıkılmış bir hüzün bir pula satılası olur bu dünya. dönek ellerine değince kelepçeler saplanır yüreğini kemirir umutsuzluk ve korku bir kahpe yaradır içerden işler vurur hançerini şah damardan ihanet satarsın ulan satarsın açılmamış gonca gülü Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya UMUT Vurdukça kızgın demire Hünerli balyoz Umut Asla yenilmeyecektir. Söz: Orhan Kotan PEŞMERGE kıvılcımlar toplayarak çoğalıyorum yanmış yıkılmış ocaklardan karnımda savaş alanlarından bir mahşer bir kıyamet binlerce yumruktan atıyor yıldızlar birer ikişer isyan ki bir hançerdir kandan kan çeliktendir açıktır emniyeti silahların çırçıplak ortada namus ve hürriyet hürriyet birinci sözü kitapların bayrak namluların ucunda bağrında dinamit fitilleri ve çakmak taşları avucunda kıvılcımlar toplayarak çoğalıyor………. serptiğim tohum gürüldeyerek götürür toprağa başkaldıran halkların uğultusunu yanmış yıkılmış ocaklar kıvılcımlanır halkımın gözbebekleriyle teçhizatlanmış mukavemet çetelerine bağlanır antenlerim ve çünkü döl yatakları köpük köpük gelinlerim ve katledilmiş umuduyla hayat ve kahır sonra açlık ve darağacı ve simsiyah bir ağrı: vatansızlık bundandır işte yüzümde zindanların parçalandığı dağlarda bir gök gürültüsü gibi yaşadığım bundandır korku ihanetle bütünleşir ben silahımla yani silahıma nişanlıdır istiklal ve köz kömürde tavlanan demir ve çığlık çığlık girdapların ihtilali çatırdayarak göğeren bir orduyum ki, aşiret halklarından destanlar getirir çağın yürek ağrılarına kavgam Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya HALKLARIN KARDEŞLİĞİ ADINA yeni bir dünya için kardeşler yeni bir dünya için bu kavga bu kan bu zulüm yeni bir dünya için kardeşler yeni bir dünya için bu sabır bu kin bu sancı aç çocukların cesetleri ve küçük orospular titreşir duvar diplerinde salhane demokrasisi dilenci sokaklarda fukara mintanlar giyinir ihtilal çünkü yaldızlı kolonyel şapkası ve uzun beyaz sakalıyla finans kapital dolarların azgın dişlilerini dağların damarlarına geçirmektedir canevinde mürteci bir intihar ve işgal ordularının yüzü suyu hürmetine hey gözünü sevdiğimin demokrasisi başı boynuzlusu da eli kelepçelisi. ve dalkavuk ve cümle üç kağıtçı namussuzu telgrafın tellerine kuşlar konmuyor oturmuş körpe yüreğe korkunun zindanları ve savurmuş kara türküsü açlığın beş vakit salahına yoksul müslümanları. ülkem bir zulüm cenderesidir işte kıyı köşe mezbaha orta yer giyotin sofraya kahır taşınıyor akşamları, ekmek yerine ve geceleyin eşleriyle değil acılarıyla yatıyor, çiftleşiyor insanlarım bakmayın bayram seyran gevişen aşaire türküleri ezgileri yalan kavgaları yalan dağların o yanında beller büken evler yıkan bu yanında soygun talan. dönek elleri ve katil yüreğiyle ihanet darağaçları kurmaktır cami avlularına bağımsızlığın kahraman çocukları mavzerlerin intiharında mavzerlerin intiharında cıbranlı halit seyit rıza. hilali bir türküdür dersim mağaraları ak tolgalı mirimiran haykıramaz artık suskundur külhani cakasıyla milli cephe bu dağlarda vuruldu boyunduruk kınalı türkülerin boynuna halkların kardeşliği adına bu dağlarda deşildi gebe kadınların karnı bu dağlarda boğazlandı istiklal-i tam. oysa namlular daha soğumamıştı ekmeğimiz yoktu mermimiz yoktu bin can ile bir umut ektiğimiz toprağımız yok. dağlar gibi yığıldı ölüler ve ayaklar altında namusumuz lanetlenmiş aç çoluk çocuk kadınlarımız, davarlarımız haldan bilmez geçit vermez kanlı zilan of off off be tifüs ve kanser ve siyatik difteri kalp yetersizliği, ülser vesaire ve cümle illeti muzır haşeratın bir de açlık bir de zulüm ah bir de zindanlar ıssız bir uğultudur doğanın padişahı fideler cılız dağlarda umudun hazin sancısı toprağın bağrında tohum kan revan içindedir. ve kan revan içindedir türkülerimiz: “kış günüdür güller açmaz dallarda bülbüller ötmez can arzular elim yetmez vahh lımın bırindarım içerden içerden yar içerden kes bağrım yar içerden’’ işte namus intiharı düşünür kederinden ve bu boş tencerenin onulmaz kahrı utanır kendi kendinden birebir vermeyen toprak karabasan yaşlı öküz. sebisübyan aç-susuz ne giden ne beklenen var ve dağlarda çırılçıplak eşkiyalar. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya 4. KURAL sürdük geceye yıldızları ışıktan yollar döşedik ve damla damla erirken yıldızlarımız toprak damlı evlerde umut sönerken başladık yeniden güneşten döllenmeye ıssız bir acıya bin süngü birden batarken. yıkılanlar oldu bu sıra korku çürümüş bir beyin olarak kafalarda yatarken dağ başlarında kurşunlandılar doğan bir çocuğa armağan oldu adları unutuldular korkuları unutulmadı. kent yorgunu paslı bir alkol gecesine kitaptan katliam gibi korkan general gecelerine radyolara radarlara ajans haberlerine ve burjuva düşlerine yıkıldılar. dağlar bir acılı masaldır artık ve üniversite kan davalarından arta kalan bir feodaldir gelinler ağlayarak girer gerdeğe türkü söylemesini bilmez çocuklar gözlerim bin yaşında evliya türbeleri sen yoksun diye… Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya BU SEVDA Seni gökyüzlü çocuklar Nazlı gülüşlerde verir Bu sevda sağ komaz beni Sağ komaz, beni öldürür Söz: Orhan Kotan ÇAĞRI elverir ki coşku haylaz çocuklarını boğazlamasın avunmak elbette kolaydır şehri yiğit bir türkü gibi dolaşmak dağlara destanlar düşünmek kolaydır hapislere bir sevinç çığlığı gibi düşmek kızların diri göğüslerinde matbaalarda ve kongre zabıtlarında dünyayı tazelemek yeryüzüne depremler düşürmek kolaydır. çünkü binlerce militanın rüzgarlı macerası bir kurşun bile değildir namusun mavzerine gönlün kahpeliğine tutsaksın açıkçası asıl savaş alanı suskundur arkadaş sahipsizdir asıl savaşçılar afyonlu, mütevekkil öyleyse şehrin girdabında çalkalanan zulüm halkın şanlı isyanına işaret değil. bodrum duvarlarına öfkeli yazıları tırnaklarınla kazıyorsan da bulvara dökülen bildiriler harcanan bunca emek, bunca değer fokurdayan metal potası işleyen rotatifler cesetleri iğnelemek gibi bir şeydir ve zaman göz kırpıp usulca telaşına homurdanarak çekip gitmiştir yani bu aşağılık bir dramdır artık çünkü jarjuruna boş kovanları dolduran adam en azından kendinden utanmalıdır yani yetsin diyorum şarkılarınızı, şarkılarınızı dağlarıma sürün diyorum uzatın ellerinizi diyorum uzatın tanışalım helalaşalım. Söz: Orhan Kotan Müzik: Ahmet Kaya Alıntı/Ahmetkaya.com |
||||||||||
|
|
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|